10. Domatesli Makarna

513 Words
Adama söylediklerim hiç işlemiyor gibi elime tutuşturduğu bardağı işaret etti. “İç, iç iyi gelir.” Geri adım atmayacağını biliyordum zaten, katır inadı tuttu mu tutuyordu. Gece olanlardan sonra bir de arkadaşımın tavrı asabımı iyice bozmuştu. Şimdiden soğuyup tadı kaçmaya başlamış kahveden bir yudum aldım. Sanki bana keş muamelesi yapmamış gibi sıradan bir sesle konuştu. “Eee anlat.” Kafam dağılsın diye gelmiştim s.ilsin diye değil. İnadına yapıyor gibi bir de sorguya çekiyordu. Anlatmak istesem psikoloğa giderdim. “Ne sorup duruyorsun, yok bir şey işte. Kurcalama dedim b.kunu çıkardın.” Adam sarhoşların, eskortların arasında vakit geçire geçire beton gibi bir şey olmuştu, ne desem işlemiyordu inadına. “Anlat lan! Tahlilde bir şey çıkarsa Allah’ıma sorgu odasına tıkarım seni, üç gün de gözaltı kilitlerim.” Hala bir şey çıkarsa diyordu ya, öfkeyle ayaklandım. Kolumu tuttuğu gibi geri oturttu. Öküz gibi gücü vardı, karşı koymam söz konusu bile değildi. Sakinliği gitmiş burnundan solurken mala anlatır gibi tek tek konuştu. “Serhat! Göz merceğin armut kadar olmuş, beyazı kanlı, odaklanamıyorsun, çabuk öfkeleniyorsun. Sol elin titriyor, yumruk yapsan da görüyorum, direnme artık.” Elim öfkeden titriyordu, gözüm de gece boyu uymadığımdan kanlıydı. İşlediğim günahı marifetmiş gibi anlatmak istemiyordum işte, neden sorguluyordu ki! Çenesini kapayacak kadar bir şey anlatmadan elinden kurtuluşum yoktu anlaşılan. Ayrıntı vermeden kısadan kestim. “Gece pek uyuyamadım. Asabım da bozuk. Aslıy’la ayrıldık, öfkem ona.” Kaç aylık sevgilimden ayrılmam umurunda olmadan beni hala mesleki deformasyonuna maruz bırakmaya devam etti. “İçmeye mi gittin, ne yaptın sonra?” Canım burnuma geldi öfkeden. Derdim bana yetmezmiş gibi bir de bunun kabir suali ile uğraşıyordum Kendimi tutmasam burnuna bir tane geçirirdim, zorla sabrettim.. “Gitmedim abi gitmedim bir yere. Ağzıma da domatesli makarnadan başka bir şey koymadım.” Nihayet biraz ikna olmaya başlamış olsa gerek ısrarını bıraktı. Düşünceli düşünceli çenesini kaşırken kapı çalındığında saate baktım, henüz yirmi dakika bile olmamıştı. “Gel!” Ben üniformalı bir polis memuru beklerken çıtı pıtı, sarışın, uzun tırnaklı bir kız içeri girdi. Yolunu şaşırdı herhalde diye düşündüm. “Cemre, niye geldin?” Arkadaşım, kızın adını söylemesiyle dikkat kesildim. Bizimkinin böyle taraklarda bezi olmazdı. Nereden tanıdığını merak etmiştim. Kıza neden geldin derken ayaklanıp yanına doğru adımladı ama yer elmasının suratı sirke satıyordu. “Ne demek niye geldin, sen çağırmadın mı beni!” Bir de kendisi çağırmıştı demek... Canım böyle sıkkın olmasa dört dörtlük eğlence konusuydu. Kızım terslenmesiyle bizimki iki kat asabiye bağladı. “Aklımdan çıkmış, ne kızıyorsun.” İşin gücün var mı diye sormadan adamın ofisine çökmüştüm. Benim yüzümden atışmasınlar diye araya girecekken Ömer tavrından geri adım attı. “Gel otur, arkadaşımla tanıştırayım.” Oturuşumu düzeltip tanıştırılmayı bekledim. Ömer’in XY kromozomlularla tek alakası ters kelepçe takıp müdüriyete sevk etmesiydi. Ben, kız Ömer'in nesi diye merak etmiştim ama o benim kim olduğumu hiç merak etmemişti. Asık suratından taviz vermeden Ömer'e baktı. “İstemiyorum, okula geçeceğim. Bir daha neden geldin diyeceksen çağırma beni.” Ömer'in suratı asıldığında ayaklanıp benim yüzümden olduğunu söyleyecektim ki kız arkasına bakmadan çıkıp gitti odadan. Koridoru dönene kadar arkasından bakan arkadaşım, içten yanmalı motorlar gibi usul usul tütüyordu resmen. Canımın sıkkınlığını kenara attım. “Hayırlı olsun diyeyim mi abicim?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD