Bir Hafta Sonra.
Bu gece işe çıkıyorduk. Bir haftadır odadan ve antreden başka yere çıkmamıştım. Kızlar da beni takmadan güle oynaya eğlenirlerken Sasha bir an olsun beni yalnız bırakmamıştı. İşte gerçek dost kara günde belli olur dedikleri bu olsa gerekti.
Şimdi ise aynanın karşısına geçmiş, kızıl peruğumu tararken Sasha'nın yaptığı dumanlı göz makyajına baktım. Dudaklarıma da ruju yedirirken geri çekilip bir müddet yüzümü izledi. Rujun kapağını kapatarak gülümsedi. "Her zamanki gibi harikasın yine."
Gülümsedim. "Keşke harika olmakla bitseydi her şey."
"Sandra ne konuşmuştuk ama?" diyerek sitem ettiğinde tamam tamam diyerek ağzıma hayali bir fermuar çektim. Masa başından kalkarak boy aynasından kendimi süzdüğümde iyi görünüyordum. Toparlamıştım.
Bir kaç gün önceki gibi değildim.
Nurgül Abla da kapıyı aralayıp yanımıza gelirken beni süzdü. "Yavrum... İyi misin?" Başımı salladım. "İyiyim abla." Elini yanağıma koydu. Çaresiz bakışlarıyla beni izledi. "Keşke elimden bir şey gelse Bir-" diyecekken öksürdüm. Hemen düzeltti. "Sandra."
"Olsun." dedim kendimi gülümsemeye zorlayarak.
Ardından odadan çıktığımızda kapı açıldı. Gelen Enrico'ydu. Gözleri direkt beni bulurken yine pişkin pis sırıtmasıyla yanıma geldi. Beni elimden tutup dudaklarına götürerek öperken bir elimi çekip yanağına okkalı bir tokat yapıştırmak istedim ama yapmadım.
"Parlıyorsun kraliçem!" dediğinde yine ona paralar yağdıracağım için beni övmelere başlamıştı. Köşede bizi dik dik izleyen Martina'ya baktığımda sinirle beni izlediğini gördüm. Ona tek kaşımı kaldırarak gülümsediğimde tepki vermeden bakışlarını çevirdi.
Az kaldı kesecektim onun da biletini.
Enrico beni sürükleyerek mahzenden çıkarırken Nurgül ablaya baktım. Burukla gülümsedi. Herhangi bir tepki veremeden merdivenlerden çıkıp koridora geldiğimizde Enrico söze daldı. "Hadi yine şanslısın Sandra. Kraliçemizin kralı geçen hafta teşrif etmediler mekanımıza."
Duraksadım.
Ne yani?
Geçen hafta Lorenzo gelmemiş miydi?
"Bu hafta her şeyin kaldığı yerden devam edeceğini umuyorum kraliçem," diyerek elimi yeniden öptüğünde gözlerimi deviremeden edemedim. O zaman öyle ummaya devam et seni kahrolası hayvan herif!
Lobiye indiğimizde bu gecenin diğer gecelerden daha farklı daha kalabalık olduğunu anladım, aynı zamanda da bir tuhaflık da vardı.
Ben bir hafta cezalıydım diye miydi?
Enrico'nun duraksadığını, şaşkınlıkla adamlara döndüğünü görünce ben de şaşıramadan edemedim. Bana dönüp barın orda beklemesini söylerken hızla yanımdan ayrılıp gitti. Gözlerimi kısarak arkasından bakarken dediğini uyup bar tezgahın oraya gittim. İki hafta öncesinde konuştuğumuz çocukla göz göze gelirken bardakları silmeye devam etti. Etrafı kolaçan ederek bana yaklaştı. "Geçen hafta..." dediğinde ben de etrafıma temkinlince bakarak ona kulak kesildi. "Marco Espereza geldi."
Kaşlarımı çattım. "Dediğin gibi ona senden bahsettim."
"Bu halimden değil herhalde?"
"Hayır, siyah saçlı bir kadın var dedim. Aynı ilandaki gibi."
