Bölüm 5:Kaba olmak yok +18

1156 Words
"Buna emin misin?" Alaz'ın sesi alçak ve ciddiydi, sözleşme belgesi masanın üzerinde uzanıyordu. "Evet," diye fısıldadım, kalemi onun elinden neredeyse bir çekiştirişte aldım ve belgeye imzamı attım. İçimde bir zorlama veya pişmanlık yoktu. Bu adımı bilinçli ve isteyerek atıyordum. Bir daha olsa, yine aynı şeyi yapardım. "Yarın saat kaçta çıkıyoruz?" diye sordum, biraz neşe katmaya çalışarak. "Nereye?" "Arkadaşlarımla yemeğe." "Ne? Gidiyor muyuz?" Şaşkınlıkla ona baktım. "Evet," dedi, yüzünde nadir görülen sıcak bir ifadeyle. Bu beklenmedik jest karşısında içim coşkuyla doldu. Umudumu neredeyse kaybetmiştim. Kendimi ona attım, kollarımı boynuna doladım. "Teşekkür ederim!" O da bana karşılık verdi, beni sıkıca kavrayıp kucağına aldı. Ayrıldığımızda, dudaklarımız buluştu. Bu öpüş, imzanın mühürü gibiydi; sert, tutkulu ve sahiplenicı. Elleri kalçalarımda gezindi, tenimi avuçlayıp sıktı. İnlemelerim, onun ağzında kaybolurken, dili ağzımın içinde benimkiyle dans etti. Kendimi ona daha da bastırdım, ondan gelen o içgüdüsel, hırıltılı sesi duymak için. Elbisenin eteğini tutup yukarı, belime kadar çekti. Ben de titreyen ellerimle onun kemerini çözdüm, pantolonunu indirmesine yardım ettim. Vücudu, gücünü ve arzusunu her haliyle belli ediyordu. Külotumu bir kenara itti ve beni üzerine oturtturdu. İçime girdiği o ilk an, ikimiz de başlarımızı geriye attık, aynı anda inledik. Tamamen alamıyordum belki, ama ritmik bir şekilde yükselip alçalmaya başladım. Hızlandıkça, onun kendini tutma çabası yüzündeki ifadeden belli oluyordu. "Sikeyim... Evet... Aynen böyle devam et..." diye homurdandı, küfürler ve övgüler karışıyordu ağzından. "Şşşt," diye fısıldadım, işaret parmağımı dudaklarına bastırarak. "Kaba olmak yok." Daha hızlı hareket ettim ve o, avucunun sert yanıyla kalçama bir şaplak indirdi. Keskin bir "Ah!" sesi odada yankılandı. Sonra aniden, bacaklarımdan tutup beni kaldırdı ve masanın üzerine yatırdı. Koluyla masadaki eşyaları süpürdü, bir çığlık ve cam sesi arasında. İçimden çekildi ve tüm ağırlığıyla tekrar girdi. Her vuruşu, masayı ve beni sarsıyordu. Gömleğini çıkarıp fırlattı. Üzerimdeki elbisenin fermuarını bulmaya çalıştı, ama bulamadı. "Bir daha bu elbiseyi giyecek misin?" diye gürledi, bir vuruş daha yaparak. "Evet!" diye meydan okudum, acı ve zevkin sınırında. Cevabımı duyar duymaz, elbisenin ince kumaşını dekoltesinden ikiye ayırdı. Bir yırtık sesiyle birlikte elbise paramparça oldu, üzerimden sıyrılıp yere düştü. "Hayır," dedi, sesi karanlık ve kesin. "Giymeyeceksin." Aynı kaderi külotum da paylaştı; onu da yırtarak üzerimden çıkardı. Bu sefer içimde kaldı, sadece yarıya kadar çekilip tekrar derinlemesine girerek beni deli ediyordu. "Geliyorum..." diye inledi, sesi gergin. Aynı anda, içimde patlayan sıcaklık dalgasıyla birlikte ben de boşaldım. "Tanrım... Çok güzelsin, Derin..." diye fısıldadı, tüm benliğini bana bırakırken. Bir süre öyle kaldık, nefes nefese. Sonra içimden çekildi. "Hadi, odana git. Evde kimse yok, rahat ol." Masadan indim, yırtık kıyafetlerimin enkazını yerden topladım ve odama doğru yürüdüm, tenimde onun izleri ve yüzümde garip bir zafer duygusuyla. --- Sabah, yatağımda gözlerimi açtığımda ilk iş telefonuma uzandım. Caner'i aradım. "Alo, tatlım!" "Caner,nasılsın?" "İyiyim,sen? Dün gelmeyecek gibi konuşmuştun da." "Yok,yok, geleceğim. Ama sevgilimi de getiriyorum." "Harika!Tanışırız. Kızlar da geliyor." "Mükemmel.Görüşürüz, öptüm!" Telefonu kapattığımda, arkamda bir varlık hissettim. Döndüğümde, Alaz oradaydı. "Kimi öpüyordun?" diye sordu, sesi tehlikeli bir alçaklıkta. "Caner'i. Neden? Bu kadar yakın mıyız sanıyorsun?" diye alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdim. Giyinme odasına geçip bir crop ve yüksek belli pantolon giydim. Topuklu ayakkabılarımı giyerken, "Nereye gidiyorsun?" diye seslendi. "Ne demek nereye? Arkadaşlarımla yemeğe gidecektik hani?" "Gidecektik? Sen ve ben?" Yüzünde hiçbir şey ifade etmeyen bir bakış vardı. "Şaka mı yapıyorsun? Dün gece söyledin!" "Dün gece... İçkiliydim. Hatırlamıyorum." "Ne?" diye bağırdım, yanına yaklaştım. "Yaşadıklarımızı da mı hatırlamıyorsun?" Saçımı kulağımın arkasına ittim. "Onları unutur muyum hiç?" Yüzünde anlık bir gülümseme belirdi. "Şaka yapıyordum. Tabii ki hatırlıyorum." "Çok gıcıksın!" diye omzuna yumruk attım ve makyajıma başladım. "Bu arada, benim arkadaşım da gelecek." "Nasıl yani?" "Dün partinin sahibi, Ozan. O da gelecek." "Tamam. Zaten bir o eksikti." Hazırlanıp aşağı indiğimde, Alaz beyaz gömleği ve siyah pantolonu içinde beni bekliyordu. Bakışları, üzerimde gezindi. "Şu Caner denen herif yanlış bir hareket yaparsa, onu yaşatmam," diye uyardı, sesi alçak ama net. "Bence bunu bana söyleme. Sen kendi arkandan kork," diye cevap verdim, kapıyı açıp dışarı çıktım. "O kim oluyor da bana bir şey yapabilir?" diye homurdandı, peşimden gelerek. --- Restorana vardığımızda onları gördüm. "Selam!" Caner hemen ayağa fırlayıp bana sarıldı. Alaz'ın bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Funda ve Özge'yle de sarıldıktan sonra, "Siparişleri verelim mi?" diye sordum. "Alaz'ın arkadaşı gelecekmiş, onu bekleyelim." "Vay, ismi de çok etkileyici," dedi Caner. Alaz bana anlamlı bir baktı. "Alaz, sevgilim. Bunlar da Özge, Funda ve Caner." "Memnun oldum," dedi Alaz, zoraki bir gülümsemeyle. Ama Caner'in bana sarılması, onun içindeki fırtınayı körüklüyordu. "Aşkım, siz oturun, ben tuvalete gidip geliyorum," dedi Caner, ayağa kalkarak. 'Aşkım' kelimesi, Alaz'ı anında ayağa fırlattı. "Ne oluyor lan?" diye gürledi. "Alaz, sakin ol, otur," diye onu koltuğa itmeye çalıştım. "Sana 'aşkım' diyor, duymuyor musun?" "Sana götünü kolla dememiş miydim?" diye sırıttım. "Şu suyu bir içsenize," diyerek bardağı eline tutuşturdum. Tam o sırada Özge, "Caner erkeklerden hoşlanıyor, dikkat et seni kapmasın," deyiverdi. Alaz'ın yuttuğu su, yanlış borudan gitmişti. Öksürerek boğulurken, sırtına vurmak zorunda kaldım. "İyimisin?" "İyiyim de,bunu niye önceden söylemedin?" diye tersledi beni. "Ne oldu ya, Alaz, niye kızardın ki?" diyerek Caner, Alaz'ın omzuna dokundu. Alaz, bir yılan sokmuş gibi sıçrayıp yanımdaki boş koltuğa geçti. "Uzak tutun şunu benden!" "Ya, niye söylüyorsunuz bunu!" diye sızlandı Caner. Tam kızlarla gülüşürken, Ozan geldi. "Selam," dedi, bana elini uzatarak. "Dün tanışamadık. Ozan." "Memnun oldum, Derin." İsmimi biliyordu elbette. Sonra Caner'e döndü. "Ozan." Alaz sessizce güldü. "Neye gülüyorsunuz?" diye sordu Funda. "Sevgilin var mı senin?" diye sordu Funda, Ozan'a. "Niye, çok mu beğendin?" "Yok, Caner erkeklerden hoşlanıyor da..." Funda sözünü bitiremeden, Ozan elini hızla çekti ve sandalyeye oturdu. "Oğlum, niye söylemiyorsunuz lan bunu!" diye Alaz'a çıkıştı Ozan. "Ben de yeni öğrendim!" "Siparişleri verelim artık, çok acıktım," diyerek konuyu kapattım. Yemekler geldiğinde, Alaz'ın eli masanın altından bacağıma kaydı. Tenimde yarattığı o dokunuş, kelebekler uçuşturuyordu. Sonra elini çekti. "Peki, Alaz, sen ne işle uğraşıyorsun?" diye sordu Özge. İçimden bir kahkaha yükseldi. Emekli mafya, güzelim, diye düşündüm. Alaz'ın eli tekrar bacağıma döndü, bu sefer daha yukarı, crop'un açıktı bıraktığı karın bölgeme kadar çıktı. Göbek deliğimin etrafında daireler çizmeye başladı. Kulağıma eğildi, sıcak nefesi tenimi yakarak. "Bu açık göbeğin hesabını gece soracağım." Ben de ona doğru eğildim. "Şimdi sorsan olmaz mı?" diye fısıldadım, elini tutup daha aşağı, bacaklarımın arasına doğru çekerek. Tam o sırada, ince, tiz bir ses duyuldu. "Alaz?" Alaz, bir elektrik çarpmış gibi geri çekildi. "Bebeğim, burada ne işin var? Bunlar kim?" Genç, sarışın bir kadın, elini Alaz'ın omzuna koymuş, onu okşuyordu. "Sevgilimin arkadaşları," diye soğuk bir tavırla cevap verdi Alaz. "Sevgilin mi?" Kadın şaşkınlıkla masayı süzdü. "Kim?" "Ben," dedim, dik bir duruşla. Kadın dudak büktü. "Sen daha çok küçüksün, tatlım. Annen kızmıyor mu buna?" "Kızmıyor," diye kesip attım. Alaz elimi tutmaya çalıştı, ama ben hızla çekip önüme döndüm. İçim, öfke ve incinmişlikle dolmuştu. "Ya Emel, senin ne işin var burada? Gitsene!" diye Ozan araya girdi ve kadını restorandan çıkarmak için zorladı. Alaz hemen kulağıma eğildi. "O, arkadaşım bile değil." Ama artık çok geçti. Kendimi ondan uzaklaştırıp ayağa kalktım. "Tuvalete gidiyorum. Yemek gelirse başlayın." Çantamı alıp tuvalete doğru yürüdüm, kalbim hızla çarpıyordu. Sırf benim yanıma bir erkek oturdu diye ortalığı birbirine katmıştı, ama kendisi kadınlara omuz veriyordu. Bu çifte standardın hesabını mutlaka soracaktım. Oyun yeni başlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD