Dur Diyene Kadar +18

1077 Words
"Tamam ağabey... Geliyorum, beş dakikaya dışarıdayım!" diye seslendi Azad. Sesi, bir erkeğin en uç noktada verdiği yaşam savaşı gibi hırıltılı çıkmıştı. Dilim avucunun içinde oyunlar oynarken, diğer elimle onun o taş gibi sertliğini kavramaya devam ediyordum. Azad’ın başı geriye düştü, gözlerini yumdu. Bizim dünyamız o banyonun nemli zeminine hapsolmuştu. Cemal Ağabey’in kapıdan çıkış sesini duyduğumuz an, Azad elimi ağzımdan çekti ve beni omuzlarımdan tutup kendine daha sert mühürledi. "Beni mahvediyorsun Zerrin," diye fısıldadı kulağıma. Nefesi alev alevdi. Saçlarımı sertçe kavrayıp yüzümü kendine çevirdi. Dudakları tekrar dudaklarıma kapandığında, bu seferki öpüşme değil, bir savaştı. Azad’ın elleri belime gitti, beni tek hamlede kucağına alıp lavabonun kenarına oturttu. Azad beni belimden kavrayıp kendine öyle bir mühürledi ki nefesim kesildi. "Ağabeyim dışarıda bekliyor..." dedi nefes nefese, gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan. Hastanenin o soğuk kokusu yerini tamamen Azad’ın yakıcı ten kokusuna bıraktı. Eli bacağımın iç kısmında yukarı tırmanırken, parmaklarının ucundaki o sertlik beni delirtmek üzereydi. Azad, alnını alnıma yasladı; göğsü bir körük gibi inip kalkıyor, her nefesi dudaklarıma çarpıyordu. "Deli olacağım," diye hırıldadı Azad, dişlerini alt dudağıma geçirip sertçe çekerken. "Burada, annem o odada ölümden dönmüşken seni bu halde, bu daracık yerde... ama duramıyorum Zerrin. Sen benim sonum olacaksın." Azad, ellerini bacaklarımın arasına, o en ıslak ve en sıcak noktaya yerleştirdiğinde, boğazımdan kaçmak üzere olan inlemeyi durdurmak için başımı onun omzuna gömdüm. Parmakları, dün geceki o yarım kalan hıncı çıkarırcasına sert ve amansızdı. Nefes nefese, kalbim boğazımda atarak ellerimi Azad’ın o gerilmiş, taş kesilmiş kollarına koydum. Onu itmiyordum, aksine daha çok tutunuyordum ama dudaklarım kulağına yaklaştığında sesim bir fısıltıdan çok, yanık bir yakarıştı. "Azad... dur," diye inledim, sesimdeki arzu titreyerek döküldü. "Lütfen... burada olmaz. Biri gelecek, Mahmut Baba görecek... Lütfen Azad." Dudaklarını dudaklarına sürtüyor, üç parmağı vajinamın ıslaklığında, girmeden git gel yapıyordu. İnlemelerimin arasında onu durdurmak için yalvarmaya başlamıştım. ''Azad dur...ne olur dur. Aah Azad konağa gideceğiz birazdan.'' Bacaklarımı ona daha çok doladım, kalçalarımı ona bastırırken gözlerimden bir damla yaş süzüldü; bu bir acı değil, bu delice bir korku ve bitmeyen bir açlıktı. "Odamızda..." diye fısıldadım, sesim şehvetten boğulmuştu. "Konağa gidelim... Odamızda, o kapıyı üzerimize kilitlediğimizde sana yemin ederim her şeyimle seninim. Ama burada yapma, yalvarırım burada lekeleme bizi. Çıldırıyorum senin için, yanıyorum ama burada olmaz... Odamızda Azad Barzan, odamızda seni içime alacağım, lütfen..." Gözlerini açıp doğrudan gözlerimin içine baktı; o bakışlarda öyle bir hayal kırıklığı ve öyle bir hiddet vardı ki bir an nefesim kesildi. Tam sınırdaydı, tam o uçurumun kenarındaydı ve ben onu çekip almıştım. "Siktir!" diye kükredi, ama sesini Cemal Ağabey duymasın diye boğazında boğdu. Ellerini bacaklarımdan öyle bir hızla çekti ki, lavabonun üzerinde boşluğa düştüm. Azad arkasını dönüp duvara sert bir yumruk attı. Fayansların çıtırtısını duydum. Öfkesi o daracık banyoda elle tutulur bir hale gelmişti. "Giyin," dedi, sesi buz gibiydi. "Hemen giyin Zerrin. Tek bir kelime daha etme, yoksa seni burada, bu kapının arkasında herkesin içinde mahvederim." Üzerimi ellerim titreyerek düzelttim. Pantolonumu çekerken Azad aynada kendine bakıyordu; yüzü kıpkırmızı, boyun damarları şişmişti. Kendi kemerini sıkarken dişlerini gıcırdatıyordu. Kapıyı sertçe açıp dışarı fırladığında ben de peşinden, sanki bir suç işlemişiz gibi başım önde çıktım. Cemal Ağabey bizi gördüğünde Azad’ın o barut fıçısı halini fark etmemesi imkansızdı. "Ne oldu ulan?" diye sordu Cemal şüpheyle. Azad, ağabeyinin yüzüne bile bakmadan, "Su akmıyordu, Zerrin'de hala çok halsiz" diye geçiştirdi. Sesi hala o vahşi ritimle titriyordu. "Zerrin annemin yanına git, bende geliyorum.'' ''Git, kızım üst katta yirmi sekizinci oda.'' dedi Cemal Ağabey, ben sesimi çıkarmadan yukarı çıktım. Türkan Hanım’ın durumu stabilize edilmiş, yoğun bakımdan normal odaya alınmıştı; ama bilinci tam yerine gelmediği için hastanede kalması gerekiyordu. Mahmut Ağa ve Dicle kapıda bekliyordu, odaya girdim Türkan Hanım gözlerini hafifçe araladı. O her zamanki otoriter ama şimdi yorgun sesiyle fısıldadı: "Zerrin... Kızım... Eve git, üzerini değiştir. Biraz dinlenin.'' dedi. ''İyi misiniz?'' diye fısıldadım. ''Ben iyiyim siz gidin zifafınızı yerine getirin günahtır.'' demesiyle başım öne eğildi. Yanıyordum alttan zonklayan vajinam tüm vücudumu yakıyordu. Yüzümde kızarmış olacak ki Türkan Hanım, ''Azad gelsin ben sizi yollayacağım... akşam gelirsiniz bana da sen bir kaç parça eşyayla, seccademi, tesbihimi getir.'' nefes nefese konuşuyordu. ''Zorlamayın kendinizi...'' derken Azad girdi odaya. ''Anam benim, kurban olurum sana iyi misin?'' dedi ve Türkan Hanım'ın dizinin dibindeki koltuğa oturdu. ''İyiyim oğlum bir şeyim yok...'' . . . Sohbetler edilirken hepimizin keyfi yerine gelmişti. Azad gülmüyordu, ben güldüğümde de bakışlarını üzerime kitliyordu. ''Hadi, Zerin kızım kalkın siz.'' Türkan Hanım öyle dediğinde Azad ''Nereye ana?'' dedi sesi bir anda kısılıvermişti. Gülmemek için kendimi tutuyordum. ''Zerrin kızıma söyledim ben, benim birkaç eşyam var onları getirecek... Ha birde kızların başında dursun yemekler hazır olunca akşam alın gelin.'' Sen neymişsin be Türkan Hanım. ''Ana ben kalayım mı? Zerrin şoförle gidip gelsin.'' Sen gerizekalı mısın acaba, kocam beni çıldırtacak birazdan. ''Daha bir günlük karını bırakıp nerede kalıyorsun sen? Kalk git buradan.'' . . . "Azad, annenin istediği o seccade... Hangi dolaptaydı, biliyor musun?" diye sordum usulca. Sesimdeki titremeyi gizleyememiştim. Azad’dan tık çıkmadı. Sadece vites kolunu sertçe 4’e attı. "Azad, sana diyorum. Konuşmayacak mısın?" Yine sessizlik. Sadece motorun uğultusu... Bakışları yoldan bir saniye bile ayrılmıyordu ama yan profilindeki o gerginlik, patlamaya hazırdı. Patlasın diye can atıyordum. Konuşarak bu adamın duvarlarını yıkamayacağımı anladım. Madem sesimi duymak istemiyordu, ben de parmaklarımla ruhuna sızardım. Arka koltuğa uzanıp çantamı aldım. İçinden telefonumu çıkardım. Telefonu bildirim sesiyle sarsıldı. Göz ucuyla ekrana baktığında, adımı görünce kaşlarını anlamsız bir ifadeyle çatarak bana baktı. Bende omuzlarımı ve kaşlarımı kaldırarak gülümsedim. ZERRİN BARZAN: Her vites değiştirdiğinde kolunun damarları şişiyor ya... İşte o an o ellerin vücudumda nerelerde gezeceğini hayal ediyorum. ZERRİN BARZAN: O banyoda beni lavaboya yasladığında hissettiğim o sertliğini, şimdi pantolonunun altında nasıl zapt etmeye çalıştığını biliyorum. İçimde dolaşman için çıldırıyorum. Bu mesajdan sonra elini bacağıma getirip sıkmaya başladı. Eli yavaş yavaş varjinama doğru ilerliyordu. ZERRİN BARZAN: Canavarımı, kapıyı kilitlediğimiz an serbest bırak. ZERRİN BARZAN: Bu gün altında inletmeni istiyorum Azad Barzan. Azad, mesajı okuduğu an frenlere asıldı. Araba asfaltın üzerinde çığlık atarak yolun kenarındaki ıssız bir ağaçlık alanın önünde durdu. Emniyet kemerini tek hamlede çözüp üzerime doğru eğildiğinde, gövdesi tüm görüş alanımı kaplamıştı. "Sen..." dedi, sesi artık bir insan sesi değil, bir yırtıcının hırıltısıydı. "Sen kaşınıyorsun Zerrin.'' Nefesi yüzüme çarpıyordu. ''Sen beni, çıldırtıp şu ağaçlıkta seni inlete inlete sikmemi istiyorsun.'' Yaklaşıp dudağının kenarını ufak bir hamleyle yaladım. ''Hayır kocacığım odamıza kadar sabret, ben senin beni orada...'' dedim sonra kulağına yaklaşıp fısıldayarak ''sikmeni istiyorum.'' diyerek yanağına bir öpücük kondurdum. Çenemi tutup ''O jartiyerlerin..." diye fısıldadı, dudakları dudaklarıma değerek konuşuyordu. "O jartiyerlerin her bir ipini tek tek ağzımla sökeceğim, o yazdığın her kelimeyi sana inleterek yutturmazsam bana da Azad demesinler. Azad bırak beni artık diye yalvarışlarını duyacağım Zerrin Barzan."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD