Pars.
Yeğenim.
Hızla geri çekilirken Görkem ne olduğunu anlayamadan öyle kaldı. "İdil?"
"Pars." dedi bakışlarımı çekerken. "Orada. Bize bakıyor." Dediğimi yeni anlamış gibi geri çekilirken eşyalarımı alıp arabadan inip yeğenime mutlu bir tebessüm yolladım. "Teyzem..." Yanına vardığımda çömeldim, saçlarını karıştırarak. "Ne yapıyorsun burada?"
Elindeki arabasını bırakmazken onunla oynadı. "Annem dedi ki deyze... Semih amcanı bul. Ona bu anahtarı ver." Diğer eline baktım, küçük avucunu bana doğru uzattığında Görkem yanımıza geldi. "Ufaklık, istersen anahtarı bana ver. Ben babama veririm."Pars başını iki yana salladı. "Olmaz. Semih amcama veyicem ben."
"Teyzem, Görkem abin onun oğlu ya, verir babasına. Hadi." Pars gözlerimdeki güven ve onayı görmüş gibi anahtarı Görkem'e uzattı. "Teşekkür ederim ufaklık." Ardından eğildiği yerden doğrulup bana baktı. Gülümsedim. "Görüşürüz."
"Görüşürüz güzel bebeğim." dedi ve yanağımı koklayarak öpücük kondurduğunda gülümsemem büyüdü, geri çekildiğinde ona baktım. "Hadi git." dedi gidemediğimi anlayınca.
Dudaklarımı ısırdım.
Pars'ın elinden tutarak villaya doğru yürümeye başlarken Pars anlattı. "Deyze..."
"Teyzem."
"Gökem abi senin manitan mı?" Kaşlarım çatıldı. Gülmem geldiğinde kendimi tuttum, duraksayıp küçük beye döndüm. "Manitan da ne demek... Nereden duyuyorsun bu lafları?"
"Küçük teyzem söylerken duydum. Manita yaptım diyordu." Gülmeye başladığımda başımı iki yana salladım. Ah Mina ah hiç değişmeyecek bu kız.
"Mina teyzene bakma sen. Hem," dedim yeniden önünde diz çökerek. "Manitam yok benim. Gidip de İdil teyzemin manitası var deme bak?"
Kıkırdadı Pars.
"Ama öptü seni?"
"Hı," dedim gevelerken. "Arkadaşım. Arkadaşız yani. Arkadaşlar birbirlerinin yanaklarından öpebilir."
"O zaman ben de yarın okula gittiğimde Deniz'in yanağından öpeceğim!" Hayda.
"Ne yapıyorsunuz bakayım siz orada?"
Verandadan ablamın sesini duyduğumda Pars elimi bırakıp koşarak annesine gitti. "Anne!"
Bende eğildiğim yerden doğrulurken ablam eğilip bacağına sarılan oğlunun başından öptü. Ardından eğilip onu kucakladı. "Verdin mi anahtarı?"
"Veydim. Gökem abiye."
Bakışları beni buldu. "Görkem mi? Neden?"
"Beni okuldan almıştı, garajda beraberdik. Karşılaşınca ona versin dedim." Ablamın imâlı bakışları üzerimde dolaşırken bir şey demedi. İçeri girdik. Onlar salona geçerken ben de alt kata inip odama girdim. Alt katta sinema salonu ve misafir odası ve de benim odam vardı. Diğer odaların hepsi üst kattaydı.
Bu bir nevi rahatlık sağlıyordu bana.
Çantamı ve kitaplarımı masaya koyup camı açtım. Bahçenin havuza bakan kısmı görünüyordu. Mis gibi temiz hava içeri dolarken gözlerimi yumdum. Ardından kendimi yatağa sırtüstü bıraktığımda olanları düşünmeye başladım.
Acaba gerçekten Görkem ile olan ilişkimi söylesem herkese... Kabul ederler miydi?
Kabul etmeyeceklerini biliyorsun İdil.
Belki ederlerdi.
Ya da emrivaki yapsam... Biz evlendik diye evlilik cüzdanı göstersem onları Görkem'i kabul ederlerdi belki. Birden doğruldum. Evet evet. Bu benim daha önce aklıma niye gelmemişti?!
Birden heyecanlandığımı hissettiğimde yataktan kalktım, onların suyuna gidecektim. En azından bu gecelik. Yarın için güzel planlarım vardı.
Dudaklarımı ısırdım.
Acaba Görkem ne derdi bu işe?
Dolabımın önünde dikildiğimde kapı çalındı. "Gir." dedim sürgülü kapağı açarken, başımı çevirdim. Ablamdı gelen.
Kapıyı kapatıp yatağın başında dikildi. "Abla sence," dedim dolaptan iki askıyı çıkarıp gösterirken. "Bu mu yoksa bu mu?"
"Bırak şimdi elbiseyi," dedi bakışlarını kısarken. Elini beline koymuştu ve bana garip bakıyordu. "Görkem ile aranızda bir şey mi var?"
Tebessüm söndü ve silindi yüzümden. "Neden soruyorsun?"
Kollarını göğsünde topladı. "Eğer varsa yol yakınken bitir İdil." Kaşlarım çatıldı. "Çünkü bu işin oluru yok." Elbiseleri hırsla yatağa fırlattım. "Ne demek yok?"
"Ne duyduysan o."
"Abla! Ben Görkem'i seviyorum!"
Ablam alayla gülerek başını iki yana salladı. "Biliyordum."
"Ve onunla evlenmeyi düşünüyorum!"
"Ne evliliği İdil! Daha kaç yaşındasın?"
"Son senem abla," dedim ona hayretle bakarak. "Mezun olacağım. Hem sen benim yaşımdayken Pars'a hamileydin!"
"Kaya ile benim durumum farklıydı İdil. Bizi karıştırma." Durdu ve soluklandı. "Buradan da babamın sözünden çıktığını anlıyoruz."
"Çocuk muyum ben? Ne sözü Allah aşkına?"
Ablam bir süre konuşmadı. "Misafirler neredeyse gelirler. Sen de hazırlan ve bahçeye in. Onları karşılayacağız birlikte." dedi ve odadan çıkarken göz göze geldik, kapı kapandı.
Son sözleri bunlar olmuştu.
Gözlerim dolduğunda hırsla yatağa oturdum. Elbiseyi yere fırlatarak hüngür hüngür ağlamaya başladım.
Burnumu çekip başımı kaldırdığımda aynada kendim ile göz göze geldim. "Ne olursa olsun vazgeçmeyeceğim ondan. Vazgeçmeyeceğim..."
&
Akşam hava karanlığa büründüğünde yarım toplu saçlarım ve hafif makyajım, lacivert kolsuz kalın askılı elbisem ile oldukça şıktım. Ayağımdaki topuklular acıtsa da uzun süre giymediğim için böyle olduğunu biliyordum.
Bahçeye indiğimde bizimkileri masa başında durdum. Havuzbaşına kurmuşlardı masayı. Oraya gitmeden önce Görkem'in yanına uğramak istiyordum.
Öyle de yaptım.
Çimenlerin üstündeki taşlardan yürüyerek merdivenlere kadar geldim. Ve onu gördüğümde durdum. Şıktı. Evde ne zaman davet organizasyon ya da misafir olsa beyaz gömlek ve siyah pantolon giyer bir nevi valelik yapardı.
Tebessümüm büyüdü.
Saçlarımı inci küpelerimi elden geçirerek üstümü düzelttim ve dalgalı saçlarımı arkaya atarak merdivenlerden sakince indim. Babamın BMW arabasını siliyordu bezle. Beni görünce duraksadı. Gülümsedi. Ay ışığı ne de güzel vuruyordu yüzüne.
"İdil..." dedi nefesi kesikleşirken. Ademelması hareketlendi. Gözleri üzerimde gezinirken beni tepeden tırnağa süzdü. "Ne güzel olmuşsun bebeğim."
"Teşekkür ederim. Sen de," dedim onu süzerken. "Her zamanki çok yakışıklısın."
"Her zamanki halim işte. Ferit Baba'yı biliyorsun." Bilmez miydim...
"Bu gece buluşur muyuz?" Bir an itiraz edeceğini hissettiğimde, "Lütfen. Konuşmak da istiyorum seninle."
Fısıldadı. "Sevişerek konuşmak herhalde..."
Omuz silktiğimde gülümsedi. "Normal de konuşuruz." Ona yaklaşarak yüzünü ellerimin arasına aldım. "Sana söylemek istediğim önemli bir şey var."
Kaşları çatıldı. "Nedir o?"
O sırada garajın açık kapısından içeri giren jipin beyaz gür farları yüzüme vururken gözlerimi kıstım.
Araba hızla babamın arabasının arkasına park etti. Farlar söndüğünde Görkem hızla benden ayrıldı, "Geldiler." dediğinde aslında işimin başına döneyim demek istediğini anlamıştım. Görkem şöfor kapısını açarken, önce rugan ayakkabılar gözüktü ardından kendisi.
Ceketini düzeltip bana baktı.
Ardından Görkem'in omzuna vurdu. Anahtarı ona fırlattı. "Çizik olmasın. Dikkat et."
Görkem anahtarı avucunda sıkarken hızlı adımlarla bana geldi adam. "İdil..." Bakışlarım zorlukla Görkem'den ayrılıp karşımda duran adama kaydı.
Birden yanağımdan öptüğünde kaşlarımı çatarak ona baktım sertçe. Endişeyle yanağımı tutarken, "Ne yapıyorsun?" derken gözlerim çoktan Görkem'i bulmuştu.
Öfkeyle Oktay'ı izliyordu.
"Müstakbel sözlümü öpüyorum."
Yüzümü buruşturdum. "Ne?"
Elimden tuttu. "Bu gece buraya gelişimiz sebepsiz değil, birazdan anlayacaksın." Bakışlarım yeniden Görkem'e kaydığında bakışlarının ellerimizde olduğunu anladım.
Gözleri beni bulduğunda başımı omzuma doğru eğdim. Ama yaptığı arkasını dönüp uzaklaşmak oldu.