KIRMIZI ELBİSE

1704 Words
“Cennet Hanım gitmiş, mutlu oldun mu şekerim?” dedi Jülide. Örtüsünü başına kadar çekmiş Ayperi’nin yanına oturdu. “Gitsin. Gelmesin daha!” dedi Ayperi. “Yaptığın çok ayıptı. Biliyorsun değil mi? Ya yaralansaydı?” “Bana ne!” “Suçlu sensin çünkü nasıl sana ne?” “Hayır, suçlu o! Gelmesini ben istemedim.” “Ama baban istedi. O nazik kadın, baban istediği için buradaydı. Kızman ya da sinirini çıkarman gereken o değildi.” Ayperi örtüsünü aşağı indirip ona kocaman açılmış gri gözleriyle baktı. “Bardağı babama mı atmalıydım yani?” dedi. Jülide bir anlığına bunun fena fikir olmadığını düştü. Belki malum beyin kafasına aldığı herhangi bir darbe o egosunun birazını yaralardı. Ama tabi, küçücük çocuğu suça azmettiremezdi. “Hayıııırrrr!” dedi yapmacık bir dehşetle. “Her ne kadar her şeyin suçlusu o olsa da baban sonuçta! Yapman gereken şey uslu uslu oturup hanımefendiyle tanışmak, onu tanımaya çalışmak ve sonra babana bu evlilik hakkındaki fikirlerini başbaşayken söylemekti.” “İstemem! Sana da kızdım zaten!” dedi Ayperi. Örtüsünü yeniden başına çekip Jülide’ye kıçını döndü. “Aa, bana niye kızdın? Ben işini elinde tutmaya çalışan zavallı bir dadıyım. Bardağı tuttum diye mi? Ama bunu sen katil olma diye yaptım. Bana teşekkür etmen lazım.” “Çünkü o kadını evden göndermedin. Sen yapman gerekeni yapmadığın için ben babamı odaya kilitledim ve o kadına bardak attım. Şimdi de babam bana küstü galiba çünkü onu rezil etmiş oldum.” “Benim haddime değildi.” “Yapsaydın seni severdim.” “Yapsaydım baban beni kovardı.” “Kovmasın diye ona yalvarırdım.” “Özür dilerim ama beni göndermek için elinden geleni yapan bir kızın sözüne güvenecek değilim.” “Korkak!” diye bağırdı Ayperi. Jülide onun üstündeki örtüyü tamamen açıp poposuna bir kere daha vurdu. Ayperi bağırarak ona döndü. Küçük yumruğuyla ona vurmaya çalıştı ama Jülide onun elini havada yakalamıştı. “Şiddetle hiçbir şeyi çözemezsin.” dedi. “Çözerim. Sen de beni tokatlayacağını söylemiştin. Annen de seni dövmüş. Bundan iyi bir şey gibi bahsetmiştin. Şiddet şimdi mi kötü oldu?” “Annelerin çocuklara bir kere vurma hakları vardır. Çünkü o çocuklara doğruyu öğretmek bazen zor olabilir. Ama sen anne değilsin. Büyüğüne saldırmamalısın.” “Ama sen de benim annem değilsin.” “Kusura bakma da, senden sorumlu olan benim şu an. Seni banyo bile yaptırdım. Üstünü giydiriyorum. Saçını yapıyorum. Yemek yediğinden emin oluyorum. Hasta olursan sana ben bakacağım. Babanın karısı olmayabilirim ama yaptığım şey maaşlı annelik.” “Öyle mi?” dedi Ayperi. Bunu biraz düşündü. “O zaman bir sürü maaşlı annem oldu.” “Yani… Yanında üç gün kalabilen dadılar sayılmaz bence ama sen bilirsin.” diye mırıldandı Jülide. Birazcık ama birazcık, böyle azıcık ucundan ufak bir kıskançlık hissetmişti. Ayperi onun bakmak için üzerine maaş aldığı bebeğiydi. Onunla ilgilenmeyi seviyordu. Kız çocuklarını seviyordu aslında. Keşke bir on, on beş tane kızı olsaydı. “Sen de daha bir haftadır buradasın.” diye belirtti Ayperi. “Sus kız! Açıldı çenen yine. Hadi örtünü ört de ağlayarak yatmaya devam et. Ben seni yemeğe çağırırım.” diyen Jülide ayağa kalktı. Ters psikolojiyi bir denemek istemişti. Tahmin ettiği gibi inatçı bir çocuk olan Ayperi’de oldukça işe yaramıştı. Onun emrinden tetiklenen Ayperi hemen yataktan indi. “YATMAM!” diye bağırdı. Sonra elini yüzünü yıkamak için Jülide’yi orada bırakıp banyoya koştu. Jülide sessizce kıkırdadı. Sonra aşağı indi. Kızı Melis’e bakacaktı ama hizmetçilerden biri yanına gelince durdu. “İbrahim Bey sizi çağırıyor Jülide Hanım.” dedi kız. “Oturma odasında mı?” “Oradaki balkonda oturmayı tercih etti.” dedi kız. Jülide balkon fikrinin iyi olduğunu düşündü. İbrahim de onca olaydan sonra biraz sakinleşmeliydi sonuçta. Hava alması biraz sinirlerini yatıştırırdı. Sakin adımlarla balkona çıktı ama İbrahim’i hala sinir küpü bir şekilde buldu. Parmaklarıyla masanın üstünde ritim tutuyor, sol dizinin üstüne koyduğu sağ ayağını sallayıp duruyordu. Yüzünde nemrut bir ifade, önünde bir bitki çayı vardı. “Papatya çayı mı?” diye sordu Jülide. İbrahim ona baktı. Baştan aşağı süzdü. “Seni tutuklatmalıyım.” dedi. “Aa, niye? Müstakbel karının cinayetini önledim. Bana ödül vermeni bekliyordum oysa.” “Sen hiçbir şey yapmadın. Yapmış olsan, en başta buraya varmazdı bu olay. Sana Ayperi’yi hazırlamanı ve tembihlemeni söylemiştim.” “Yaptım. Ama Ayperi şiddeti seçti. O kızı odaya getirip sana bıraktıktan sonra yaptıklarından sorumlu değilim.” “Hepsinden sorumlusun. Sen dadısın.” “Elimden geleni yaptım.” diyerek kendisini savunmaya devam etti Jülide. “Müstakbel karın beni tehdit olarak görmesin diye profesyonel bir dadı gibi bile giyindim. Hatta kostümümü tamamlasın diye geçen gün taktığın gözlüğü de takıp disiplinli Alman dadılara benzeyecektim ama numaralıymış.” İbrahim bir kez daha onun siyah etek, beyaz gömlekli kıyafetini ve ensesindeki birazcık dağılmış sıkı topuzu süzüp güldü. “Sahi bu hal ne? Hele o konuşmalar… Neredeyse beni bile kandıracaktın.” “Kusura bakma da elimde tutmam gereken bir işim vardı. O kadınla evlenirsen 7/24 onunla muhatap olacağım çünkü.” “Onunla evlenirsem, sana ihtiyacım olmayacak.” dedi İbrahim alaycı bir şekilde. Bu sefer gülen Jülide’ydi. “Bu günkü olaylardan sonra Cennet Hanım seninle aynı fikirde olmayabilir. Ömür boyu işi kaptım bence.” “Madem işini elinde tutmak için böyle profesyonel bir dadı rolü yapabiliyorsun, neden bunca zamandır benim yanımda yapmadın? Sence yaranman gereken kişi Cennet mi yoksa ben miyim?” “Kadın patronlara daha çok saygı duyuyorum. Erkekler kendilerine yakıştırmadıkları işi başkasına devrediyorlar basitçe. Yani benim nasıl giyindiğimin hiç önemi yok senin yanında. Ama kadın patronlar her şeyle tek tek ilgilenir. O benim profesyonel görüntümü senden daha çok önemseyecekti buna eminim.” “Bazen eğitimsiz, cahil bir kadın olduğunu düşünüyorum. Ama bazen… tespitlerinle filan… Beni şaşırtıyorsun.” “Teşekkür ederim. Ben de bazen senin kibirli bir hödük olduğunu düşünüyorum.” dedi Jülide. Bir süre ona bakarak kadının lafını tamamlamasını bekledi İbrahim. Ama Jülide’nin dikkati manzarayla dağılmış gibiydi. “Amaaa?” diye kendisi sordu İbrahim sonunda. “Ne aması?” dedi Jülide. “Bazen benim kibirli bir hödük olduğumu düşünüyorsun… Amaaaa…” diyerek onu lafını tamamlaması için teşvik etti İbrahim. “Aması yok. O kadar.” “O kadar mı?” diye sordu İbrahim. Yeniden sinirlenmeye başlamıştı. “O kadar!” dedi Jülide rahat bir tavırla. Tekrar manzaraya döndü. “Kovuldun!” dedi İbrahim keskin bir sesle. Aniden gülümseyip soğumuş çayından koca bir yudum aldı. “Hayır, kovulmadım. Nasılsa yarına sinirin geçer. Ve benim ne kadar işe yarar bir dadı olduğumu nihayet fark edersin muhtemelen. Senden o kadar ümitsiz değilim sonuçta. Zeki adamsın.” dedi Jülide ve o da İbrahim’e gülümseyip içeri girdi. İbrahim çay kaşığını peşinden fırlatmamak için kendisini zor tutarak temiz havada oturmaya devam etti. Ama içeri giren Jülide ona çaktırmasa da sinirden köpürüyordu. Eğitimsiz ha! Cahil ha! Görürsün sen cahili!, diye geçirdi içinden. O gerizekalı, kendi kızını Jülide’nin yarısı kadar bile çözememişti. Şimdi ne hakla… Ne HAKLA! NE HAKLA ona cahil diyebiliyordu ki? Tamam, Jülide hiçbir zaman kız kardeşi gibi okul zekisi olamamıştı. Babası öldükten sonra da iyice salmıştı. Ergenliğini annesine illallah ettirerek geçirmişti hatta. Ama Jülide normal bir insana göre oldukça zekiydi. Bunu biliyordu. İnsanları iyi gözlemlerdi. Bir kere gördüğü yüzü, bir kere gittiği yeri asla unutmazdı. Kimse onunla girdiği tartışmayı kazanamazdı. Ayrıca oldukça becerikliydi. Evliyken kocası bir asalak olduğu için bütün tamir işlerini, bütün sokak işlerini o hallederdi. Araba lastiği değiştirmeyi biliyordu. Bir karadeniz kadınıydı o. Tek başına bütün ağır işleri yapabilir, silah kullanabilir, olası bir kavgada ortalama bir erkeği alt edebilirdi. İyi araba kullanıyordu. Traktör kullanmışlığı da vardı ve hiç kullanmamış olsa bile kamyonda da iddialıydı. İbrahim Bey’in tanıdığı kaç kadın bunların yarısını yapabilirdi acaba? Anca yargılasındı egoist domuz! Aniden neden onun düşüncelerini umursadığını merak etti Jülide. Ne önemi vardı? İsterse Jülide’yi gerçekten kovabilirdi. Jülide’nin onun parasına ihtiyacı mı vardı sanki? Ona ihtiyacı olan Ayperi olmasa çoktan çekip gitmişti. Galiba boşandıktan sonra ondan başka kimseyle görüşmediği için Jülide’nin kafası karışmıştı. Düşünüp buna bir çare aradı. Eğer Melis’i birkaç saatliğine Şirin teyzesine bırakabilirse biraz dışarı çıkıp, başkalarıyla flört edebilirdi. Lisede bütün erkekleri kapısına köpek etmişti, fazla paslanmadığını umuyordu. Bunu hemen bu gece yapacaktı ve İbrahim’in kendi üzerindeki gereksiz etkisini yok edecekti. Belki Rüzgar’ı çağırırsa tek başına da çıkmak zorunda kalmazdı. Rüzgar buralı sayılırdı. Güzel mekanlar biliyor olmalıydı. Kısa bir mesaj yazıp gönderdi ama o olsa da olmasa da çıkacaktı. Kararlıydı. Neyse ki Rüzgar telefonun başında bekliyormuş gibi hemen ona cevap vermiş ve heyecanla beklediğini söylemişti. Odasına gitti. Kızına giyinmesini söyledi. Kendisi ise çok severek aldığı ama fazla şık olduğu için giyme fırsatı bulamadığı kırmızı bir elbise giydi. Elbisenin kare kesim bir dekoltesi ve dirseklerine uzanan tül kolları vardı. Kalçalarını saran dar eteği dizinin altına kadar iniyordu. Sol bacağında dizinin üstünden başlayan kısa bir yırtmacı vardı. Saçlarını tarayıp açık bıraktı. Kahverengi saçları dalga dalga omzuna dökülmüştü. Rimel, allık ve ruj sürüp siyah topuklularını giydi. Siyah küçük çantasını da alarak kızıyla kapıya doğru yürüdü. “Nereye gidiyorsunuz?” diyerek merdivenden inip peşlerinden koştu, onların hazırlanmış bir şekilde odadan çıktığını gören Ayperi. Onu neden götürmüyorlar diye merak etti. Şirin teyzeye o da gidebilirdi. Geçen gün birlikte gidip bebek sevmişlerdi. “Baban beni kovdu Ayperi. Melis’le çok ağladık içeride. Şimdi kız kardeşime gidiyorum. Eşyalarımı sonra alırım. Elveda!” dedi Jülide dramatik bir tavırla. Pekala! Birkaç saate geri dönecekti çünkü İbrahim’in sözünü bir tarafına takmamıştı ama Ayperi’nin tepkisini merak ediyordu. Ne kadar ilerleme kaydettiğini tam şu an görebilirdi. “Öyle mi?” dedi Ayperi düz bir sesle. “Güle güle!” diye ekledi burnunu havaya dikip soğuk bir şekilde ve mutfağa girdi. “Hıh!” dedi Jülide alınmış gibi. “Gerçekten gitsek bizi çok arardı, haberi yok.” Melis başını aşağı yukarı sallayarak onayladı. O da Ayperi gibi küçük burnunu havaya dikmişti. Kapıya doğru gittiler. Bahçeden çıkarken balkondaki korkuluğa yaslanmış sigara içen İbrahim onları gördü. “Nereye gidiyorsunuz?” diye seslendi. Kendisinden izin almadıkları için kızmıştı. Patrondu sonuçta. “Kovdun ya beni! Kız kardeşime gidiyorum. Eşyalarımı alırım sonra!” diye bağırdı Jülide. “Saçmalama, Jülide. Gir içeri!” “Girmem! Kırıldım. Özür dilemen lazım.” “Dilemeyeceğimi biliyorsun.” “Sen kaybedersin.” diye gülerek son bir kez bağırdı Jülide ve Melis’in elini tutarak neşeyle sokaktan aşağı yürümeye başladı. Geride bıraktığı İbrahim elleriyle sıkıca korkuluk demirlerini tuttu ve dudaklarını sertçe birbirine bastırdı. Jülide’nin onunla alay ettiğini anlamıştı. Geri dönecekti bunu zaten biliyordu. İbrahim’in takıldığı şey Jülide’nin gerçekten kız kardeşine gidip gitmediğiydi. Kendisiyle olan randevusuna bile böyle süslü püslü gelmemişti. Bir randevu için bile fazla iddialıydı bu gereksiz bir şekilde seksi olan kırmızı elbise.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD