Bölüm 16

1961 Words
Belçim, Yiğit’ten ayrıldıktan sonra bir taksi çevirdi ve büyük bir parfüm mağazasının önünde arabayı durdurdu. Taksiciye beklemesini söyleyerek arabadan hızla indi ve mağazaya girdi. Kendisine yardımcı olmak için yaklaşan kadına istediği parfümü sordu. Kadın depoya indiğinde ise etrafını incelemeye başladı. Bir sürü parfüm ve bir sürü güzel koku birbirine girmişti. Kadın depodan getirdiği parfümü kıza uzattı. Belçim elindeki zarif şişeyi inceledi. Elindeki cam şişenin içindeki sıvıya merakla bakıp satıcıya almak istediğini söyledi.   Kadın “Koklamak isterseniz açık sunumu şu rafta, efendim,” deyince gülümseyip başını iki yana sallayarak reddetti.  “Hayır, teşekkür ederim.” Belçim herkesin içinde koklamak istemiyordu. Kokulara karşı bir duyarlılığı olduğunu fark etmişti. Yiğit’in parfüm kokusu ile bunu keşfetmişti. Herkesin içinde eskiden kullandığı parfümü koklayarak başına bela almak istemiyordu çünkü içinden bir ses elindeki şişenin onu daha da ileriye götüreceğini söylüyordu ve kız kokuyu duyumsadığında ne tepki vereceğini bilmiyordu. Kendisine yardımcı olan kadın şişeyi pakete koydu ve Belçim’in uzattığı paraya aldı, para üstünü verirken şunları söyledi.   “Çok hoş bir kokudur, size yakışacağından eminim. Doğru bir tercih,” diyen kadına yine gülümseyerek karşılık verdi. Kadına teşekkür ederek paketini de alıp mağazadan hızla çıkıp tekrardan taksiye bindi. Yol üzerinde bir tatlıcıdan bir kutu dolusu profiterol alıp yoluna devam etti. Nihayet eve vardığında hava henüz kararmıştı. Kapıdan girerken halasının yine bahçede olduğunu gördü ve halasının duruşuna bakılırsa yine onu bekliyordu. Elindeki parfümü tatlı poşetinin arkasından çantasına attı ve halasına doğru yürümeye devam etti. Yaklaştıkça halasının yanında eniştesini ve Meriç’i de gördü. Her şey gayet doğalmış gibi yanlarına vardığında sakince konuşmaya başladı.   “İyi akşamlar.”   Eniştesi güzel bir tebessümle karşıladı onu. “Sana da iyi akşamlar kızım. Biraz geç kaldın sanki.” Belçim sessizce onayladı eniştesini, halası ve Meriç’ten ses çıkmıyordu.   Yine bir dizi yalanı peş peşe sıralarken rahat davranmaya çalıştı fakat patlamaya hazır bir bomba gibi duran halası ve Meriç hiç yardımcı olmuyorlardı. “Evet, çok dolaştım sonra dönerken taksiye bindim o da trafiğe takıldı. Merakta bıraktıysam özür dilerim. Telafi etmek için size tatlı aldım,” dedikten sonra elindeki poşeti havaya kaldırdı.     Murat Bey kızın samimi cevabından sonra onunla kibarca konuşmaya devam etti. Kızın durumuna çok üzülüyordu ve onun ne psikolojide olduğunu merak etmeden gözlerini dikip kıza bakan oğluna ve karısına ters bir bakış attı. Sevim Hanım anında yumuşayarak kızın elindeki tatlı poşetini alıp teşekkür etti. Meriç ise hala sessizliğini koruyordu. Belçim bu sessizlikten korkması gerektiğini düşünüyordu. Ama yanında eniştesi varken ona bir zarar veremez diye Meriç’i dikkate almamaya çalışıyordu.   Hep beraber akşam yemeğini yerken de devam etti Meriç’in sessizliği. Çünkü Meriç artık kafayı yemek üzereydi. Kız, annesinin yeni getirttiği ilaçları kullanmaya başlayana kadar sessizliğini koruyacaktı. Bir kez daha elinden kayıp gitmesine izin vermeyecekti. Onu bir kez daha kaybetmeyecekti. Kaybederse de sonsuza kadar kaybedecekti onu ve onunla kayıplara karışarak.   *   Belçim her zamanki gibi Meriç yüzünden gergin geçirmişti akşam yemeğini. Halası ve eniştesi ile salona geçtiklerinde de bu gerginlik sürüyordu. Belçim anlamıştı, anlamamış gibi yapmak kolayına geliyordu sadece. Halası ve eniştesi kahveleri eşliğinde sohbet ederlerken Belçim de Zehra sultanın hazırladığı sütünü içiyordu. Meriç ise elinde meyve suyu ile gözlerini dikmiş yine Belçim’i izliyordu. Belçim de bunun farkındaydı ve bu yüzden fazlasıyla sıkılmıştı. Oda sanki etrafında dönüyordu. Kendisinden uzak noktalarda otursalar bile halası, Meriç ve eniştesi sanki çok yakınındaymışlar gibi hissediyordu. onlara uzaklaşmalarını söylemek istiyordu ama konuşma yetisini kullanamıyordu. Dikkatini bir yere vermeye çalışıyordu ama başaramıyordu. Belçim birden durakladı. Bulanmaya başlayan beyninde çarklar yavaşça dönmeye başladı. Zehra sultanın sütü uzatırken ki yüz ifadesi aklına geldi, halasının sütü hemen içmesi üzerine baskısı… Sinirden gözleri dolmuştu ve içtiği üç damla sütü kusmak üzereydi. Duygu karmaşası içinde kayboluyordu. Ağlamak isterken gülümsediğinin farkında bile değildi. ‘İlaçlarım! Kahretsin, ilaçları süte koymuşlar! Nereden anladılar ki?’ diye düşünürken düşünceler silinen bir fotoğraf karesi gibi yok oluyordu. Tutunmaya çalıştıkça kayıyordu…   Kız süte bakıp sorgulamaya daldığında elindeki kupadaki süt de soğumuştu. Daha üç yudum aldığı sütten bu kadar etki görüyorsa, tüm bardağı içmiş olduğu durumu düşünemiyordu. Kafasını kaldırıp halasına baktı fakat halası eniştesi ile birlikte oturduğu ikili koltuğun arkasındaki camdan boğazın eşsiz manzarasını seyre dalmıştı. Büyülenmiş gibi izliyordu. Sonra eniştesine baktığında ise sımsıcak gülümsedi Belçim, eniştesi ona şefkatle bakarken elinden başka bir şey gelmiyordu.  Fakat içinde volkanlar patlıyordu. Öfke ile yeni yeni filizlenen nefreti birbirine dolanarak ruhunu kuşatmıştı. ‘Öfke,’ diye düşündü. ‘Öfkeli kalmalıyım, aklımı uyanık tutabilmem için öfkeli kalmalıyım…’   Murat Bey Belçim’in sütü içtiğinde suratında oluşan ifadeyi görmüştü. Yanılmıyorsa kız zaten süt sevmiyordu ama karısı Belçim’e her akşam süt içirmekte ısrarcıydı. Kız sessiz sakin karısının kararlarına uyarken kendisi dışarıda kalmıştı hep ama bu ifadeyi daha önce görmemişti. Kız uyandıktan sonra sütü ilk içtiğinde bile böyle olmamıştı. Karısının huzurlu suratına dönüp neler döndüğünü çözmeye çalışırken Belçim’in de karısına baktığını gördü. Kızın sütünde bir şeyler olduğunu çözmek için âlim olmaya gerek yoktu o dakikadan sonra. Murat Bey Belçim’i rahatlatmak için ona sımsıcak bir gülümseme yolladı, karşılığında aldığı o narin gülümseme ise içini burktu. Kıza yapılanlara daha fazla göz yumamazdı.   Meriç’in cephesinde ise durum farklı değildi. O da kızın sütü içmeyi bıraktığını fark etmişti. Annesi ve babası gibi sessizliğini korumakta usta değildi. “Sütünü içmeyecek misin Belçim?” diye sorduğunda kız fazlasıyla yavaş hareketlerle ona döndü. Meriç elbette sütte ne olduğunu biliyordu. Kız sütü bitirdiğinde hemen gevşeyecekti. Duyuları kapanacaktı. Herkes uyuduğunu düşünecekti ama o her şeyi duyacak, görecek sadece tepki veremeyecekti. Bünyesi ilaca alışınca da beynine giden uyarılar hatıralarını yıpratacaktı. Hiçbir şey hatırlamaz hale gelene kadar ilaç tüm bünyesine hükmedecekti.   Meriç’in sesi ile içi buz kesen Belçim ne diyeceğini bilemedi. Ne yalan uydurabilirdi ki? Tam o anda içeri Zehra sultan girmişti, kızı öyle bir beladan kurtarmıştı ki Belçim o anda evdeki yandaşını bulmuştu. Bu kadını aylardır nasıl fark edememişti. ‘İlaçlar…’ diye fısıldayan beyni ile ‘Doğru ya ilaçlar…’ diye düşündü.   *   Fatma ile Zehra akşam yemeği için Murat Bey’in getirdiği balıkları hazırlarken mutfağa Sevim Hanım girmişti. Elindeki poşetin içinde birkaç ilaç kutusu vardı. Şoför Hikmet’i özel bir eczaneye yollamıştı poşetteki ilaçları aldırmak için. Sevim Hanım oğlunun geçirdiği krizden sonra Meriç’i odasına yerleştirip Belçim’in psikologu ile konuşmuştu. Adamın her türlü itirazına rağmen tekrardan farklı ilaç isimleri almayı başarmıştı psikologun ağzından. Doktor ısrarla karşı çıkmaya devam ederken ise dediklerine hiç kulak asmamıştı.   “Bakın, ileri gidiyoruz artık. Bu saatten sonra fazla kullanımlarda doğan ters tepkilere maruz kalabiliriz. Vücut bağışıklık kazanabilir, beyin ilaçları hazmetmekte zorlanabilir her türlü şey olabilir. Bünye bunları uyuşturucu niyetine de kullanmaya başlayabilir. Kızı göz göre göre öldürüyoruz Sevim Hanım. Bu işte yokum artık!” diye çırpınan doktor o sınırı çoktan geçtiklerinin farkındaydı. Bu saatten sonra kimseyi durduramayacaktı.   Sevim Hanım tehditkâr bir ses tonuyla “İhsan Bey, elimde uyguladığınız tedavinin canlı kanıtı var. Eğer Belçim’e her şeyi anlatıp onunla mahkemeye gidersem ne olur biliyorsunuz değil mi? Lütfen gereksiz cesaret gösterileri yapmayalım. Hiçbir şey yapamazsınız,” diye fısıldadı.     Doktor pes ederek olabilecek bir sonucu kadının gözüne sokmaya çalışarak öfkeli bir ses tonuyla “Bu yaptığınız ayaklarınıza dolanacak. O kız ölecek. Anlıyor musunuz Sevim Terim? O kız ölecek,” diyerek telefonu kadının suratına kapattı. Sevim Hanım’ın bu söylenenler bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı. Mutfağa girip Zehra’ya, ilaçları akşam yemeğinden sonra Belçim’e, sütün içinde vermesi gerektiğini söyledi. Zehra sultan onaylamaz bakışlarla kadına bakarken Sevim Hanım bu bakışları da es geçmişti. Eğer oğlu mutlu olacaksa her şeyi yapmaya hazırdı. Bu yüzden akşam yemeğinden sonra yeğeni karşısında sütü içmeye başladığında içi huzurla dolmuş, manzaranın keyfini çıkarmaya başlamıştı.   *   Zehra sultan sütü verdiği andan beri mutfağın girişini saklayan koridordan kızı izliyordu. Belçim ilk yudumda tepki vermişti ve iki üç derken sütü içmeyi kesmişti. Zehra sultan, Murat Bey’in de durumu izlediğini fark edince daha da dikkat kesildi. Sevim Hanım ruhen orada değildi. Bu yüzden salonda gerçekleşen tiyatrodan habersizdi ta ki Meriç Belçim’i köşeye sıkıştırana kadar. Sevim Hanım hemen kaşlarını çatarak kıza dönmüş, Meriç sinsince sırıtırken Murat Bey de karısına dikmişti bakışlarını.   “Neden içmiyorsun kızım?”   Belçim halasının böyle bir çıkış yapacağını biliyordu ve aynı anda solana giren Zehra sultana en içten dileklerini yolladı işte tam da bu yüzden. Çünkü tepki kabiliyetini kullanamıyordu.   “Sevim Hanım, nasıl unuttuk anlamadım. Akşam yemeğinde balık yemişti. Hemen arkasından sütü vererek hata ettik. Ya yine zehirlenme yaşarsa. Geçen sefer zor kurtulmuştu. Sevim Hanım, bir şeyler yapın!”   Zehra’nın telaşla salona girmesi ile ortamda birden endişe havası yükselmeye başladı. Sevim Hanım kızın yanına gelerek telaşla sütü aldı. Kızın ilaçları almasına o kadar konsantre olmuştu ki Belçim’in bazı yemekleri ve içecekleri tüketmesinin alerjik reaksiyonları olduğunu unutmuştu. Zehra’nın eline sütü tutuştururken Belçim’in yanına oturan Sevim Hanım kızı incelemeye başladı. Ardı arkası kesilmeyen sorulara Zehra sultanın uyarıcı bakışları altında hep yalan cevaplar verdi Belçim. Halası çok telaşlanmıştı ve haklıydı da çünkü Zehra Sultan çok iyi rol yapıyordu. Fakat Belçim’in oyunculuğu hepsine taş çıkarırdı.   “Midem çok kötü bulanmaya başladı,” diyen Belçim suratını buruşturarak tekrar konuşma başlamadan önce titrek bir nefes aldı. “Tam karnımın ortasında bir ağrı hissediyorum. Her tarafım kasılıyor sanki. İçtiğim üç yudum süt dışarı çıkmak için zorluyor beni hala. Kusmak istiyorum ama kusamıyorum,” derken konuşmakta güçlük çekiyordu. Bunun için rol yapmasına gerek yoktu. Kahrolası ilacı kutuyla süte boşaltmışlar gibi anında elini ayağını kesmişti. Her zaman kullandığı ilaçların onu bu hale getirmesi için üçer adet falan alması gerekiyordu herhalde. Bu düşünce bile yavaşça bulanarak kayboldu.   Murat Bey de telaşla telefona sarılıp doktoru aradığında Meriç’in korkudan eli ayağı boşalmıştı. Kızın yanında diz çöküp elini avucuna aldığında Belçim’in soğuk ve nemli eli aklını başından almıştı. Kızın eli en az ölü bir insan eli kadar soğuktu. ‘Ona bir şey olursa yaşayamam. Yaşayamam!’ Meriç düşünceleri ile boğuşurken Belçim’in suratından ayırmıyordu gözlerini. Kızın baygın baygın bakan bakışları ve kurumuş dudakları ile solgun yüzü kalbini gümbürdetiyordu. Ölümü hissediyordu ensesinde Meriç. Belçim hasta olunca hep böyle oluyordu. Ondan çok hasta oluyor, ondan çok canı yanıyordu. Bu yüzden korkuyordu. Meriç hep çifte acı yaşamaktan yorulmuştu. Ama kızı ilaçlarla zehirlemekten kendini alamıyordu. Gerçekler korkutucu bir karanlık gibiydi, çığ gibi büyüyordu ve tüm bunlar Belçim’in ölmesinden de kötüydü. Alnında biriken terleri silerken kızın elini daha sıkı tutmaya başladı.   Birkaç dakika içinde salona giren Doktor, Murat Bey’in yakın arkadaşı aynı zamanda yan komşularıydı.   “Nevzat, akşam balık yedik sonra da süt içti. Yine zehirlenmiş olmalı… Dikkat ediyorduk ama gözümüzden kaçtı bu gece.”   Nevzat doktor salondaki üçlü koltuğa uzanmış kızın yanına gitti. Sevim Hanım’ı ve Meriç’i yanlarından çekerek kızı muayene etmeye başladı. Sonra dökülmemiş sütü Zehra Hanım’dan alıp kokladı. Yetmeyince serçe parmağını süte bandırıp tadına bakan Doktor Nevzat sütteki farklılığı hemen anlamıştı. Kıza beyaz, muhallebi kıvamında bir sıvı içirip odasına kadar çıkmasına yardımcı oldu.   “Bu gece iyice dinlen, serum bağlamıyorum. Ciddi bir şey değil. Fakat bir daha balıktan sonra süt yok, tamam mı?” diyen Nevzat Bey’e başını sallayarak cevap veren Belçim’in düşünceleri içtiği son sıvıdan sonra berraklaşmaya başlamıştı. Belçim sevimli olmaya çalışarak gülümsedi ve odadan çıkan doktorun arkasından üstündeki pikeyi fırlattı. Yastığını suratına siper ederek kahkaha atmaya başladığında içi içine sığmıyordu. Yine dört ayaküstüne düşmüştü. Halasının yanında rol yaparken az da olsa hasta gibi hissediyordu kendini, ilaçlarının hepsini birden mi atmışlardı süte? Neden o kadar çok etki etmişti? Başı biraz dönüyordu ama mutluluktan olduğunu düşündü. Kurtulmuş olmanın verdiği rahatlıkla yataktan zıplayarak kalktı. Yine başı dönünce daha sakin olmaya çalışarak odasındaki balkona çıktı.  Pervazlardan aşağıya neredeyse düşercesine sarktığında aşağıdaki bağırışları duymak için buna ihtiyacı olmadığını düşündü. Doktorun sesi yukarı kadar geliyordu zaten. Salonun bahçeye açılan cam kapısı pervazları titretecek kadar sert bir şekilde kapatılınca kendisi de odasına girdi. Fakat o duyacağını duymuştu. Halası yine yapmıştı yapacağını. Midesi nefretiyle bulandı.   “Neden yapıyorsun bunu hala? Neden?”   Az önceki sevinci geldiği hızla gitti. Tekrardan içine düşmüştü o karanlık dehlizlerin. Artık ışığı görebiliyordu o karanlığın içinde ama yeterli değildi. Yetmiyordu. Tüm gerçekleri öğrenerek çıkacaktı oradan. Yakınlarda fırtına vardı, depremler, hortumlar vardı ama her şeyden öte denizin ortasında bir kıpırtı vardı. İçine çekiyordu uçsuz bucaksız deniz, içine çekiyordu her şeyi. Yavaş yavaş çemberini genişletiyordu. Daha da hızlanacaktı, daha da artacaktı. Korkunç dalgalar hız kazanırken, hava kararıyordu. Şimşekler çakmak için bulutların çarpışmasını bekliyordu. Girdap hazırlanıyordu. Kıpırdanmalar depremle sarsılınca gerçekleri içine çekecekti. Tüm gerçekleri yutacaktı. Gerisinde sadece duyguları bırakacaktı. Perişan edecekti her şeyi.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD