3.Bölüm

1220 Words
"Az önce hademenin oğlu ile öpüştün yanlış görmedim değil mi?" Buz kestim. "Bundan sana ne." dedim tek kaşımı alayla kaldırdığında. "İşine bak." Yanından geçip gideceğim sırada kolumdan tutup durdurdu. Önce koluma sonra ona baktım. "Çek elini." "Bak canım, herkesin gözü sende olabilir elime çok fena düştün şu an farkında değil misin?" Hırsla kolumu çekip ona döndüm tamamen. "Ve sen de bunu kullanayım dedin?" "Tam üstüne bastın ayağını çekme sakın!" dedi gözlerini irileştirip alayla gülerek.. "Asıl sen bana bak," İşaret parmağını şakağına bastırıp onu iteklediğimde kafasını çekip bana baktı kötü kötü. "Tüm ilgi bende zanneden beni çekemeyen ve eline düştüğümü zanneden sen, kendini bu kadar aşağıladın ya..." Tiksintiyle baktım. "Git o ezik sahtelik kokan arkadaş grubunla takıl. Benimle uğraşmayı kes." Daha fazla bir şey demesine izin vermeden yanından bir hışım geçip gittiğimde arkamdan bağırdı gerizekalı. "Görüşürüz İdil!" Kafeteryaya geldiğinde Merve'nin elini kaldırdığını gördüm. Ben de elimi kaldırıp karşılık verdiğimde onun olduğu masaya doğru yürümeye başladım. Ayağa kalktı. Sarılıp öpüştük. "Naber?" Çantamı ve kitaplarımı masaya koyarak karşısına oturdum. "İyidir senden?" "İyi benden. Son iki final kaldı sonra dönemin bitişi kırk gece parti vererek kutlayacağım." dediğinde güldüm. Merve'nin babası da denizcilik ile uğraşıyordu ve onun ailesi ile ailem tanışırlardı. Merve ile de tanışıklığımiz eskiye dayanıyordu. "Limonata mı o?" Pipetiyle oynadı. "Hıhım. Yeni çeşit çıkarmışlar. Sana da söyleyeyim mi?" "İyi olur sıcakladım," dedim elime yelpaze yaparak. Merve yerinden kalkacağı sırada onu durdurdu. "Ay dur, dur, sen gitme. Ben gider alırım zaten lavaboya gideceğim." "Tamam," dedi sandalyeye geri otururken cüzdanını kenara koyarak. Bense çantamı alarak kalktım. "Geliyorum." diyerek gittim. Lavaboda işimi halledip yüzüme su çarpmıştım. Sıcaktı. Mermere tutundum. İrem'in bizi yakalamış olması zerre umrumda değildi. Korkağın tekiydi. Bir şey yapacak değildi. Yapsa çoktan yapardı. Gözlerimi devirip makineden havlu kopardım. Onları çöpe atıp uzun açık kahve saçlarımı geriye atarak kolyemi düzelttim. Eklem yüzüklerimi düzelterek eteğimi ve kolsuz üzerime yapışan beyaz bluzumu düzelttim. İyiydim. Kimsenin keyfimi kaçırmasını izin vermemeliydim. Hele o şımarık takıntılı kızın hiç. Geri döndüğümde kasadan içeceğimi alıp dönmüştüm. Masaya oturur oturmaz Merve üzerime eğildi. "Seninki gelmiş." Kaşlarım çatıldı. Benimki? Görkem... Görkem'den mi bahsediyordu? Ama Merve bilmiyordu ki ilişkimizi. Kimse bilmiyordu. "Benimki?" dedim sorarcasına. "Evet." dedi Merve arkama doğru kaçamak bakışlar atarken. "Hani tüm sene boyunca koşan Harun vardı ya." dediğinde omuzlarım düştü, geriye yaslandım. Arkama bakmaya bile gerek duymadan bardağımı kavradım. Pipetten yudumladım limonatamı. "O mu..." "Ne o, hemen yüzünü buruşturdun?" Kollarını masaya koydu. "Harun'un adını duyunca yüzünü buruşturdun? Anlamıyorum bu çocuğun nesini beğenmiyorsun ki? Yakışıklı, seksi, düşünceli, merhametli, yardımsever ve zengin! Daha ne olsun." Bir Görkem değil de ondan. "Bu saydıkların Harun mu cidden? Emin misin? Bir daha say istersen?" Merve geriye yaslandı benim gibi içeceğini alarak. "Anladım sen bu çocuktan haz etmiyorsun." Ha şunu bileydin. Masaya yaklaşıp yarıladığım bardağı koydum. Menüyü elime aldım. "Tatlı bir şeyler mi söylesek ya?" "Söyleyelim," dedi Merve telefonunu alarak. "İdil ya, Econ345'in notları yanındaysa verir misin?" "Dosyanın arasında. Son sayfalar olması lazım." Merve dosyamı elime alırken arasından katlanmış bir mektup düştü yere. Bakışlarımız aynı anda kağıtla buluştuğunda kaşlarım çatıldı sanki ağır çekimdeydim de başımı kaldırıp Merve'ye baktığımda zaman yavaşladı. Merve onu almak için yere eğildiğinde gözlerim irileşti. Hayır. O kağıt muhtemel... Ondan evvel davranıp yere eğilip kağıdı elime aldığımda bana baktı şaşkınca. "Ne oluyor ya?" "Bir şey olmuyor," dedim sakince. "Aldım işte." Havada gösterip kitabın arasına koyduğumda bana tuhaf bakışlar attı. "Tamam." diyerek önüne döndüğünde derin bir nefes verdim. Rahatlamıştım. Yeniden içeceğimi kavrarken aklım o mektubun anısına gitti ve dudaklarımda bir tebessüm pay oldu. "Hmm ne yazıyorsun?" dedim ona sokularak parmağımı çıplak göğsünde gezdirdiğimde. Hızla defteri ters yüz etti. Çatık kaşlarımla başımı kaldırıp ona baktım. "Sürpriz." "Ne sürprizi ya? Bakacağım aç!" Yerimde dikleştim. O da dikleşirken defteri havaya yukarı doğru kaldırdı. "Sürpriz dedim!" "Görkem! Açar mısın şunu?!" Yüzüme doğru eğilip burnunu burnuma sürttü. "Göstereceğim ama şimdi değil. Pikniğe gittiğimizde." "Pikniğe mi?" "Evet. Beraber bir yerlere kaçmamızı seviyorsun diye seni Sapanca'ya kaçırıyorum." Çatık kaşlarım düzleşirken gülümsedim. "Ya..." "Ya tabii." Ona sırnaşıp göğsüne yeniden sokulduğumda beni kollarının arasına alıp saçımdan öptü. "Huuu dünyadan İdil'e, dünyadan İdil'e!" İrkilerek bana el sallayan arkadaşıma baktım. "Dalmışım." "Fark ettim," dedi Merve imâlı imâlı bakarak. "Nereye daldın öyle hülyalı hülyalı?" Bakışlarımı kaçırdım, menüyü yeniden elime aldım. "Ay Merve ya." dediğimde Merve bir şeyleri sezmiş gibu baksa da bir şey demedi. "Ekler mi yesek?" "Canım çilekli magnolia çekti ondan yiyeceğim." "Tamam ben de fıstıklı ekler alacağım." diyerek siparişleri verdiğimizde yanımda bir sandalye çekildi. "Selam." Merve imâlı bakışlar atarak gülümserken, "Selam." dedi. Bense kaşlarımı çatarak yanımda emrivaki bir şekilde oturan Harun'a baktım. Bana bakıyordu. "Yanıma oturabilirsin dedim mi?" Yüzü afalladığında kendini topladım. "Pardon... Ben," Merve'ye kaçamak bakışlar atarak bana döndü. "Sonuçta bir samimiyetimiz var diye oturdum ama izin almam gerektiğini bilmiyordum?" "En azından sorman gerekti." diyerek iğneleyici şekilde konuştuğumda önüme döndü. Kısa süren sessizlikten sonra boğazını temizledi. "Oturabilir miyim?" Başımı yana çevirdim. Ona baktım. Ayağa kalkmıştı. Dudaklarımı büzdüm. "Evet." dediğimde gülümsedi ve yanıma oturduğunda bu kez kalkan ben oldum. "Benim öğrenci işlerinde işim vardı şimdi hatırladım." Çantamı ve kitaplarımı topladım. "Sınavda görüşürüz." "E tatlı?" "Sonra yerim ben, afiyet olsun sana." diyerek kafeteryadan çıktığımda ferahlamış gibiydim. Asla hoşuma gitmezdi öyle lakayıtlar hareketler. Bir de kalkıp soruyor ya. Başımı iki yana sallayarak fakülteye doğru yürümeye başladım. & Sınav çıkışı Merve ile vedalaşıp kampüsün çıkışına doğru yürüdüğümde onu gördüm. Arabanın içindeydi. Ve beni almaya gelmişti. Dudaklarım mutlulukla kıvrılırken adımlarım hızlandı. "İdil!" Duyduğum ses ile duraksarken arkama döndüm ve yüzüm asıldı. "Bekler misin bir?" Harun koşarak yanıma geldiğindr omzumdaki askımı düzelttim. "Evet?" "Bunu unutmuşsun. Merve sana verecekti ama ben isteyince ben de kaldı." Bakışlarım elindeki kağıda kaydı. Econ345 notları. Ondan alırken konuştum. "Gerek yoktu. Sende kalabilirdi." Nasılsa bu dersi geçmiştim, notlara bir daha ihtiyacım olmayacaktı. "Olsun yine de vermek istedim," dedi ve duraksadı. "Acaba bir kahve içmek ister misin benimle? İşin yoksa tabii." Bakışlarım arabaya ve camdan ona kaydığında yutkundum. "Eğer arabam yok diye dert ediyorsan benim arabam var. Beraber gidebiliriz." diyerek teklif ettiğinde reddettim. "Hayır yani benim arabam var. Babam şoför yollamış." dedim kırmızı mini cooper'ı işaret ederek. "Bu akşam önemli bir yemek var da. Eve çağırıyor. Anlarsın ya." "Evet anladım," dedi pişkin pişkin sırıtarak. "O zaman başka zaman?" "Görüşürüz Harun." diyerek sonunda yanından sıvıştığımda nihayet arabaya binip emniyet kemerini bağladım. Derin nefes vererek sevgilime döndüm. "Sevgilim..." Ona uzanıp sarıldığımda bana karşılık verdi. "Kimdi o dallama?" Gülecek gibi oldum ama kendimi tuttum. "Lüzumsuzun biri. Boş ver." Yeşil gözleri beni buldu kıskançlıktan parlayan yeşil gözleri. Çenesini tutup kendime çevirdim. Dudaklarını büzerek öpücük kondurduğumda parmağımla sakalını sevdim. "İnan önemi yok." "Hmm? Boşuna kıskançlık etme diyorsun." Fısıldadım. "Bu hallerin çok hoşuma gidiyor diyorum." Gülümsediğinde gülümsedim ve dudaklarıma yumuldu. Yarım saniye nefessiz kalana kadar öpüştükten sonra geri çekildi. "Bu akşam ağaç evde buluşur muyuz?" dedim heyecanla. "Sana kötü bir haberim var." dediğinde duruldum. "Ne?" "Ferit Baba bu akşam sizin evde yemek veriyor yani misafirleriniz var." Bacağıma vurdum. "Hayır ya..." "Maalesef güzel bebeğim," Elini vitesten çekerek bana döndü. "Ama merak etme. Bu geceden sonra hasret gidereceğiz." Ona yaklaştım. Yanaklarından kafasını tutarak öptüm sakalından. Yanağını sıkarak bıraktım. Kahkaha atarak arabayı çalıştırdı ve yola koyulduk. Yol boyunca konuşarak nefes aldırmamıştım ama ona rağmen beni can kulağıyla dinlemişti. Villaya geldiğimizde arka açık garaja arabayı park etti ve el fenerini çekerek bana döndü. "Geldik." Dudaklarımı büzdüm. "Misafirler nereden çıktı ya?" Bir saç tutamımı alıp kulağımın arkasına sıkıştırdığında, "Yapacak bir şey yok. Sen yine de şık giyin. Güllü annemin yüreğine indirme." Koluna vurdum. "Pislik yapma." Gülerek boynuma sokulduğunda bakışlarım ön cama kaydı. Ve... Donakaldım. Gülümsemem soldu. Pars. Bizi izliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD