"Ben sadece..." dediğimde hızla ne söyleyeceğimi düşünürken çıplak olmasına aldırış etmeden hızla yanıma geldi, telefonunu elinden bir hışım çekerek aldı. Birkaç saniye ekranına bakıp ardından koltuğa fırlatıp bana döndüğünde ezici bakışlarıyla karşılaştım.
Üzerime doğru yürümeye başlarken birden boynumu kavradı. Neler olduğunu hiç anlayamazken, "Sen çok olmaya başladın artık..."
Kaşlarım çatıldı. "Bana hemen Biricik'in nerede olduğunu söylüyorsun?!" Şimdi anlaşılmıştı.
"Siz ne saçmalıyorsunuz," dedim kendimi kurtarmaya çalışarak. Ama Lorenzo dövüştüğüm diğer adamlara benzemiyordu. "Biricik öldü! Daha kaç defa söylemem gerekiyor?!"
"BANA YALAN SÖYLEME!"
Nefessiz kaldığımı anlayınca beni iterek serbest bıraktı, boğazımı tutarak ona nefret dolu bakışlarımı attım. "Salva'nın adamı mısın sen?!"
"Ne?"
Salva da kimdi?
"O yolladı seni değil mi? Başından beri ona çalışıyordun! Amacınız tamamen beni bitirmekti." Doğru, amacım onu bitirmekti. Ama Salva kimdi gerçekten bilmiyordum.
"Bay Cassalini, Salva kim gerçekten bilmiyorum!"
"GENELEVİN SAHİBİNİ Mİ BİLMİYORSUN SEN?! HA?!" Üzerime yürüyerek beni duvarla kendi arasında sıkıştırdı. Genelevin sahibi Salva diye bahsettiği adam mıydı?
Faik Abi haklı mıydı bu durumda?
"Bilmiyordum... Ben gözlerimi burada dünyaya açtım. Dışarıda ne işler dönüyor kim başta kim yönetiyor hepsinden bihaberdim." dediklerim duraksayıp geri çekilirken gözlerine baktım, bakışlarındaki alev duruldu. "O da mı..."Biricik'ten bahsediyordu. Biliyordum. "Burada doğdu?"
Başımı salladım. Gözlerindeki yıkılışı gördüm.
"Burada doğdu, burada öldü." Sırtını dönerek balkon camına yaklaştığında bir kolunu kaldırarak kenara yasladı. Manzaraya baktı. Dudaklarım sinsice kıvrılırken camdaki yansımasından yüz ifadesini görebiliyordum.
Bu daha başlangıç.
Dakikalar geçerken hiç konuşmadık. En son sessizliği bozan ben oldum. "Çıkabilir miyim?"
Başını omzunun üstünden yan çevirdi ama bana bakmadı. "Çık."
Beklediğim cevabı alırken arkamı dönüp kapıyı açacakken gözüm vestiyerin üzerindeki zippoya kaydı. Çaktırmadan onu elime alıp avucumun içine alırken ona son kez baktım ve odadan çıktım.
&
Aşağıya indiğimde Nurgül abla paspasla yerleri siliyordu. Kızların çoğu yoktu. Bu durum beni şaşırtırken odalardan gelen seslerle duraksadım. Kendi odamızın kapısına yanaştığımda yatağa çarşaf geçiren kadınlara baktım.
"Abla?"
Nurgül abla başıni kaldırıp beni görünce yanıma geldi. "Ne oluyor burada? Kim bunlar?"
Beni kolumdan tutarak hafifçe kenara çektiğinde gülümseyerek suratıma baktı. "Bilmiyorum ama otelden gelmişler. Yatakları değiştiriyorlar."
Kaşlarım çatıldı. "Yatakları mı? Anlamadım neden?"
"İşte onu bilmiyorum, ama Martina karısının yüz ifadesini de görmeliydim. Mort olmuştu mort!" Derin iç çekti. "Zamanında ne çekmiştik yataklardan, değişsin diye şikayet ederken yüzümüze bakmamıştı karı." Yataklara baktı. "Neyse ki değişiyor. Şükür." Evet ben de hatırlıyordum. Sırtımıza yayı batıyor, rahat uyuyamıyoruz diye bayağı protesto etmiştik. Tabii o zaman umursamadan bizi dikkate almamıştı.
Asıl tuhaf olan, durduk yere mi değişiyordu bu yataklar?
"Peki niye şimdi değişiyor? Onca zaman geçti?"
"Valla bilmiyorum yavrum, herhalde ancak bütçe ayırdilar diyeceğim de burası merkez bankası gibi biliyorsun. Anlam veremedim ben de." Sessiz kalıp derin düşüncelere boğulurken, "Neyse." dedim. "Kızlar yukarı çıktılar heralde?"
Başını salladı Nurgül abla. "Evet. Lobi temizliğine çıktılar. Kimseler de yokken hazır..."
"Faik Abi... Ondan haber var mı hâlâ?" Suratı asıldı Nurgül ablanın. "Yerine başka birisi gelmiş. Günlerdir haber alamıyorlarmış ondan." Dişlerimi sıkarak gözlerimi yumdum. Lorenzo almıştı onu. Neden onun elindeydi ve neden bırakmıyordu, cidden anlam veremiyordum.
Anlasana mahzenden bilgi alacak...
Gözlerim aniden açıldığında kaşlarım çatıldı. Mahzenden bilgi alacak... "İyi de neyin bilgisini alacak? Buradan ne çıkarı-" diyerek kendi kendime konuştuğumda durdum. "Tabii ya..." dedim.
Biricik için bilgi alacaktı.
Yani benim hakkımda.
Ellerimi, "Olamaz," dercesine yüzüme götürdüğümde Nurgül abla anlamsız bakışlarını bana yoneltti. "Biricik? Ne oldu kızım?"
"Bir şey yok abla ben de üzerimi değiştireyim yukarı çıkayım, Enrico saldırmasın yine." diyerek onu geçiştirdiğimde odaya girdim. Kıyafetlerimi alıp direkt banyoya girdim. Aynadan kendime bakarken peruğumu çıkardım, yüzümdeki makyajı silmeye başladım.
Kendime bakıyordum bakmasına da görüyor muydum ki? Aklım çok başka yerlerdeydi. Bir an sütyenimdeki zipponun varlığını hatırlayınca banyo kapısına yaklaşıp kilitledim. Kimse girmezdi ama ne olur ne olmaz diye önlem almıştım. Göğüslerimin arasındaki zippoyu çıkarıp elimde sallarken aynanın üstüne takılan lambaya doğru tuttum.
Pahalı bir şeye benziyordu.
Ama önemli olan bu zipponun sıradan olmamasıydı.
Lorenzo'ya ait olması benim için yeter de artardı. Aynaya döndüm. "Bekleyin Bay Cassalini, sizi başımdan defedecek çok güzel bir yol buldum."
&
Çok geçmeden elimde malzemelerle lobiye geldiğimde Brad'ı gördüm, sırtı dönüktü. Kovayı kenara bırakarak malzemeleri de yanına koyarken tezgaha yaklaştım. "Selam."
Sesimi duyunca arkasına döndü ve kaşlarını çatınca maskemi çıkardım. Ben olduğumu anlayınca kaşları gevşedi. "Sandra... Selam. Burada ne arıyorsun?" Ona kovayı işaret ettim.
"Temizlige geldik," Ardından etrafa bakarak temkinlice ona yaklaştım. "Bir gelişme var mı?"
Brad kararsız gözleriyle bana bakarken, "Ne oldu?" dedim.
"Otelin her köşesine dürbün ve böcek takılacakmış." Kaşlarım çatıldı. "Dürbün ve böcek mi?"
"Kamera ve dinleme cihazı işte."
"E zaten yok muydu?"
"Bazı odalarda yoktu," Bezi kenara bırakarak kulağıma doğru yaklaştı. "Salvatore Cassalini istemiş bilhassa." Salvatore Cassalini...
Lorenzo'nun Salva dediği adam o muydu?
İyi de bunlar kuzen değiller miydi? Neden Salva Lorenzo'nun kötülüğünü istesin ki? Öyle olmasaydı, Lorenzo bana Salva'nın adamısın der miydi?
"Neden şimdi peki?"
"Belli ki bir şeylere uyandılar ama ne olduğu hakkında bir fikrim yok." Dudaklarımı ısırdım. Brad yeniden bardaklara donerken ona baktım. "Baksana ne zaman takılacak bunlar?"
"En geç cuma gecesine kadar. Cumartesi de aktif olurmuş. Öyle duydum."
"Güzel." Yutkundum. Cebime sakladığım zippoyu elime alarak çaktırmadan ona uzattım. "O zaman planımı erken devreye sokuyorum," Bana anlamsısca baktı. "Bugün salı, yani iki günün var."
"Anlamadım, ne için? Hem bu ne?"
"Beni dinle." Etrafa çaktırmadan bakarak ona doğru fısıltıyla konuştum. "Bu bir zippo. Ama sıradan bir zippo değil. Senden bunu temizlemeni ve elektrik kontağının olduğu yere bırakmanı istiyorum. Ama temizlemeyi sakın unutma. Üzerinde parmak izimiz kalmamalı."
"Elektrik kontağı ne alaka peki?"
"Sigortaların olduğu daireye gidip kontakta yangın çıkaracaksın, tabii ki bu zippoyla yapacaksın ve zippoyu da orada bırakacaksın. Yalnız ortalık yerde bırakma. Ne kolay bulunsun ne de zor. Anladın mi beni?"
"Sandra sen..."
"Başka şansımız yok Brad. Buradan kurtulmamızın tek yolu bu. Otelde yangın çıkarmak."
"Burası dev bir bina. Ufak bir alevle yanacağını düşünmüyorsundur umarım."
"Tabii ki hayır sadece alev kontaktan çıkacak, odayı saracak ve dikkatin oraya çekilmesini sağlayacağız. Diğer yerlere yayılmayacak. Ama ne hikmetse o gece ne yangın sistemi çalışacak ne de su depoları."
"Şeytanın aklına gelmez, sen ne ara planladın bunu?"
"Ne ara planladığımı boş ver," Zippoyu ona uzattim. "Bunu al ve dediklerimi de sakın unutma."
"Ne zaman yapacağım peki?"
"Perşembe gecesi. Ben de o güne kadar her şeyi ayarlayacağım." Dudaklarımı dişledim. "İki günümüz var daha erken de yapabiliriz ama dikkat çekmeyelim."
"Perşembe olmaz. Marco Espereza geliyor."
Siktir bir de o vardı...
"O zaman çarşamba. O adam işimizi bozar şimdi, hiç gerek yok." Brad derin bir iç çekerken başını sallayarak dediklerimi onayladı. Zippoyu alıp saklarken bana döndü. "Yalnız... Bu tehlikeli bir plan Sandra. Yakalanırsan hiç bir affı olmaz."
Gülümsedi. "Merak etme yakalanmayacağım."
Brad benim kadar umutlu konuşmadı. "Umarım."
Bir süre sessizlikten sonra Brad'e bakarak, "Fazla dikkat çekmeyelim, dediklerimi unutma sakın." dediğimde Brad bana güven verircesine gözlerini yumdu.
&
Ertesi Gün.
Bugün çarşambaydı.
Ve kurtuluşumun günüydü.
Gülümseyerek çerçeveye baktım, "Az kaldı... Çok az kaldı..." dedim kardeşimin yüzünü okşayarak. "Kurtuluyoruz buradan."
O anda hızla kapı açıldı. Gelen Martina karısıydı yine. Topuklu ayakkabılarının üzerinde durarak kollarını bağladı ve baştan aşağı süzdü. "Hazır değilsin?"
"Daha vakit gelmedi."
"Gelsin gelmesin hazır olacaksın. Patron'u bir saniye bile bekletemezsin." Senin dilini sik-
Neyse.
Gülümsedim ona inat.
"Tabii." Yatağımdan kalkarak yürüdüm. Yanından geçecektim ki kolumdan tutarak sertçe beni kendine çevirdi. Tek kaşımı kaldırdım. "Enrico'nun dediklerini çabuk unutmuşsun Martina."
"Sen de var bir şeyler," Yüzümü yaklaşarak tehlikeli(!) ses tonuyla konuştu. "Ama ben foyanı ortaya çıkarmasını bilirim."
Daha çok gülümsedim.
"Olmayan foyamı evet. Hadi çıkar. Enrico senin gibi zavallı neden yanında tuttuğunu sorgulayacak, haklı da."
"Bana bak-"
"Evet?" Ona dik dik bakmaya başladım. "Bakıyorum. Ne yapacaksın? Saçlarımdan tutup beni yere mi sereceksin? Sıkıysa yap." Durdu. Gözlerime aynı ifadeyle bakmaya devam ederken bir şey demeden sırtını dönerek odadan çıktı ve kapıyı sertçe kapattı.
Kapalı kapıya gülümserken dudaklarımı dişledim. "Buradan kurtuluyorum kurtulmasına ama... Seninle işim bitmedi. Martina."
Geceye doğru kızlarla beraber yemek yemiş, vakit geçirmiş derken Nurgül ablama sarılmıştım. Kulağına fısıldayarak, "Bu gece kurtuluyoruz." dedigimde beni hızla odaya sokarak kapıyı kapatmıştı.
"Ne demek o Biricik?"
"Kurtuluyoruz demek. Bitiyor demek. Burayı ardımızda bırakıyoruz demek abla." Kaşlarını çatarak başını iki yana salladı. "Hayır Biricik! Lily'in durumunu biliyorsun? Aynı duruma düşmeyeceğin ne malum?!"
"Yakalanmayacağım. İnan bana!"
İç çekti. "Biricik!"
"Abla!" Yanına yürüdüm, ellerinden tuttum gözlerinin içine bakarak. "Daha fazla burada duramayız. Bitti. Tamam mı? Bitsin artık. Nereye kadar sabredeceğiz? Dayanacağız? Söylesene bana..."
Buruk gülümsemesini sundu bana. "Ben otuz senedir dayanıyorum kızım, belki daha fazla." Başımı omzuma eğdim. "Abla..."
"Ama evet haklısın, seni burada daha fazla tutamam. Sen bana benzemeyeceksin, annene ya da Beril'e. Sen kurtulacaksın, Türkiye'ye döneceksin."
"Seninle beraber dönecegiz," dedim güven veren sesimle. "Seni almadan ayrılmayacağım Roma'dan."
Bir şey demedi.
Fazla konuşamamıştık çünkü işe çıkma saati yaklaşmıştı. Sasha da yanıma geldiğinde hazırlandık. Biricik'i yine bu dört duvar arasında bırakmış, kızıl saçlı Sandra olmuştum. "Farklı bir ruj sürelim mi bugün?"
Sasha'ya döndüm. Elinde tuttuğu rujlara baktım. "Bordo güzel ya. Değiştirmeye gerek yok." Başını salladı. "Versene. Biraz daha süreyim." Şüphe etmeden ruju bana uzattığında elime aldım. Biraz daha dudağıma sürdüğümde gülümsedim.
Aynadan kendimi süzerken ruju da iman tahtama koyup üzerimdeki kıyafeti düzelttim.
"Hazırım."
Odaya çıkmadan Enrico'ya uğramış, parayı sormuştu yine. Gözlerimi devirerek, "Bu gece mahzene inmeden getireceğim." dediğimde bana öfke saçan gözlerle baktı. Masadan kalkıp yanıma geldiğinde birden çenemi kavradı. Gözlerimi kısarak ona baktım. "Bu gece de getirmezsen-"
"Getireceğim. Bu defa getirecegim. Ne zaman yalan söylediğimi gördün?"
Sarı dişleriyle pis pis sırıttı. "Hiç bir zaman."
Kapı aniden açılınca Enrico hızla geriye giderek sert bakışlarıyla kapıya döndü. "Patron!" Siyahlar içindeki adam nefes nefese kalmıştı. "Depoda kaynak var!"
"Ne diyorsun sen?!"
"Elektrik arızası patron. Ciddi." dedi daha fazla detay vermeden. Enrico başını yan çevirerek bana bakmadan konuştu. "Sandra sen çık!"
Gözlerimi devirerek odadan çıktım. Koridorda ilerlerken asansörlere yöneldim. Ben çıktığımda kapı kapanmıştı ve çıkan olmamıştı. Dudaklarımı dişledim. Bu harika bir haberdi. Asansör gelince bindim. Üst kata basacağım sırada lobinin katına bastım.
Hızla lobiye geldiğimde etrafta patlayan kırmızı mavi beyaz ışıklarla gözüm kısılırken ortamın fazlasıyla kalabalık ve gürültülü oldugunu gördüm. Pistte dans eden mi dersiniz, lobide kucak dansı yapanlar mı dersiniz, ya da içkiyle kafa bulanlar mı dersiniz...
Hızlıca insanları umursamadan kalabalığı yardım ve tezgaha yaklaştım. Brad'i aradı gözlerim. Ama yoktu. Kahretsin.
O an gözlerim ileride duran adama kaydı. Ayakta dikiliyordu ve gözleri şahin gibi etraftaydı.
Bakışlarımı kıstım. Bu...
Marco'ydu!
Marco Espereza!
Kahretsin!
Allah kahretsin!
Hani her perşembe geliyordu bu adam?
Hızlıca ona sırtımı dönerek görüş alanından çıkarken lobiyi de terk etmiştim. Bir an önce odaya gitmem gerekliydi ama Brad ile konuşmadan gidemezdim.
Neredeydi bu sersem?
Dudaklarımı stresle dişleyerek koridorda ilerlerken onu gördüm. "Brad!"
Beni görünce şaşırdı. "Sandra?!"
Hızlıca yanına gidip kolunu tutarak gördüğüm ilk odaya soktum. Burası temizlik odasıydı. Kapıyı kapatarak ışığı açtım. "Neredesin sen?"
"Sakin ol. Lavaboya kadar gitmiştim."
"Marco. Marco burada!"
"Ne?"
"Planı iptal edemeyiz, bu gece gerçekleşmek zorunda. Zaten elektrik kontağında arıza varmış." Gözlerinin içine baktım. "Bu fırsatı kaçıramayız Brad."
Brad düşünceli hâle bürünürken, çenesini kaşıdı. "Tamam." Kolundaki saate baktı. "Yarım saate bu iş oldu bil. Marco fazla kalmıyor. O gittikten sonra yapacağım."
İçim rahatlarken gülümsedim. "Sağ ol Brad. Sana güveniyorum."
"Umarım kurtulursun Sandra. Başka bir dileğim yok inan."
"Kurtulacağım." dedim kendimden emin bir şekilde.
Brad lobiye dönerken ben de odaya çıkmıştım. Kartı okutarak içeriye girdiğim sırada yine bir karanlık karşıladı beni. Kapıyı kapatarak aynalı büfenin önüne gittim. Kartı koyarak yatağın olduğu kısma ilerledim, ama Lorenzo yoktu.
Neredeydi?
Odanın diğer kanadına geçtim yoktu.
Bu gece gelmeseydi, iş vardı demezlerdi?
Hem her gece istemiyor muydu?
Gözlerim kısıldı. Bu iyi bir fırsat Biricik!
Hem de çok iyi bir fırsattı. Duvardaki saate baktım. Brad yarım saate halledeceğini söylemişti. "Son kez bu odaya izlerimizi bırakalım o zaman." diyerek aynanın önüne gittim.
Gülümseyerek kendime bakarken, "Sandra... Sen olmak güzeldi. Ama buraya kadarmış." Göğüslerimin arasına sakladığım ruju çıkartırken kapağı açtım. Aynaya yaklaştırdım. "Acı içinde kıvranmanı istiyorum Bay Cassalini. Üzgünüm bu acının bir tedavisi yok."
Bordo ruju aynanın yüzeyine bastırarak harfleri çizdim. Cümle bittiğinde gülumseyerek ruju kapattım ve aynanın önünde bıraktım. Saate tekrardan baktığımda artık gitmenin zamanı gelmişti.
Aynaya yazdığım şuydu: Senden nefret ediyorum. Biricik.
&
Aşağı indiğimde çaktırmadan lobiyi izledim. Brad yoktu. Aynı zamanda Marco.
Sanırım Brad'in dediği oluyordu. Marco fazla durmamış gitmişti ve Brad de elektrik kontağın olduğu odaya gitmişti. Lobiye girmeyerek koridorda yürümeye devam ettim. Aşağıda Faik abi ile kaçtığımız bir kapı vardı, oradan kaçacaktım. Ondan önce temizlik odasına girdim. Kendime hazırladığım küçük çantayı sırtıma alırken derin bir iç çektim. Nurgül ablamı, Sasha'yı ve Lily'i çok özleyecektim.
"Sizi buradan kurtaracağım. Söz veriyorum kurtaracağım." Önce benim kurtulmam gerekliydi. Peki sen gidince onlara zarar vermeyecekleri ne malum?
Gözlerimi yumdum.
Başka şansım yoktu. Bu benim için caydırıcı bir nedendi ama ölene kadar burada kalmak fikri caymamı engelliyordu.
Fazla oyalanmadan çantayı alıp arka kapıya doğru ilerlerken kılığımı da değiştirmiştim. Korumalar beni bilmiyordu ama Sandra'yı biliyordu.
Sürekli arkama bakarak biri geliyor mu diye kontrol ederken siyah saçlarımı çözdüm, sırtıma salık bırakırken optikli gözlüğümü taktım. Burada çalışan sıradan otel görevlisi olduğuma ikna edici kartımı da elimden tutarken kapıdan çıktım. Korumaların yüzü bana dönerken, "Il turno è finito, vado a casa." Mesai bitti, eve gitmem gerekli.
Sert mizaçlı, iri yarılı adam bana döndü. "Non puoi andare, il capo ha detto che stasera non uscirà nessuno." Gidemezsin, patron otelden kimse çıkmayacak dedi.
"Ma-" Ama-
O an siren sesleri işitildiğinde adamlar birbirine döndü. İtalyanca bağırışırlarken içeriye fırladıklarını gördüm. Beni unutmuşlardı bile. Dudaklarım kıvrılırken ardıma bakmadan koşmaya başladım.
Bir silah sesi işittiğimde durdum.
"Nereye gittiğini zannediyorsun..." Duyduğum sesle kaşlarım çatılırken kalbimi bir el sıkmaya başladı. Elimdeki çanta daha da ağırlaştı sanki.
Yavaşça arkama dönerken kaşlarım daha çatıldı.
Gülümsedi ve adımı söyledi. "...Biricik?! "