"Ee? Sonra?"
"Bana seni gözetlememi istedi. Kimlere çalıştığını, lobiye ne zaman çıktığını falan filan."
Düşünceli hale bürünürken sessiz kaldım. "Ne yapayım söyleyeyim mi?"
"Söyle diyeceğim de... Bu adam kim? Ya da kime çalışıyor bir fikrin var mı?"
"Bilmiyorum. Ama bir düşmanı olduğu kesin. Ondan sonra da iki adam geldi. Bodyguard gibi. Bana seni görürsem Marco'dan önce onlara haber vermemi söyledi." Demek o gün gelen adamlar da peşimdeydi. İyi de bu adamlar neden peşimde olsunlardı? Ben ne yapmış olabilirdim?
Geçmişte annemle ya da Nurgül abla ile bir mesele olabilir miydi?
"Enrico da beni birilerinden saklıyor," dedim kendimce. Çocuğa dönerek, "Bu birisi, Marco olabilir mi?"
"Her şey olabilir. Bildiğim tek şey, ortada büyük bir kumar döndüğü." Ve kumar benim etrafımda dönüyordu. Barmen çocuk da buna emin olurken içime kurt düşürmüştü. Dediği gibi ortada büyük bir kumar vardı ama karşı karşıya olanlar kimlerdi?
Marco ve Enrico desek, Lorenzo bu resmin neresindeydi?
"Baksana," dediğimde elindeki bardağı bırakıp diğerini aldı. Bana kaçamak bakışlar atarken, "O ilanın tarihini öğrenebilir misin? Yani ne zamandan beri beni aradıklarını?"
"Kolay o. Oldu bil." Tebessüm ettim. "Sağ ol. Bu iyiliğini unutmayacağım."
O da tebessümle karşılık verirken, "Umarım bir şeye yarar. Yoksa benlik bir durum yok "
"Umarım," dedim ve yeniden ona döndüm. "Adın neydi?"
"Brad."
"Sandra ben de."
Güldü. "Gerçek ismin değil?"
Tek kaşımı kaldırdım. "Sence?"
"Ben de öyle tahmin etmiştim." dedi ve işinin başına döndü. O sırada da Enrico geldi. Öfkeyle beni izlerken beni kolumdan sürükleyerek lobiden çıkardı. Koridora girerken peşimizden gelen adamları anlamayarak ona döndüm. "Enrico! Neler oluyor!"
Konuşmadan büyük bir hınçla beni koridorda sürüklerken, birden sağa girdik ve odaya girerek beni odanın içine fırlattı. Topuklu ayakkabılar yüzünden sendelesem de ayakta durmayı başarabildim. Kapıyı sertçe kapatıp üzerime gelirken çatık kaşlarımla olanlara anlam vermeye çalışıyordum.
Akıcı İtalyancamla, "Neler olduğunu bana söylemeyecek misin?" diye konuşurken öfkeyle cevap verdi. "Önce sen söyle bakalım!" diyerek üzerime yürüdü. "Patron neden artık seninle yatmak istemiyor?!"
"Ne?!"
Birden yanağımda kuvvetli bir tokat hissederken başım sağa düştü. "Adama ne yaptın da seni istemiyor?! Ha?!" Yanağımı tutarak ona döndüm. Bu... bu yaptığını asla yanına bırakmayacaktım.
Dişlerimi sıktım.
Bana attığı tokadının haddi hesabını soracaktım.
"Yoksa bizim mücevherimiz dediğimiz Sandra sönüyor mu ha?!"
"Ne saçmalıyorsun sen kahrolası?!" dediğimde bana bir tokat daha atmaya kalktığında bileğinden tutup ters çevirdim ve büktüm. Yüzü acıyla ekşirken dişlerimi sıkarak konuştum. "Birincisi boşluğuma geldi ama ikincisi asla olmaz. O elini götüne sokarım Enrico!"
Elini itekleyerek serbest bıraktığımda derin nefesler alarak bana baktı. Elini kaldırmaya çalışmadı. Yeniden saldırmadı. Sadece öfkeli bakışlarını üzerime saldı. Bir adım atarak üzerime gelirken korkmadan dik durdum, gözlerinin içine baktım. "Cassalini neden seninle yatmak istemiyor Sandra?! Adama ne yaptın?!"
Gözlerimi kıstım. "Hiç bir şey."
"Bana. Doğruyu. Söyle!"
Neler olduğunu anlamaya çalışırken birden bağırdı. "Hamile misin yoksa?!" Gözleri alev alev olurken, dişlerimi sıkarak öfkeyle konuştum. "Ne diyorsun sen be?! Ne hamilesi?"
"O ZAMAN BU ADAM NEDEN SENİ İSTEMİYOR?!"
Enrico öfkeden delirecek gibi olduğunda masaya yaklaşarak masayı dağıttı ve tüm masadakilere yere dökerken bağırarak ellerini masaya vurdu. Öfkeyle duraksarken bir iki saniyelik sessizlikten sonra bir hışım bana döndü. İşaret parmağını üzerime sallayarak, "Bundan sonra... O her buraya geldiğinde odasına çıkacaksın!"
Başka bir... Odası mı vardı?
"Yatak odasından bahsetmediğimi anlamışsındır!"
Anlamıştım.
O kadar salak değildim.
"Evet." Kollarımı bağlayarak onu dinlemeye devam ettiğimde derin nefes alarak devam etti sözlerine. "O adamı yeniden kendine bağlayacaksın! Bunu kaçıramayız!"
"Gören de başka müşteriniz yok zanneder Enrico!"
Sırıttı. "Onun kadar taşşaklı başka bir müşterimiz olsaydı dediklerini anlayabilirdim Sandra." Üzerime geldi. "O adam yeniden seni isteyecek!"
"Beni neden istemiyor bilmiyorum ama aşık olmuş olamaz mı? Hayatında başka bir kadın olmuş olamaz mı?!" Enrico bakışlarını benden çekerek cama yaklaştı. Jaluziden dışarıya baktı. "Bu dediğin imkansız. Olamaz."
"Ne?"
Hızla bana döndü. "Sen dediklerimi yapacaksın. Bu kadar." Derin bir nefes aldı. "İlk kez böyle vukuat yaşıyorum. Beklenmedik, can sıkıcı şeylerdi. Az önceki yaşadıklarımızı unut." Unut? Unut demek bu kadar kolay olsaydı...
Elbette unutmayacaktım.
Gülümsedim.
"Önemli değil. Ama benim nasıl birisi olduğumu biliyorsun Enrico." Yüzüne yaklaştım. "Bana şiddet uygulayanı affetmem. Şartlar ne olursa olsun!"
Pis pis sırıtarak baktı. "Bilmem mi... Kraliçemizsin sen bizim. Güçlü bir kraliçe."
Ardından beni mahzene yeniden kapattıklarında Nurgül abla yanağımdaki kızarıklığı görünce çığlık atmış hemen buz getirerek soğuk kompleks uygulamıştı. Neler olduğunu sorsa da cevap vermemiştim. Sadece sorun yok deyip geçirmiştim.
Ama ortada bal gibi bir sorun vardı.
Lorenz Cassalini neden benimle yatmak istemiyordu?
Bunun cevabını kısa sürede alabilirdim umarım.
&
Sabah gürültüyle uyandırılırken, "Ne oluyor be?!" diyerek gözlerimi aralamış, odada yalnız olduğumu anlayıp antreye fırlamıştım. Yine günlük kontrolün yapıldığını anladığımda gözlerini ovalayarak saçlarımı topladım.
Martina ve gereksiz işleri.
Gözlerimi devirerek kollarımı göğsümde topladığımda Martina beni fark etmişçesine bana doğru döndü ve yürüdü. Tam karşımda sinsice sırıtmaya devam ederken yüksek sesle konuştu. "Patron gelmemiş Sandra. Öğrendiğim kadarıyla iki haftadır gelmiyormuş."
Dişlerimi sıktım.
Kızlardan şaşkınlık nidaları yükselirken ebe kadının bile şaşırdığını buradan görebiliyordum. Martina ebe kadına döndü. "Bunu es geçebilirsin. Ne de olsa işe çıkmamış. Ah tatlım ya, eskisi kadar kadınlık güdülerin kalmadı mı yoksa? Anlarsın ya."
Bu kadın bir gün elimde kalacaktı benim!
Bir hamle yapacağım sırada kolumda Nurgül ablamın dokunuşunu hissedince ona baktım kaşlarını oynatıp durmamı işaret etti. Zar zor olsa da kendime hakim olduğumda Martina ebe kadına işinin başına dönmesini söyleyerek rutine devam ettiler. On dakikanın sonunda gittiklerinde ise tüm kızlar etrafımda toplandı.
"Sandra bize neler oldu anlatmayacak mısın?"
"Dünkü kızarıklığın sebebi o muydu?"
Soruların ardı kesilmezken dayanamayıp kendimi odaya kapattım.
Yatağa oturup boşluğu izlerken çarşafı elimde toplayıp sıktım. Bir karşıma çıksın o Cassalini denilen herif onun anasından emdiği sütü burnundan getireceğim!
Nurgül abla çok geçmeden yanıma geldiğinde kapıyı kapatıp baş ucuma oturdu. "Merak etme kızları hallettim daha da bir şey demeyecekler, soru da sormayacaklar sana."
Cevap vermedim. Konuşmadım.
"Biricik," diyerek saçlarımı okşadığında gözlerimi yumdum. "Abla... ben yoruldum. Ben çok yoruldum. Ne zaman bitecek bu ızdırap?!.." Nurgül ablanın gözleri dolu dolu olduğunda bakışlarımı hızla kaçırdım. Yoksa ben de ağlayacaktım dayanamayıp.
"Deme öyle kızım. Allah büyüktür. Dayan."
Başımı inkar edercesine iki yana salladım. "Dayan dayan nereye kadar?! Bir gün biteceğine inansam dayanırım da. Ama... Bitmeyecek. Benim buradaki ızdırabım bitmeyecek." Birden ayağa fırladım. "Buradan da Roma'dan da nefret ediyorum. Bu kıyafetleri giymekten nefret ediyorum! Her gün bu peruğu takıp makyaj yapmaktan nefret ediyorum! Anlıyor musun! Her şeyden nefret ediyorum ben! En çok da kendimden! Kardeşimin katiliyle yatıyorum ben be! Bile isteye sevişiyorum bir de! O adamı arzuluyorum abla! İnanabiliyor musun! Ben o aşağılık adamla yatmaktan haz duyuyorum! Ne iğrenç bir insanım değil mi?"
Nurgül abla donakalmış vaziyette bana bakarken, "Sen az önce... Kardeşimin katili mi dedin?!"
O an kırdığım potu fark ettim. Hayatımdaki en büyük potu kırmıştım.
"Abla ben..."
Nurgül abla başını iki yana sallayarak ağzını kapattığında, yutkundum. "Abla ben..." Gözlerini çevirdi bana. "Bakma bana öyle ne olursun."
"Biricik sen..." Başımı eğdim. "Nasıl bunu yaparsın? Hadi beni geçtim kendini de geçtin... Kardeşine bunu nasıl yaparsın?"
"Abla... Başka çarem mi vardı sanki? Sana zarar verirlerdi yoksa. Ben buna müsaade edemezdim."
"Verselerdi keşke. Zararı onlar verselerdi de sen vermeseydin."
"Abla yalvarırım konuşma böyle. Ben seni annemden farklı görmedim."
"Ben de seni kızımdan farklı görmedim ama bana bunu nasıl söylemezsin? Beril'im bu dünyadan o aşağılık adam yüzünden giderken bana bunu nasıl söylemezsin?"
Başımı eğdim. Asla bakamadım ona. "Söyleyemezdim susmak zorundaydım." Nurgül abla daha fazla bir şey söylemeyerek odadan bir hışım çıkarken yatağa çöktüm. Gözlerim doldu dolu olduğunda dudaklarını ısırdım. "Allah kahretsin... Kahretsin beni!"
Ellerimi saçlarımdan geçirip başımı eğerken gözlerim komodinin üzerine kaydı. Çerçeve. Beril.
"Affet beni..." Her gece bunu diliyordum ya. "Affet beni kardeşim..." Bakışlarımı oradan çektim. "Ben gerçekten çok kötü bir insanım. Ablayım. Affet..."
Biri beni dürterken ne kadar zaman geçtiğini saate baktığımda anlamıştım, dokuza geliyordu. Yastığıma sarılarak uyuyakalmıştım. Sasha'nın beni uyandırdığını görünce direkt doğruldum. "Sasha... Bir şey mi oldu?"
"Enrico seni odasına bekliyor. Hazırlansın gelsin dedi." Kaşlarımı çattım. Neden çağırıyordu şimdi durduk yere?
"Tamam geliyorum."
"Yardıma ihtiyacın varsa söyle..." Bir müddet yüzüme baktı. "Kötü görünüyorsun Sandra..."
"Hasta olacağım gibi..."
Yüzünü buruşturdu. "İşte bu kötü. Sana ıhlamur kaynatayım mı?" Gülümsedim. "Sağ ol gerek yok..." Derin bir nefes aldım. "Maria nerede?"
"İçeride. Sabahtan beri kimseyle konuşmadı. Bugün onda da bir gariplik var." Şüpheyle bana baktı. "Sen de iyi değilsin... Bir şey mi oldu?"
"Yok hayır bir şey olmadı," Yataktan kalktım. "Ben hazırlanayım." diyerek onu geçiştirirken dolabımın karşısına geçtim. Elbiselerime göz atarken Sasha fazla üstüme gelmeden odamdan çıktı. Derin bir nefes alıp yüzümü sıvazladığımda aynadan kendime baktım. Cidden solgundu tenim. Hasta olacak gibiydim.
Çok oyalanmadan mahzenin kapısında beni bekleyen adamla beraber Enrico'nun odasına geldiğimizde koruma kapıyı açtı ve sadece ben içeriye girerken kapattı. Enrico'yu pencerenin önünde bulurken dışarıya baktım. Geceydi ve hava açıktı.
Bana döndü. "Bay Cassalini geldi."
Durdum. "Beni istedi mi?"
Enrico alayla güldü. "Hayır." Pencere önünden ayrılarak yanıma doğru yaklaştı. "Kimseyi istememiş. Tek istediği bir koli dolusu şarap." Sinirle gülerek başını iki yana salladı. "Bir derdi var belli ki."
Hızla bana döndü. "Ama bu bizim umrumuzda değil." İşaret parmağını yüzüme doğru salladı. "Sen onun yanına içki servisi için gideceksin ve onu geri kazanacaksın."
Gözlerimi kıstım. "Kazanamazsam?"
Sırıttı, pişkin pişkin. "O zaman ölümlerden ölüm beğen kendine tatlım."
Şartlar başka olsaydı cevabım çok farklı olurdu ama bunun üzerinde durmayıp dediğini yapmak için bana verdiği oda numarasıyla beraber kata çıktım. Peşime adam takmamıştı çünkü koridolarda her odayı görecek şekilde kameralar vardı.
Derin bir soluk alarak çift kanatlı kapıya sahip odanın önüne geldiğinde önce tıklattım. Ses yoktu. İçki arabasını kenarda bırakarak kulağımı kapıya yasladım. Gerçekten ses gelmiyordu. Odada olmayabilir miydi?
Bir kez daha tıklattığımda bu kez adım seslerini işittim. Saniyeler sonra kapı açıldı. "İçki için gelmiştim."dedim ve kendimi gizlemeye gerek kalmadan kapıyı açık bırakarak içeriye geri gitti.
Cidden bir gariplik vardı.
Arabayı içeriye sürükleyip kapıyı da kapatırken beni karanlık karşılamıştı. Odada açık tek bir lamba bile yoktu. Ama...
Odanın diğer tarafına geçtiğimde tüm Roma manzarası önümdeydi ve beni asıl şaşkına çeviren Lorenzo'nun sarhoş olması değildi. Her yerde fotoğraflarımın olmasıydı.
Kaşlarım çatıldı.
Yutkunarak yere bakarken yavaşça çömeldim. Ve ben olan tüm fotoğraflarıma baktım. Beş sene önceki fotoğrafım bile vardı!
Bakışlarım Lorenzo'ya kaydığında kendinde olmadığını fark ettim. Gözleri kapalıydı ve yatağın önüne çömelmiş, ayaklarını uzatmış bir elinde şarap şişesi diğer elinde resmim vardı.
Anlamıyordum.
Anlam veremiyordum.
Ya da...
Anlamak istemiyordum.
Kardeşimin katili bana aşık olamazdı değil mi?
En başından beri bunu istemiyor muydun aptal?!
Planım buydu. Buydu ama...
Hep amalar bitirir insanı zaten.
Gözlerimi yumdum, fotoğraflarımı elimden bırakıp yerine koyarken yavaşça Lorenzo'ya yaklaştım. Koluna dokunduğumda irkilerek başını aniden kaldırdı. Beni gördüğünde kaşları çatıldı. Gözleri mahmur mahmur bakıyordu. "Sen..." dedi. Zaten İtalyanca peltek bir dildi. Daha da peltek konuşuyordu. "Sen... Ona niye bu kadar benziyorsun?"
Yutkundum. "Kime?"
"Ona." Sarsak hareketle parmağını kaldırırken fotoğrafları kastettiğini anlamıştım. Yani beni.
"Benzemiyim mi?"
Başını salladı. "Benzeme. Canım yanıyor. Benzeme bu kadar..."
Kaşlarım daha da derine çatılırken, "Kendimden tiksiniyorum. Benzeme bu kadar..." diyerek şişeyi kafaya diktiğinde anlamsızca baktım. "Kendinden neden tiksiniyorsun?"
Histerikçe güldü. Bakışlarını bana çevirdi. "Biliyor musun? Geçen hafta onu gördüm."
Kalbim ağzıma geldi.
"Evet?"
"Benden kaçtı..." Gözlerimi kıstım. "Kimse de inanmadı bana. Deli olduğumu düşündüler. Kimse anlamadı beni."
"Neden?"
"Öldü çünkü o. Biricik öldü..." Sesi titrerken şaşıramadan edemedim. Ne yani? Beni öldü mü biliyordu?
"Nerden biliyorsun öldüğünü?"
"Nereden biliyorum... O saçma sapan DNA testinden." İleride sehpanın üzerinde duran ama paramparça olmuş beyaz kağıt parçalarına baktım. Parmağını gösterdi. "Şu kadarcık umudum vardı... O da yok oldu gitti."
"Lorenzo... Neden bu kadar acıyor canın?" Cevabından korktuğun soruları sorma Biricik!
"Canımı aldılar da ondan."
"Canın kim?"
"O." diyerek yeniden parmağını kaldırdı. Fotograflardaki beni gösterdi.
"Peki sana, onun canını yaktığını soylesem?" Yerinde dikleşti. Mahmur bakışları yüzümde gezindi. "Kim?" Sesi sertleşti ama sarhoşluğu üzerindeydi.
"Kim yakmış canını?"
Dişlerimi sıktım. Öfkeyle baktım. "Sen." dedim.
O an Türkçe konuştuğumu anladığımda afallayarak baktı. "Sen yakmışsın canını." dedim yine Türkçe dilinde.
"Sen... Onun dilini konuşuyorsun?"
Alayla gülümsedim. "Değil mi... Ben nereden biliyorum onun dilini acaba?"
"Beril... Sen misin?" Asıl ölen Beril değil miydi ki bu adam beni öldü biliyordu?
"Beril değil, Biricik!"