Bölüm 22

1756 Words
Meriç yine aynı şeyi yaşıyordu. Bu sefer daha da sinirlenerek oturduğu sandalyeyi devirdi ve eve yürümeye başladı. Sonra garajdan arabasının homurtusu duyuldu. Ardından gaza yüklenip tekerleklerin ağlayan sesi ile uzaklaştı. Korkusu, siniri, öfkesi, endişesi, telaşı… Hepsi ayağına dolanıyordu. Bir bataklıktı hayatı ve o iyicene dibe gömülüyordu. Elinden kimse tutmuyordu. Olmayan hafızasıyla bile Belçim tekrardan sırtını dönüyordu ona. Boğuluyordu… Bu girdap onu dibe çekiyordu. Onun gitmesinin ardından Büşra, “Meriç’i de sevmezdin. Halanı çok severdin ama Meriç ile anlaşamazdın. Meriç’in son doğum günü yani sen hafızanı kaybetmeden önceki son doğum gününde onunla küsmüştün. Konuşmuyordun. Bana da anlatmamıştın. Hala bilmiyorum anlayacağın,” diye devam etti. Belçim merakla kaşlarını çatıp duyduklarını hazmetmeye çalıştı. Önce Yiğit sonra Zehra sultan şimdi de Büşra karşısına geçmiş ‘Meriç’ diye altını çiziyorlardı bir şeylerin. Kimse açık açık bir şey demese de hedef tahtasında Meriç vardı. Zaten son zamanlardaki öfkeli tavırları Belçim’i zaman zaman endişelendiriyordu. Çoğu zaman da geriyordu. Bir anı bir anına tutmuyordu, her şeyi soruyor Belçim’i bir kamera misali izliyordu. Dikkatini yeniden kıza vermeye çalışan Belçim “Geçen gün şu camdan beni izleyen sendin, değil mi?” diye sordu camı işaret ederek. Büşra yakalanmış olmanın verdiği utançla kızarıp başını salladı. “Yanına yaklaşmam yasaktı. O yüzden seni bahçede gördüğümde izliyordum… Beni görmemen için her şeyi yaptılar. Seni arka odaya aldılar mesela.” Başını sallayarak kızın karşısında sakince oturdu ve artık gözlemekten ötürü alıştığı bu şeyleri duymak onu sinirlendirmedi. Hep yaptıkları klasik şeylerdi… Saatlerce oturup konuşmuşlardı. Büşra kesin tehlikeli sınırlara yaklaşmadan bir sürü şey anlatmıştı kendisine dair. Ufak tefek şeylerdi. Mesela Marmara Üniversitesi İç Mimarlık kazandığını fakat Büşra gibi tiyatro okumak istediğini öğrenmişti. Hatta yetenek sınavlarına girdiğini üstüne sınavı kazandığını ama babasının izin vermediğini de Büşra’dan öğrenmişti. “Biliyor musun? Halanın karşısında öyle güzel rol kestin ki… Kesinlikle tiyatrocu olman lazım senin. İyileştiğinde bence şansını tekrar denemelisin!” diyen Büşra heyecanla konuşmaya devam ediyordu. Söyledikleri kulağına geç ulaşınca yine utanarak kızardı. “Kırdıysam özür dilerim…” diye mırıldanınca Belçim gülümsedi. “Hasta değilim ben, sadece anılarıma sahip değilim,” dedi. Kararlı bakışlarla “Bu da çok uzun sürmeyecek zaten…” diye de ekledi. Masanın üzerinden uzanıp Belçim’in elini sıkan Büşra “Elimden ne geliyorsa yapmaya hazırım Belçim, yeter ki bana eskisi gibi dostuna bakar gibi bak…” diye fısıldadı.  Yine uzun uzun konuşmaya daldıkları bir ara Belçim kıza dün gece gördüğü hayalin ya da gerçek bir anısının içinde geçen şarkıyı sordu. Kime aitti o şarkı? Neden o şarkıyı hatırlamıştı? Büşra “Teoman’ın bir şarkısı o. Sen çok severdin Teoman’ı. Onunla yatıp kalkardın hatta,” diyerek onunla alakalı başka bir bilgiyi paylaştığında Belçim meraktan kıvrandı. “Bana onun bütün şarkılarını dinletir misin?” Belçim nereden bir ipucu bulursa onu elinde tutmalıydı. Bu yüzden dün gece duyduğu şarkı çok önemliydi. Hayal ya da gerçek o kadar net bir şeyi aklında tutması bile şarkının üzerine gitmesi için yeterliydi. Hem kızın söylediğine göre en sevdiği şarkının bir şarkısıydı bu. Büşra kolundaki neon pembe rengindeki saatine baktı. “Şimdi gitmem lazım, annemle alışverişe çıkacağız. Sen de gel diyeceğim ama elinden telefonu düşürmediğine göre Yiğit Bey ile görüşmen gereken bir şey var. Zaten halana sormadık. Bu arada cidden tiyatroculuk var sende. O telefon görüşmesini nasıl kurtaracağını düşünüp durdum.” Belçim içten bir gülümseme ile kızı ödüllendirdi. İçten bir ses tonuyla “Sana her şeyi anlatacağım ama tamamen güvenmem lazım. Beni anla ne olur…” diyerek gözler önündeki durumunu kelimelere döktü. Büşra kızın gözlerindeki bakışa ve çaresiz sözlerine karşılık kızın elini yakaladı ve güven verircesine sıktı. “Ben her zaman buradayım. Güvensen de güvenmesen de… Sana bir müzik çalar alırım, tüm şarkıları ona yüklerim ama kimseye gösterme. Seninle arama tekrardan ambargo koymalarını istemiyorum. Senin odandan benim odam görünmüyor ama giriş kattaki mutfaktan geceleri beni yakalayabilirsin. Bir de halanın odası aynı yöne bakıyor olmasaydı harika olurdu ama neyse. Tekrardan geleceğim.” Kızı yanaklarından öpüp öteki bahçeye doğru yürürken gözden kayboldu. Belçim Büşra gittikten sonra kızın arkasından bir müddet daha baktı. Sonra hemen odasına çıkıp Yiğit’i aradı. Adam telefonu açtığı gibi özürlerini sıralamaya başladı. Yiğit endişeli bir ses tonuyla “Gerçekten seni zor durumda bırakmak istemezdim. Ne dedin Meriç’e? Nasıl atlattın?” diye ardı arkasına sorular sıraladı. “Asıl ben seni zor durumda bıraktım. Kimsenin bilmemesi gerekiyor diye seni de gerdim. Seni parkta tanıştığım küçük bir kızın abisi diye tanıttım. Artık Serra adında nur topu gibi bir kardeşin var,” diye kahkaha attı Belçim. Yiğit’in sesini duyduğu gibi tüm güzel duyguları bedeninden taşıyordu. Yiğit’in de kahkahasını duyunca yüzünde kalan gülümseme büyüdü. “Öyle mi, olmasını hiç istemediğim kardeşim gibi seveceğim Serra’yı. Ben seni İdil ile olan randevun için aramıştım.” Belçim “İdil?” diye sorunca Yiğit hemen açıkladı.   “Yeni psikologun diyebiliriz. Önümüzdeki Çarşamba saat ikide randevun var.” “İhsan Bey ile de pazartesi randevum var.” “Anladım. Yalnız İdil’in çalıştığı yer karşıda. Ben vapurla geçeriz diye düşündüm. Zaten inince çok yürümemize gerek kalmayacak. Ne dersin?” “Bu durumda patron sensin, bana her türlü uyar,” diyen Belçim’in heyecandan kalbi hızla atıyordu.   “Evdekilere ne diyeceksin? İşimizin ne kadar süreceği belli olmaz.” Belçim sıkıntıyla iç geçirdi. Ellerini dağınık saçlarından gezdirdi ve yanaklarını şişirdi. “Çarşamba günü seninleyim. Hiçbir şeyi kafaya takma. Bir çaresini bulurum.” Yiğit ‘seninleyim’ kelimesine kadar rahatça konuştuğu kızla o kelimeden sonra kekeleyerek konuşmuştu. Kazık kadar adam olarak kendine bunu yakıştıramıyordu. Belçim’e karşı arkadaşlıktan öte bir şeyler hissetmek istemiyordu. Belki Belçim için her şey düzelince olabilirdi… Ama şimdi… Her şey böylesine karmaşıkken bu hislerle kendini de belli ederek kızı da yormak istemiyordu. Ne yeri ne de zamanıydı. Belçim telefonu kapattıktan sonra Yiğit’i ne halde bıraktığını bilmeden güne devam etti. Büşra ile ilgili bir şeyler öğrenmesi gerekiyordu. Bu yüzden çalacağı kapı ya Zehra sultan olacaktı ya da Nevzat doktor. Yani Nevzat amcası. ‘Fark etmez! Yardımda bulunsun da ha amca ha doktor yani ayıya dayı pek önemli değil!’ Bu düşünceyle odasından çıkıp aşağıya indi. Zehra sultan Fatma teyze ile oturmuş dolma sarıyordu. Mutfağa girip onların dolma sardıkları masaya oturdu. “Ben de sarayım mı?” diye sorarken asıl amacının bu olmadığını unutmuş gibiydi. Sanki onu söylemesi gerekiyormuş gibi bir anda söylemişti. Zehra sultan dolma sarmayı bırakmış, kızın yüzüne bakakalmıştı. “Zehra sultan, ne oldu? Yüzün sapsarı kesildi.” Fatma teyze “Zehra abla, iyi misin? Belçim su getir kızım,” diye heyecanla bağırınca tezgâhtan bir bardak su kapıp hemen Zehra sultana getirdi. Yaşlı kadın da kendine gelmiş gibiydi. Suyu içtiğinde rengi yerine gelmişti. “Tansiyonum düştü galiba, Fatma sen limon almaya gidecektin. Dolmaları dizmeye başlamadan alsaydın.” “Sen iyi misin, şimdi dolmanın sırası mı?” “İyiyim ben iyiyim, sıcak bugün hava, ondan olmuştur. Sen git limonları al. Akşam yemeğine hazırlayalım. Murat Bey de çok sever.” Fatma ikna olmuş bir şekilde yerinden kalkıp giyinmeye gitti. Ama giderken bile söylenmeye devam ediyordu. Belçim kadının yüzüne dikkatle bakarak “Zehra sultan, iyi olduğundan emin misin?” diye sordu. Kadının birden tuhaflaşması onu şaşırtmış ve endişelendirmişti. Zehra, genç kızın yüzüne baktı. O da farkındaydı. Kız donuk değildi artık. Hareketleri, sesi, bakışı, konuşması, her şeyi değişmişti kızın. Eskisi gibiydi işte. Neredeyse eskisi gibi…  “İyiyim. Korkma kızım…” Kızı cevapladıktan sonra mutfak kapısında Fatma göründü tekrardan. “Abla, başka bir şey lazım mı?” “Az fesleğen alıver,” diyerek kafadan sallayan Zehra sultan kadının cevabı karşısında sinirlendi. “İyi de fesleğen var ki…” Zehra sultan “Sen ne diyorsam onu yap Fatma!” diyerek kadını başından savdı. “Ay iyi tamam, tamam…” Zehra sultan, Fatma’nın uzaklaşmasının ardından dolma sarmaya devam etti. Konuşmak istemiyordu ama Belçim bazı cevaplar almak için gelmişti, etrafta dolanmasından belliydi. Yanından ayrılmıyor bir kedi gibi etrafı kurcalıyordu. En sonunda dayanamayan Belçim “Zehra sultan?” diye seslendi ona masadaki tuzluklardan birini meteor görmüş gibi incelerken. “Sor, kızım sor.” Belçim sırıtıp kadının yanına ilişti. Ona kocaman sarıldı. Kadının sıcak, yumuşak teni ve ‘anne’ kokusu burnunun direğini sızlattı. Bir şeyler hatırlamamıştı ama tanımadığı, bilmediği annesini özlemişti. Ne zaman ağlamaya başladığını bilmeden hıçkırıklara boğuldu. Zehra sultan yanındaki bezle elini silip kıza sarıldı. Kolları arasındaki küçük kız hala aynı Belçim’di. Hiçbir