"Biricik değilsin sen!"
Lorenzo şaşkın bakışlarını üzerinden çekmezken gözlerimi devirdim. Yanından kalkacağım sırada beni kolumdan tutup durdurdu. "Kimsin sen? Ve Türkçe'yi nereden biliyorsun?!"
Ayılıyor muydu yoksa?
Kolumu ondan kurtararak yeniden yere çömeldim, ona yaklaştım. "Nereden biliyorum biliyor musun?" Gözleri gözlerime dalarken birden gözlerini yumdum. "Onun kokusu... Bakışlar aynı o."
"Bir de Biricik değilsin sen diyorsun?"
Afallamış vaziyette beni izleyedururken geri çekildim. "Neyse ki, sabah bunların hiç birini hatırlamayacaksın."
"Ben hiç bir şeyi unutmam!" dediğinde alayla güldüm. Sonrasında beni bırakmazken bıkkınca ben de onunla beraber yere oturdum. Dakikalardır konuşmadık. "Hiç onunla uyumadım ama uyusaydım... Öğrenirdim."
"Neyi?"
"Kokusunun uykumu getirdiğini."
Sessiz kaldım. Gözlerimi kısarak başımı Lorenzo'ya çevirdiğimde kafasını omzuma koyup derin bir uykuya daldığını anladım.
Sızmıştı.
İç çekerek gözlerimi manzaraya çevirirken aklıma doluşan parçaları birleştirip yapbozu tamamlamaya çalıştım.
Adımı zikretmesi...
Türkçe biliyor olması...
Kokumu tanıyor olması...
Beni biliyordu. Peki nasıl Sandra'nın Biricik olduğunu anlayamıyordu? Hissediyordu aslında. Bakışların diyordu. Kokun diyordu.
Canım yanıyor, benzeme bu kadar.
Histerikçe güldüm. "Benim canım yanmıyor sanki." Bakışlarımı ona çevirdi. "Üzgünüm ama canın daha çok yanacak."
Sonrasında onu geriye yatırıp olduğu yerde bırakırken hızlıca fotoğraflarımı topladım. Hırsla konuştum. "Yansın biraz daha canın Lorenzo Cassalini. Benim canımı yakarken her şey ne kadar da kolaydı değil mi?"
Fotoğraflarımı topladıktan sonra banyoya yönelip hepsini lavabonun içine attım. Odaya geri dönüp sehpanın üstünde duran çakmağı elime alıp son kez ona baktım. Uyuyordu. Uyanmaması gibi bir ihtimal yoktu.
Dişlerimi sıktım.
"Ben hiç bir şeyi unutmam, Bay Cassalini. İstersen bana aşık ol, olma. Zerre umrumda değil sevgin." Gözlerim doldu. "Benim canımı yakanı ben de yakarım."
Hızla fazla oyalanmadan banyoya dönerken lavabonun içine attığım fotoğraf destelerine baktım. Bir tanesini elime alırken aylar önceki ben olduğumu anladım. Roma sokaklarından birindeydim. Ucunu çakmakla yakarken lavabonun içine bıraktım. Küçücük alev saniyeler içinde büyürken aynadan kendimle göz göze geldim.
Pardon, Sandra ile.
"Kimse beni ezemeyecek, küçük düşüremeyecek, boyun eğdiremeyecek. Çünkü ben buna izin vermeyeceğim!"
&
Sabah olduğunda gözlerimi koltukta açmıştım. Dün gece mahzene dönmemiştim çünkü Enrico'nun güzel bir gece geçirdiğimizi düşünmesini istiyordum. Gözlerimi ovalayarak koltukta doğrulduğumda odanın içine göz gezdirdim.
Yoktu.
Dünkü yerinde sadece boş şarap şişesi dururken,bir an nerede olabileceğini düşünmeye başladım. Neyse diyerek boş verdim ve sessizce odadan çıkmak için kapıya yöneldim.
Duvara asılı aynada kendimle göz göze gelirken lenslerim battığını, makyajım aktığını ve peruğumun da elektriklediğini gördüm. Ben bile tanıyamamıştım kendimi. İç çekerek dünü aklıma bile getirmezken kapı kolunu indirdim ancak açılmadı.
Kaşlarım çatıldı.
Kilitliydi.
Arkamı döndüm.
Odada biri de yoktu.
O zaman beni odaya mı kilitlemişti?
"Hayır..." dedim. Neden böyle bir şey yapmıştı bu hayvan?!
İçeriden sesler duyduğumda dikkatim dağıldı ve diğer kapıya yönelecekken altında havluyla banyodan çıkan Lorenzo ile göz göze geldim. Bana ifadesizce bakarken umursamadan yanımdan geçip gitti.
Gözlerimi kıstım. Düşünceli halde duvara baktım. Dün geceyi hatırlamıyor gibiydi.
Bu işime gelirdi ama yine de emin olmam lazımdı.
"Kapıyı neden kilitlendiniz?" dedim İtalyanca.
Durdu. Arkasına dönerek parmağında tuttuğu purosunu yakarak karşımdaki koltuğa geçti. Beni gözlerini kısarak süzerken purosundan bir fırt aldı. Ardından dumanı üfleyerek burnunu kaşıdığında yüz ifadesinden anlamaya çalışıyordum.
Ama şöyle bir gerçek vardı ki, Biricik olduğumu bilseydi böyle davranmazdı.
"Adın neydi senin?"
İtalyanca konuştu. Bu demektir ki Türkçe konuştuğumu da hatırlamıyor.
"Sandra."
"Sandra." dedi gözlerime dalarak. "Söylesene Sandra, fotoğrafları neden yaktın?"
Derdi şimdi anlaşılmıştı.
Kollarımı bağlayarak bir bacağımı öne çıkardım ve ayakta dikilerek başımı omzuma yatırarak alayla konuştum. "Neden bahsettiğinizi bilmiyorum ama fotoğrafları siz kendiniz yaktınız? Hatırlamıyor musunuz yoksa?" diye yalan attığımda şüpheyle beni izledi ardından bakışları tehlikeli bir hâl aldı.
"Seni öldürürüm." dediğinde yerimdeki dikleştim. Dirseklerini bacaklarının üzerine koyarak doğrulduğunda, "Ben kendimi tanıyorsam o fotoğrafların bırak yırtılmasını, kırışmasına bile izin vermezdim."
Dudaklarımı büzdüm. "Dün gece ne kadar sarhoş olduysanız artık, kendinizi ikna edemiyorsunuz."
Alayla gülerek başını eğdi, geri kaldırdığında gözlerini gözlerime sapladı. Dudaklarını yalayarak ısırdığında, "Yalan söylediğini biliyorum. Başka birisi olsaydı... Bu sabah gözlerini açamamıştı." Ciddileştim.
Bir şey demezken sözlerine devam etti. "Biricik'i nereden tanıyorsun Sandra?" diyerek Türkçe konuştuğunda irkildim. Bir dakika... İşler tersine mi dönüyor yoksa?
Aklımda hızlıca bir yol çizerek güzergahımı oluşturdum. "Arkadaşım." dedim hızlıca, şüpheye yer vermeyerek.
"Arkadaşın?" dedi şüpheli sesiyle. "Nereden arkadaşın?"
"Mahzenden."
Yerinde dikleşti. "O... Aşağıda mıydı? Hâlâ orada-"
"Hâlâ mı? Biricik öldü Bay Cassalini." Gözlerinde yeni bir hayal kırıklığına şahit olduğumda içimden gülemeden edemedim. Bekle sen, sana dahane hayal kırıklıkları yaşatacağım.
Kirlisakalını kaşıyarak bakışlarını benden çekti. Purosundan sert bir fırt alarak yeniden bana döndüğünde, alev saçan bakışlarıyla karşılaştım bu sefer. "Bir hafta boyunca her gece buraya geliyorsun."
Kollarımı çözdüm. Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne?"
Geriye yaslandı. "Nesi falan yok? Beni tatmin etmezsen seni öldürecekler öyle değil mi?" Doğruydu peki ama bu adam bunu nereden biliyordu?
Yutkundum. Yine de bozuntuya vermeden onu dinlemeye devam ettim. "Haftada bir kezdi, ama artık her gece istiyorum." Aşağılık!
Ellerimi yumruk yapıp çenesine çakmak istedim ama kendime hâkim olmak zorundaydım. "Peki Bay Cassalini." Sırıttı. "Güzel. Sandra." Adımı vurgulayarak gözlerimin içine baktığında dik dik ona baktım.
Bir de bana aşıktı sözde öyle mi?
Evet evet çok aşıktı(!) Başka kadınların altına yatacak kadar!
O an aklıma gelen bahaneyle durdum. Önce o konuştu. Kartı bana uzattı. "Gidebilirsin. Gece seni bekliyorum." Kaşlarım havalandı. Her gece demişti bir de değil mi?
İnsanım ben be, sevişme robotu değilim!
Yine de bozuntuya vermeden maskemi indirmedim. Zamanı gelecek hepsini alt edeceksin Biricik. Sadece sabır.
Kartı alıp hızla kapıya yönelirken elim kolda kaldı, duraksadım. Arkama dönerek ona baktım. Beni izliyordu. "Bay Cassalini... Fotoğrafları neden yaktığımı bilmek ister misiniz?" dediğimde o da anlamışcasına bana döndü, gözleri ilgiyle parladı. "Çünkü başka bir kadınla sevişirken sözde sevdiğiniz kadının adını zikrederek seviştiğiniz kadını küçük duruma düşürdünüz." Gülümsedim. Dışarıdan masum bir gülümseme olabilirdi ama içeriden sinsi bir gülümsemeydi. "İşte bu yüzden. Siz Biricik'i hak etmiyorsunuz. Zaten edemediniz de."
Yüzü ciddileşirken kasıldığını buradan bile hissettim, umursamadan zafer gülümsememle, "Akşam görüşürüz." diyerek odadan çıktım.
Aşağı indiğimde beni Sasha karşılamıştı. Nurgül abla yüzüme bile bakmıyordu. Suratım asılırken hızla odama girdim. Peruğumu kafamdan söker gibi çıkarıp makyaj masasına fırlatırken koltuğa oturdum. Sasha peşimden gelip kapıyı kapatırken gözlerim dolu dolu olmuştu.
Ağlamak üzereydim. Ağlayacaktım.
Sasha üzüntüyle önümde eğilip ellerimden tuttu. "Sandra... Ne oldu canım benim? Enrico... Enrico mu bir şey yaptı sana?"
Dayanamayıp yaşlarım yanaklarımdan akmaya başlarken burnumu çekerek konuştum. "Ne Enrico'su Sasha... Baksana, Maria yüzüme bakmıyor?" Sasha durumu anlamış gibi sessiz kaldığında koltuktan kalkarak yatağa attım kendimi.
Sasha da ayak ucuma oturduğunda söze girdi. "Gece de uyumadı," dediğinde aniden ona kulak kesildim. "Aranızda bir şey olmuş belli ki... Anlatmayacak mısın Sandra?"
Bir süre sessiz kaldığımda direkt söze girdim. "Ondan saklamam gereken bir şeyi sakladım ve bunu öğrendi..."
"Nasıl öğrendi?"
"Pot kırdım."
"Ama bak... Söylemiş oldun?"
Gözlerimi yumdum. "Tamamen istemdışıydı. Bilinçli söyleseydim neyse de..."
"O da bu yüzden sana kırıldı?"
"Bilmiyorum... Kırıldı mı? Yoksa kızgın mı? Bilmiyorum, hiç bir şey bilmiyorum."
"Sıkma canını, üzülme de. O asla sana sırtını dönemezdi." Gülümseyerek bana moral veren en yakın arkadaşıma baktım. "İyi ki varsın Sasha."
"Sen de iyi ki varsın." diyerek bana kollarını açtığında hemen kollarına sığındım, gözlerimi yumdum. Sarıldık.
Aradan geçen bir kaç saatte duş almış, biraz kitap okumuş ve Sasha'nın benim için yapmış olduğu çorbadan içmiştim. Biraz halsizliğim varsa da gitmişti hepten.
Antreye girdiğimde köşede kimisi Americano oynarken kimisi de tavla, okey oynuyordu. Nurgül abla da köşede oturuyor, örgü örüyordu. Örgüsüne baktım. Rengarenk, desenli güzel bir battaniye olacak desenize.
Yavaş adımlarla yanına giderken geldiğimi fark etti ama bozuntuya vermeden örgüsüne devam etti. Bu beni yaralarken suratımdaki kararlı ifadeyi düşürmeden yavaşça kulağına yaklaştım. Kısık sesle Türkçe konuştum. "Bir planım var."
Duraksadı, bakışları yavaşça bana dönerken ona masum masum baktım. Bir şey demedi sadece iç çekerek ayağa kalktı ve örgüsünü kenara koyarak benimle beraber odaya girdi. Yatağa otururken ben de kapıyı kapatıp yavaş adımlarla yanına oturdum. Ona doğru dönsem de bana bakmıyordu halen.
"O adamla beraber olmam zorunlu biliyorsun abla."
Biliyordu.
Bu mahzenin keskin kuralları vardı. Ucu canımıza ya da sevdiklerimize dokunuyordu, o yüzden kafamızın estiği gibi davranamıyorduk.
Bir şey söylemediğinde sözlerime devam ettim. "Biliyorum çok acizce. Gurur kırıcı. Ama benim aklımdaki başka." Yerinde kıpırdandı. Dikkatini çekebilmiştim sanırım.
"O adamı kendime aşık edip canımı yaktığı kadar yakacağım. Belki de daha fazlası." Zaten bana aşıktı ama bu detayı şimdilik söylemenin anlamı yoktu. Bakışları hızla bana döndü. "Aşık etmek mi?"
Başımı salladım. "Başka türlü yakamam canını. İntikamımı da alamam. Biliyorum Beril'in katili o." Yüzüm buruştu. "Sen kolay mı sanıyorsun abla? Gerçekten değil. Her o yatakta işi bittiğinde bununla yüzleşiyorum ben!"
Nurgül ablamın yine o çaresiz bakışlarını görünce yine içim cız etti. Elinden tuttum. "Ama merak etme, hepsinin bedelini ödeteceğim. Hiç biri yanlarına kâr kalmayacak!"
Nurgül abla iç çekerek başını eğdi. "Biliyorum kızım," Elimden tuttu. Okşadı. Başını kaldırıp bana gülümsedi. "Biliyorum ödetirsin sen bedellerini. De..."
"De?"
"Bu korkunç ve riskli bir yol, Biricik'im." Endişeli bakışları gözlerimde gezindi. "O adam sana aşık olur tamam... Peki ya sen de ona aşık olursan?"
Durdum.
Kaşlarım çatıldı. "Ben ona asla aşık olmam! Olmayacağım da! Öyle bir aşağılığı, iğrenç bir adamı sevebileceğimi düşünmüyorsun değil mi?"
Nurgül abla gülümsedi. "Ah be kızım ne kadar habersizsin aşktan, sevgiden... Kalp bu. İyiyi kötüyü ayırt etmez ki. Bir kez sevdin mi, tamam o senin çıkmazın olmuştur."
"Abla kurtuluşum olacak diyorum ben bu sevdaya düşmem."
"Büyük konuşma yavrum. Büyük lokma ye büyük konuşma." Kalbime dokundu. "Burası o adamı seçerse... Senin için Allah'tan edeceğim duadan başka çarem yoktur." Gözlerim doldu. "Neden böyle emin konuşuyorsun? Neden onu," Yüzüm ekşidi. "Seveceğimden emin gibisin?"
"Sana şunu söyleyeyim, benim güzel kızım." Gözlerimin içine baktı. "Bana gençliğimi hatırlatıyorsun. Aynı bensin. Zamanında ben de bunları çok yaşadım, gördüm be kızım."
"Ne peki? Ne yaşadın? Ne oldu?" Burukla gülümsedi. "Neyse... Bunları şimdi konuşmanın ne yeri ne de zamanı." deyip sessiz kaldığında tonton yanaklarını avuçladım. Gözlerinin içine baktım. "İyiyiz ama değil mi? Dargın değilsin bana?"
"Sanki olabilirmişim gibi. Gel buraya." deyip beni bağrına bastığında mutlulukla gülümseyip ablama sarıldım.
Ondan başka kimsem yoktu hayatta.
Ve onu da üzmek, üzgün görmek istemiyordum.
&
Akşam olurken vakit de yaklaşmak üzereydi. Sasha'nın da yardımıyla makyajımı yaptım ve kıyafetim, saçım derken hepten hazırdım. Duvardaki saate ilişti gözlerim. Dokuza gelmek üzereydi.
"Ben işe çıkıyorum." dedim ve Sasha başını sallarken puf koltuktan kalktım. Nurgül abla elindeki şırıngayla bana yaklaşırken kaşlarımı çatamadan edemedim. "Abla o ne?"
"Koruyucu. Hamile kalmaman için."
"E hap alıyordum ama?"
"Haplar hiç bir zaman yüzde yüz korumaz. O yüzde bir kısma piyango vurursa görürsün gününü. Getir bakayım kolunu." Bir şey dememe izin vermeden kolumu uzattığımda acıtmadan saliseler süren iğneyi yaptı. "Hadi geçmiş olsun."dediğinde güldüm. Sanki hastaneye giden küçük bir çocukmuşum da o da hemşireymiş gibi.
"On dakika içinde aktive olur."
"Hamile kalma olasılığım sıfır diyorsun?" diye konuştuğumda şırıngayı çantaya yerleştirerek fermuarını çekti. Bana baktı. "Sıfır da değil, eksilerde." Sasha ile birbirimize bakıp gülüştük.
Sonrasında ben korumalarla berabee mahzenden çıkarken önce lobiye, Enrico'nun yanına getirilmiştim. Etrafı taradığımda bugün daha sakin olduğunu gördüm.
Koltukta yayılarak ağzına leblebi atan ve pis pis sırıtan Enrico'ya baktım. "Tesoro," dedi. Yerinde dikleşerek beni süzdü. "Harika iş çıkardın yine. Dün gece ne yaptıysan artık her gece seni istiyor."
"Büyü." dedim istifimi bozmadan.
Çirkin gülüşüyle kahkaha attı. "Seviyorum seni. Kraliçem." Öpücük attığında tiksinerek ona bakmak istedim ama bakmadım. Geç kalıyorum diyerek bana kartı uzatırken korumaları serbest bıraktı. Beni tek başına odaya yolladı.
Kartı okutup karanlık odaya girerken kapı kapandı ve odanın ortasına doğru yürüyerek önümde tüm ihtişamıyla duran Roma'ya ve onun süsleyen ışıklarına baktım.
Muazzam görünüyordu.
Ardından arkama dönerek sehpaya kartı koyacağım sırada, karşımda baksırıyla dikilen beni izleyen Lorenzo'yu gördüm.
Beni boydan boya süzdü. "Hoş geldin."
Bir kaç saniye durdum. "Hoş bulduk."
Açıkçası şaşkındım. Böyle bir karşılama beklemiyordum.
"Şarap?" dedi ilerideki içki büfesini işaret ederken. Gözlerim anlık oraya kaysa da Lorenzo'ya baktım. "Hayır."
Bir şey demeden gözlerini gözlerimden ayırmadı ve yanıma yaklaşarak birden beni belimden kavradı. Kalçamda onun bir elini hissederken diğer eli çıplak sırtımda gezindi. Başını boynuma gömdüğünde kokumu içine çektiğini anladım. "Özlemişim."
Dişleri sıktım.
"Neyse ki her gece hasret gidereceğim."
Ellerimi yumruk yapmamak için kendimi kastım. Beni geriye doğru yürüterek yayağa yatırdığında sırtım serin çarşafla buluştu. Ürperirken üzerime doğru eğildiğinde kolyesi iman tahtama düşerken bakışlarım oraya çevrildi.
Alayla gülmek istedim.
Dokunacağım sırada bileklerimi kuvvetlice yakalayıp kafamın üstünde birleştirirken yüzüme doğru eğildi. Bakışları... Çakmak çakmak bakıyordu.
"Çok cesursun... Bana ait olanlara dokunmaya." Bir bileğimi ondan kurtarıp baksırının üzerinden aletine dokunurken kasıldığını hissettim. Yalnız bu bana yeterli gelmedi. Parmaklarım lastiğin çizgisinde dolanarak içine girerken çıplak tenine dokundu. Uzun şeyinin etrafı sararken büyük olduğunu anladım. Sıcaktı. Dokusu... Kadife gibiydi. Kendini elime ittiğinde aletinin etrafını tam çevreleyemeyen parmaklarımla aletini sıvazlamaya başladım. Beni kendine bastırırken yüzüme doğru eğilerek aramızda bir nefeslik yer bıraktı.
Gözlerini gözlerimden ayırmazken afalladım. Ne yapmaya çalıştığına anlam vermeye çalışıyor gibiydim.
"Gözlerin... Lens mi?"
Yutkundum. Evet lensti. Ama ona bunu söylemeyecektim.
"Numaralı sadece." Yüzünde herhangi bir tepki vermeden gözlerimde bir şey arıyor gibi bakarken birden aletini tırnakladım. Hırladı. Kaşları çatılırken, "Ne yaptığını zannediyorsun sen?!"
Sadece gözlerime dik dik bakılmasından rahatsız olmuştum ve dikkatini başka yöne çekmek istedim. Bu kadar.
Dudaklarımı büzerek yüzüne yaklaştım. Nefesimi dudaklarına vururken, "Oyuna devam edelim diyeydi... İçimi doldurmak istemiyor musun, yoksa elime gelerek mi tatmin olacaksın..." deyip onu kışkırttığımda bana attığı tehlikeli bakışları önemsemedim.
Ancak birden geri çekilip üzerimdekileri yırtınca şaşkınlıkla ona bakakaldım.
Sütyenimi, külodumu ve giydiğim transparan dekolteli kıyafeti yırtarak tenimden sökerken birden beni kaldırıp kalçalarımı avuçladı. Arada sıkışan elimi kurtardım. Beni üzerine oturttuğunda, "Ellerini enseme sar." Sarmak değil de kafasına vurmak için yapabilirdim. Sakin ol Biricik!
Dediğini yaparak kollarımı ensesine sardığımda nefesini iman tahtamda hissettim ve... Gözlerimi yumarak dudaklarımı dişledim.
Bu kadar iyi hissettirmemeliydi. Beni göklere çıkartıp sonra yere indirmemeliydi. Ama... iyi hissettiriyordu.
Bu kendimden bir kez daha nefret etmeme neden olurken buna alışmam gerektiğini anladım. En azından istediğimi alıncaya dek.
Sağ mememin ucunda dudaklarını ve ısırıklarını hissderken diğer eli de sol mememi kavradı. Sıkıp ucunu parmağını okşamaya başlarken kendimi tutamadan inledim. Sırıtışını hissettiğimde ellerime kafasını sardım.
Dua etsin üç numaraydı yoksa o saçlarını elimde koparacak kadar sıkardım.
Ve ne olduğunu anlamadığım sırada beni ters çevirip yüz üstü yatırırken elleri popomu buldu ve iki yarığı avuçlayıp sıkarken yanlara doğru ayırdı. Kuyruk sokumundan başlayıp omurgamı takip ederek enseme kadar öpücük kondurduğunda ağırlığını üstümde hissettim. Kulağımda sesini ve nefesini hissettim. "Benim kim olduğumu unutmuşsun," dedi. Kaşlarımı çattım. "Hatırlayınca da böyle özgüvenli konuşabilecek misin?" diye devam ettiğinde az öncekine gönderme yaptığını anladım.
Dudaklarım kıvrıldı. "Sizin kim olduğunuzu unutmak mümkün mü... Bay Cassalini."
Baksırını ne ara çıkarmıştı da aletini yarığıma koymuş sürtünüyordu bilemezken gözlerim kapandı. Sertçe sürtünüşü aklımı başımdan alırken, "Kalçalarını kaldır!" dedi.
Popomu kaldırıp havaya diktiğimde dizlerinin üstünde durdu, yandan aşağıdan ona bakarken aletini sıvazladı. Yeterince büyümüş şişmişti. Hazırdı. Bana baktı ve tehlikeli gülümsemesini bana sundu. "Unutamayacağın bir anı yaşatacağım sana."
Kafamı geri indirdim, bakışlarım odanın bir köşesine saplanıp kalırken, içimden 'Sen bana zaten bir ömür unutamayacağım anılar yaşatıyorsun.' deyip ellerimi hazdan değil, öfkeden sıktım.
Birden erkekliği kadınlığımın tamamını doldururken gözlerim kapanarak ağzım aralandı. Siktir...
Bu kez gel gitleri başta yavaşken içimdeki doluluk acının yerine zevki bıraktı ve sertçe içimde gidip gelmeye başladı. Belimi kavrayıp kendini çekip bana iterken yatakta sarsılıyordum. Kafam çarşaflara sürtünürken, her şey bir yana, sevişmeyi iyi biliyordu.
Ah, becermeyi mi demeliydim?
İçimdeki gelgitleri daha da sert bir hal alırken inlemelerimi durduramıyordum ve birden belimden tutup beni kaldırdı. Tamamen içimde ve arkamdayken çenemi kavrayıp yüzünü sağ yanağıma kulağıma sakladı. Kendini bana iterken hâlâ inliyordum. "Kendini bana bırak..."
Yutkundum.
Bu sefer hızla içimden çıkıp beni sırt üstü yatırırken kırdığım dizlerimden tutup bacaklarımı iki yana ayırdı. Parmakları kadınlığımı bulurken hissettiği ıslaklı gülümsediğini anladım ve beklemeden o koca penisini içime soktuğunda bu kez rahatlıkla içime kaymıştı.
Üzerime eğilerek yatak başlıklarından tutundu ve yüzünü boynuma gömerken beni hızlıca becermeye başladı. O kadar hızlı ve sertti ki içimdeyken bile orgazm oluyordum ve bu dayanmamı sağlamıyordu.

"Ah..." diyerek kafamı yastığa gömdüğümde altında sarsılıyordum. Tenini tenime çarparkenki sesi inlemelerimizle yatağın gıcırtı sesine karışırken saniyeler sonra içime boşaldığını anladım. Nefes nefese kendimi yatağa bırakırken gözlerimi açamadım. Bu gece diğer gecelerden daha çok yorulmuştum.
Üzerimden kalktığını hissettim ama sonrasını bilmiyordum.
Kendimi uykunun derinliklerine atmıştım.