Bölüm 2 kara delik

407 Words
Hamilelik ilerledikçe, Şirin’in hali her geçen gün kötüleşmeye başladı. Kendini daha bitkin, daha yorgun hissediyor, ağzına lokma koyamıyor, yataktan çıkmak istemiyordu. Zeliha Hanım bu duruma hiç tahammül edemiyordu. Ardil’e sürekli, “Biz de çocuk doğurduk ama kalkıp her işi yaptık, senin karın tembellik yapıyor,” diyerek Şirin’i suçluyordu. Ardil ise, “Hamileliktendir,” diyerek Şirin’in üzerine fazla gitmiyordu. Günler geçti ve beklenen doğum vakti geldi. Şirin’in sancıları başlamış, suyu gelmişti. Zeliha Hanım hemen bir ebe çağırttı. Doğum, konakta gerçekleşecekti. Ancak her doğum mutluluk getirmezdi; kader bu sefer sert yüzünü gösterecekti. Doğum esnasında dışarıda sabırsızlıkla bekleniyordu. Nihayet bebeğin ilk ağlama sesi duyuldu. Ardil, büyük bir heyecanla odaya daldı. Zeliha Hanım’ın kucağında dünya güzeli bir kız bebek vardı. Minik elleriyle yüzünü kapatmış, hüngür hüngür ağlıyordu. Ardil, kızına bakarken yüreği bir an için mutlulukla doldu. Ancak ardından bakışlarını Şirin’e çevirdiğinde, karısını hareketsiz yatarken buldu. “Anne, Şirin!” diye haykırdı Ardil, korkuyla yatağa doğru koşarken. Zeliha Hanım, yüzünde soğuk bir ifadeyle, “Oğlum… maalesef çok zor bir doğum oldu. Bebeği zor kurtardık, ama Şirin’i kaybettik,” dedi. O an, Ardil’in dünyası tamamen yıkıldı. Daha yeni mutluluğu yakalamışken, uğruna ailesini karşısına aldığı, her şeyden vazgeçtiği sevgilisini, Şirin’ini kaybetmişti. Şirin onun hayatı, dünyası, her şeyiydi. Şimdi onsuz ne yapacaktı? Bebeği kucağına dahi alamadı Ardil. Günahsız minik kızından bile uzak durdu. O günden sonra, bebek hem annesiz hem babasız kaldı. Zeliha Hanım, torununu sahipsiz bırakmamak için hemen bir süt anne buldu ve yanında bir sürü bakıcıyla bebeği büyütmeye çalıştı. Aslında, torununun kız olduğunu duyunca sevmemişti. Ama şimdi minik bebek onun için “Şirin’in çocuğu” değil, “kendi torunu” olmuştu. Zeliha Hanım için Şirin’in kaybı fazla önemli değildi. Hemen oğluna uygun bir eş bulur, erkek torun sahibi olmasını sağlardı. Ona göre her şey daha güzel olacaktı. Ama Ardil bir ölüden farksızdı. Konakta sessizce dolanıyor, hiçbir şeye tepki vermiyordu. Bebeğin yüzüne dahi bakmıyor, sesini duyunca kaçıyordu. Sanki bütün bu olanların suçlusu o masum çocukmuş gibi davranıyordu. Zeliha Hanım, oğluna, “Ardil, böyle olmaz. En azından bir isim koymak gerekir çocuğa. Sen koymazsan, ben koyacağım,” dedi. Bu söz, Ardil’i harekete geçirdi. Hızla yerinden kalktı, öfkeyle ama bir o kadar acıyla konuştu: “Bana kalbimde derin, kapkara bir yara açtı ya… bundan böyle onun adı Süveyda olacak. Bilinsin ki Süveyda, kalpteki kara bir deliktir.” O andan itibaren, minik bebeğe “Süveyda” adı verildi. Bu isim, bebeğin hayatında asla kapanmayacak bir yaraya işaret ediyordu. Süveyda, annesiz, babasının sevgisinden mahrum, acılarla büyümek zorunda kalacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD