Kendi bedenime dönmenin farklı olmayacağını düşünmüştüm. Yanılmamıştım da. Ben güzel ağacın yanından geçip Kanlı Kraliçe’nin odasına girdiğimde havada uçuşan sarı benekler sanki niyetimin ne olduğunu anlamış gibi toplanarak ağaçtan yatağın bir karış üstünde havada asılı duran bedenime doğru gittiler. Tıpkı bu odaya ilk geldiğimde olduğu Prenses Amelia’nın bedeni gibi benim bedenim de tam karşıma geldi. Ayaklarım yere değmiyordu. Gözlerimin açılmasını beklemeden hızla elimi uzattım. Ve karşımda duran kendi bedenime dokundum .
Yine aynı şey oldu. Bir göz kırpma anında ruhum Prenses Amelia’nın bedeninden çıkıp kendi bedenime girdi. Ve Amelia’nın ruhsuz bedeni yana olduğu iki yana sallandı . Düşecekti. Buna hazırlıklı olduğum için de hızlı davrandım. Onu önce belinden tuttum. Ardından da hafifçe eğilerek bir kolumu dizlerinin altına geçirdim ve kucağıma aldım. Üstündeki zırha rağmen çok zayıftı. Aramızda bence en az yedi sekiz kilo vardı. Tabi ben ona göre biraz daha kalıplıydım ve kas kütlem onunkinden daha fazlaydı. Ayrıca boy farkımız da vardı .
Mağaradan çıkmadan önce merak bir kez daha içimi gıdıklayınca girişin uzak köşesinde Altın Ejder Zambakları sayesinde geçmişe açılı olan kapıya gittim. Bu kapının hangi yıla açıldığını içine girmeden nasıl biliyorduk acaba? Yana gideceğimiz yılları ayarlayabiliyor muyduk? Daha da önemlisi hadi kapıdan girdik geçmişe gittik. Geri dönmek istersen ne olacaktı? Nasıl dönecektik? Dönemeyecek miydik? Zambaklardan iki tanesini yanında alıp götürmek dönüş biletini garantilemek olabilirdi ama onun için büyü gerekirdi. Eh büyü şimdilik bende olmayan bir şeydi.
Aklımdaki soruları Kahin’ e sormalıydım. O bütün hepsini akılcı bir şekilde cevaplardı. Ve belki savaşta onları kullanabilirdik. Ne bileyim Ejdercadı’ nın çocukluğuna gider kötü olmasına sebep olan şeyi arardık. O zamandan hapse atabilirdik ya da. Dünya’da Hitleri bebekken öldürmek ile alakalı bir tartışma okumuştum. Bizim durum da biraz ona benzerdi muhtemelen.
Mağara duvarına paralel duran geçmiş kapısına doğru bir adım attım. Etrafında sarı çizgiler olsa aynı Doktor Strange’in açtığı portallara benzerdi. Fazla ilerlemeden sadece kafamı uzattım. Gördüklerime bakılırsa kapı kesinlikle açıldığı yer ile bağlantılı bir yere açılmıyordu. Çünkü burada tam karşımda devasa bir göl vardı. Hatta göl değil deniz bile olabilirdi. Ucu bucağı görünmüyordu. Benim baktığım taraf ağaçlık bir kumsala benziyordu. Kayda değer bir şey göremeyince geri çekildim. Kahin ile bir ara buralar araştırabilirdik .
Connor’ın yanına dönmek için soğuk ırmağın oluşturduğu kapıdan çıkmam gerekiyordu. Bu iş böyle olmayacaktı. Benim buraya bir giriş hazırlamam şarttı. Yarın kampta dolaştıktan sonra Kahin’den bunu istemeliydim. İyice ona bağımlı olmuştum bu büyü işlerinde. Güçlerim gelene kadar da öyle olmaya devam edecektim bu gidişe göre .
Altın Ejder Zambakları’nı ezme ihtimalim olduğu için oradan uzaklaştım. Ardından büyülü sözcükleri söyleyerek ejderhaya dönüştüm. Zebra misali olan pullarımı görmezden gelerek suya daldım .
* * * * * * *
“Normalde sadece yakıp yeriz. Ama sen ejderha olarak dahi doğrudan eti yemeye alışık olduğun için kemikleri ve derisi miden için pek iyi olmayabilir. Bu yüzden daha medenice halledeceğiz bu işi .” Ben yokken hazırladığı ateşi gösterdi. Ateşin iki yanında y harfi şeklinde büyük ağaç parçaları vardı. İki tane olmaları gerekirken altı taneydiler. Diğer dördünde çoktan pişmeye başlamış iki tane büyük baş hayvan vardı. İnek olduklarını tahmin etmek zor değildi. “Derisini yüzüp onu iyice pişireceğiz. Ejderha ateşi ile ya çok pişiyorlar ya da çiğ kalıyorlar. Kraliçemin ağzına layık olması için yavaş yavaş pişmelerini tercih ederim .” Pençesi ile kafası kesilmiş bir halde baş aşağı ağaca asılı bir şekilde duran ölü koyunu gösterdi. “Hadi bakalım acemi ejderha. Kraliçem acıkınca asabi olabiliyor. İşe koyulalım.” Aynı anda hem acemi ejderha hem de kraliçe olmak gerçekten garipti .
Ağaçta asılı olan hayvanı dikkatlice aldım. Koyunun derisini pençelerimden birinin tırnağı ile oldukça dikkatli bir şekilde yüzdüm. Daha önce de birilerinin derisini yüzmüştüm. Ejderhaların pullarını sökmüştüm. Ama böylesine dikkatli olmam gerekmemişti. Çünkü orada amaç işkence ve öldürmek idi. Burada ise kraliyete layık bir yemek söz konusuydu. İşim bitince mükemmel olmaktan uzak eserimi ona doğru uzattım. “Ta daaa .” dedim sevimli bir ses ile. Connor bir öğretmen edası ile her hareketimi incelemişti. Yere bıraktığım deriyi başka hayvanlar yesin diye uzağa doğru fırlattı . Ardından cık cıklayarak koyunu elimden alıp tam temizlemediğim birkaç yerin üzerinden geçti. “Fena değil. On üzerinden dörtlük bir performans diyebiliriz .” Oldukça ciddi söylemişti bunu.
Hafif bir öfke ile soludum. “Fena değil ama on üzerinden dört mü ?” dedim çemkirircesine. Nasıl fena değil o? Kötü olsam kaç verecektin eksi yedi mi ?” Koyunumu hızla ondan geri aldım. “İçini ben temizlerim. Bilirsin bir şeyleri deşmekte benden iyisi yoktur .” Tek hamlede ikiye yardığım karnın içini hızla temizledim. Çıkardığım tüm organları da diğer hayvanlar için biraz uzağa doğru fırlattım. Connor koyunu takacağım şiş niyetine kullanacağımız ağaç parçasını uzattı. Bir yandan da suçlu edası ile özür dilercesine mırıldandı. “Sevgilim bebek bir ejderhaya göre fena değil demek istedim .”
“Bebek bir ejderha mı ? İki gün sonra yüz yaşına gireceğim be ben !” Adama bak özrü kabahatinden büyük.
Şişi ateşin üzerine koyup tekrar bana döndü. Öyle hızlı dönmüştü ki kuyruğu az kalsın suratıma çarpacaktı. “Doğum günün iki gün sonra mı ? Bir hafta yok muydu daha ?” İkimiz de ateşe doğru dönüp yere oturduk. O kadar yorgundum ki bebek ejderha lafına hala kızgın olmama rağmen Connor’a yaslandım. Hayat da özellikle bizim hayatımız da kızgınlıklar gelip geçici şeyler olmalıydı. Takılıp kalmamalıydık sorunlara. Birbirimizi ne zaman kaybedeceğimiz belli olmazdı.
“Abim Robert’ın doğum günü bir hafta sonra. Benimkine iki gün var . Sonunda üçlü sayılara geçeceğim. En küçük olmaktan hiç hoşlanmıyorum . Destiny dahil herkes benden büyük. ” Bir an durup düşündüm. “Aslında teknik olarak aranızda Kahin’den sonra en yaşlı kişi benim. Hatta belki Kahin’den bile yaşlıyımdır.”
Connor kahkaha atarak bana baktı. “Bak sen . . . Nasıl oluyormuş o? Ayrıca geçiştirmek gibi olmasın. Bebek ejderha dememin sebebi dönüşümünün çok yeni olması sevgilim. Seni aşağılamak için söylemedim. Zira uçmaktan dövüşmeye kadar çoğu şeyi olması gerekenden çok daha hızlı kaptın. Sanki doğuştan ejderhaymışsın gibiydin bu konularda. Ama yine de ejderha halin ile insan halin kadar rahat olmadığını anlayabiliyorum. Savaş dışında eylemlerin genelde çok tutuk oluyor .” Bir anda kuyruğuma uzanıp onu tuttu. Bu hızlı hareketi yüzünden az kalsın devrilecekken son saniyede pençem ile onun kanadının birini sıkıca kavrayarak dengemi sağladım. “Ayrıca bazen kuyruğunu tam kontrol edemediğinin bile farkında değilsin .” Adam az önce kuyruğumu yanmaktan son anda kurtarmıştı. Duruşumu düzeltip tekrar oturdum ve sakince sonradan çıkma uzvumu onun elinden aldım. Fısıldayarak teşekkür ettim. Onu gerçekten kontrol etmekte sorun yaşıyordum. Aslında daha çok varlığını unutuyordum. Arkamda sürekli kımıldayan ve bana bağlı olan bir şeyin olduğunu aklımda tutmak biraz zor oluyordu. Alışmam zaman alacaktı.
Savaşmak ve uçmak dışında ejderha formunda çok az kaldığım için gerçekten de günlük olarak nasıl hareket edilir konusunda oldukça sorun yaşıyordum. Neyse ki binlerce yıl önce yaşayan atalarımız gibi sadece ejderha olarak gezmiyorduk. Yakın zamanda yaşayan soydaşlarımın insan formuna daha yakın olması oldukça işime gelmişti.
“Ejderha olmayı şu aralar sevdiğimi söyleyemem. Özellikle zebraya benzerken.” Gümüş ve siyah şeritlerden oluşan pullarımı gösterdim. Kocam güldüğünü görmeyeyim diye kafasını başka yöne çevirdi. “Umarım beyaz ejderha güçlerim de gelince üçüncü şerit olarak aralarına katılmaz. O zaman bütün pullarımı tek tek yolarım bilgin olsun.” Connor’ın sıktığı dudaklarından bir kıkırtı kaçtı.
“O zaman büyü gücün de dönmüş olur sevgilim. Bu işi daha acısız halledebilirsin. Hem belki beyaz da eklenince zebra desenin daha güzel görünür. Bir moda ikonu olabilirsin.” Kanatlarımdan birini genişçe açıp Connor’ın kafasına sertçe indirdim. Ama o bundan etkilenmeyerek güldü.
“Benimle dalga geçme! Ayrıca ben zaten bir moda ikonuyum. Neyse!” Konuyu değiştirmek adına tekrar yaş meselesine döndüm. “Benim için anlatılan efsaneyi biliyorsun. Ruhum birçok bedende hayat bulmuş binlerce yıl yaşamış. Yani ben küçük değilim. Aksine baya yaşlıyım. Eh bedenim genç ama ruhum değil diyebiliriz bence .”
“Bu dediklerine şayet yaşadığın yılları hatırlasaydın katılabilirdim. Ama hiçbir şey hatırlamıyorsun değil mi? O yılları sen yaşamadın gibi bir şey bu.” Connor kalkıp pişen etleri ateşin üzerinden aldı. Ejderha derisi ateşe karşı oldukça dayanıklı olduğu için etlerin sıcaklığı elini yakmamıştı.
“Hatırlasam sayılacak yani?” Bir ineği elinden aldım. Et ile kemiği ayırarak yemeye başladım.
“Hatırlamamanı tercih ederim. Rosalinda bir ejderha dokuz yüz yaşından sonra duygularını kaybedebiliyor. Bin küsür yılda vahşileşiyor. Binlerce yıl . . . O kadar süre yaşamış birinin nasıl olacağını düşünmek bile istemiyorum. Kanlı Kraliçe’nin, o kadının gözlerinde sadece ölüm vardı. Seni bilmiyorum ama ben bahsettiğimiz o binlerce yılı onun gözlerinde gördüm. Öfke ve intikam. Sadece bunlar vardı. Söylemekten dahi çekiniyorum ama senin geçmiş yaşamlarını hatırlayıp ona dönüşmenden ödüm patlıyor.”
“Saçmala Connor. Öyle birine dönüşmem için gerçekten ama geeerçekten kötü bir şeyler yaşamış olmam gerekir.”
* * * * * *
Güzel bir sohbet eşliğinde karnımızı doyurduğumuzda vakit oldukça geç olmuştu. Saraya vardığımızda herkes akşam yemeği için salona geçmiş olmalıydı ki ortalıkta kimse görünmüyordu. Eh daha yeni yemek yediğimiz için salona gitmemizin bir anlamı yoktu ve ben gerçekten çok yorgundum. Bu yüzden Connor işlerini halletmek için çalışma odasına giderken ben de yeni odama gittim. Biraz uyumak iyi gelecekti. Odama girmeden önce hizmetime verilmiş olan kızı Aditi’yi gördüm. Onu eğer bizimkiler yemek sonrası bir toplantı yapacak olurlarsa beni mutlaka uyandırması konusunda net bir şekilde uyardım. Sonunda biraz dinlenmek adına sıcacık yatağımda gözlerimi kapadım.