"Anne..."
Annem elini kaldırıp irileştirdiği gözleri beni uyarmak için durdururken sessiz kaldım. "Ben Görkem'in cevabını merak ediyorum." dedi bakışları arkama kayarken.
Kollarını göğsünde topladı. "Evet Görkem?"
"Güllü anne."
"Sevde demeni tercih ederim," dediğinde annemin ne kadar kızmış olduğunu buradan anlamıştım. İçimden eyvah diye geçirirken yutkundum, ağırca omzumun üzerinden Görkem'e baktığımda bakışları anlık sekteye uğradı.
O da bunu beklemiyor olmalıydı.
Bakışlarımız bulunca ona yalvaran gözlerle baktım ve annemin, "İdil, sen buraya gel." demesiyle gözlerini yumup açtı. Hadi git dercesine.
Annemin yanına geçerken yüzündeki ifade hâlâ soğumamıştı, kızgındı ve Görkem'i izliyordu. "İdil iyi değildi, koridorda karşılaştık bayılmak üzereydi ve ben de lavaboya kadar getirmek istedim." dedi Görkem.
Doğru diyebilirdik, yalan sayılmazdı.
Sadece lavaboya getiren o değil ben olmuştum.
"Kapı neden kilitliydi?" diye soru ortaya attığında olayın seyrini değişeceğinden yüzde yüz emindim. "Sevde!"
Babamın sesiyle gözlerim korkuyla büyürken annem ile göz göze geldik, iç çekerek bize sırtını döndü ve yandan bakış attı. "Bu konu henüz kapanmadı, daha sonra konuşacağız." Bana döndü. "Hemen geliyorsun." Başımı hızlıca salladım.
En azından babama söyleyemeyeceği için derin bir nefes alabilirdim. Sanırım. Şimdilik.
Görkem'e döndüğümde hızlıca ona sarıldım, kolları beni hemen kabul etti. "Korktum..." dedim. "Annem sana demediğini bırakmayacak da kıyamet kopacak diye çok korktum." Sonra onun sesini işittim kulağımın dibinde.
"Kıyamet zaten kopacak İdil." Geri çekildiğinde yüzüne baktım endişeyle. "Sadece ertelendi."
"Görkem..."
Elimi tuttu birden. "Sana layık olabilmek için çabalıyorum İdil. Bunu biliyorsun. Yıllardır bunun için uğraşıyorum. Lütfen sen de vazgeçme hemen pes etme." Bakışlarım yumuşarken hızla ellerimi onun yüzüne götürdüm. "Benim senden vazgeçmem için cesedimi çiğnemeleri lazım."
Görkem'in hızla kaşları çatıldı. "O güzel ağzından ölümü duyarsam seni çok pis öperim."
Dudaklarım kıvrıldı, kollarım ensesine dolanırken yüzüne yaklaştım. "Yaa..." Başımı eğip onun yeşillerine bakarken o da elleriyle belimi sahiplenip bedenlerimizi birleştirdi. Benim gibi başını eğdi. "Bana böyle bakarsan da çok pis öperim."
"Hmm..." Parmaklarım saç diplerini okşarken gözlerini yumup açtı ve hızla sarılıp tamamiyle bütün olurken burnunu saçlarımın arasına daldırdığını kokladığını hissettim. Dudaklarımdaki tebessüm büyüdü.
"Hadi git." dedi üstünden kaç dakika geçtiğini bilmezken. "Merak edecekler daha fazla gidemezsen." Geri çekildiğimizde sakallarına saç tellerim takıldığında naifçe saç tutamlarımı aldı ve saçlarımı düzeltip omzumdan arkaya attı. Ama ben ondan ayrılamadım. "Ben senden hiç gidemiyorum ki. Bildim bileli yıllardır ben senden hiç gidemiyorum." Yeşil gözleri dalgalandığında parmakları çenemi kavradı ve hızlı sert ama tutkulu bir öpücük kondurarak gözlerimle buluştu yeniden gözleri. "Beni kendine daha da aşık etmeyi planlıyorsan, tebrik ederim başardın."
Sırıttım. "Bir plana ihtiyacım yok," Tek kaşını kaldırdı, öyle mi dercesine. "Yeşillerine uzun uzun baksan da bana aşık olursun."
"Sana daha da aşık olurum."
&
Masaya geri döndüğümde herkesin gözü üzerimdeydi, sakince sandalyeme yeniden yerleştirdiğimde Oktay'ın annesi Damla Hanım bana baktı. Hoş kadındı doğrusu. Beyaza kaçan sarı saçları boya olmasına rağmen teninin renginden olsa gerek doğal durmuştu üzerinde ve boynundaki, bileğindeki, parmaklarındaki mücevherleriyle ışıl ışıl parlıyordu. Yaşına göre genç kadındı. Sıkı yaptığı topuzu ve sade makyajı gözüme çarpan diğer şeylerdi. "İdil..." dedi kadın bana hoş bir gülümseme gönderirken. "İyi misin? Meryem Hanım sana ıhlamur getirsin istersen."
"Hayır hayır," dedim ona bakıp ardından masadakilere dönerek. "İyiyim. Gerek yok."
"Emin misin kızım?" dedi babam bunun üzerine. "Bulantın devam ediyorsa-"
"Geçti bulantım." Oktay'ın bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. "Benim yüzümden bölmeyin yemeğinizi."
"Olur mu İdil'cim," dedi Oktay'ın babası Metin. Metin Ergüder oldukça eşi kadar dinç bir adamdı ve Oktay hiç annesine babasına çekmemişti doğrusu. Böyle kibar hoş bir çiftten nasıl hödük pervasız bir evlat çıkıyordu aklım almıyordu.
Belki yanlış tanımışsındır Oktay'ı. Olamaz mı?
Olamazdı.
Benim bildiğim Oktay hep böyleydi.
Çatalımı sertçe etime batırırken onun bakışlarıyla yüzleştim. Sert bakışlarımı ok gibi fırlatmamla bunu önemsemeyip yüzündeki imâlı pişkin sırıtmasıyla kadehini kavrayıp kırmızı şarabını yudumladı. Bunu yaparken de gözlerini benden ayırmamıştı hıyar.
"Senin sağlığın bizim için önemli." diye devam ettiğinde Metin Bey'e baktım. "Sağ olun Metin Bey."
"Beyi mi kaldı kızım?" dedi babam kibarca peçeteyi ağzına bastırırken. "Artık baba demen gerekmiyor mu?"
Gözlerim kısıldı, çatal ve bıçağı elimde tutmaya devam ettim. "Benim zaten bir babam var baba, başkasına baba diyecek değilim." Bunun üzerine masadaki herkes gülerken annem gergince gülümseyerek suyunu yudumlamıştı. Ciddiyetle söylediğim cümle alaya mı alınmıştı yani?
"İlahi İdil, görüyor musun Ferit, senin kız hırçın çıktı," dedi Metin Bey başını gülerek iki yana sallarken. "Ah zamane gençleri."
"Evet Metin'cim," dedi adama gülümserken ardından bakışları bana döndüğünde tehlikeli bakışlarını üzerime mancınık gibi fırlattı. Yine de aldırış etmeyip devam ettim. "Söylediklerimde ciddiydim Metin Bey. Babam size birtakım sözler vermiş olabilir ama kızına sormadan kafasının estiği gibi sözler vermesi ne kadar doğru bilmiyorum." Babamla yeniden göz goze geldiğimde kızardığını hissettim.
"Oktay benim arkadaşım. Sadece arkadaşım." dedim Metin Bey dahil masadaki herkese bakarak. "Ve ben sadece arkadaşım olan ve uzun zamandır görüşmediğim birisiyle dan diye sözlenecek biri değilim."
"İdil! Sözlerine dikkat et!"
Babamın uyarısını es geçerek, Oktay'a çevirdim bakışlarımı. "Ayrıca Oktay bu dünyada evleneceğim son erkek bile olamaz." diyerek onu yerin dibine batırdığımda babam daha gür bir sesle bağırdı. "İdil!" Ağzımı peçeteyle silip masadan kalktım. "Size afiyet olsun."
Havuz başından ayrılıp villaya doğru yürürken arkadan içeri girdim ve alt merdivenlere ilerleyip odama girdim bir hışım. Yatağımın üzerinde temiz çarşaflarımı ama sadece onu değil sarı bir lale gördüğümde dudaklarımda hemen bir tebessüm filizlendi.
Üzerine de küçük bir not yapıştırılmıştı: dünyamın en güzel kadınına.
"Görkem..."
Yeşilim.
Aşkım, birtanem.
Gözlerimi yumarak lalemi kokladığımda yapraklarını severek yataktan kalkıp makyaj masama yöneldim ve ince uzun vazoyu alarak içine koydum. Su koymam gerekiyordu. Odadan gülümseyerek çıkarken merdivenlerden inen babamla karşılaştım. Kravatını gevşetmiş üstü başı biraz dağılmıştı. Annem de arkasından korkuyla bizi izlerken gülümsemem söndü.
Babam kükreyerek üzerime geldiğimde, "Senin masadaki o halin neydi öyle?!" yanağıma sertçe tokat atarak beni yere serdiğinde elimdeki vazo yere düşerek binbir parçaya ayrıldı ve babam acımasızca çiçeğimin üzerine bastı.
Yanağımdaki tokadın acısı beni diri diri yakarken birden saçlarımdan kavrandım ve ayağa kaldırıldığımda annemin çığlıklarını duyuyordum. Babam hiddetli bakışları üzerimdeyken saçım deli gibi acıyordu buna rağmen yüzümü buruşturmayıp ikinci gelen tokadı bileğine sertçe sarılarak durdurdum. Onu kendimden bir adım uzaklaştırıp saçlarımı kurtardığımda babama hayret ve inanılmaz gözlerle bakıyordu.
Lanet olsun ki gözlerim sulanmıştı.
"Baba sen..." dedim nefessiz kalmış gibi çıkarken sesim. "Sen bana bunu nasıl yaparsın?!" Babamın bize şiddet uygulayan adam olmadığını biliyordum aynı zamanda saçımızı seven adam da.
"Tamam beni sevmiyorsun, hiç bir zaman sevmedin de. Ama benden bu kadar nefret edemezsin ya!" Sesim yükseldi. "Beni başından savmak için ortağın oğluyla sözlendirecek kadar edemezsin!"
Babam konuşmuyor, aynı öfkesini korumaya devam ediyordu. Ev ahali alt katın antresine toplandığında Kaya eniştem, babamın arkasındaydı ve şaşkınlıkla bizi izliyordu. "Baba?"
Babam elini kaldırıp eniştemi susturdu, bunu yaparken gözleri benden bir milim ayrılmamıştı. "Sana terbiye veriyorum! Masada yaptığın büyük bir terbiyesizlikti." Bir adım attı. "Belli ki akıllanmamışsın. Bundan sonra bu evden dışarıya adımını atmayacaksın! Şimdi defol! Gözüm görmesin seni!"
Babama bakakalırken geldiği gibi hırsla bize arkasını dönerken sert adımlarıyla merdiven basamaklarını dövüyordu.
Ben şoka girmiş gibi arkasından bakarken eniştem yanıma gelip sarıldı. "Üzülme canım. Geçecek buar da. Neler geçmedi... Biliyorsun babamın sinirini, öfkesini. Gözü dönüyor." Annem de aynı ifadeyle bana bakarken bir tek beni teselli edenin öz ailemden biri değil de başka aileden olan eniştem olduğunu fark ettim o an.
Kan bağı önemli değilmiş aile olmak için. Bazen kan bağı olanlar da aile olamazmış bize.
"Sağ ol enişte." dedim başımı sallayarak. Ardından kimseye bakmayarak yürüdüm ve eğilmemle ezilmiş de olsa sarı lalemi almam bir oldu. Onu naifçe okşayarak merdivenleri adım adım çıktım.
Arka bahçeye indiğimde ağaç eve doğru yürümeye başladım. Işık yoktu ama sanki... Bir mum yanıyor gibiydi.
Merdivenleri çıkarak ağaçlıkların arasındaki eve girdiğimde Görkem'i gördüm. Uzanmış elini altına koymuş telefondan gelen şarkıyla gülümseyerek müzik dinlediğini aynı zamanda gökyüzünü izlediğini biliyordum. Geldiğimi anlasın diye mumu üfleyerek söndürdüğümde açık tavandan üstümüze düşen ay ışığı birbirimizi görmek için yeterdi. Her ne kadar karanlık olsa da.
O an kulaklarını çıkardığını hissettim. "İdil?"
Çiçeğimi kenara koyup onun yanına uzandığımda dirseğinin üzerinde bana doğru döndü. "Geldim."
Gülümsedi. "Hoş geldin güzel bebeğim." diyerek yanağımı kavradığında yüzümü ekşittim. O da anlamıştı. Anlamamasını isterdim halbuki.
"Siktir! Bu şişlik de ne?!" Görkem doğrulup üzerime eğildiğinde yanağımdaki eline dokundum üstten. "Yok bir şey."
"Kandırma beni." Gözleri telaşa büründüğünde, "Bekle buz getireceğim." diyerek yerinden kalkacak gibi oldu ama onu kolumdan tutup üzerime düşmesini sağladım. "Gitme."
"Ama bebeğim..."
"Gitme Görkem." dedim sadece. Bir kaç saniye sessizlik olduğunda iç çekerek gözlerini yumduğu gibi açtı. "Sen gitme dersen ben nasıl gidebilirim ki?"
"Kal ve saçlarımı okşa. Lütfen. Buna çok ihtiyacım var." Ağlayacak gibi hissediyordum kendimi.
Nitekim sorgulamadan dediğimi yaptığında o uzandı ve ben de göğsüne yatarak ona sığındım. Saçlarımı okşamaya başladığında gözlerimi yumdum. İnip kalkan göğsü huzurdu bana. "Ferit baba... O yaptı değil mi?"
"Evet." dedim kısaca.
"Neden?"
Yutkundum.
"Terbiyesizlik ettim diye."
"Ulan..." diye sinirle soluduğunda onun da elinden bir şey gelmediğini fark ettim. "Bazen babanın benim için yaptığı manevi şeyler olmasa, ona duyduğum bu vefa bu borç olmasa..."
"Biliyorum beni çoktan kaçırmıştın."
Kıkırdadı. "Ah güzel bebeğim..." İki eliyle başımın üstünden öpüp beni iyice kendine çekerken gözlerimi yeniden yumdum. "Sana kızmıyorum. Bunun için. Hiç bir zaman da kızmam."
"Yine sana atılan tokadı engellemek isterdim."
"Olacakla öleceğe çare yok." diyerek teselliye girdiğimde yüzümü buruşturdum. Sonra sessizlik için derin düşüncelere boğulduğumu fark ettiğimde, birden göğsünde doğruldum. "Öp beni."
"Ne?"
"Seviş benimle. Yoksa dayanamayıp ağlayacağım ve sen-"
"Şıştt! Ağlamak istiyorsan ağla. İçinde tutma."
Dudaklarımı yaladım. "Sadece ağlamak değil mesele." İçimin dışıma taşmak üzere olduğunu fark ediyordum. "Yakıp yıkmazsam içimdeki bu öfke sinir hüzün ve ağlama isteği gitmeyecekmiş gibi hissediyorum. Ya ben ortalığın amına koyacağım ya da-" Birden dudaklarıma yumulup sertçe dudaklarımı öptüğünde anlık geri çekildi. "Ortalığın değil benim amıma koy."
Kahkaha attım. "Senin amın mı var ki?"
Tek kaşını kaldırdı. "Yok mu?"
Gülerek üzerine binerken sırıtarak yattı ve kucağında ata biner gibi bindiğimde yüzüne eğilip dudaklarımızı birleştirdim. Uzunca öpüşmemiz tutkuyla giderek harlanırken Görkem yattığı yerden doğrularak belimi kavradı oradan kalçalarıma inerek beni kucağına iyice çekti. Birbirimizin dudaklarını ezercesine tüketirken istemsizce kucağında ağırca kendimi sürtmeye başladım. Eteğim onun kot pantolonuna sürtünürken birden eli eteğimden içeri girdi ve parmakları amımı buldu. Yuvarlak daireler çizerek beni orgazma hazırlarken içimin yandığının klitorisimin şiştiğini hissediyordum. İki parmağıyla etimi kıstırıp inlerken tırnaklarımı onun boynuna ensesine batırdım. "Ahh..."
Derinden gelen inlemem onu da azdırmış olacak ki, beni yere yatırarak eteğimi hızla karnımdan yukarıya doğru kaldırdı. Bacaklarımı kırarak iyice yana atarken orama baktı. "Siktir... Nasıl da şişmiş bebeğimin bebeği."
"Görkem... Dokun."
Parmakları yeniden oramı bulduğunda inledim. Baskı giderek artarken ıslandığımı hissediyordum. Parmak uçlarıyla ezerek daireleri çizerken hareketi hızlandı ve bacaklarımı birbirine bastırma isteği duyarak kapatmak istedim ama buna müsaade etmedi.
Parmaklarını geri çekerek hissettiğim boşlukla sızlanırken dizlerinin üzerinde durdu ve pantolonunun önünü açarak yarıya kadar indirdi. Baksırını da aynı şekilde indirirken heybetli benim şişen amım gibi ve kalkan aletine gözlerimi diktiğimde yutkundu. İçimdeki heyecan büyüdü. Eliyle kendini ağırca okşarken inledim. "Ahh..."
"Okşa kendini."
"Ne?"
"Kendini okşa bebeğim. Ben de okşayacağım." Bu fikir beni gülümsetirken aynı zamanda heyecanlandırmıştı. Dudaklarımı dişleyerek iki parmağımla onun yaptığı gibi yapıp kendimi ağırca okşamaya başladığında beni izliyordu. Aynı şekilde ben de onu izlerken hareketlerimiz yavaş ve ağırdı ama ona rağmen büyüyen heybetli erkekliğin içimi doldurmasını istiyordum. El hareketlerimiz hızlandı. "Görkem!" Kafamı geriye attım. "Gir artık içime!" diyerek yeniden ona baktım.
Onun da benden farkı olmadığını görünce birden bacaklarımın arasına girdi ve tüm penisini içime sokarken acıyla inledim. Çığlıklarım ağaç evde yankılanacaktı ki buna izin vermeyip parmaklarını ağzıma soktu. Parmaklarını ısırırken acıyla karışık zevke alışmaya çalışıyordum. Tüm aletini köküne kadar derinlerime soktuğunda yavaş ve ağırca hareket ediyordu ama bir süre sonra hareketleri hızlandı. Eli ağzındayken boğuk boğuk inlemeye başladım.
"Ahh bebeğim... Güzel bebe- Ah..." Git gelleri hızlanırken üzerimde kayıyordu ve en son gelmek üzereydik. "Aaah! Ohhh bebeğim.... Bebeğim... Geli- geliyor ohh! Geliyorum. Sikeyim. İ-iidil..."
Zirveye vardığımızda hareketi yavaşlasa da ağırca kendini itti ve hırlayarak içime boşaldığında eli ağzımdan ayrıldı. Üzerime yattı. Nefes nefese sessizlik içinde birbirimizin soluklarını dinledik. Birkaç dakika ya olmuş ya olmamışken saçlarımda ellerini hissettim. "Bir daha kimsenin sana dokunmasına izin verme güzel bebeğim." dedi ve dudaklarını hissettim.
Gözlerim gökyüzündeydi. Gülümsedi. "Görkem..."
"Hm..."
"Bir daha?" diye sorduğumda başını kaldırdı ve gözlerime baktı. Ardından sırıttı. "Bir daha."