6.BÖLÜM

1886 Words
Ceyda'yı da alıp arabamı almaya gitmiştik. Neyse ki bıraktığım yerde bıraktığım gibiydi. Yemeğmizi dışarıda yemeğe karar verip, nezih bir restorant seçtik. Ceyda sürekli bana bakıyordu, bir şey sormak istiyor ya da konuşmak istiyordu. Ben henüz ona güvenebileceğimi sanmıyordum. Sessizlik içinde yemeğimizi yedik. "İstesen çekirdek alıp sahile inelim." Ceyda'nın söylediğiyle aklıma Cemil geldi. Onu aramamıştım. Oda beni aramadı. Saate baktığımda ona geldiğini gördüm. Yarın arayacaktım artık. Ceyda'nın ilgisi beni şaşırtmaya başlamıştı. İşin tuhaf tarafı babam beni on emanet etmiş ve İstanbul'a gitmişti. Arkadaşlarımla bile görüşmem kısıtlıyken, beni bana göre yabancı olan bu kadına emanet etmesi, kafamda bazı sinyallerin yanmasına sebep oldu. Sahilin sakin bir yerine geçtik. Elimizde çekirdek denizi izledik bir süre. "Ceyda" sesimle bana döndü, sanki bunu bekliyor gibiydi. "Sence, ben güzel miyim?" Ceyda kısa bir süre ağzı açık bir şekilde yüzüme baktı, ardından kahkaha atıp eliyle yanağımı okşadı. "Bence çok güzelsin, seni beğenmeyen utansın." Dudaklarımı büzüp "beğenilmediğimi nerden çıkardın" dedim. "On yedi yaşında bir kız, durup dururken böyle bir soru soruyorsa, onu üzen bir aptal mutlaka vardır." Başımı salladım. Yani güzel olduğumu bende biliyorum, ben o yabancıdan bahsetmiyorum tabi, beni üzen Giray için zevksiz demesiydi. Ne yani, ben zevksiz insanların hoşlanacağı bir kız mıyım? Bir kere o kendine baksın, o gözlerini kısarak baktığı zaman çok çirkin oluyor. Üstelik yüzünde ki o sakalları da.. O sakalları. Of kimi kandırıyordum, bal gibi onun sözleri üzmüştü beni. Yine de çirkinin teki. "Yani beni Giray beğenir mi? Yani sen onun için zevksiz der misin?" Ceyda'nın yüzü bir anda gerilmişti. Gözlerime bakarken bana bir şey söyleyecekmişte, söyleyemiyormuş gibi. Kafasını sallayıp, yüzündeki gergin ifadeyi dağıttı. "Sen çok güzelsin Nil, bir kere yeşil gözlerin var, uzun saçların, senin yaşında böyle uzun boylu, fiziği düzgün olmasını isteyen bir sürü genç kız tanıyorum ben. Eminim o diş tellerin çıktığında inci gibi gülüşe sahip olacaksın. Yine de o gözündeki gözlük, gözlerinin güzelliğini saklayamıyor. Bana göre seni beğenmeyen zevksizdir. " Cevapsız kaldım. Güzel olmak ya da göze hitap etmek bunlar benim için çokta önemli değil aslında. Yine aklımdan çıkmıyordu o sözleri söylerken ki yüz ifadesi. Çok öfkeliyim, insanlar böyle aşağılanmamalı. Kalpsiz. Otele dönüp odalarımıza geçtik. Yatağıma girip kitabımı açtım. Okurken sanki satırların arasında yansımasını görüyordum. Kafamı sallayıp kendime geldiğimde devam ettim, görüntü tekrar canlandığında bıkkınca soluk bıraktım. İçten içe o lafı nasıl yediğimi anlayamıyordum. Dişlerimi birbirine bastırdım. Yatağın içine kayıp pikeyi kafama kadar çektim. Gözümü kapatınca yine aynı görüntü belirdi. Pes edip yataktan kalktım. Işığı açıp odanın içinde volta atmaya başladım "Sen kendini ne sanıyorsun be, ulan ben o zevksiz diyen ağzıma iki tane nasıl çakmadım ya. Bu güne bugün tekvando şampiyonuyum ben be. Tamam o savunma amaçlı öğrenilmiş bir şey olabilir, yani ben bunun yanında çok güzel yumruk atarım. Babamla kum torbası patlattığımız günler de oldu. " Ben ne saçmalıyorum. Kendi kendime konuşuyordum. Aynı otelde kalıyoruz bir de. Aha... Aynı otelde kalıyorsak, ben gidip bunun hesabını sorabilirim, yani o kim oluyorda beni ağlatabiliyor. Hayır babam kıyamazken bana, o kim oluyor. " Evet ya, ben gideyim kapısına, sorayım bunun hesabını, evet evet, ben gidiyorum, gidiyorum yani." Kapı kartımı alıp odadan çıktım. Merdivenleri hızlı hızlı çıkarken aklımda sadece ondan hesap sormak vardı. En üst katın koridorunu yokladığımda kimse yoktu. Hatırladığım kapıya doğru ilerlemeye başladım. Ona bu gece bunu sormassam kesinlikle uyku uyuyumazdım. Kapının önüne geldim gayet kararlı bakışlarımı kapıya diktim, tam elimi kaldırmıştım ki gözlerimi aşağıya kaydırıp üzerime baktım. Tavşanlı pijamalarımla çıkmıştım odamdan. Elim hala havadayken dudağımı ısırdım. O sırada kapı açıldı. Gözlerim dehşetle açılırken karşımda üzeri çıplak , altında şortuyla, başını havluyla kurulayan yabancı vardı. Ben ona şok olmuş şekilde bakarken, o anlamsızca yüzüme bakıyordu. Yüzü sert, ifadesiz halini alınca, elimi indirip bir adım geri gittim. Yüzümü kararlı tutmaya özen gösteriyordum. "Ne var." O sırada kafamda hazırladığım konuşma uçup gitti. İçimde bir şeyler düşüp kırıldı, yine hiç bir şey söyleyememiştim. Geldiğim yöne geri döndüm. "Hayatım, kim o." Kadın sesini işittiğim de omzumun üzerinden baktım. Yine sinsice sırıtıyordu. Gözlerim yanmaya başlamıştı. Merdivenleri koşarak inip, odama girdim. Hiç beklemeden yatağıma girip gözyaşlarımı serbest bıraktım. Elim ayağım kilitleniyordu sanki, konuşmayı bile beceremeyen aptalın tekiyim. * Yeni bir güne uyandığımda saat kahvaltı saatiydi. Acıyan gözlerimi ovuşturup banyoya girdim. Bir süre sonra odadaki işlerimi bitirdiğimde, Ceyda'nın kahvaltıya inmiş olduğunu düşünüp yanına ilerlemeye başladım. Bu gün kendimi o aptalı düşünerek üzmeyecektim. Ceyda'yı elinde tuttuğu fincanı ağzına götürürken görüp yanına gidip oturdum. "Günaydın." Elindeki fincanı bırakıp yüzümü süzdü. "Günaydın da, senin gözlerinin hali ne, ağladın mı sen." Ona yalancı bir tebessüm edip "ne alakası Ceyda, şey damlalarım kızartıyo gözlerimi" diye saçma sapan bir açıklama yaptım. Oda ikna olmuş gibi yaptı. "Hadi kahvaltımızı yapalım." Başımı salladım. Etrafta sebepsizce göz gezdirirken hemen çaprazımda, üç beş masa ileride bana sırıtan o yüzü gördüm. Yok artık,kafamı başka yöne çevirip tekrar baktığımda hayal değildi, gerçekten oradaydı. Garson servisi yapıp giderken artık bana bakmayı kesti. Ben oturduğum yerden onun yüzünü rahatça görüyordum. Karşısında sarışın bir kız vardı. Elini kolunu oynatıyordu. Hararetli bir şey anlattığı belliydi de, karşısındaki kalpsizin pek dikkatini çektiği söylenemezdi. "Günaydın" diyerek yanağıma bastırılan dudaklarla irkildim. Kafamı çevirdim, Giray'ın yüzüyle karşılaştığımda rahatlamaya çalıştım ama mümkün değildi. Ona çok kızgın, kırgın ve öfkeliydim. Onlar yerlerini alırken, gözüm ona kaydı. Yüzü gerilmiş, sinirli bakan gözlerini bizim masaya dikmişti. Sıra bendeydi. Elime çay fincanımı alıp dudaklarıma götürdüm. Bu anda gözlerimiz çakıştı, yan bir gülüş çizdim yüzüme, sinir eden bir göz kırpışımda onun elindeki çataşı sıktığını gördüm. Ona bakmayı kesip kahvaltımı yaptım. "Bu akşam eğlenmeye gidelim mi?" Giray'ın sorusuyla ona döndüm, eğlence dediği, içki, dans, kadınlar. "Yine sinirlenip yarışa gitmeyeceksen olabilir." "Hadi ama bam, hala kızgın mısın?" Ona 'sence' der gibi bir bakış attım. Kolunu omzuma attı. Bu hareketinden ilk kez rahatsızlık duymuştum. "Ya yarışamadık zaten polisler geldi" dedi gülerek. "Biliyorum" dedim. Pot kırdığımı anladığımda dudağımı ısırdım. "Nasıl biliyorsun" dedi, her an patlayacak sinirini dışa vurarak. Bakışlarımı kaçırdığımda "nasıl biliyorsun dedim" diye kükredi. Etraftaki bakışların üzerimize döndüğünü gördüğümde, söyleyecek bir yalan aradım. "Sesine dikkat eder misin?" Ceyda gayet otoriter bir tavırla Giray'ı geri püskürttü. "Bunu seninle sonra konuşacağız." Bir an korkudan kalbim duracak sanmıştım. En azından sonrası için bir yalan bulabilirdim. Şimdilik rahatlamaya çalıştım. Giray'lar işleri olduğunu söyleyip gittiğinde, Ceyda'yla hazırlanıp denize indik. O şezlongta dergi okurken bende kitap okuyordum. Telefonum sesiyle kulaklığı çıkardım. Arayan babamdı. "Babacığım." "Prensesim nasılsınız?" Artık çoğul konuşuyordu. "İyiyiz, güneşleniyoruz." "Harika, o halde bugünün tadını çıkarın, yarın İstanbul'a geliyorsunuz. İşlerimi halledemedim. Zaten yeterince tatil yaptık, değil mi?" Gerçekten öyleydi. Bana bu kadar tatil yetmişti. Nasılsa annemler hala tatil yapıyodu, babamla baş başa sinema keyfi yapardım. Onunla iş yerinde arabalarla haşır neşir olmayı bile seviyordum. Benim için en dinlendirici tatil evde olmak olacaktı. Her zaman öyleydi. "Peki babacığım, ama şey biz bu akşam eğlence mekanına gidebilir miyiz, Giray'larla." "Olur ama, Ceyda'yla gideceksin ve onun yanından ayrılma sakın." "Tamam babacığım seni seviyorum." "Bende seni seviyorum prensesim." Babamla konuştuktan sonra otele dönmüştük. Ceyda benim yanımda olacağı için ben rahattımda, o halinden memnun muydu? Sonuçta bakıcılık yapıyordu bana. Karşılıklı odalarımızın kapısına geldiğimizde "Ceyda, rahatsız olmassın değil mi?" diye sordum, sonuçta istemesse gelmeyebilirdi. "Olur mu tatlım, hem eğleniriz fena mı?" Gülümsedim. Odama girip kısa bir duşun ardından hazırlanmaya başladım. Ne giyecektim. Dolabı açıp kıafetlerimi karıştırdım. Son gecemizdi ve çok eğlenmek istiyordum. Babam böyle tatillerin son günleri, mutlaka yapacak en eğlenceli şeyi bulurdu, deli gibi eğlenirdik. Bu bizim tatile veda etme biçimimizdi. İşin içinden çıkamamıştım. Telefonumdan Ceyda'yı arayıp yanıma gelmesini rica ettim. Ceyda'nın gelmesini beklerken annem aramıştı. Onunla konuşurken Ceyda gelmişti. "İşte geldim, a kusura bakma biraz geciktim, babanla konuşuyordum." Ona başımı sallayıp geçmesi için yol verdim. "Kim o Nil." Annemin sorusuyla ona Ceyda'dan bahsetmediğimi hatırladım. "Of anne, bir arkadaş, hadi seni seviyorum öptüm by."Telefonu yüzüne kapatmak zorunda kalmıştım. Bundan ona ben bahsetmek istemiyordum. Sonuçta Erhan beyden, babama ben bahsetmemiştim. O zaman asıl annem babama gidip anlattıysa, aynısını babam yapmalıydı. Ceyda'ya içler acısı durumumdan, acıların çocuğu misali bahsederken o odadan koşarak çıkıp gitmişti. Anladı tabi oda benim güzel olmadığımı. Kapı tekrar çalınca koşarak açtım. Karşımda Ceyda elinde kutuyla duruyordu. "Bu sana almıştım ama abes kaçar diye vermedim." Gülerken onu içeriye çektim. Heyecanlanmıştım. Kutuyu açtığımda mavi rengin büyüsüne kapılırken, elbiseyi kutudan çıkarım. Mini bir elbiseyle bakışmaya başlamıştım. Çok güzeldi. Önce elbiseyi giydim. Elbise kesinlikle genç kız işiydi. Ceyda saçlarımı açıp dalgalı bir şekilde fön çekti. Aynaya baktığımda, elinde eyelinerla önüme geçti. İşini bitirdiğinde önümden çekildi. Aynadaki ben aynı bana benziyordu. Artık bütün işlerimiz bittiğinde Ceyda'nın arabasıyla, Giray'ların olduğu mekana doğru yola çıktık. Kısa sürede mekana gelmiştik. Ceyda beni insanların arasından geçerken sıkı sıkı tutuyordu. Bu kadını sevmeye başlamıştım. Zaten sevmiştim de, daha fazla sevmeye başladım. Giray burada olduğunu söylemiş yine ortalıktan kaybolmuştu. Ziyanı yoktu, biz Ceyda'yla da iyiydik baş başa. Hareketli şarkılar çalıyor insanlar kudurmuş gibi dans ediyordu. Yaşım buraya girmeme yetmiyordu ama yanımda Ceyda vardı. Dört ay sonra on sekizime girecektim zaten. Başımda birilerinin beklemesine gerek kalmayacaktı. Etrafıma bakınırken bize doğru yaklaşan yabancıyı farkettim, yine o sinsi sırıtışıyla. Adım adım bize doğru geliyordu. Ceyda yerinden kalkıp o yabancıya elini uzattı. O tam bir beyefendi edasıyla, Ceyda'nın elinin üzerine bir öpücük kondurdu. Kaşlarım hayretle kalkmıştı. Ceyda "Nil, canım bak bu beyefendi, bizim şirketin en büyük ortağının oğlu Kağan Mert Kılıç"diye bizi tanıştırırken ağzım aralandı. Demek ki resmi olarak böyle tanışacakmışız. Kağan elini uzattı, ben bir eline bir yüzüne bakıyordum " Nil. "Ceyda'nın sesiyle ayağa kalktım. Onu mahçup etmemek adına elini sıktım. Müziğin ritmi yavaşlamıştı." Benimle dans eder misiniz? "Gözlerimin ani reflekslerine engel olamıyordum. Sinsi sırıtışını takındığın da, aslında onun tanıdığım o kalpsizden farkı olmadığını anladım. Öyleymiş gibi yapıyordu. Ceyda'ya baktım. Başını salladı. Hiç bir şey söylemeden piste çıktık. Elini belime koyup beni kendine yapıştırdı. Belimi sertçe tutuyor, bu yaparken etrafa bir şey yokmuş gibi bakıyordu. Elimi elinin içine aldı. Müziğin ritmine ayak uydurmaya başladık. Başım onun omuzundan biraz yukarıda kalıyordu. Yanağıma değen sakalları, içimi gıdıklamıştı. Belimi hala çok sıkı tutuyordu. "Ne yapmaya çalışıyorsun?" "Hiç." Sinirle parmaklarımı omuzuna batırdım, bu sırada yüzüme bakıyordu. "Yapma, canım acımıyor, hissetmiyorum." "Hissetmiyorsun da nasıl anladın." "Yüzünden, acı çekiyormuş gibi bakıyorsun" deyip kahkaha attı. Dişleri güzeldi. Gülüşüde öyle ama karakteri... "Sana burdan ekmek çıkmaz, boşuna uğraşıyorsun bence" dedim. Kafasını yanağıma dayadı. "Sen öyle san." Başımı yan çevirdiğimde, ağzım ağız mesafesinde durdu. "Amacın ne, o günden sonra beni unuttuğunu bile düşünmüştüm." Burnundan sesli bir nefes aldı. Başımı omuzundan ileriye çevirdim. Zira ona yakın olmak istemiyordum. "Aslında hep aklımdaydın" dedi. Hayretler içinde ona bakmaya başladım. Sanki birazdan yaptığı kabalığı affettirecekti. İçime oluşan gıdıklanma, yüzüme yansıdı. "Düşündüm ki;Giray'ın canını böyle yakabilirim, seni kullanarak." Gülümsemem yüzümde donmuştu. Öfke bedenimde ki yerinden başını uzatmıştı. Dişlerimi birbirine bastırdım, burnumdan soluyup ayağına bastım. Zerre etkilenmedi. "Gülümse, yoksa yarışa gittiğini arkadaşına söylerim, tabi bunun yanında, geceyi birlikte geçirdiğimizi de." Gözlerim tekrar yanmaya başladı. Nasıl biriydi bu böyle, tek sözüyle canımı yakıyordu ama sanki yakmıyormuş gibi. Ben onun yüzüne bakarken o sanki bir şey bekliyormuş gibi elimi sıktı." Hazır mısın? "Söylediğine anlamsızca bakışlar atarken, sert bir şekilde koluma geçirilen parmaklarla geri çekildim. Giray bir eliyle kolumu sıkıyor, diğeriyle Kağan'ın yakasını tutuyordu. Göz yaşlarımı serbest bıraktım çok bile tutmuştum." Ulan sen canını mı susadın." "Ne oluyor arkadaşım, sadece dans ediyorduk" dedi Kağan, sanki haberi yokmuş, Giray'ı tanımıyormuş gibi. Kolum öyle acıyordu ki, geri çekebilecek gücüm yoktu. İkisi aralarında atışırken Ceyda, kolumu Giray'dan kurtarıp, onun kolunu büktü. "Çek ellerini kızımın üstünden." Ben kolumu tutarak ağlarken, Kağan yanıma geldi. "İyi misin" diye sordu. Bir süre yüzüne baktım. Çünkü ciddi olup olmadığını anlamak için bunu yapmak gerekiyordu. Ceyda Giray'ı iterek kendinden uzaklaştırdı. "Bir daha sakın ona dokunma." Giray'ın yüz ifadesini gördüğümde Ceyda'nın arkasına saklandım. İlk defa ondan saklanacak kadar korkuyordum. Ceyda beni kolunun altına alıp çıkışa yöneltti. Bu sırada Kağan çantalarımızla peşimizden geliyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD