3.Ateşin İçinde

1044 Words
Ertesi sabah, Liya hâlâ gece yaşadıklarının etkisindeydi. Gözlerini açtığında odasının sessizliği ona güven değil, bir tehdit gibi geliyordu. Kalbi hâlâ hızlı atıyor, elleri titriyordu. Gece boyunca yaşananlar, Liya’nın zihninde sürekli tekrar ediyordu: karanlık sokaklar, maskeli adamlar, Aras’ın soğuk bakışları… Çantasını masanın üzerine koydu ve belgeleri tekrar kontrol etti. Her şey yerli yerindeydi; ama Liya biliyordu ki bu dosyalar artık hayatını tamamen değiştirmişti. Tam o sırada telefonu titredi. Mesajın sahibini gördüğünde nefesi kesildi: “Dikkatli ol. Seni izliyorum.” Liya’nın kalbi daha da hızlı çarptı. Mesaj açıkça Aras’tan geliyordu. Ama bir tehdit vardı: “Gözlerimi üzerimden ayırma.” Liya, telefonu yere bıraktı. Korku ve merak bir arada vardı. Gece yaşadıkları, Aras Kağan’la olan ilk karşılaşması… ve o tehlikeli çekim… Hepsi bir anda zihnini ele geçirmişti. Şehir bir yandan uyanırken Liya, belgeleri daha güvenli bir yere götürmek için dışarı çıktı. Sokaklar hâlâ tehlikelerle doluydu. Her köşe başı bir gölge, her arabadan çıkan kişi potansiyel bir tehditti. Liya adımlarını dikkatle seçti. Tam o sırada arkasında motor sesi duydu. Kalbi bir an duracak gibi oldu. Ama motosiklet bu kez uzak değil, yakındı. Ve sesiyle Liya’ya mesaj gönderiyordu: “Seni takip ediyorum.” Aras Kağan, karanlığın içinden adeta sessiz bir gölge gibi çıktı. Kaskını çıkarmış, saçları rüzgârda savruluyordu. Gözleri Liya’yı arıyordu. Ama bu sefer yüzünde öfke vardı. Geceki olayların ardından hâlâ Liya’yı tehlikeye atan gölgeleri hissediyordu. “Bunu sana daha önce söylemiştim,” dedi Aras, sesi keskin ve tehditkâr. “Hayatına karışmam. Ama sınırını bilmelisin.” Liya geri çekildi, ama çantasını düşürdü. Aras hemen çantasını aldı ve parmakları Liya’nın ellerine çarpıştı. İstemeden ikisi de ürperdi. Aras, gözlerinde hafif bir karışıklık ve endişe ile çantasını sıkıca tuttu. Tam o anda sokağın arka tarafından bir çığlık yükseldi. Aras anında harekete geçti, Liya’yı gölgesiyle kapattı. Gözleri karanlıkta hareket eden gölgeleri taradı. Maskeli adamlar sokaktan çıkıyordu. Ama Aras, Liya’nın gözlerini korkutmasına izin vermedi; bir hareketle adamların karşısına dikildi. “Buradan çıkın!” diye bağırdı. Ama adamlar saldırmakta kararlıydı. Aras bir hamleyle birini devirdi, diğer ikisi hızla geri çekildi. Liya nefesini tutarak izledi, kalbi hâlâ deli gibi atıyordu. Aras, Liya’yı sessiz bir sokağa çekti. Gözleri hâlâ sert, hâlâ tehditkârdı; ama biraz yumuşamıştı. “Beni dinle,” dedi. “Bu şehirde kimse senin iyiliğini düşünmez. Beni dinlersen… belki hayatta kalırsın.” Liya, gözlerini Aras’tan ayıramıyordu. “Peki… ne yapmam gerekiyor?” dedi, sesi titrek ama kararlı. Aras göz ucuyla Liya’ya baktı. “Beni takip et… ve kimseye güvenme.” İkili, şehrin karanlık sokaklarında sessizce yürüyordu. Her adımda yeni tehlikeler, yeni sırlar ve yeni çekimler vardı. Ve Liya, farkında olmadan karanlık bir dünyaya adım atmıştı. Aras, sessizce Liya’nın yanında yürürken kendi içindeki karmaşayı hissediyordu. Bu kadın, onun kurallarına meydan okumuştu. Ve Aras Kağan, kurallarını bozmadan kimseyi hayatta bırakmazdı. Ama Liya… farkında olmadan Aras’ın karanlık dünyasına ışık tutuyordu. Her ışık, karanlığı daha da tehlikeli hâle getiriyordu. Sokak lambasının altında kısa bir duraksama oldu. Aras, Liya’ya baktı ve gözlerinde bir şey değişti: öfke ile merhamet arasında bir çizgi vardı. “Bir kez daha uyarıyorum,” dedi. “Beni görmeye devam edersen… işler değişir.” Liya, gözlerini kaçırmadı. “Ben… yalnız değilim,” dedi. Ama sözlerinde hem meydan okuma hem de korku vardı. Aras bir adım daha yaklaştı, nefesleri birbirine karıştı. İkisi de biliyordu ki bu gece, ikisinin kaderini belirleyecek bir başlangıçtı. O an, uzaktan gelen bir patlama sesiyle irkildiler. Sokak lambaları titredi, gölgeler oynadı. Aras hızlı bir hamleyle Liya’yı kapladı ve arkaya çekti. Maskeli adamlar tekrar ortaya çıkmıştı. Liya’nın kalbi duracak gibiydi, ama Aras onu sıkıca koruyordu. “Kaç!” diye bağırdı. Ama Liya, istemsizce onun gözlerine baktı. O gözlerde korku yoktu… sadece bir koruma ve kararlılık vardı. Patlamalar ve gölgeler arasında Liya, Aras’ın varlığıyla bir güven hissetti. Ama aynı zamanda tehlike… her an her şeyin bitebileceği bir tehlike… Ve Liya bunu biliyordu. Aras, maskeli adamlardan birini yere sererken kısa bir bakış attı Liya’ya. “Bir daha… yalnız dolaşma.” Ve motorunun sesiyle kayboldu karanlığa, geride sadece yankılar ve Liya’nın hızlı nefesleri kaldı. Liya, çantasını sıkıca kavradı ve sessizce geriye, güvenli bir köşeye doğru ilerledi. O an fark etti ki hayatı artık asla eskisi gibi olmayacaktı. Ve Aras Kağan… onun kaderinin bir parçası olmuştu. Liya, patlamanın yankısından hâlâ irkiliyordu. Sokak lambalarının titrek ışığı, gölgeleri dans ettiriyor, her köşe başı bir tehdit gibi görünüyordu. Çantasını sıkıca kavradı; içinde taşıdığı belgeler artık sadece kağıtlar değildi, hayatının en değerli parçasıydı. “Ne yapmalıyım?” diye fısıldadı kendi kendine. Kalbi hâlâ hızla atıyordu. Ama bir yandan, gece boyunca fark ettiği garip bir çekim de içini kemiriyordu: Aras Kağan… onun varlığı hem korkutuyor hem de istemediği bir şekilde çekiyordu. Tam o sırada, uzaktan bir motor sesi duyuldu. Liya nefesini tuttu; ses yaklaşıyordu. Motorun sesi, karanlık sokaklarda yankılanırken, Liya’nın kalbi de adeta motorla yarışıyordu. Aras Kağan, karanlık bir gölge gibi ortaya çıktı. Kaskını çıkarmış, saçları rüzgârda savruluyordu. Bakışları Liya’nın gözlerini tarıyor, her hareketini inceliyordu. Ama bu sefer yüzünde bir öfke vardı; gece yaşananlar hâlâ içindeydi. “Bunu sana daha önce söylemiştim,” dedi, sesi keskin ve tehditkâr. “Hayatına karışmam. Ama sınırını bilmelisin.” Liya, geri çekildi ama istemeden çantasını düşürdü. Aras hemen eğildi ve çantasını aldı; elleri çarpıştı. İkisi de istemsizce ürperdi. O an fark ettiler ki, aralarında sadece tehlike değil, bir çekim de vardı. Tam o anda, arka sokaktan bir çığlık yükseldi. Aras hızla hareket etti, Liya’yı gölgesiyle kapattı. Maskeli adamlar tekrar ortaya çıkmıştı; bu sefer daha fazla ve daha kararlıydılar. “Kaç!” diye bağırdı Aras. Ama Liya, istemeden onun gözlerine bakıyordu. O gözlerde korku yoktu; sadece koruma ve kararlılık vardı. Ve Liya, istemediği halde güven hissetmeye başlamıştı. Aras, maskeli adamlardan birini yere sererken kısa bir bakış attı Liya’ya. “Bir daha… yalnız dolaşma,” dedi ve motosikletinin sesiyle karanlığa karıştı. Liya, sessizce geri çekildi ve güvenli bir köşeye ulaştığında hâlâ nefes nefese kalmıştı. O an fark etti ki hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Ve Aras Kağan, onun kaderinin bir parçası olmuştu. Liya eve ulaştığında hâlâ titriyordu. Ama çantadaki belgeler hâlâ duruyordu; içi rahatlamış gibi hissediyordu. O an fark etti ki bu belgeler sadece bir kağıt yığını değil, aynı zamanda tehlikenin ve Aras Kağan’ın dünyasının bir kapısıydı. Evinde bir süre oturdu; kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Ama zihni durmuyordu; gece yaşadıkları sürekli tekrar ediyordu. Maskeli adamlar, patlamalar, Aras’ın soğuk ama koruyucu bakışları… Ve o bakışların içindeki mesaj: “Beni unutma, Liya.” Liya kendine sessizce söyledi: “Bu geceyi unutmak imkânsız.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD