. . .
Önünde diz çöktüğüm kadının sesi çok tanıdık gelirken olduğum yerde huzursuzca kımıldandım. Kadın benimle beraber içeriye giren adamı sorguluyordu. Neler konuştuklarını algılamakta zorlanıyordum. Ses benzerliği olduğunu düşünmek istiyordum. Onun bana ihanet etmiş olma ihtimali bile beni geriyordu. Bunun için bir motivasyonu yoktu ki? Ayrıca beyaz ejderha bile değildi. Ama yine de orada karşımda oturuyordu. Hala kalkmamı söylemediği için olduğum yerde diz çöküp çadırın halı kaplı zeminine bakıyor olabilirdim ama sesini tanıyordum. O olmamalıydı. Ejdercadı’nın en yakın arkadaşım olduğuna inanmak istemiyordum. Tüm cesaretimi toplayıp kafamı kaldırdım.
Kalbim tekledi. Ne kadar inkar edersem edeyim işte oradaydı. Oldukça süslü bir tahtta tam bir kraliçe edası ile oturuyordu. Kızıl saçları giydiği beyaz elbisenin üstünde parıldıyordu. Benim aniden başımı kaldırmam ile duman rengi gözleri bana döndü. Kırmızı rujlu dudakları gerildi.
“Sana kafanı kaldırmanı söyleyen oldu mu?” dedi Destiny Varon. Kan bağım olmayan kardeşim . . .
“Sesiniz . . . Çok tanıdık gelince dayanamadım.” Sözlerim garip bir şekilde çadırda yankılandı.
“Beni tanıyorsun yani.” Dostumun yüzü dalgalandı. Çekmeyen bir televizyon misali görüntüsü titredi. Bir an beyaz kapüşonlu gözleri görünmeyen, kırmızı dudaklı o halini gördüm. Ardından tekrar Destiny oldu.
“Evet…” bir an durdum. Burada doğru olmayan bir şey vardı. Ben kendi sesim ile konuşuyordum. Amelia olarak girdiğim bu çadırda RV’ye dönüşmüştüm. Yanlışlığın farkına vararak kaşlarımı çattım. Yüzümü görebileceğim bir ayna ararken etrafım bir anda bulanıklaştı. Sanki birileri yaşadığım anları bir filmi başa sarar gibi geriye doğru sardı. Kendimi tekrar dizlerimin üzerinde çadırın halı zeminine bakarken buldum. Kadın yine benimle giren adamları sorguluyordu. Fakat deminkinden farklı bir şey vardı. Ejdercadının sesi değişmişti. Ve yine çok yakınımdan biriydi bu sesin sahibi. Deminkinin aksine tereddüt etmeden kaldırdım başımı. İçim öfke ile kaynarken şaşkınlık ile baktım ona. Öngörü Kahin’i Elenorn’a.
“Sana kafanı kaldırmanı söyleyen oldu mu?” Kahin’i beyaz elbiseler içinde kırmızı dudaklar ile tahtta otururken görmenin şokunu hemen üzerinden atıp ona kızıp bağırmak, kollarından tutup sarsmak hatta vurmak istedim. ‘ Bunu bana nasıl yaparsın? Dostluğumuza, orduna ve ülkene nasıl ihanet edersin? ’ Sinir ile kitlenmiş ağzımdan çıkan sözler bunlar olmalıydı. Onun yerine “Sesiniz . . . Çok tanıdık gelince dayanamadım.” dedim.
“Beni tanıyorsun yani.” Bu sözler karşımdaki kadının ağzından çıkmıştı. Kahin’in yüzünü taşıyan kadının. Ama sesi tek bir kişi değil 3 kişi söylercesine çıkmıştı. Ayrıca kendi sesim de yine bana RV’ye aitti. Neler olduğunu anlamıyordum. Bir iki adım geri gitmeye, Kahin’in artık oldukça garip bir şekilde titremeye başlayan görüntüsünden uzaklaşmaya çalıştım. Fakat ben bunları yapamadan yine aynı şey oldu. Ben kendimi tekrar dizlerimin üstünde bir zemine bakarken buldum.
Lakin öncekinin aksine zemin değişmişti. Artık çadırdakine değil Kanlı Kraliçe’nin mağarasının kemik dolu zeminine bakıyordum. Durduğum yerden hızla ayağa kalkarak karşıya baktım. Oradaydım. Üstümde bembeyaz bir elbise. Kapüşonu açılmış pelerin. Kırmızı dudaklar. Ve benim yüzüm. Ejderha omurgalarından oluşan tahta oturmuş çirkin ejderha dişlerini andıran sivri dişlerim ile gülümsüyorum.
“Rose . . . Rose . . . Rose . . .”Çok çirkin bir kötü kadın kahkahası atıyor karşımdaki ben. “Başından beri en büyük korkun buydu değil mi?” Sesim tüm mağarada yankılanıyor. Ama ses benim değil. Tanıdığım birinin ama bir türlü çıkaramıyorum. “ Küçük beynini hep kemirdi bu soru. Ya Ejdercadı bensem? Hayır düzelterek söylüyorum. Ya Ejdercadı benim geçmiş yaşantılarımdan biriyse? Ya Kanlı Kraliçe ise? Kulağa o kadar saçma geliyordu ki kendini susturdun. Bu korkularından kimseye bahsetmedin. Ama gerçeği göz ardı etmek onun doğruluğundan bir şey götürmüyor. Uyan artık Rosalinda! Ejdercadı Sensin!”
Kafamı iki yana salladım. Çadırda karşımda durup benimle konuşmuş olan iki farklı Ejdercadı’yı hatırlayarak karşımdaki kadından ziyade kendimi ikna etmek istercesine “Hayır. Ben Ejdercadı değilim.” Bir aydınlanma yaşamışçasına silkindim. “Ah Tanrılar! Az önce Destiny ve Kahin’i Ejdercadı olarak görmesem buna inanabilirdim.”
“Uyan artık Rosalinda! Ejdercadı benim. Ben senim.” Gerçek olamayacak kadar saçma. Üç farklı Ejdercadı olamaz. Bu kadar hızlı mekan değişimi de büyüsüz imkansız olduğuna göre . . . Ya biri benimle uğraşıyor ya da bir rüyadayım.
“Ejdercadı benim. Uyan artık kızım!” UYANMAM LAZIM!
Bir suyun altında dakikalarca kalmışasına bir açlık ile derin bir nefes alarak doğruldum. Odamın işgalinden sonra geçici olarak bana tahsis edilmiş olan odanın eşyalarını görünce resmen bir oh çektim.
Kabusmuş . . . “ Ah Tanrılar!” Sesim çok pürüzlü çıkmıştı. Boğazımı temizlerken biri yanımda kımıldandı. Rüyamda duyduğum ses konuştu.
“Sonunda! Kaç dakikadır seni uyandırmaya çalışıyorum. Ne uykusu bu böyle Rosalinda? Neden böyle kötü oldun sen?” Demek beni o uyandırmaya çalıştığı için son ejdercadı onun sesi ile konuşuyordu. İstemsizce irkildim. Tanrılar! Ne iğrenç rüyaydı öyle o.
“Kabus gördüm kabus. Ah. . . Senin ne işin var burada?”