3.Bölüm Part 2

1065 Words
Sonunda mağaramın olduğu yere ulaştığımda iki güneş dağın arkasına kadar inmişti. Sevgili ailem ile olan karşılaşma yüzünden değerli zamanımı gereğinden fazla harcamıştım. Sevgili ailem . . . Evet sanırım onları böyle isimlendirmem gerekiyordu artık. Zira ‘ Aile ’ kavramı geçen yıllar içinde benim için oldukça değişmişti. Başlarda bu kelimenin karşılığı benim için öfkeydi, reddedişti ve özlemdi. Sonra kabulleniş ve bekleyişe döndü. Bana gelen o mektup ile buraya geri döndüğüm zaman kavuştuğum mutluluk oldu. Ama sonra değişti. Verdiği duygudan ziyade kavramın karşılığı olan kişiler değişti. Artık benim için aile sadece anne, baba ve kardeşlerden oluşmuyor. Biraz kulağa kötü gelebilir ama sanırım artık onlar ikinci planda kaldılar. Benim ailem beni çok seven, bana değer veren, iyi günde kötü günde yanımda duran ve beni asla bırakmayacak olan bir eşten , Connor’dan ; her daim güvenebileceğin deli dosttan , Destiny’den ; biraz umarsız olsa da kan bağımız olmasa da bana hep destek çıkan abiden , - gerçi kendisi artık kaynım oldu - Ian’dan ; zırt pırt sağdan soldan elinde patlamış mısırı ile ortaya çıkan ama en kötü anlarda dahi yüzümü güldüren Kahin’den , Elenorn’dan ve henüz hiçbir şeyden haberi olmayan ponçik minik ejderhacıklardan, Alice ve Alec’den oluşuyordu. Abim Jackson da vardı tabi ki bu listede. Hatta belki öz akrabalarım arasında bu listeye giren tek kişiydi. Şayet zorlar isek başkaları da girebilirdi bu kişilerin yanına ama has kadro bu diyebilirim. Uğurlarına can alıp can verebileceğim insanlar onlardı. Kan bağım olan kişilerden daha önemliydiler . Sonunda beklediğim kişinin kanat çırpma seslerini duyunca uzun süredir baktığım akan sudan kafamı kaldırdım. İşte gelmişti. Kırmızı Topraklar’ın Kral’ı, evrenin en güçlü siyah ejderhası Connor Villtur. “Sen son zamanlarda biraz yavaşladın sanki. Ha sevgilim? Yoksa yaşlanıyor musun? Eh seni de anlamak lazım. Dört yüz yaşına merdiven dayadın ne de olsa.” Connor sözlerime aldırış etmeden iki kanadını olabildiğince açarak esnedi. Ardından pençesinin arasında tuttuğu ölü koyunu olduğum yere doğru hafifçe attı. Yuvarlanan koyun kuyruğuma çarparak durdu. Bana oldukça üstten bakan sarı ejderha gözlerinde kibir vardı.   “Tüm gün sağda solda koşuşturan ve geleceğimiz için casusluk yapan ama kendini hiç önemsemeyen pervasız eşime yemek getirmek ile meşguldüm. Yavaşladığım falan yok kadın.” İki adım ile yanıma geldi. Devasa yüzünü benimkine yaklaştırdı. “Ayrıca bana bir daha yaşlı dersen sana aksine oldukça genç olduğumu ispatlarım. Ve güzel karıcığım bunun sonu hiç iyi bitmez.” Burnundan tek nefes ile siyah duman verdi. Sesi giderek daha edepsiz hale gelmişti. İmasını anlamamak imkansızdı. “Savaş kapımızdayken dikkatimi dağıtmaya çalışmaktan vazgeç .” Kıkırdayarak onu göğsünden pençem ile hafifçe ittim. “Söz konusu bir şeyleri ispatlamak olduğunda senin dikkatin kendiliğinden dağılıyor hayatım .” “Bu konuda seninle uzun uzun konuşmak isterdim ama zamanımız yok. Hadi. Vakit daha fazla geç olmadan yemeğini ye de kendi bedenine dön. İkimizin yokluğu fazla dikkat çekecektir.” Kafası ile yerde yatan koyunu işaret etti. Bu adam baya kıllı mıllı çiğ bir hayvan getirmişti bana. Onu yememi nasıl beklerdi? Ayrıca . . . “İki problemimiz var.” dedim boğazımı temizleyerek. Connor olduğu yere oturdu. Kanatlarını bedenine yapıştırdı. Pençesi ile yerde ritim tutarak “Seni dinliyorum karıcığım .” dedi . “Öncelikle acıkmak fizyolojik bir eylem. Yani ben Prenses Amelia’nın bedeninde yemek yiyip kendi bedenime dönersem yediğim yemek boşa gitmiş olmaz mı? Sonuçta kendi bedenim de yemek yemediğim için teknik olarak aç kalmış olacağım .” Kafasını hafifçe yana yatırdı. Siyah saçları da o yöne doğru döküldü. “Bak işte bu benim düşünmediğim bir detaydı. Bana farklı bir bedendeymişsin gibi gelmiyor hiç. Görünüşün ne olursa olsun ben sadece Kraliçemi, aşık olduğum kadını görüyorum.” Sevgili kocamın ejderha sesinden daha karizmatik çok az şey vardır bence. “Pekala. Bu problemin çözümü oldukça basit. Yemeği kendi bedenine dönünce yiyeceksin. Şimdi bana diğer sorunu söyle. Umarım o da bu kadar basit çözülecek bir şeydir .” “Hmm aslında senin için oldukça basit bir konu. Doğal bir refleks gibi ama benim için yani ejderha olmakta yeni olan ve bu konuda sizin aksinize hiçbir şekilde eğitim almayan biri için oldukça zor bir şey. Yani siz ejderhaya ilk dönüştüğünüzde uçmayı, savaşmayı, avlanmayı ve tabi avladıklarınızı pişirip yemeyi aileleriniz sayesinde öğrendiniz. Bu konuda bir nevi eğitim aldınız. Ama ben işin doğruca ortasına atladım. Eh savaşmak uçmak kadar kolay oldu benim için.  Avlanmak da o kadar zor değildi. Fakat avladığını pişirip yemek konusunda… ejderha olarak pek deneyimim olduğunu söyleyemem.” Connor ağzını açıp bir soru soracak oldu. O konuşmadan sözlerime devam ettim. “Aslında daha önce ejderha halindeyken yemek için bir şeyler avlamadım. Yani avladım da pişirmedim. Bunu benim için yapan birileri oldu ya da ben deri soyma parçalara ayırma pişirme kısımlarını büyü ile hallettim hep .” “Yani büyü her sorunu çözmen için bir araca dönüşmüş bir nevi .” Connor beni anladığını gösterircesine kafasını salladı. “Hiçbir şeyim yokken büyü gücüm vardı benim. Onunla doğdum adeta. Yokluğu beni bazı konularda epey beceriksiz hale çeviriyor. Eksik hissettiriyor.” Yarım bir şekilde gülümsedim . “Eksik hissetmene gerek yok sevgilim. Ben buradayım. Büyü gücünü geri getiremem ama ejderha olmak hakkında bilmen gereken her şeyi sana öğretebilirim. Eh bu konuda üç yüz küsür yıllık deneyimim var sonuçta. Hadi sen kendi bedenini al ve gel. Ben seni burada bekliyorum. Döndüğünde sana ejderha halin ile nasıl yemek pişirilir göstereceğim.” Ona doğru eğilip yüzümü yüzüne sürttüm. Ardından yanağını öptüm. Ejderha iken sevgimi göstermek konusunda da biraz acemiydim . “Güzel bir ateş yaksan iyi olur. Çünkü bu su buz gibi.” Yanımızda hız kesmeden akan suyu gösterdim. “Hemen gidip geleceğim.” dedikten sonra suyun dağdan çıkış noktasına doğru ilerledim. Ahh şu dondurucu suya dalmayı o kadar istemiyordum ki … “Suyun soğuk olduğunu sadece bakarak bile anlayabiliyorum ama ejderha halin ile o kadar etkilenmezsin bence. Neden bu kadar tereddüt ettiğini anlamadım.” Bu sözler üzerine sevgili kocama sözlü bir açıklama yapmak yerine ona neden suya girmek istemediğimi gösterdim. Kuyruğumu onun olduğu yöne sıçrayacak şekilde sertçe suya vurdum. Yetmedi bir daha vurdum. Sayemde soğuk su ile bir nevi duş alan kocam bir iç çekip olduğu yerde titredi . “Şimdi anladın mı hayatım?” Gülümsedim. Omuzları çökmüş, baya ıslanmış olan Connor mahcup bir şekilde gülümsememe karşılık verip başını salladı . “Anladım sevgilim.” Sıkılı dişlerinin arasından titrek bir sesle söylemişti bunu. “Ben büyük bir ateş yakıp dönmeni bekleyeceğim. Sen kendini ne zaman hazır hissedersen o zaman gir suya.” Kahkaha attım ve kafamı salladım. “Hemen dönerim.” dedim sonra kendime bir daha düşünme fırsatı vermeden derince nefes alıp suya atladım .
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD