6.Bölüm

712 Words
İki güzel çocuk ile beraber devasa siyah ejderhanın sırtından 'Ejderha kaydırağı!' diye bağırarak kaydığımız güzel bir rüyanın içindeyken birinin ayağıma hafifçe vurması ile irkilerek açtım gözlerimi. "Konu senin ile ilgili olmasa odana dönmeni isterdim güzelim ama annem özellikle burada olmanı istiyor." Dimitri oturduğu yerden uzanmış beni sarsıyordu. Sözlerine hı hı diye mırıldanarak cevap verdim ve olduğum yerde kımıldandım. Bir iki saat uyursam iyi gelir sanmıştım ya hani? Çok yanılmışım. Sanki günlerdir dur durak bilmeden savaşmışım, dayak yemişim, üstümde ejderhalar tepinmiş sonra da bir köşeye derdest edilip atılmışım gibi hissediyordum. Sarayın Kraliyet toplantı salonunda masada toplanmıştık yine. Konu ilgimi çekmezse hızlı ve sessiz bir şekilde kaçarım diye kapı tarafına oturmuştum. Masanın başında her zamanki gibi saygı değer kralımız, biricik sevgilim Connor bulunuyordu. Onun sağında sırasıyla Ian, Destiny ve Jackson vardı. Solunda ise Babam, Robert ve Dimitri oturmuştu. Benim sandalyem Dimitri'ninkinden iki sonraydı. Hepsinden uzakta, ayaklarımı sandalyeye uzatmış kollarımı göğsümde birleştirmiş her an tekrar uyuyabilir moddaydım. Herkes sandalyesini salonun ortasında gezinip elini kolunu sallayarak bir şeyler konuşan anneme çevirmişti. Julia Siliva sarı düzleştirilmiş saçlarını savurarak bir bana bir babama dönüyor kesinlikle kulağıma ulaşmayan bir şeyler söylüyordu. Annemin beni buraya sürüklemesinden önce gördüğüm saçma rüya adeta karabasan gibi üzerime çökmüştü. Ağırlığı yüzünden kendime gelemiyordum. Odağımı toplamaya, havada uçuşan sözcükleri yakalamaya çalıştım. Bir yerden sonra annemin kelimeleri bir bir anlam kazanmaya başladı. ". . . bence Rosalinda için . . . özellikle ülkemiz açısından . . . ittifak . . . evlilik . . . Rosalinda ve Morgan . . . oldukça uygun bir aday." Beynimin annem tarafından söylenmiş kelimeleri idrak etmesi bir iki saniyeden fazla sürdü. Ayağımın altındaki sandalyeyi oldukça gürültülü bir şekilde iterek oturuşumu düzettim. Tepkim üzerine annem bana bakmıştı. Kendime gelmeye çalışıp neler olduğunu anlamaya odaklandım. O an salonda ortamın ne kadar gergin olduğunu fark ettim. Robert oldukça şaşırmış bir şekilde anneme; Destiny ve Babam kocaman açılmış gözler ile bana; Ian ve Dimitri tam anlamı ile patlamaya hazır bir volkan misali öfkeli görünen ve gözlerini masanın bir noktasına sabitlemiş, iki elini yumruk yapıp masanın üstüne koymuş olan Connor'a; Jackson ile pinpon maçı izler gibi bir bana bir Connor'a bakıyordu. Kafamı hala bana dönük bir şekilde umut ile bakan kadına çevirdim. "Ne?" Sesimin çok cırtlak çıkması ile boğazımı temizledim. "Kim? Neye, kime uygun? Aday derken? Uyukladığım sırada bir şey mi kaçırdım?" Sorularımı anneme bakarken tek tek her bir kelimeyi vurgulayarak sormuştum. "Ordumuzda yani Kraliyet Ordusu'nda oldukça nüfuslu bir komutan var. Adı Morgan. Kendisi Petturi Hanedanından ve orada oldukça sözü geçen biri. Bilirsin mor ejderhaları yöneten şu heyeti oluşturan hanedan." Hayır bilmiyordum. Ya da bir zamanlar bunu öğrenmiş ve ilgimi çekmediğine karar verip unutmayı tercih etmiş de olabilirdim. "Kendisini uzun zamandır tanıyorum. Pek efendi biri. Bugün annesi ile karşılaştım. Oğlunu savaş öncesinde sözlemeyi istediğini ama doğru kişiyi bulamadıklarını söyledi. Petturi Hanedanı bizim için mükemmel bir müttefik olacaktır." Annemin ışıldayan yeşil gözler ile gülümseyerek söyledikleri sözlerindeki manayı anlamaya çalıştım. Olmadı. Beynim donmuş gibiydi, henüz kendisinde değildi. "Yani? Bir başkasının evlilik arayışı için mi topladın bizi buraya? Lafı dolandırmadan söyler misin ne söyleyeceksen? Gerçekten çok yorgunum." Ben konuşurken yan tarafımda bir kımıldanma oldu. Ian Connor'a doğru eğildi. 'Sakin ol.' diye fısıldadı. Neler oluyordu? Neden bu kadar kızmıştı Connor? Julia Siliva, Connor'ı böylesine öfkelendirecek ne söylemiş olabilirdi? "Kırmızı Toprakları seviyor musun Rosalinda? Burası artık senin değerli yuvan değil mi?" Annem çok ciddi bir şekilde sormuştu bu soruyu. Gözlerindeki o ışıltı aniden ciddileşen suratını açıkçası biraz ürkütücü yapıyordu. "Elbette. . ." Beynimin donmuş kısımlarının yavaş yavaş çözülmesi ile tekrar çalıştığını hissettim aniden. Ne demişti o az önce? Evlenmek, ittifak? Komutanı biri ile evlendirecekti. Bu odada evlenmeye müsait kadın yoktu ki. Ah! Ona göre vardı tabi ki. İşte şimdi kocamın neden pimi çekilmiş bombaya döndüğünü anlıyordum. "O zaman ülken için gerekirse hayatını da feda edersin?" Bunları soru sorar tonda söylemişti. Sözlerinin neye çıkacağını artık biliyordum. Amacının ne olduğunu sonunda kavramıştım. Maalesef bundan kaçışım yoktu. Ya anneme istediğini verecektim ya da . . . "Bunun için döndüm değil mi? Savaşa girmek ve gerekirse bu uğurda ölmek için." Sesimi oldukça düz tutmuştum. Yüz ifadem de normaldi. Ama bedenim gerilmişti. Bu işi zayiat vermeden bitirmeliydim. Her şey söylemeden ama bir şeyler söyleyerek. "Peki ülken için evlenir misin?" Connor'ın sertçe nefes verdiğini duydum. O bir tepki vermeden bu durumu çözmeliydim. İstifimi bozmadan annemi yanıtladım. "Bunu zaten yaptım ya. Aman yani yapacağım. Tabi savaştan sonra."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD