2.Bölüm

1180 Words
Ateş hattında olan gözleri daha da alevlenirken başını sallayarak peşimden geldi, önce şezlongdaki eşyalarımı aldık sonrasında merdivenleri inip bahçenin arka tarafında duran garaja doğru yürümeye başladık. Garaja geldiğimizde ışık olmadığı için karanlıktı. Sadece kapının altında ince uzun ışık huzmesi yayılıyordu. Görkem lambanın düğmesini indirecek gibi olduğunda elinin üstüne dokunarak onu durdurdum. Elini kavrayıp çekmeye devam ettim. "Gel benimle." Gülümseyerek peşimden geldiğinde devasa garajın içinde arabaların arasında yürüdük. Altı araba vardı. O burada olanlardı, kalanı babamın şirketine yakın galerisindeydi. Ferit Yazgı, otomotiv şirketinin yönetim kurulu başkanıydı ve küçüklüğünden beri arabalara aşıktı. "Nereye gidiyorsun? Araban bu tarafta-" derken sevgilime döndüm ve dudaklarına işaret parmağımı yaslayarak susturdum onu. "Sessiz ol." "İdil." dedi gözlerindeki ifadeyi görürken. Sırıtarak onu beraberinde çekerek iki arabanın arasında durararak onu kapıya yasladım. Üzerine giderek kollarımı ensesine yapıştırdığımda yüzüne nefesimi vurdum. "Hazır mısın?" "Biri gelecek, bizimkilere yakalanacağız." Parmağımı dudaklarından yanağına doğru çizerek nefesimi vurmaya devam ettim. "Yakalanmayız..." Sesim kısık ve şehvet doluydu. "Güven bana." "Sana her zaman güveniyorum bebeğim," dedi belimdeki elleri sıkılaşarak. "Senden kuşku duymadım. Hiç bir zaman." Dudaklarım kıvrılarak daha geniş bir tebessümü misafir ettiğinde dudaklarımı dişleyerek önünde eğildim. "Ha siktir..." dediğini işittiğimde heyecanlandım. Saçlarımda onun ellerini hissederken, "Bebeğim..." Kabaran pantolonun önünü açarken yavaşça fermuarını indirdim, üzerine ikinci deri gibi yapışan siyah baksırını da görürken altımda bir şeyler dalgalandı sanki. Avucumla kabarıklığını parmaklarken kendini sıktığını gördüm. Nefes nefese adımı fısıldadı. "İdil..." Beklemeden baksırını da indirip önünü açmaya çalışırken heybetlo erkekliği gözlerimin önüne düştü. Heyecanlandığımı hissettiğimde vücudumdaki adrenalinle beraber libido seviyem de yükselmişti. Parmaklarımla kalın damarlı aletini sarmaya çalıştığımda birden garaj kapısının gıcırtılı sesini duyduk ve Görkem beni hızla araba ile kendi arasına alırken kendini arabanın arkasına sakladı. O hayatta dik dururken ben onun önünde sırtım arabaya yaslanmış, onun bedeni ile araba arasında sıkışmış kalmıştım. "Görkem?" dedi Semih amca. Semih amca, Görkem'in babası aynı zamanda villanın kahyasıydı. Meryem abla vardı bir de. O da aşçımız yani yardımcımızdı. Yıllardır bizimle beraber yaşıyorlardı. Bahçede müştemilatta kalıyorlardı. Ve Görkem ile aramızda yedi yaş olmasına rağmen çocukken bu sorun olmuyordu, beraber oyunlar oynuyor, keyifli zaman geçiriyorduk. Tâ ki o liseyi yatılı okumaya gittiği zaman. O gittiğinde geceler boyu ağladığımı bilirdim. Geri geldiğinde... İşlerin seyri o zaman değişmişti. Görkem abin yeni koruman. Bundan sonra nereye çıkarsan onunla beraber çıkacaksın demişti babam Ferit Yazgı. Görkem abi mi? Evet. Senden yaşlarca büyük birine Görkem demen yakışık almaz. Artık çocuk değilsiniz! O gün yıkılmıştı işte hayallerim. Babama Görkem'den hoşlandığımı hatta ona onunla evlenecek aile kuracak kadar aşık olduğumu söylesem kafayı yerdi. Delirirdi. Görkem... Görkem işte bu yüzden benden uzak durmuştu. Döndüğünden beri onda bir gariplik olduğunu biliyordum. Üzerine gidip onu zorlamamla nihayet söylemişti. Ferit Baba'ya karşı gelemem. Ona ihanet edemem. Sonra nasıl bakarım yüzlerine demişti. Benim merhametli Görkemim. Vefalı sevgilim. Onu ikna etmem zor olmuştu, ama onun da beni sevdiğini görünce bu kez ben ele almıştım işi. Ve sonunda kabullenmişti. Hatta babamın karşısına beraber çıkıp söylecekken babamın sözleri bunu dememize engel olmuştu. Ama ben inanıyordum. Bir gün, bir gün gelecek... Babam bile duramayacak aşkımızın karşısında. "Oğlum? Ne yapıyorsun sen burada?" "Aa baba şey," sakalını kaşıdı. "İdil'in yani İdil Hanım'ın arabasını çıkartacaktım da çıkartmadan sileyim dedim." dedi tulumun cebinden bezi çıkartırken. "Karanlıkta?" diye şüpheyle sordu Semih amca. O an aletini ağırca okşamaya başlamam ile kasıldığını hissettim. Başını hafif eğip eliyle yüzünü örttü. "Yapma..." "Efendim?" "Şey baba ampul yanmadı. O yüzden..." Semih amca'nın düğmeye basıp durduğunu işittiğimde şanslı günümüzdeydik. Ampul gerçekten yanmamıştı. "Hay aksi... Geçen dayın olacak tembel tenekeye ampul al değiştir dedim. Değiştirmemiş. Neyse ona kalırsa hiç değişmez. Bugün sen git de al oğlum." "Tamam baba." dedi kolları arabanın üstünde dururken. "Arabayı çıkartayım sonra gider alırım." Semih amcanın başını salladığını hissettim. Parmaklarım erkekliğini okşamaya devam ediyordu o sırada. Görkem'in uyarı niyetine dizini kırıp beni sıkıştırdığını biliyordum. Yine de uyarısını dikkate almayıp dudaklarımın arasına aldım aletinin ucunu. "Siktir..." "Ne oldu?" "Ayağımı vurdum baba," Kendini o kadar sıkarak söylemişti ki normal zaman olsa kahkaha atıp gülerdim. "Anladım... İyisin?" "İyiyim iyiyim baba." Görkem buruşan yüz ifadesini normal tutmaya çalıştı. "Niye?" "Boncuk boncuk terlemişsin oğlum. Hasta mı oluyorsun?" "Garaj sıcak." dedi kesikleşen nefesiyle. Semih amcanın inanamayan bakışlarını Görkem'in üstünde hayal edebiliyordum. "Tamam çok oyalanma." diyerek sonunda garajdan çıktı ve Görkem hızla başını eğerek kafamı bastırdı. "Sikeyim... İdil. Deli mi etmek istiyorsun beni?!" Gülümseyip dilimle ucunu yalayıp geri çekildiğimde, çenemi yasladım. "Yalamak istiyorum. Seni." "Ahh ah bebeğim... Beni babamın karşısında o hâle soktun ya," Bakışları kısıldı. "Bunun cezasız kalacağını düşünmüyorsun değil mi?" "Hay hay cezaları sevmişimdir." diyerek ucunu emerek geri bıraktığımda önünde kalkarak dudaklarımı başparmağımla sildim. Beni aniden arabayla kendi arasına sıkıştırıp dudaklarıma yapıştığında ensesine sarılarak karşılık verdim. Haşince dudaklarımı tüketmeye devam ederken inleyerek ağzımı daha çok araladım. Çenemi kavrayarak başını sağa sola eğmeye başladı ve daha çok öptü beni. Nefessiz kalıncaya kadar öpüştükten sonra geri çekildiğimizde şişen dudaklarımı okşadı. "Sana deli oluyorum. Beni her seferinden mahvediyorsun ya." "Alışamamış gibisin seni deli etmelerime?" diyerek ensesindeki saç dipleriyle beraber saçlarını okşadığımda kısa ve derin bir öpücük daha kondurdu dudaklarıma. Ardından kalçama vurarak geri çekildi. "Ah! Ne yapıyorsun?" Sırıtarak yanağımdan öptü. "Hadi okula bırakayım seni, dersine geç kalma." "Hm," Yüzüne yaklaşarak sakalından ben de öptüğümde, "Çıkışta da alır mısın beni?" "İşim çıkmazsa alırım bebeğim." Sonrasında toparlandık, ben üstümü başımı düzeltip çantam ile kitaplarımı kucakladım. O da fermuarını çekip tulumunu düzelttiğinde beni arkasında bırakarak garajın kapısını iki yana sonuna kadar açtı. Ardından anahtarımı ona atıp havada kaptığında göz kırptım. Gülümseyerek arabaya bindik. Emniyet kemerimizi bağladık. Yola çıktığımızda müzik çaları açtım. En sevdiğim şarkılardan biri çalmaya başlamıştı. Tut elimi, bur'dan gidelim "Olmaz" demeden, dinle beni bi' Rüzgârım söndü, dindi ateşim Ah bebeğim, ben hâlâ deliyim Sen yokken ne gece ne de gündüz Ne Ay var ne tek bi' yıldız Her yer karanlık ve ıssız, göremiyorum Sen yokken ne gece ne de gündüz Ne Ay var ne tek bi' yıldız Her yer karanlık ve ıssız, göremiyorum Camı açtığımda rüzgâr içeriye doldu, saçlarımı uçuşturmaya başladığında şarkıya eşlik etmeye başladım. "Rüzgârım söndü, dindi ateşim!" Görkem de gülerek yandan bana bakış attığında eşlik etti o da. "Ah bebeğim, ben hâlâ deliyim." Dudaklarımı ısırarak gülümsedim. Nakarata girdiğimizde ikimizde birbirimize bakarak eşlik etmeye devam ettik. Rüzgâr arabanın içine girmeye devam etti. Yerimde dans ediyordum. "Sen yokken ne gece ne gündüz... Ne Ay var ne tek bi' yıldız... Her yer karanlık ve ıssız... Göremiyorum..." & Okula geldiğimde kampüsün girişinde durmuştuk. Görkem müzik çaları kapatarak bana döndüğünde ben de çantamı boynumdan geçirerek kitapları kollarımın arasına almıştım. Ona yan döndüm koltukta. Uzanıp sakalını yanağını okşadım. Başını eğip avucumu öptü. "Dikkat et kendine." dedim. "Tamam güzel bebeğim. Sen de." dedi yeşil yeşil bakan gözleriyle. İç çektim. Benim içim bu adama gidiyor. Uzanıp dudaklarından öpücük çaldığımda geri çekilecekken buna izin vermeyip kolumdan sertçe beni çektiğinde canımı yakmamıştı ama hızla göğsüne düşmeme neden olmuştu. Dudaklarımdaki tutkulu öpücüğünü sürdürmeye devam etti. Birkaç dakika sonrasında gülümseyerek ayrıldık, kapanan gözlerimi aralamıştım. Yutkundum. "Görüşürüz." dedim ve arabadan indim. Mutlulukla gülümseyerek ona el salladığımda o da bana aynı karşılığı verdi ve gidişini izledim. Dudaklarımı ısırıp arkama dönüp kampüse doğru yürüdüğümde karşıma İrem çıktığında duraksadım. Bana imâlı bakış attığında yüzümdeki mutlu ifade söndü yerine ciddi onu kaale almadığım bir ifade yerleşirken bir şey demeden ilk onun demesini bekledim. Kollarını bağlayarak alayla bir adım attı önüme. "Az önce hademenin oğlu ile öpüştün yanlış görmedim değil mi?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD