Azad Canım Yanıyor!

983 Words
Bacaklarımla onu itmeye çalıştım, gövdemi yay gibi gerip altından sıyrılmak için debelendim. Ancak dizini bacaklarımın arasına bir balyoz gibi vurdu, beni tamamen savunmasız bıraktı. Üzerimdeki o incecik siyah dantelleri, binbir emekle hazırladığım zırhımı bir kâğıt parçasıymış gibi hırsla, parçalayarak çekip attı. Çıplak kalan tenime değen o sert elleri canımı yakıyordu; dokunuşları artık bir arzu değil, bir cezalandırmaydı. "Azad yapma! İstemiyorum böyle!" diye feryat ettim, gözlerimden öfke ve çaresizlik yaşları süzüldü. Ama o, sesimi duymamak için boynumdaki tenimi morartırcasına ısırdı. Hırıltılı nefesi kulağımı tırmalıyordu. İçimdeki o hırçın at artık nefes nefese kalmıştı ama teslim olmuyordu. Omuzlarımı silkerek, kalçalarımı savurarak altından kurtulmaya çalıştım. Fakat Azad, o hayvani güçle her hamlemi boşa çıkardı. Göğsü göğsüme baskı yaparken kalbinin o vahşi, düzensiz ritmini hissettim. Beni tamamen altına almış, gururumu ve bedenimi ezip geçmeye yemin etmişti. ''Bade'yi sikemedin diye mi bu hırsın?'' dedim ama dediğime çok pişman oldum. Bir anda durdu. Azad, yüzünü boynumdan yavaşça kaldırdı. Gözleri, zifiri karanlıkta parlayan iki kor parçası gibiydi; bakışları tenimi yakmıyor, resmen ruhumu delip geçiyordu. Bileklerimi tutan elleri o kadar şiddetle sıkıldı ki, "Azad... Canım yanıyor," diyemedim bile. Söylediğim o tek cümle, aramızdaki son köprüyü de havaya uçurmuştu. Sesi, derinlerden gelen bir deprem uğultusu kadar kısık ve tehlikeli "Sen... Sen az önce ne dedin Zerrin? Tekrar et o cümleyi. Tekrar et!" Gözyaşlarımın arasından dikleşerek, pişmanlığımı öfkemle örterek "Duyduğunu duydun Azad! Aşağıda o sarı yılanın kollarında gevşeyen sendin, benim üstümde aslan kesilen de sensin!" Azad bir anda gülümsedi. Ama bu öyle bir gülüştü ki, Cemal’in o sinsi sırıtışından bin kat daha korkunçtu. Ellerimi bırakıp yavaşça üzerimden kalktı ama gitmedi. Yatağın kenarına tünedi, sırtı bana dönük bir şekilde başını ellerinin arasına aldı. Omuzlarının sarsıldığını gördüm; ağlıyor muydu yoksa gülüyor mu, anlayamadım. "Ben seni korumaya çalıştım Zerrin... 'çocuktur' dedim, 'masum' dedim. Sen o kirli zihninde beni böyle mi kurguladın? Başka kadınların hayaliyle senin tenine dokunacak kadar alçak mı gördün beni?" Aniden bana döndü, yatağın örtüsünü hırsla çekip attı. Hızla ayağa kalktı, parçalanmış gömleğini yerden alıp arkasına bakmadan odadan çıktı. Kapıyı öyle bir çarptı ki, odadaki vazonun devrilme sesi kulaklarımda yankılandı. Koridorda uzaklaşan sert adımlarını dinlerken ne yapacağımı düşünmeye başladım. O kapının sesi, sadece bir ahşabın metale vurması değildi; Azad’ın bana olan o son merhamet kırıntısının da kopuşuydu. Koridorda uzaklaşan o sert, öfkeli adımları dinlerken olduğum yere çöktüm. Duyduğunu duydun aslan parçası! diye fısıldadım karanlığa doğru, ama sesim hıçkırıklarımın arasında kayboldu. Canın nasıl yandı değil mi? O "masum" dediğin Zerrin, zehrini senin o çok güvendiğin onuruna akıttı işte! Üzerimdeki o parçalanmış geceliği hırsla çıkarıp attım. Gardırobun kapağını açtım, Azad’ın bana aldığı o ağır, kapalı elbiselerden birini değil; kendi bavulumdan çıkardığım en keskin hatlı elbisemi giydim. Aşağıdan bir cam kırılma sesi daha geldi. Azad kütüphanede ya da salondaydı. Belki de Bade şimdi yanına gitmiş, o sinsi elleriyle omuzlarını ovuyor, "Gördün mü Azad, o kız normal değil" diye fısıldıyordu. "Hele bir gitsin..." diye mırıldandım, odadaki vazodan dökülen suları umursamadan kapıya yöneldim. "Hele bir dokunsun o sarı çıyan sana Azad. O zaman bu konağı sadece senin başına değil, sülalenin başına yıkmaz mıyım ben!" Kapıyı açıp koridora çıktım. Merdivenlerin başına geldiğimde aşağıdan gelen sesleri dinledim. Azad'ın kükreyen sesini değil, Bade'nin o ince, yapay ve yatıştırıcı sesini duydum: "Sakin ol Azad, o sadece bir çocuk, ne dediğini bilmiyor, ne dedi de sinirlendin sen..." O an beynimdeki bütün sigortalar bir kez daha patladı. Merdivenlerin tırabzanını öyle bir sıktım ki tırnaklarım cila katmanını yardı. Merdivenleri inerken her basamakta içimdeki o öfkeli at daha da şahlanıyordu. Topuklarımın mermerde çıkardığı ses, sanki bir idam mangasının ayak sesleri gibi yankılanıyordu konakta. Kütüphanenin kapısına yaklaştığımda Bade’nin o yapış yapış sesi kulaklarıma doldu. "Yazık sana da, bak ellerin titriyor..." Kapının eşiğinde durdum. Azad, dağılmış saçları ve kan çanağına dönmüş gözleriyle koltuğa oturmuş, başını ellerinin arasına almıştı. Bade ise hemen yanı başında, o sinsi ellerini Azad’ın omuzlarına koymuş, bir yılan gibi sokuluyordu. Azad yorgun ve hırıltılı sesi ile "Tamam Bade... Git artık. Ben yalnız kalacağım biraz. Odana çık." ''Ben bize birer yeşil çay yapayım,'' dedi. Tam o sırada fırtına gibi içeri daldım. Gözlerimden ateş fışkırıyordu. "Duydun kocamı Bade! Defol artık, her yokluğumda kocamın yanına tüneme, git!" Bade bir anlık şaşkınlıkla yerinden sıçradı ama hemen o sahte, korumacı maskesini takındı. Azad’ın omzundaki elini çekmediği gibi, bana "zavallı" bir şeye bakıyormuş gibi baktı. "Zerrin, saçmalama. Bak Azad ne halde, sen hâlâ bağırıp çağırıyorsun. Sizi bu halde baş başa bırakamam, ikiniz de iyi değilsiniz. Hele sen... Kontrolünü tamamen kaybetmişsin." Bir adım daha yaklaştım, sesim titriyordu öfkeden "Sana mı kaldı lan bizim iyiliğimizi düşünmek? Sen kimsin ki benim kocamla aramda 'hakemlik' yapıyorsun? Senin o 'iyilik' dediğin şeyin altındaki irini ben biliyorum! Kocam sana git dedi, duymuyor mu o kulakların? Defol git buradan!" Azad’a dönerek, sesi iyice inceldi "Azad, baksana... Bu kız gerçekten iyi değil. Onu bu sinirle senin yanına nasıl bırakayım? Ben burada kalıp sana yardımcı olacağım." İçimdeki sigortalar tamamen patladı. Masanın üzerindeki kristal kül tablasını gördüğüm gibi kaptım. "Ulan hala 'yardımcı olacağım' diyor! Senin o sinsi yardımını da, o ipek elbiseli götünü de ben şimdi..." Kül tablasını Bade’nin ayak ucuna, mermere doğru fırlattım. Kristal tuzla buz oldu. "Siktir git dedim sana yollu! Gitmezsen o sarı saçlarını elime dolar, seni bu konağın avlusunda sıçan gibi sürüklerim!" Korkuyla bir adım geri kaçtı ama hala direniyordu "Azad! Bir şey desene! Bu kız delirmiş!" Azad bir anda başını kaldırdı, sesi gök gürültüsü gibi "Bade, çık!" dedi ve ayağa kalktı. Bade, Azad’ın o kesin ve sert çıkışıyla daha fazla dayanamadı. Gözlerinden nefret saçarak bana bir bakış attı, o ipekli eteğini savurarak kapıya yöneldi. Ben zafer kazanmışcasına kapıya bakarken, Azad kolumu tuttu. ''Yürü, sesin çıkmasın yürü.'' dedi beni sürüklemeye başladı. Tam biz merdivenleri çıkacakken, Ruken ve Cemal geldi. ''Kız ne oluyor yıktınız ya ortalığı?'' ''Yenge, çıkın odanıza yatın bir şey olduğu yok.'' dedi Azad. ''Ah be Azad karılar seni paylaşamadı.'' deyince Cemal, Azad ters bir bakış atıp. ''Allah aşkına herkes gitsin yatsın. Yeter bu amına koyduğumun yerinde herkes kafayı mı yedi?'' dedi ve beni çekiştirmeye devam etti. Azad’ın parmakları koluma bir pranga gibi dolanmış, beni merdivenlerden adeta uçuruyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD