8.Bölüm

2389 Words
Gözlerimi araladığımda huzurla gülümsedim. Daha önce hiç böyle bir yatakta yatmamıştım. Diğer tarafa dönerek yumuşacık yastığa sarıldım ve keyfini çıkardım. Keşke daha önce uyusaydım dedim, resmen yatak beni kendine cekiyordu. Uyudukça uyuyasım geliyordu. "Çok sevdin bakıyorum yatağımı..." Kulağımda işittiğim tok İtalyanca kelimelerle ne olduğunu anlayamazken birden gözlerimi açtım ve yatakta doğruldum. Bir dakika... Gece ben burada mı kalmıştım? "Ben... Uyuyakalmışım." diyerek yataktan kalkarken beni umursamadan ayna karşısına geçti. Yakalarını düzeltirken anlamsızca ona baktım. Ayakta dikildiğimi anladığımda çıplak olduğumu fark ettim ve arkamı dönerek yırtılan yere fırlatılan kıyafetlerim baktım. Elime alıp havada tutarken, "Hayvan!" diyerek içimden geçirirken birden ensemde onun nefesini hissettim. Ona döndüğümde gözlerime bakıyordu. "Kıyafetlerini mi arıyordun?" "Evet." Yatağımın üzerine attım. "Artık işlev görmeyen kıyafetlerim." Dudaklarını kıvırarak odanın diğer cephesine geçerken çok geçmeden geri geldi elinde ise kıyafet vardı. Bana uzattı. "Bu ne?" Neye benziyor Biricik? Gözlerine baktığımda, "Gerek yok. İstemiyorum." dememe rağmen tişörtü eline alıp aniden kafamdan geçirdi. Ne olduğunu anlayamazken debelendim. Kollarımdan tutup beni yatağa oturttu. Bacaklarımı bacaklarının arasına alıp kıstırırken afallayarak ona bakıyordum. "Debelenme." Sonrasında sakince oturduğumu görünce kafamdan geçirdigi tişörtü kollarımdan da geçirerek bana giydirdi. Elleri saçlarımı bulacaktı ki izin vermeyip geri çekildiğimde beni yatağa yatırıp çenemi kavradı. "Yakıştı. Bol bol giyersin artık." Gözlermi kıstım. Senin kıyafetlerini giyeceğime... Neyse. "Gerek yok Bay Cassalini. Yıkar geri getiririm." "Yıkama." "Ne?" "Geri getireceksen yıkama." Geri çekilerek üzerimden kalktı. "Kokun silinmesin." Manyak. "Ama giymeye devam edeceksen senin olabilir," diyerek bana sırtını dönerek odada ilerlerken sessiz kalıp bir an önce bu odayı terk etmek istediğimi anladım. Telefonuna bildirim düştüğünde sesi odada yankılandı, her ne okuduysa gördüyse çatık kaşlarıyla telefonu sıkmıştı. Neye öfkelenmişti? "Başka bir isteğiniz yoksa gidiyorum Bay Cassalini." "Git." dedi yüzüme bakmadan. Hah. Gözlerimi devirecekken yine beni kapıda yakaladı, adımla seslendiğinde arkama dönerek ona baktım. "Dün gece rahat uyudun değil mi?" Duraksadım. Neden soruyordu? "Bunu neden soruyorsunuz?" Telefonu iç cebine atarak ellerini cebine soktu ve bana yaklaştı. "Sabah bir türlü kalkamadın, bu da rahattı demek oluyor." "Cevabını bildiğiniz soruları sormayın o halde," Başını eğerek sinir bozucu bir şekilde güldü. "Akşam seni yine bekliyorum. Ama yanına yedek kıyafet getir, olur mu?" Bir şey demeden odadan çıktığımda dişlerimi sıkarak asansörlere yöneldim, düğmeye basarak zemin kata inerken sinirle kollarımı bağladım. Baş parmağımı ağzıma götürürken tırnağımı kemirdim. Yedek kıyafet getireymişim. Hayvan! Kendime sakin olmam gerektiğini hatırlatırken gözlerim kat ibaresine takıldı. Bu adam... Bana zaten aşıktı. Bunu anlamıştım. O halde onu kullanarak buradan kurtulabilirdim. Ama Nurgül abla vardı ve daha durumunu bilmediğim Faik abi... Onlarla beraber Türkiye'ye dönersem beraber döneceğim sözü vermiştim. Kaldı ki, Lorenzo benim Biricik olduğumu öğrenirse beni asla bırakmazdı. Takıntılı hayvan! "Allah'ım sen yardım et bana!" Kata geldigimi gösteren tiz ses asansörün içinde yankılanırken kapılar iki yana açıldı, önce Enrico'nun odasına gidip kartı teslim edecektim ondan sonra mahzene inecektim ama önümde duran ve bana dik dik bakan Martina yüzünden yerimden oynayamadım. Çatık kaşlarımla ona baktım. "Ne oluyor yine Martina?" "Sen geceleri dönmez miydin mahzene? Artık Patron ile beraber mi uyuyorsun?" Dişlerimi sıktım. "Sana ne!" Yanından geçip gidecektim ki elini kapıya koyarak kolu önümde bariyer oldu. "Asansörü mesgul ediyoruz." Sinsice baktı bana. "Sorun degil seni her yerde parçalayabilirim. Bu bir asansör olmak zorunda değil." Tek kaşımı kaldırıp ona baktım. "Geçen günkü... Canını yakmam seni incitmiş olmalı?" Boyalı, röfleli saçlarına baktım. Yalancı üzgün bir yüzle, "Ah kıyamam. Bir şey oldu mu saçlarına?" Bakışlarının rengi değişirken üzerime yürüyerek asansörün içine girdik. "Seni uyarıyorum Sandra. Sen sadece Lorenzo'nun fahişesisin." Dudaklarım kıvrıldı. "Hım?" "Bense onun... Müstakbel eşi bile olabilirim." Tek kaşımı kaldırıp ona bak sen dercesine baktım. "O yüzden mi fahişesine kendi kıyafetlerini veriyor?" diyerek üzerimdeki tişörtü gösterirken bakışları üstüme indi. Yüz ifadesi bozguna uğradığını gösterirken imâyla sırıttım. Onu itekleyerek yanından geçtim. Asansörden çıktığımda arkama dönerek ona baktım. "Boyundan büyük laflar etme. Martina." Son sözüm bu oldu ve mahzene indim. & Nurgül abla bu gece de gelmediğimi fark edince beni odaya kenara çekmiş, "Artık o adamla uyuyor musun?" dediğinde derin bir iç çekmiştim. "İş... Uzun sürüyor." diye yalan attığımda, ki bu da yalan sayılmazdı, bana inanmayan bakışlar attı. "Sen insansın Biricik, canın yok mu senin?" Temkinli gözlerle antreyi taradım. "Abla haklısın ama," Ona döndüm. "Karşı gelme gibi lüksümüz yok. Hem merak etme. Onunla işim uzun sürmeyecek. Hatta yakında burayla hiç bağlantımız kalmayacak." Gözlerini kısarak bana baktı. "Ne var aklında senin?" Onu yatağa çekerek, sessizce anlatmaya başladım. Sonrasında bana emin olamayan bakışlar attı. "Tehlikeli bir yol. Bu yola girmeni hiç istemiyorum Biricik." Ellerinden tuttum öperek. "Ama söylesene var mı başka çarem? Çaremiz? Ömrümün sonuna kadar burada hapsolmayacağım. Elbet kurtulacağım, kurtulacağız." "Sen beni boş ver. Git kendini kurtar." Başımı eğdim. "Abla hayır... Seni bile bile ateşe atamam." Ellerimden sıkıca tutarak gözlerimin içine baktığında ağlayacak gibi oldum. "Ben gelmişim bu yaşıma. Bu saatten sonra oraya dönsem ne olur, dönmesem ne olur? Ne anam, ne babam, kimseler yoktur. İş desen bulamayız. Okul desen okumamışız. Dışarıda hayat kurmak çok zor kızım, benim güzel yavrum. Ama sen gençsin daha. Önünde daha uzun bir ömur var. Hemen adapte olursun." "Ama ben buradayım diye sen de buradasın. Ben olmadığım sen zamanlar seni yasatacaklar mı sanıyorsun?" Durgunca baktı. "Hayır, bile bile ölmene izin veremem!" "Biricik... Baksana halime. Kaç yaşımdayım? Elli küsürümü geçmişimdir. Bundan sonra yaşayacağım ya on yıl ya daha fazlası belki de daha azı... Benim yüzünden burada kalmana benim gönlüm dayanmaz." Ellerime sımsıkı sarıldı. "Ben de bakarsın, belki Beril'ime kavuşurum ha?!" Hızla ona sarıldım. "Deme öyle. Hem ben gitmiyorum hemen. Buradayım. Bırakmıyorum seni." "Ah benim kınalı kuzum..." Nurgül ablamla duygusal konuşmamızdan sonra antreye çıkmış, kızlarla hep beraber akşam yemeği yiyorduk. Şen kahkaha masada eksik olmazken birden demir kapı gürültü ve gıcırtıyla açıldı. Enrico ve adamları antreyi doldururken merdivenlerden indi. Bu sefer yüzü gülmüyordu. Gözleri beni buldu ama bir şey demeden diğer kızları da süzdüğünde başını arkaya çevirip adamlarına emir verdi. O sırada hepimiz şaşkınlık, endişe nidalarıyla ayağa kalkarken Enrico'nun bağırışıyla yerimize oturduk. Lily yüzü gözü kan içinde Enrico'nun önüne fırlatıldı. Baygın gibiydi. Hareket etmiyordu. Enrico parmağıyla Lily'i işaret ederken, "Bu size son uyarım. Buradaki kuralları çiğnerseniz," Ayağıyla tekme attı. "Sonunuz bu olur!" Ardından tehlikeli bakışlarını üzerimize saldıktan sonra adamlarıyla beraber mahzenden çıkarak demir kapıyi kapattılar. Kızlardan bazıları onu kaldırıp yatağına yatırırken kimisi de ne olduğu hakkında konuşmaya başlamıştı bile. Sasha, "Ben de bir bakayım..." diyerek yemeğinin başından kalkarken Nurgül abla ile göz göze geldik. Bana işaret ettiğinde burukla gülümsedim. Yüzüme yaklaştı. "Şunu unutma,"dedi. "Hiç bir şey senin canından önemli değil." & Gece olduğunda yine hazırlık yapıyordu. Bu kez Sasha yoktu. Onun da işi olduğundan bu kez makyajımı kendim yapıyordum. Nurgül abla çamaşırları katlarken bana döndü. "Kirlin varsa versene kuzum, yıkayacağım bu gece." dediğinde aynadan ona bakarak başımı salladım. Yatağıma giderken eğileceğim sırada yatağın üstünde duran katlanmış tişörte baktım. Cassalini. Gözlerim kısılırken yatağa oturarak tişörtü elime aldım. Geri verecektim ve yıkamıştım. Onun her dediğini yapacak değildim. "Biricik? Var mı kıyafetin?" "Yok abla," dediğimde elinde sepetle odadan çıktı. Tişörtü elimde sıkarak bakışlarımı çerçevedeki resme kaydırdım. "Bana kızmıyorsunsur değil mi..." O an içeriden gürültü sesleri gelince kaşlarımı çatamadan edemedim. Tişörtü hızla yatağa bırakıp odadan çıkarken gördüklerim karşısında duraksadım. Martina, zorla Lily'i çıkarmaya çalışıyordu. Ancak Lily kollarında çırpınıyor, çıkmamak için büyük çaba sarf ediyordu. Hızla Sasha'nın yanına gittim. "Neler oluyor?" Bana yandan bakarak, "Durum çok fena." dedi ve yeniden onlara döndük. Kimse de öne çıkıp engel olmuyordu. Yumruklarımı sıkıp bir adım öne çıktıgımda Nurgül ablanın adımı seslenmesini duymazdan gelerek Lily'e ikinci tokadı atmak için havaya kalkan eli tuttum. Martina öfke saçan gözlerle bana bakarken bileğini sıkıp büktüm ve onu geri itekledim. Sarsılarak durduğunda gözlerini açarak bana baktı. "Haklıymışsın Sandra, seni hafife almamalıymışım." diyerek üzerime yürüdüğünde tekme atarak onu durdurdum, inleyerek karnını tuttu. Ve dirseğimle onu nakavt ederek yere indirdiğimde fazla bir hareket yapmama gerek kalmamıştı doğrusu. O sırada kapı gürültüyle açıldığında Enrico şaşkın bakışlarıyla hepimizi süzdü ardından bana ve Martina'ya baktığında şaşkınlığın yerini hayranlık aldı. Dudaklarındaki dalı parmaklarının arasına alırken merdivenlerden indi ve yanıma geldi. "Kayıtsız kalamazdım. Kusura bakmayacaksın Enrico." dedigimde pis sırıtışıyla saçlarıma dokundu. Tırnaklarım avuçlarıma batarken, "Sen ne yaptıysan haklısındır Sandra." Geri çekilerek Martina'ya döndü. "Martina da bundan sonra sana bir adım daha yaklaşamayacak." Martina gözlerini irileştirerek Enrico'ya bakarken, kaşlarını çattı. "Yaklaşırsa neler olacağını gayet iyi biliyor." Bana döndü. Pis sırıtması yüzüne yayıldı. "Hadi sen işine geç kalma." dediğinde Martina'ya bakarak alayla gülümsedim. Mahzeni terk ederken Enrico da peşimden geldi ve bana kartı uzatarak asansöre kadar eşlik etti. "İşin bitince paraları odama getir." "Dün vermedi." Durdu. Yüzü ifadesi sertleşti. "Günlük isteyeceksin. Haftalık değil." "Söylerim." Odaya geldiğimde direkt kartı okutup içeriye girdim. Yine beni karanlık karşılamıştı. Her zamanki gibi. Lorenzo'yu yatak odasında bulamazken diğer odada sert ve sinirli sesini işittim. Biriyle konuşuyor olmalıydı ve İtalyanca konuşuyordu. "Ne olursa olsun yaşatacaksınız o adamı! Anladınız mı?! Sağ kalacak o adam!" Bir kaç saniye duraksadı. "Faik demeyin de ne derseniz deyin. Kimse ulaşamayacak ona!" Sonrasında ses kesildi. Sanırım görüşme sonlanmıştı. Ama ben Faik dediği yerde kalmıştım. Ne yani? Faik abi, onun elinde miydi? Telefondan anladıklarım bu yöndeydi ve emin olmam lazımdı. Buraya geleceğini anladığında hızla kendimi geri çekerek koltuğa doğru yürüdüm, peruklu saçlarımı düzelterek kapıda görünen Lorenzo'ya döndüm. Beni görünce duraksadı. Baştan aşağı beni süzerken dudakları kıvrıldı. Telefonunu sehpaya atarken onu takip ettim. Bana doğru yaklaştı ve belimden kavrayıp beni kendine çekerken gözlerime baktı. "Yine muhteşem görünüyorsun." Sahte tebessümle gülümsedim. "Sen de her zamanki gibisin." Bir eli belimden ayrılıp yanağımı bulurken başparmağımı dudaklarıma sürttü. Gözlerindeki tutku yerini alırken birden dudaklarını dudaklarıma yapıştırdı ve saçlarıma asılarak beni büyük bir hazla öpmeye başladı. Gözlerim kapanarak geri geri giderken dizlerimin içi koltuğa çarptı ve sarsılarak düşerken o da üstüme düştü. Anlık geri çekilip yüzüme baktığımda iyi olup olmadığımı sorgular gibiydi. Yutkundum. Bakışları, tavırları, sözleri değişmiş gibiydi. Farkına varmıştım. Fakat neden böyle olduğunu, birden değiştiğine anlam veremiyordum. Yeniden dudaklarıma yumulduğunda gözlerim kapandı ve dudaklarımdaki baskısını, tutkusunu hissederek inledim.  Ben artık böyle hissetmek istemiyordum. Onunla kaçıncı sevişmemizdi, sayamamıştım ama ondan çok olduğunu da biliyordum. Bunca zaman beraberdik ve birden değişen atmosfere anlam veremiyordum. Bir eli giydiğim bodysuitimin eteğinden içeriye girerken avucunu baldırımda ağır ağır gezdirdi. Diğer eli belimdeki varlığını sürdürürken kafasını geriye çekerek dudaklarını dudaklarımdan kopardı ve başını boynuma gömdü. Kızıl ama peruk olan saçlarımı geriye atarken burnunu tam da parfümümü sıktığım yer dokundurdu. Her seferinde nokta atışı yapmayı nasıl başarıyordu? "Onun parfümünü kullanıyorsun..." diyerek Türkçe konuştuğunda duraksadım, başını kaldırıp bakışlarını bana dikince gözlerime baktı. "Bunca zamandir Türkçe biliyordun ve anladığını da benden sakladın. Neden?" "Ne diyecektim ki," dedim anında savunma cümlemi koyarken. "Bay Cassalini ben aslında Türkçe biliyorum ve Türkçe konuşalım mı?" Gözlerimi devirmek istedim. "Biz yabancı iki arkadaş değiliz Bay Cassalini. Dil pratiği yapmıyoruz burada." Dudakları kıvrıldı. "Haklısın. Yabancı iki arkadaş değiliz ama yabancı iki insanız." Nefesi yüzümü buldu. "Ve sevişiyoruz." Tek kaşımı kaldırdım. Dudaklarımda hain bir gülümseme peyda olurken, "Biricik'i bu denli severken nasıl oluyor da başka bir kadınla yatabiliyorsunuz? Başka bir kadına da geçtim... Arkadaşıyla?" Elim yavaşça onun üstsüz gövdesinden kayarak baksırından bile belli olan, şişen aletine gitti. Avuç içimi ona dokundurdum. Kumaş olsa da aramızda sıcak ve ne kadar hazır olduğunu anlayabiliyordum. Devam ettim sözlerime. "Bu kadar aşağılık bir insan mısınız?" Gözlerini kısarak yüzümü dikkatle izlerken birden elini elime bastırdı. Dokunuşumu sertleştirdi. "Ben başka bir kadınla beraber olmuyorum, tek bir kadınla oluyorum ve o da sensin, Sandra." "Benimle Sandra olduğum için beraber olmuyorsunuz herhalde?" Sinirle gülerek kafasını eğdi iki saniyenin ardından kaldırdığında artık bakışlari alev alevdi. Tehlike kokuyordu. "Yalancı olduğun kadar zekisin de. Peki bu neden senin zoruna gidiyor?" Beni gafil avlarken duraksadım. Renk vermeden yüzünü sessizce bakakaldığımda beni sırt üstü yatırdı. "Sana daha yumuşak davranıyorum diye kendinde bu hakkı bulamazsın!" "Hangi hakkı?" "Bana karışma hakkı!" Öyle mi yapıyordum? Ona karışıyor muydum? Oysa amacım tamamen onu alt etmekti ama bu sefer alt eden o olmuştu. Beni sırt üstü yatırdıktan sonra baksırını aşağı indirdi, çıkarmadı. Üzerime binerek erkekliğini sıvazladı. Alttan onu izlerken koltukta iki büklüm olmuştum ve bacaklarımın arası nemlenmişti. "Al ağzına." Kaşlarım çatıldı. "Ne?" "Al ağzına!" Bakışlarım önümde duran kocaman aletime kayarken gerçekten onu ağzıma almamı, ve sığdırmamı bekliyordu. Koca bi siktir! "Ben... Yapmayacağım." diyerek yerimden kalkmaya yeltendiğimde, beni saçlarımdan tutup geri yerime yatırdı. Gözleri öfkeyle dolarken,"Saba dediğimi yapacaksın!" diye bağırdı. Bu adam... Cidden dengesizdi. "Sadece aşağılık değilmişsin... Kadınlara zorla bir şeyler yaptıracak kadar da aşağılıkmışsın!" Alayla güldü. "Bunu sen mi söylüyorsun?" diyerej vasfımı hatırlattığında yutkunarak ona bakakaldım. Çenemi kavrayıp birden üzerimden kalktığında beni de beraberinde kaldırdı. "O halde... Bu sana ceza olsun." Ah, cezaları da ne çok severdim(!) "Sana iyi davranıyorum diye bana karışma haddinden bulunmayacaksın, yoksa sana aklının hayalinin alamayacağı şeyler yaparım!" Yüzüne yaklaşıp nefesini kestim. "İşte bunu diyorum... Bana birdenbire iyi davranmaya başladın? Bunun nedenini merak ediyorum açıkçası Bay Cassalini?" Dümdüz yüzüme baktı. "Sebebi, Biricik mi? Biricik gibi olmam mı?" Gözlerime odaklandığında çenemi kavrayıp yeniden dudaklarıma hapsetti dudaklarını. Konuşmadı. Cevap vermedi. Sadece beni kucaklayarak yatağa götürürken sırt üstü yatırdı. Üzerimdeko bodysuiti yırtarak sabahki sözünde dururken dişlerimi sıktı. Elleri göğüslerimde gezinirken kendini de soyup bacaklarımın arasına yerleşti. Kendini bana sürterken yüzlerimiz arasındaki mesafe neredeyse sıfırdı. "Cevabını alamayacağın soruları, bir daha sorma." Dengesiz. Hayvan herif! O an penisi içimi tamamen doldururken gözlerim arkaya kayarak başım yataktan ayrıldı, belim havalandı. Ağzım aralanırken birkaç saniyenin ardından hiç acımadan sert git gellerine başladı. İnlemelerim artarken bedenim seğiriyordu. Doruklara ulaşmak üzereydim. Çarşafı sıkarak başımı sağa eğerken tüm cüssesiyle üzerimde gitti geldi ve dakikaların sonunda orgazmın zirvesine ulaşırken o da menisi içime boşaltmıştı. Artık içime de boşalıyordu. Cidden tuhaflık vardı. Yorgunlukla yine yatakta gözlerim kapanırken bu sefer arkamda onu hissettim, güçlü kollarını belime sarıp örtüyü üzerimize çektiğini hissettim. Gözlerimi araladığımda beni karşılayan ilk şey güneş ışıklarının odaya dolması olurken esneyerek gözlerimi ovaladım. Bakışlarımı odada gezdirirken arkaya baktım. Uyuyan yüzüne. Kollarının hâlâ bedenimde olduğunu fark ettiğimde tiksinerek yüzümü ekşitti ve hızla yataktan kalkarak kendimi ondan uzaklaştırdım. Kıpırdanarak yastığıma yaklaşırken onu umursamadan bakışlarım kapının arkasındaki aynaya kaydı. Çırılçıplak ayakta duran Sandra ile göz goze geldim. Acaba dedim. Acaba benim Biricik olduğumu o geceden hatırlıyor olabilir miydi? Hatırlamasa bile, yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu hissediyor muydu? Şundan emindim ki hatırlamıyordu. Hatırlasa bu dengesiz tavırlarını görmezdim en azından. Oflayarak aynadaki görüntümden bakışlarımı çekerek yüzümü sıvazladım. Makyajım akmıştı ve lenslerim acıtıyordu gözlerimi. O an üzerimi hızla giyinip odadan çıkma kararı alırken bakışlarım sehpanın üzerinde duran telefona kaydı. Yavaşça arkama dönerek yatağa baktım. Uyuyordu. Sessizce telefonu elime alıp ekranı aydınlattım. Kilit ekranında bir şey yokken ana ekranda benim fotoğrafımın olması... Aslında şaşırılacak bir durum değildi ama birden karşıma çıkınca afallamadan edememştim. Hızla parmağımı kaydırdım. Aramalarına mesajlarına bakacaktım ki genel şifre koymadığı için sevinirken uygulamaya özel şifre koyduğu için bıkkınlıkla yanaklarımı şişirdim. "NE YAPIYORSUN SEN?!" İrkilerek arkama dönerken Lorenzo'nun sorgulayıcı ve sert yüz ifadesiyle beni izliyor olduğunu gördüm. Hadi buyur burdan yak. Adam dün gece haddimi aştığını söylemesine rağmen sabah elimden telefonuyla yakalanmam... Geri dönülmez bir yola girdiğimi hissediyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD