Sabah, kuş cıvıltılarıyla değil, demirin taşa sürtünme sesiyle başladı. Dicle, yatağın içinde cenin pozisyonunda kıvrılmış, pencerenin dışındaki metalik gürültüyü dinliyordu. Fırat şaka yapmamıştı. Güneş henüz tepeye varmadan, iki demirci ustası avluya girmiş, yatak odasının balkon kapısına ve penceresine kalın demir parmaklıklar monte etmeye başlamışlardı. Kaynak makinesinden çıkan kıvılcımlar, sabah güneşine karışıp sönüyordu. Fırat, odanın ortasında giyinik halde dikiliyor, ellerini arkasında kavuşturmuş, yapılan işi denetliyordu. Tıpkı bir hapishane müdürü gibiydi. Yüzünde ne bir pişmanlık ne de bir şefkat kırıntısı vardı; sadece yapılması gerekeni yapmanın verdiği o soğuk tatmin duygusu okunuyordu. "Sağlam olsun," dedi Fırat ustalara, sesi motor gürültüsünü bastıracak kadar toktu

