Bölüm 23

1072 Words
Akşam yemeği sorunsuz geçmişti. Keyifli bile denilebilirdi. Eniştesi, arkadaşı Nevzat’ı ve ailesini çağırmıştı. Halası Nevzat doktorun karısı ile muhabbet ediyordu. Eniştesi de doktorla konuşuyordu. Büşra da yanına oturmuştu. Meriç yine uzak bir köşeden onları izliyordu. Kızlar sanki bunun farkındaymış gibi az konuşuyorlar, az gülüyorlardı. En sonunda fazla gerilimden kasılan Büşra ortaya bir laf atıp Belçim’i kaldırdı. “Biz Belçim’in odasına çıkıyoruz, ona bugün aldığım kıyafetleri göstereceğim telefonumdan. Kız kıza kalmak istiyoruz anlayacağınız,” derken rahatsız edilmek istemediklerini daha açık nasıl belirtebileceğini düşünüyordu. Meriç’in yemeğiyle oynadığını görünce “Duydun değil mi Meriç?” diye sordu. Genç adam sinirli bakışlarla kıza bakınca “Duydum,” diye cevap verdi. “Kız kıza oturmak istersen kapımız sana da açık elbette,” diyerek dalga geçen kıza daha büyük bir öfkeyle bakmaya başlayan Meriç, Belçim’in kızı uyarmak için kolunu dürttüğünü gördü. Eski günlerdeki gibi. Her zaman yaptıkları gibi birbirlerini dürterek uyarmışlardı. Dişlerini sıkarak arkalarından bakarken Büşra kimseye söz hakkı tanımadan kızı odasına sürükledi. Kapıyı kapatıp kızın yatağına kendini attığında mırıldandı. “Ne aile be! Herkes saklambaç oynuyor sanki!” Belçim burukça gülümseyip kızın yanına attı kendini. Büşra pot kırdığını fark edip arkadaşına sarıldı. Belçim bilmese de onsuz geçen bir buçuk yıl Büşra’ya yetmişti. Arkadaşını çok özlemişti ve şimdi onu gereksiz ayrıntılarla sıkmak istemiyordu. “Büşra sanırım boğuluyorum!” “Çok komiksin canım, bıkmadın mı bu soğuk esprilerden?” Belçim kızın sanki hiç kötü şeyler yaşanmamış gibi davranmasından memnun kaldı. Sanki hiçbir şey unutmamış ve her şey yolundaymış gibi. Büşra kızın ne hissettiğini anlamış gibi kızın ince boynundan kollarını çekip doğruldu. Onun mutlu olması için her şeyi yapmaya hazırdı. Bu yüzden ilk attığı adım için çantasını eline aldı. “Sana bordo bir müzik çalar aldım. Rengi çok hoşuma gitti. Eskiden de böyle bir müzik çaların vardı, buraya geldiğinde bahçede çimenlere uzanıp yıldızları görmeye çalışırken müzik dinlerdik. İstanbul’da yıldız görebilmen için bütün şehrin uyuması lazım bunun için de ikiye üçe kadar beklemek gerek. Eh senin halan eskiden de bizi rahat bırakmazdı o yüzden de anca müzik dinleyebiliyorduk. Yıldızlar bizim neyimize!” Belçim kızın nefessiz bir şekilde konuşmasını hayretle izledi. “Hep böyle misin? Arada nefes alman gerek, biliyorsun değil mi?” diye sorarken gözlerini kocaman açmıştı. “Beni boş ver, ben böyle doğmuşum. Al bak, bu yeni müzik çaların. İçini en sevdiğin şarkıcılarla doldurdum.” Belçim kuşku dolu bakışlarını bir müzik çalara bir kıza yöneltti. Halası da en sevdiği sanatçıları dinletiyordu ona ama o biliyordu, onları dinlemek kendisine zevk vermiyordu. Halasının Büşra’yı yönlendirmediğinden emin olması gerekiyordu. “Neden bir anda beni seninle tanıştırdılar? Onların oynadığı oyunu mu oynuyorsun bana?” Büşra kızın önyargısını anlıyordu ama gözlerinin dolmasına da engel olamadı. Onun için her şeyi yapmaya hazırken onun bu güvensizliği kızı kırıyordu. Belçim de kızı kırdığını anlamıştı ama bunu yapmazsa içinde kuşku kalacaktı ve Belçim’in artık hayatında hiç kuşku olmamalıydı. Kuşku duymaktan sıkılmıştı, kesin adımlar atıyordu artık. Kıza acımadan sert bakışlarının hedefinde tutmaya devam etti. Büşra yutkunup gözyaşlarını geri gönderdi ve titreyen bir sesle “Bak, bana inanmak istemeyebilirsin. Seni bu hale getirdikleri için halanı asla affetmeyeceğim. Bunu enişten ile babam kararlaştırdığı için halan bir şey diyemedi. Zaten annemle babam haricinde kimse seninle çok yakın arkadaş olduğumuzu bilmiyor. Evet, seni uzun zamandır tanıyorum ama burada olmadığın zamanlarda buluştuğumuzu kimse bilmiyor. Belki birkaç kez Meriç görmüştür bizi, o kadar. Beni o kadar uyardılar ki, sana bir şey anlatmayacağıma dair defalarca yemin ettirdiler. Zor zar yanına gelebildim,” diyerek anlattı her şeyi.   “Sana nasıl inanacağım?” Belçim hala temkinliydi. Kız elinde en sevdiği şarkıların bulunduğu bir müzik çalar uzatıyordu. Nereden biliyor olabilirdi ki, o kadar yakınlar mıydı? Ayrıca ailesi de en sevdiği şarkıları dinletiyordu güya. Fakat hepsinden nefret ediyordu kız. En sevdiği kitapları okutuyorlardı, hiçbirini beğenmiyordu. Bugün Zehra sultanın Büşra’yı onaylamasına güvenmişti ama yine de kararsız kalıyordu. Büşra ise kızı nasıl inandıracağını düşünüyordu. Sonunda gözleri parladı. “Tabi ya! Nasıl aklıma gelmedi ki benim?” Belçim kızın yüzünü incelerken kızın hızlı bir şekilde odadan çıkması ile şaşırdı. Peşinden gittiğinde ise kızın halasının odasına girdiğini ve camı açtığını gördü. Tek bacağını dışarı sarkıtan kız Belçim’i korkutmuştu. “Ne yapıyorsun? Büşra! Delirdin mi?” Büşra ise kızı dinlemeyerek camdan tamamen çıktı, şimdi iki kolu ile pervaza asılıyordu. Ayakları boşluktaydı. Belçim titremeye başlamıştı. Kızın ellerini tutmaya çalışırken olduğu yere yığıldı. Elleri alışkanlıkla başına gitti. Her zamanki gibi dağınık olan saçları yüzünü gölgelemişti. Gözleri kararmıştı ve hiçbir uzvunu hissedemiyordu. Ruhu çekilmişti. Bu anı biliyordu. Hissediyordu. Önce yine sesler gelmeye başladı, sonra görüntüler… * “Büşra, tut! Elimi tut!” diye sessizce fısıldıyor ve kıza elini uzatmaya çalışıyordu. Büşra salya sümük ağlıyordu, bir yandan da sesi duyulmasın diye kendini kasıyordu. Belçim kızın kollarına asılmış onu yukarı çekmeye çalışıyordu. Çok korkuyordu. O biricik arkadaşıydı. Villanın ikinci katına kadar tırmanan bu zır deli onun en yakın arkadaşıydı. Anne ve babasına sinirlenip evden kaçan ve uzaklaşmak için yanına gelmek isteyen bunun için kapıyı çalmayı değil eve tırmanmayı tercih eden çatlak kızıl onun en yakın arkadaşıydı. Belçim kızı yukarı çektiğinde Büşra korkudan zangır zangır titriyordu. Gözyaşları yüzünden mavi gözleri su yeşiline dönmüştü. Dudakları, birbirine çarpan dişleri yüzünden bir açılıp bir kapanıyordu. Belçim ona küçücük kollarını açıp sarıldı. İkisi de nefes nefese yere çöktüğünde “Büşra ne yapıyorsun Allah aşkına? Kapısı var bu evin!” derken kalbi korkudan yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Bir yandan da sessiz olmaya çalışmak heyecanı tavana çıkarıyordu. “Meriç’i uyandırmak istememiştim…” diye mırıldanan kız hala titriyordu. Evde yalnız olduklarını bildiği için gelmişti zaten. “Salak kızıl!” diye fısıldayan Belçim mümkünmüş gibi kıza daha sıkı sarılmıştı. Büşra da ona sarılınca kızın çıkışına cevap vermekten geri kalmadı. “İyi ki sarışın değilim desene!” “Dalga geçme! Hem sen neden bu cama tırmandın, benim odanın yolunu mu unuttun?” diye soran Belçim ailesi şehir dışına çıktığı için halasında kalmıştı. Halası ve eniştesi de evdeki yatılı kalan hizmetlilere güvenerek Meriç’i ve Belçim’i geride bırakmış ve bir davete katılmışlardı. O zamanlar yaşları on iki on üç arasındaydı hepsinin. Çocuklardı, deli doluydular… “Korkudan altıma etmiş olabilirim, sense dalga geçme diyorsun! Senin kaldığın oda arka tarafta, o taraftan dolaşsaydım yan villadaki moruğun köpekleri uyanırdı.” Belçim eğilip kızın altına bakarken “Bakayım, işedin mi sidikli?” diye kıkırdadı. Köpekler konusunda kız haklıydı. Akıllıca davranmıştı odalar konusunda, diğer tüm tercihlerinde ise kesinlikle hatalıydı. “Belçim!” “Ne var kızım? Bak işememişsin. Hadi kalk kaldığım misafir odasına gidelim, burada görmesin Meriç bizi. Odayı karıştırdığımızı düşünür sonra…” Ayağa kalkan kızın koluna giren Belçim karanlık koridorda yürüyerek peşindeki kızı da sürükleyerek odasına girdi. Odanın ortasında koca bir yatak köşede ise bir dolap vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD