Seher
Emine abla bana rençber olacaksın derken benim daha 15 yaşımda olduğumu görmezden geliyordu. Ona bir şey dememek için dilimi ısırdım. Gözyaşlarımı içime akıttım ve hiçbir şey demeden sadece başımı salladım.
Avluyu süpürürken bir ara başımı kaldırıp güneşe baktım. Gün ortasına gelmişti bile. Yüzüme vuran sıcak hava, beni daha da güçsüz bırakıyordu.
Mutfakta yemekleri hazırlarken elimdeki bıçak birkaç kez avuçlarıma battı. Parmaklarımda küçük kesikler oluştu. Ama onları bile umursayacak kimsem yoktu. Kendi başıma kanayan sıyrıklarımı silip kan durunca sebzeleri kesmeye devan ettim.
Tüm işleri ben tek başıma yaparken Emine abla hanımımmış gibi tepemde dolanıp ‘onu öyle yapma, doğru kes, beceriksiz, teyzende senin gibi mıymıntı,’ gibi sözlerle beni azarlayıp durdu.
Yemek hazırdı. Sofrayı da kurmuştum. Ekmekleri keserken Emine abla bir odaya yemek alıp götürdü. İçerden bağırma sesi geldi. Ben o zaman anlamadım ama meğerse evde biri daha varmış.
**
Akşama doğru Hozan Ağa’nın ayak sesleri kapının önünde duyulmaya başlayınca, Emine abla aniden yanıma gelip hızla kolumu sıktı.
“Ağaya şikâyet ettiğini duyarsam seni pişman ederim, anladın mı?”
Başımı hızlıca salladım. Sanki şikâyet edecekmişim gibi… Zaten kim inanırdı ki bana?
Hozan Ağa içeri girer girmez, Emine ablanın yüzüne tatlı bir gülümseme yerleşti. Kadın bir anda yumuşacık olmuştu. Kolumdan tutup nazikçe yanına çekti. Hozan Ağa
“Aha bak Hozan, kızımız bugün bütün işlerde bana yardım etti. Eli pek işe yatkın değil ama ben ona her bir işi öğretirim Allah’ın izniyle.”
Ağanın gözleri üstümde gezindi bir süre. Yüzünde memnun bir ifade vardı.
“Güzel, güzel,” dedi. “Böyle akıllı olması iyi. En azından işlerin kolaylaşır. Şimdiye kadar durduğum kabahatmiş. Sırf hizmetimizi görsün diye genç karı almak lazımmış.”
Hozan ağa sanki komikmiş gibi o gıcırtılı sesiyle güldü. Sigara içmekten sararmış dişleri, beyaz sakallarındaki turunculuk midemi bulandırıyordu. Kaç yaşında olduğunu bilmiyordum ama elli yaşında vardı. Zaten bildiğime göre Emine abla da ölen karısından sonra aldığı genç bir hanımdı. Emine abla onun kadar yaşlı değildi. En çok 38 yaşlarında ya var ya yoktu.
“Kız pek mülayim çıktı maşallah.”
Adım bu evde ‘kız’ olmuştu. Seher diyen bile yoktu.
Elimi yumruk yaparak sıkmaktan kesiklerimden kan sızıyordu ama kimse halimi görmüyordu. İçimde büyüyen bir öfke ve acı vardı. Bu evde sadece bir hizmetçiydim. Kuma değildim, eş değildim, bir aile ferdi hiç değildim. Sadece bu evde hizmet görecek, çocuk verecek ve ağanın soyunu devam ettirecek bir et yığını gibi hissediyordum.
Sadece işlerini gördüğüm sürece var olacak biriydim. Ama kendimi bozmuştum. Bakire değildim artık. Elime erkek eli değmeden kendimi kirletmiştim. Birkaç gün sonra kanamam durunca bu evde kıyametler kopacaktı. Ya ölecek ya da baba ocağına geri gönderilecektim. Babamın anamın olmadığı o baba ocağı, bana gurbet gibiydi.
Hozan Ağa bana doğru bir adım yaklaşıp yüzüme dikkatlice baktı. “Aferin bak sana ne aldım,” diyerek bana bir poşet verdi.
Poşeti açmadan kucağımda tuttum. “Aç hele,” dedi.
Başım önümde poşetteki hediyesini çıkardım. O sırada yüzüm kıpkırmızı kesti. Beyaz kumaştan kısa etekli kolsuz bir entariydi. Bunu şehir kadınları gecelik diye giyerdi. Ama köy kadınları böyle şeyler giymezdi.
Emine ablanın eli, fark ettirmeden sırtımı hafifçe dürttü.
“Teşekkür et ağana,” dedi fısıltıyla.
Başımı eğdim, dudaklarımdan zar zor çıkan bir sesle:
“Sağ olasın Ağam,” dedim.
Hozan Ağa hafifçe başını sallayıp “Temizlenince bunu giyersin,” dedi ve sofraya geçip bağdaş kurdu. Emine abla hemen suyunu doldurup önüne ekmeği verdi. Ağa yemeğini yiyene kadar etrafında pervaneydi. Ağa dışarı çıktı. Emine abla bana bakıp “Dikilme öyle, topla kirlileri temiz kaşık getirde yemek yiyelim,” dedi.
O zaman anlamıştım buranın adetini. Emine abla kocasıyla yemek yemiyor ona hizmet ediyordu. Ağa yiyip gidince biz yiyecektik tabi ben önce Emine ablaya hizmet edecektim.
Akşam yemeğini yediğimde içerdeki odadan sesler geliyordu. Emine ablaya soracakken yer minderine kıvrılıp uyuduğunu gördüm. Gün boyunca çalışıp yorulmuş gibi…
Sofrayı topladım bulaşıkları yıkayıp mutfağı toplarken Hozan ağaya görünmeden odama bir gölge gibi geçtim.
Gözlerimi kapattığımda içimde büyüyen korku artık yerini başka bir şeye bırakmıştı. Ya o adam gelirde entariyi giy derse? Artık bu evde dayanmak çok zordu. Bu hayatı istememiştim ama şimdi direnmekten başka çarem kalmamıştı.
Ben Seher’dim. Daha doğrusu adını bile taşımayan bir kızdım. Kimsenin bilmediği, duymadığı, görmediği… Ama bir gün bu görünmezliğim sona erecekti. O güne kadar direnmekten başka yolum yoktu.
**