şey değişmemişti. Kimse de değiştiremezdi. Ne pahasına olursa olsun kızı koruyacaktı. “Ağla yavrum, ağla…” Hıçkırıklarının arasından fısıldayan kız bu sefer Zehra sultanı ağlatmayı başarmıştı. “Annemi özledim.” Bomboş evde sessizce ağlayan bir genç kız bir de kadın vardı. Nihayet kendilerine geldiklerinde Belçim kadının koynundan başını kaldırıp konuşmaya başladı. “Annem nerede, babam neden yurt dışında, kardeşlerim var mı yok mu, ben neden bu haldeyim diye seni soru yağmuruna tutup zor durumda bırakmayacağım. Cevabını verebileceğin sorular soracağım. Yeni taktiğim bu.” Zehra sultan yaşlı gözlerini silerken güldü. “Hadi, sor bakalım. Var sende bir haller zaten…”   Belçim kadının gözlerine bakıp “Sen de benim tarafımdasın biliyorum, buna daha fazla göz yumma Zehra sultan. İzin ver geçmişimi geri kazanayım…” diye yalvardı. Etrafını kolaçan eden Zehra sultan kıza yanaşıp “Şışt, sessiz ol. Yakalanırsak halan faturamı keser Belçim. Sana yanaşmaya çalışan herkese yaptığı gibi…” diye fısıldadı. Yutkunarak işini kısa kesmesi gerektiğini anlayan Belçim hemen sormaya başladı. “Büşra’ya güvenebilir miyim?” Zehra sultan kuşku dolu gözlerle kıza bakarken ne cevap vereceğini düşündü. “Ne konuda?” diyerek kaçmaya çalışsa da Belçim cevabını almadan gidecek gibi gözükmüyordu. “Yani biz eskiden ne kadar yakındık?” “Ne öğrenmeye çalışıyorsun bilmiyorum ama onunla çocukluk arkadaşıydınız siz. Senin çevrende çocukken yaşıtın kimse yoktu. Herkes ablan yaşındaydı-” Zehra sultan sözünü yarım kesip kızın gözlerine baktı. Hala gözü yaşlı duran kızın yüzünde mimik oynamamıştı. Sanki şaşırmamış gibiydi. Yoksa biliyor muydu? “Hatırlıyor musun?” diye soran kadına burukça gülümsedi. “Hatırlamak demeyelim de, biliyorum diyelim. Bir şekilde öğrendim diyelim.” “Ne biliyorsun başka?” diye direten kadına yalan söylemekten başka çaresi yoktu. Zaten yalan ağzına yuva yapmıştı ama çevresindekilerin söylediği yalanların yanında kendisininkiler emeklemek gibiydi. “Hiçbir şey.” “Bana yalan söyleme kızım!” Belçim hırçınlaşarak oturduğu sandalyeden kalktı. “Bana sorduğum soruların cevapları lazım Zehra sultan.” Zehra sultan, kızın oturması için sessizliğini korudu. Belçim tekrardan karşısına oturunca konuşmaya devam etti. “Büşra ile çok yakındınız. Sırf arkadaşın yok diye her hafta sonu buraya gelirdin. Büşra seninle görüşmek için çok çaba sarf etti ama halan izin vermedi. Şimdi doktorundan onay alarak seni tanıdığın insanlarla tanıştıracaklar sanırım.” Belçim Büşra’ya güvenebileceğini duyduktan sonrasını düşünmedi. O doktordan onay almalarına gerek yoktu, kendisi yeni bir doktor bulmuştu ve yeni doktorunun her şeyi onaylamaktan başka çaresi yoktu. Her şeyi en kısa zamanda öğrenecekti, hissediyordu Belçim. Gerçekler bir kilit uzaklığındaydı. “Yeterli Zehra sultan. Ben odama çıkıyorum.” Yaşlı kadın, kızın arkasından baktı. Sevim Hanım gerçeklerin önüne daha ne kadar geçebilirdi ki? Kız ablasını hatırlıyordu belli ki ve daha neleri hatırladığı belli değildi…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD