bc

Kartal'ın Gölgesi

book_age18+
0
FOLLOW
1K
READ
revenge
dark
BE
family
HE
system
fated
second chance
mafia
drama
tragedy
serious
kicking
mystery
bold
detective
city
office/work place
rejected
secrets
poor to rich
war
love at the first sight
surrender
like
intro-logo
Blurb

Bu hikâye; Halil İbrahim Yıldırım isimli bir adamın doğumundan başlayarak kaderinin tamamen değişmesini, sıradan bir hayatın nasıl yeraltı dünyası, devlet oyunları, suç örgütleri ve güç savaşlarının merkezine dönüştüğünü anlatır.Halil, Kayseri’de doğup Burdur ve Çanakkale’de büyüyen, zor bir aile hayatı yaşayan bir karakterdir. Babasının sorumsuzluğu, ailesinin yaşadığı ekonomik ve psikolojik zorluklar ve küçük yaşlardan itibaren çalışmak zorunda kalması onu erken yaşta olgunlaştırır. Hayatındaki kayıplar ve kırılma noktaları onu sıradan bir genç olmaktan çıkarır.Askerlik döneminde hayatı tamamen değişir. Burada Rıfat Ilgaz tarafından fark edilir. Rıfat Ilgaz, dışarıdan bakıldığında büyük bir holding sahibi, iş dünyasının güçlü bir ismi gibi görünse de aslında yeraltı dünyasını yöneten; suikastçi eğitimi, uyuşturucu ve illegal silah ticaretini kontrol eden bir yapının lideridir.Rıfat, Halil’i seçer ve onu gizli bir eğitim sürecine alır. Halil burada suikast, dövüş, strateji ve hayatta kalma konusunda aşırı derecede gelişir. Zamanla “emirle hareket eden bir ölüm makinesi” haline gelir.Ancak Halil’in hayatı sadece Rıfat’ın dünyasından ibaret kalmaz. İstanbul’da Kartal Mahallesi’nde başlayan yeni yaşamı, onu Ömer, Cenk, Hakan, Melek, Aslı, Dilek ve Aysu gibi karakterlerle karşı karşıya getirir. Bu süreçte dostluklar kurar, ihanetler görür ve büyük kayıplar yaşar.En büyük kırılma noktalarından biri sevdiği kadın Derya’nın ölümü olur. Bu olay Halil’in karakterini tamamen değiştirir ve onu daha sert, daha kontrolsüz ama aynı zamanda daha kararlı bir hale getirir.Devlet, yeraltı düzeni ve Rıfat arasında başlayan büyük savaşta Halil merkez figür haline gelir. Bir yandan devlet için operasyonlar yaparken, diğer yandan eski eğitmeni Rıfat’a karşı konumlanır.Sonunda Halil, Rıfat’ı öldürerek sistemi yıkar. Yeraltı düzeni çöker ve güç boşluğu oluşur. Bu boşluğu Aysu devralır ve yeni düzeni kurar.Hikâyenin sonunda Halil, tüm savaşları geride bırakır ve gerçek ailesine, yani Tefenni’deki annesi ve geçmişine geri dönme kararı alır. Herkes onun öldüğünü sanarken o hayattadır ve hikâye bu dönüş anıyla kapanır.

chap-preview
Free preview
1. Bölüm: Bir Kış Gecesi Doğan Çocuk
11 Şubat 2001 gecesi Kayseri Kocasinan’da kış sert yüzünü göstermeye devam ediyordu. Sokaklar boştu, rüzgâr binaların arasından uğuldayarak geçiyor, şehir sessizliğin içinde donmuş gibi duruyordu. Kocasinan Devlet Hastanesi’nin doğum servisi ise bu sessizliğin tam tersiydi. İçeride koşuşturan hemşireler, hızlı adımlarla açılıp kapanan kapılar ve aralıksız gelen telaşlı sesler vardı. Bir hayatın başlamasına saniyeler kalmıştı. Emine Yıldırım sancılar içinde kıvranırken nefesi giderek ağırlaşıyordu. Yüzü solgundu, gözleri yarı kapalıydı. Yanında bulunan hemşireler onu sakinleştirmeye çalışıyordu ama o an yaşadığı acı her şeyden büyüktü. Koridorun dışında Umut Yıldırım sessizce bekliyordu. Elleri cebinde, başı hafif öne eğik, zamanın geçmesini izliyordu. Her geçen dakika onun için daha da ağırlaşıyordu. Odaya doktor girdiğinde ortam bir anda değişti. “Hazırlanın,” dedi kısa ve net bir sesle. Herkes yerini aldı. Ve birkaç dakika sonra… Oda, güçlü bir bebek ağlamasıyla doldu. Bu ses sadece bir doğumun değil, uzun ve karanlık bir kaderin başlangıcıydı. Hemşire gülümsedi. “Erkek bebek,” dedi. Emine yorgun gözlerini açtı ve bebeğine baktı. Küçük, kırmızı yüzlü, elleri sıkılı bir bebekti. Hayatın tüm yüklerinden henüz habersizdi. Hemşire sordu: “Adı ne olacak?” Umut kısa bir an durdu. “Halil İbrahim Yıldırım,” dedi. O an isim konuldu. Ama kader çoktan yazılmıştı. Halil İbrahim Yıldırım, doğduğu o ilk geceden itibaren hayatın sert yüzüyle tanışmaya başlamıştı bile. Hastane odasında Emine onu kucağına aldığında, küçük bedeninin sıcaklığı bir anlığına bütün acıları unutturmuştu. Ama dışarıda hayat durmuyordu. Umut Yıldırım, odanın kapısında sessizce duruyor, yeni doğan çocuğuna bakıyordu. Gözlerinde ne büyük bir sevinç ne de derin bir mutluluk vardı. Daha çok düşünceli, uzak ve soğuk bir ifade taşıyordu. Emine yorgun bir şekilde nefes alırken bebeğini kendine daha çok yaklaştırdı. Bu çocuk onun için yeni bir başlangıçtı ama aynı zamanda bilinmezliklerle dolu bir yolda ilk adımdı. Hastane odasında zaman yavaş ilerliyordu. Dışarıdan gelen ayak sesleri ve koridorda yankılanan hemşire konuşmaları dışında her şey sessizdi. Halil küçük ellerini oynatıyor, gözlerini tam açamıyordu. Daha hayatın ne olduğunu bile bilmiyordu. Ama onun için yazılan kader, çoktan büyük bir hikâyeye dönüşmeye başlamıştı. Umut sonunda içeri girdi. Bebeğin yanına yaklaştı. Uzun süre hiçbir şey söylemeden sadece baktı. O bakışın içinde hem bir baba sorumluluğu hem de anlatılamayan bir ağırlık vardı. “Halil İbrahim…” diye fısıldadı kendi kendine. Emine onu izledi ama konuşmadı. O an herkesin içinde farklı bir düşünce vardı ama kimse bunu dile getirmiyordu. Dışarıda kar yağışı başlamıştı. Beyaz örtü, Kayseri’nin gecesini daha da sessiz hale getiriyordu. Ve o gece, bir çocuk dünyaya gelirken, fark edilmeden büyük bir hayatın ilk sayfası kapanmış oldu. Sabah olduğunda Kayseri’nin üzerine ağır bir gri hava çökmüştü. Gece yağan kar, şehri ince bir örtü gibi kaplamış, sokakları daha da sessiz hale getirmişti. Hastane odasında Emine hâlâ yorgundu ama gözlerini bebeğinden ayıramıyordu. Halil, küçük bir battaniyenin içinde uyuyor, arada hafif hareketlerle nefes alıyordu. Umut Yıldırım ise gece boyunca çok az konuşmuştu. Sabah olduğunda hastane koridorunda kısa bir süre yürüdü. Yüzünde hâlâ aynı düşünceli ifade vardı. Sanki bir şeyleri hesaplıyor, geleceği tartıyordu. O gün hastanede her şey sıradan görünüyordu ama Yıldırım ailesi için hiçbir şey sıradan değildi. Çünkü artık hayatlarına geri dönülemez bir kişi eklenmişti. Halil. Emine için o, korunması gereken bir umut demekti. Umut için ise henüz ne olacağı belli olmayan bir sorumluluktu. Ama hayatın ilerleyen yıllarda bu çocuğu nereye götüreceğini kimse bilmiyordu. Saatler geçtikçe ziyaretçiler gelmeye başladı. Aileden birkaç kişi bebeği görmek için odaya uğradı. Herkes aynı şeyi söylüyordu: “Çok küçük ama çok güçlü görünüyor.” Kimse bu sözün ileride ne kadar anlam kazanacağını bilmiyordu. Günün sonunda Halil hâlâ uyuyordu. Dünyaya alışmaya çalışmıyordu bile, sadece var oluyordu. Ama dışarıdaki dünya çoktan onu şekillendirmeye başlamıştı. Ve bu hikâyede hiçbir başlangıç, gerçekten masum kalmayacaktı. Hastanede geçirilen ikinci gün, ilk güne göre daha sakin başlamıştı. Emine’nin durumu biraz daha toparlanmış, yorgunluğu yavaş yavaş azalmıştı. Ama Halil hâlâ yeni doğmuş bir bebekti ve her şey onun etrafında dönüyordu. Odanın içinde hafif bir sessizlik vardı. Arada hemşirelerin giriş çıkışları oluyor, gerekli kontroller yapılıyordu. Halil ise battaniyesine sarılmış halde uyumaya devam ediyordu. Umut Yıldırım o gün daha az konuşkandı. Camın kenarında uzun süre dışarı baktı. Kayseri’nin soğuk havası, camların arkasından bile hissediliyordu. Düşünceleri dağınıktı, ama bakışları sabitti. Emine, bebeğini izlerken içinden bir şeyler geçiriyordu. Bu çocuk onun için yeni bir hayat demekti. Ama aynı zamanda onu bekleyen zorlukları da hissediyordu. Halil’in küçük hareketleri odadaki tek canlılık gibiydi. Bazen elini açıyor, bazen hafif bir ses çıkarıyordu. Her hareketi, yeni başlayan bir hayatın ilk işaretleriydi. Umut sonunda odadan çıktı. Koridorda yürürken adımları yavaş ama kararlıydı. Bir baba olmanın ağırlığı mıydı bu, yoksa gelecekle ilgili başka düşünceler mi, belli değildi. Hastane günleri uzadıkça Halil’in dünyası da büyüyordu. Ama bu dünya henüz sadece dört duvarla sınırlıydı. Dışarıda ise çok daha büyük bir hayat onu bekliyordu. Henüz farkında değildi. Ama her şey çoktan başlamıştı. Üçüncü günün sabahında hastane koridorları biraz daha hareketliydi. Yeni doğumlar, gelen giden insanlar ve hemşirelerin rutin telaşı arasında Halil’in bulunduğu oda yine sakinliğini koruyordu. Emine artık daha iyi hissediyordu. Yorgunluğu azalmış, yüzüne hafif bir renk gelmişti. Ama gözleri hâlâ bebeğinin üzerindeydi. Sanki bir an bile bakışlarını ondan ayırmak istemiyordu. Halil ise gün geçtikçe daha fazla uyanık kalmaya başlamıştı. Küçük gözleri tam açılmasa da etrafı hissetmeye çalışıyordu. Bazen ağlıyor, bazen sessizce susuyordu. Her tepkisi yeni başlayan bir hayatın kırılgan işaretleriydi. Umut Yıldırım o gün hastanede daha uzun süre kaldı. Odada fazla konuşmadı, sadece Emine ve bebeği izledi. İçinde büyüyen sorumluluğun ağırlığı yüzünden yüzü giderek daha ciddi bir hal alıyordu. Zaman ilerledikçe Halil’in doğumu artık hastane için sıradan bir olay olmaktan çıkmıştı. Aile için ise bu küçük bebek, geleceğin merkezine yerleşmişti. Ama kimse bu çocuğun ileride yaşayacaklarını tahmin edemezdi. Ne kayıpları… Ne savaşları… Ne de adını duyduklarında insanların vereceği tepkileri… O günün sonunda Halil hâlâ küçücük bir bebekti. Ama kaderin çizdiği yol çoktan çok daha büyük bir hikâyeye dönüşmeye başlamıştı. Ve bu hikâyede geri dönüş yoktu. Hastanede geçen son gün, diğer günlere göre daha sessizdi. Artık Halil’in taburcu olmasına hazırlık yapılıyordu. Hemşireler gerekli kontrolleri tamamlıyor, Emine’nin durumunu son kez gözden geçiriyordu. Emine bebeğini kucağında tutarken daha dikkatliydi. Sanki onu ilk kez değil de sonsuza kadar koruması gerekiyormuş gibi hissediyordu. Halil küçük bedenine rağmen çoktan annesinin en büyük sorumluluğu haline gelmişti. Umut Yıldırım ise o gün daha az hastanede kaldı. Birkaç kez odaya girip çıktı, kısa cümlelerle hemşirelerle konuştu. Ama gözleri sürekli bebeğin üzerindeydi. İçinde tam adı konulamayan bir düşünce vardı. Halil artık daha net şekilde uyanık kalabiliyordu. Küçük gözleriyle etrafı takip etmeye çalışıyor, bazen sessizce hareket ediyordu. Ama hâlâ anlamadığı bir dünyanın içindeydi. Günün ilerleyen saatlerinde taburculuk işlemleri tamamlandı. Emine bebeğini kucağına alarak hastane odasından çıkmaya hazırlandı. Koridordan geçerken Umut birkaç adım geriden yürüyordu. Sessizdi. Sanki bu anı zihnine kazıyordu. Hastanenin kapısından dışarı çıktıklarında Kayseri’nin soğuk havası yüzlerine vurdu. Kar hâlâ yerdeydi, şehir hâlâ sessizdi. Ve o an Halil İbrahim Yıldırım ilk kez dış dünyaya adım attı. Henüz hiçbir şey bilmiyordu. Ama hayat, onu çoktan kendi yoluna sokmuştu. Bu yol kolay olmayacaktı. Ve bu sadece başlangıçtı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
1.9M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
730.9K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.6M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
965.8K
bc

A Warrior's Second Chance

read
350.0K
bc

Not just, the Beta

read
344.3K
bc

The Broken Wolf

read
1.1M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook