Bölüm 5: Ayşe ana

1006 Words
Süveyda, yaşlı kadının sözlerine rağmen yerinde duramıyordu. Kafasında yankılanan bin bir soru ve içindeki tarifsiz merak, onu harekete geçmeye zorluyordu. Hafifçe doğrulup çevresine bir kez daha baktı. Eski tahta duvarlar rutubetten kabarmıştı. Tavandan sarkan örümcek ağları ve kırık pencere pervazlarından sızan rüzgar, odada hüzünlü bir melodi oluşturuyordu. “Ben buraya nasıl geldim?” diye sordu Süveyda, sesindeki kaygıyı gizlemeye çalışarak. Yaşlı kadın, titrek bir nefes aldı ve yanındaki tabureye oturdu. “Seni yolda baygın buldum. Bu taraflar tekin değildir, ama şanslısın ki ben seni gördüm. Adım Ayşe Ana. Uzun zamandır bu eski evde tek başıma yaşıyorum,” dedi. Süveyda’nın içindeki huzursuzluk bir anlığına yatıştı. Ayşe Ana’nın bakışlarında tanıdık bir sıcaklık vardı. Yine de içindeki şüpheyi bastıramadı. “Pullu? Atım nerede?” diye sordu telaşla. Ayşe Ana hafifçe gülümsedi. “Merak etme, güzel atın dışarıda bağlı. Hâlâ seni bekliyor,” dedi. Süveyda rahat bir nefes aldı ama zihni hâlâ bulanıktı. Bu yaşlı kadının kim olduğu, onu nasıl bulduğu ve bu ıssız yerde neden yalnız yaşadığına dair sorular zihninde dönüp duruyordu. Ama şimdilik tek düşündüğü şey konaktı. Babaannesi, yokluğunu fark etmiş olmalıydı. Eğer bir an önce dönmezse büyük bir fırtına kopacaktı. Ayağa kalkmaya çalışırken başı döndü ve sendeledi. Ayşe Ana hemen ona destek oldu. “Henüz toparlanmadın kızım. Acele etme. Konağa dönmek istiyorsan biraz daha dinlenmelisin,” dedi. Ama Süveyda, dinlemedi. “Geri dönmem lazım. Babaannem fark ettiyse işler daha da kötü olur,” diye inat etti. Ayşe Ana derin bir iç çekti ve Süveyda’nın elini tuttu. “Peki, ama bir şartla… Bu yolu sık sık kullanıyorsan dikkatli ol. Burada sadece yaban hayvanları değil, insanın yüreğini titretecek başka gölgeler de dolaşır,” dedi. Gözlerindeki derinlik, söylediklerinin sıradan bir uyarı olmadığını anlatıyordu. Süveyda, kadının sözlerinden bir anlam çıkaramadı ama teşekkür ederek dışarı çıktı. Pullu onu görünce huzursuzca kişnedi. Süveyda başını okşayarak sakinleştirdi ve hızlıca ata atladı. Ama kafasında hâlâ Ayşe Ana’nın sözleri yankılanıyordu: “Yüreğini titretecek gölgeler…” Konağa dönerken rüzgar saçlarını savuruyor, içindeki huzursuzluk büyüyordu. Ayşe Ana’nın söyledikleri sadece bir yaşlı kadının hezeyanları mıydı, yoksa Süveyda’yı bekleyen başka sırlar mı vardı? Süveyda konağın ağır ahşap kapısını açtığında içerideki gergin hava neredeyse elle tutulacak kadar yoğundu. Salona girdiğinde babaannesi Zeliha Hanım, yüzü kasvetle dolu bir şekilde koltukta oturuyordu. Elleri dizlerinde kenetlenmiş, gözleri ateş gibi parlıyordu. Süveyda’nın içi ürperdi ama dışarıdan belli etmemeye çalıştı. Babaannesinin sert bakışları altında her adımı daha da ağırlaşmıştı. Zeliha Hanım, Süveyda’yı görünce yerinden kalktı. “Süveyda! Nereye gittin yine? Sana kaç kere haber vermeden konaktan çıkma dedim!” diye bağırmaya başladı. Ama gözleri bir anda Süveyda’nın alnındaki kan lekesine takıldı. Öfkesi yerini telaşa bıraktı. “Başın kanıyor! Çabuk, biri bez ve kolonya getirsin!” diye bağırdı ve Süveyda’yı koltuğa doğru çekti. Konağın hizmetçileri telaşla sağa sola koşarken Zeliha Hanım Süveyda’nın yüzünü inceliyordu. Gözlerindeki sertlik yerini endişeye bırakmıştı. “N’oldu sana? Kim yaptı bunu? Yoksa biri mi saldırdı?!” diye sordu. Süveyda’nın aklından o an Ayşe Ana ve harabe evde yaşadıkları hızla geçti. Acaba her şeyi anlatmalı mıydı? Ama babaannesi zaten yabancılara güvenmezdi. Hele Ayşe Ana gibi yalnız bir kadının varlığını duysa iyice öfkelenirdi. Süveyda bir an tereddüt etti ama sonra yalan söylemeye karar verdi. “Merak etme babaanne, attan düştüm. Bir şeyim yok,” dedi zayıf bir sesle. Zeliha Hanım kaşlarını çatarak Süveyda’ya sertçe baktı. “Kaç kere söyledim sana at binme diye! Başına bir iş gelmeden durmayacaksın! Ya daha kötü bir şey olsaydı?!” diye çıkıştı. Ama yine de Süveyda’nın yaralı haline bakıp daha fazla üstelemedi. O sırada hizmetçiler bez ve kolonya getirmişti. Zeliha Hanım, torununun başındaki kanı temizlerken alçalan bir sesle mırıldandı: “Baban bu halleri görseydi, nasıl tepki verirdi acaba?” Süveyda’nın içi burkuldu. Babasının adını duymak bile artık canını acıtıyordu. Ama Zeliha Hanım’ın elleri alnındaki yarayı temizlerken içten içe bir sıcaklık da hissetti. Babaannesinin sertliği ve baskısı arasında saklı bir sevgi vardı. Yine de Süveyda, yaşadığı o tuhaf günü zihninin derinliklerine gömmeye karar verdi. Ayşe Ana’nın varlığı şimdilik sadece onun sırrı olarak kalacaktı. Süveyda başındaki sızıyı hafif hafif hissederken babaannesinin temkinli elleriyle yarasını temizleyişini izliyordu. O ana kadar Zeliha Hanım’ın ona olan ilgisinin sert nasihatlerin ötesine geçebileceğini hiç düşünmemişti. Ama yine de bir sevgi kırıntısı bulmak zordu. Süveyda derin bir iç çekti ve o an Ayşe Ana’nın söylediği sözler zihnine geri döndü: “Bu yollarda yalnız dolaşma; gölgeler seni bulur.” O gece konağa derin bir sessizlik hâkim olmuştu. Süveyda, odasında pencerenin önünde oturuyor, Pullu’nun kişnemelerini ve çiftlikten gelen diğer atların ayak seslerini dinliyordu. Gözleri uzaklara dalmıştı. Annesini hiç tanımamış ama hep bir eksikliğin varlığını hissetmişti. Babası ise annesiyle birlikte gömülmüş gibiydi — en azından Süveyda’nın kalbinde. Birden zihnine bir düşünce doldu. Ayşe Ana’nın evi… Orada başka neler vardı? Yaşlı kadın nereden gelmişti, neden o harabede yalnız yaşıyordu? Dahası, neden Süveyda’ya dikkat etmesi gerektiğini söylemişti? Ertesi sabah gün doğmadan önce yine yatağından sessizce kalktı. Dışarıda serin bir rüzgar esiyordu. Herkes derin uykudayken Pullu’nun yanına usulca gitti. At, sahibini görünce hafifçe kişnedi. “Hadi güzel kızım, bu defa daha dikkatli olacağız,” diyerek yelesini okşadı. Süveyda, Pullu’nun üzerine atladı ve hızla çiftlikten uzaklaştı. Ayşe Ana’nın evine giden patikaya varana kadar çevresini dikkatle kontrol etti. Etrafta bir şey yok gibiydi ama içindeki huzursuzluk gitgide büyüyordu. Harabe eve vardığında Ayşe Ana kapının önünde durmuş, Süveyda’yı bekliyormuş gibi bakıyordu. Gözlerinde bilgece bir ifade vardı. “Biliyordum geleceğini,” dedi gülümseyerek. Süveyda atından inip yaşlı kadının yanına yaklaştı. “Bana bir şey anlatman gerek,” dedi kararlılıkla. “Dün söylediklerin kafamı karıştırdı. Neden yalnız yaşıyorsun? Ve neden bu kadar dikkatli olmam gerektiğini söyledin?” Ayşe Ana derin bir nefes aldı ve gözlerini ufukta bir noktaya dikti. “Bazı sırlar, kızım, toprak gibi derindir. Üzerine ne kadar toprak atarsan at bir gün mutlaka yüzeye çıkar. Ve ben de bir sır taşıyorum,” dedi. Süveyda’nın kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. “Bu sır benimle mi ilgili?” diye sordu. Ayşe Ana başını eğerek fısıldadı: “Hem seninle hem de annenle…” Süveyda’nın gözleri büyüdü. “Annemle mi? Ama annem öldü… Onunla ilgili ne bilebilirsin ki?” Ayşe Ana’nın yüzündeki hüzün daha da derinleşti. “Şirin hakkında bilmediğin çok şey var kızım. Zamanı geldiğinde sana her şeyi anlatacağım,” dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD