Ayağa kalktı, kemerini çözmeye başladı. Hareketleri yavaş ama kararlıydı. "Madem enerjin fazla geliyor, madem bahçelere inip gezinecek gücün var..." Gömleğini çıkarıp yere attı. Geniş, kaslı göğsü, aldığı sık nefeslerle inip kalkıyordu. "O zaman o enerjini kocana harca." Dicle geriye doğru sindi. "Fırat, hayır... Hamileyim, doktor stres yok dedi..." Fırat, koltuğun iki yanına ellerini yaslayıp üzerine eğildi. "Stres yok," dedi fısıldayarak. "Sadece itaat var. Sadece zevk var. Doktor sana 'kocanı reddet' demedi." Dudakları Dicle’nin boynuna gömüldüğünde, Dicle bunun bir sevişme olmayacağını biliyordu. Bu, Fırat’ın o duvar dibindeki itaatsizliğe kestiği cezaydı. Tenine değen her öpücük, attığı her ısırık, "Sahibin benim" diyen bir mühürdü. Dicle’nin itirazları, Fırat’ın dudakları aras

