5.Bölüm

1663 Words
Gözlerim aralandığında beyaz bir tavanla karşılaştım ve bir an nerede olduğumu anlayamadım. Kaşlarım çatıldığında doğrulacaktım ki doğrulamadım. Bileklerim ve ayak bileklerim ranzanın direklerine bağlanmıştı. Bir dakika... Neler oluyordu? Ben mahzendeki odama nasıl gelmiştim? Ve neden bağlanmıştım? O an aklıma üşüşen anılarla ürperdim. Faik Abi... Hayır, ölmüş olamazdı. Hayır. Bağırdım. "Nurgül Abla?!" Yerimde debelendim. "Beni neden bağladınız?! Faik Abi... Hayır. Nurgül Abla!" Kapı açıldı. Çırpınmayı kestim. Gelen, Enrico'ydu. Yine o sarı dişleriyle sırıtarak yanıma geldi. Gözlerim anlık kapıya kaydı. Nurgül Abla, Sasha ve Lily endişe ve merakla bizi izliyorlardı ama sonra Martina geldi. Onları itekledi. Bana sinsice bakarak kapıyı kapattı. Ellerimi sıktım. Kahrolası kadın! Enrico baş ucuma oturup bana bakarken yutkundum. Neden bana öyle bakıyor bu hayvan?! "Ah Sandra, sana bizim mücevherimizsin demiştim hatırlıyor musun?" Cevap vermedim. Hatırlıyordum hatırlamasına da... Dur bakalım, ne yumurtlayacak bu?! "Ve bizim de bu mücevheri satacağımızı düşünmedin değil mi?" Dişleri sıktım. Eli saçlarıma dokunur dokunmaz kendimi geri çekerek başımı çevirdim. Kendimi ondan kurtardım. Sırıtarak elini çekti. "Sakın bir daha kaçmayı aklından bile geçirme. O zaman bir pırlanta olduğunu umursamam, yakarım canını!" dediğinde aniden değişen yüzünün ve sesinin boyutuna bakarak afalladım. "Bu seferlik affediyorum seni tatlım. Ama cezalısın. Bir hafta boyunca buradan çıkmayacaksın. Sonra... Yine pırlantamızı parlatmaya devam edeceğiz tabii." diyerek pis pis sırıttığında ona tiksinircesine baktım. Bakışlarıma aldırış etmeden yatağımdan kalktı ve kapıya vardığında bana baktı, göz kırparak odadan çıktı. Derin nefesler alıp verdiğimde aklım öylesine karışıktı ki, anlam veremiyordum. Bu adam Lorenzo'ya çalışmıyor muydu? Beni yakaladığında ona teslim etmesi gerekmiyor muydu? Ya da olaylar sandığımdan çok başkaydı. Belli ki bu adam beni birilerinden saklıyordu. Satıcılar gelince ben hariç tüm kızları çıkarması. Peruk, lens ve ağır makyaj şartı getirmesi. Gözlerimi kıstım. Sahiden Faik Abi'nin dediği gibi Lorenzo'nun haberi yok muydu? Ne oyunlar dönüyordu burada bilmiyordum ama çözecektim hepsini. Er ya da geç. Faik Abi... O nasıldı? Ölmüş müydü? Yoksa hayatta mıydı? Durumu ağır mıydı? Gözlerim dolarken kapı yeniden açıldı. Bu kez gelen Nurgül Ablam'dı. "Abla..." dedim endişe ve korkuyla. "Neler oldu? Ben nasıl geldim buraya? Faik Abi," Gözlerim irileşti. "O nasıl Nurgül Abla? Faik Abi nasıl?" "Kuzum, yavrum... Dur sakin ol." diyerek bileklerimi çözerken hızla doğruldum. Yanıma oturdu. Ellerimden tuttu. Yüzüme baktı. Her bir santimini incelerken bir şeyim olup olmadığını kontrol ediyordu. "Ben iyiyim Nurgül Abla," diyerek dikkatini bana vermesini sağladım. "Faik Abi'den haber var mı? O nasıl? İyi mi?" Gözlerimin önünde yere yığılması, bedeninin kanlar içinde olması gözümün önünden gitmiyordu. "Ah be kızım... O kadar da dikkatli olun dedim." "Ne oldu? Bir şey mi yaptılar yoksa?" Nurgül Abla acıyla gözlerini yumdu. "Bilmiyoruz kızım, seni baygın halde buraya getirdiklerinde ömrümden ömür gitti zaten. Bilmiyorum gerisini." Önüme döndüm. Ellerimi saçlarımın arasına aldım. "Hepsi benim yüzümden..." "Yavrum..." Başımı kaldırdım. Dolan gözlerimle baktım. "Hepsi benim yüzümden Nurgül abla! Benim yüzümden sıktılar Faik Abi'ye!" Nurgül Abla, sakinleşmemi sağlamak için bana sarılıp bağrına basarken saçlarımda onun dokunuşunu hissediyordum. Gözlerimi yumarak sessizce ağlamaya başladım. Ne kadar süre öyle durmuştuk hesaplayamazken kapı aniden açıldı. Martina karısıydı bu sefer gelen. Nemli ve kızarık gözlerimle ona öfkeyle bakarken ellerim istemsizce yumruk oldu. Martina her zaman kırmızıya boyadığı dudaklarıyla sinsice bana bakarken kollarını bağlayarak gözlerini benden ayırdı. "Maria, dışarı çık!" Maria, Nurgül ablanın takma ismiydi. Nurgül Abla itiraz edecek gibi olsa da ona dokunup gözlerimi yumdum, bir şey diyemeden başını eğip odadan çıktı. Kapı kapandığında bakışlarımı karşımda bir bacağını öne atmış, mini deri elbisesiyle ve uzun topuklu ayakkabılarıyla duran karıya çevirdim. "Şu yüz ifaden beni nasıl mutlu ediyor, anlatamam!" diyerek keyifle konuştuğunda tırnaklarım avuçlarımın içine battı. "Ne istiyorsun Martina?" Biliyordum ki, benimle uğraşmak için her fırsatı kullanacaktı kaşar karı! Dudaklarını büzerek bir kolunu kaldırdı, tırnaklarına bakarak konuştu. "Bu o adamla ikinci kaçışınızdı değil mi?" dediği an kaşlarımı çattım. İkinci değildi, bir çok kez beraber çıkıp geri dönmüştük. Ama bu karı... "Sen..." diyerek ayağa kalktım. "Sendin bizi Enrico'ya söyleyen!" Sinsice kıvırdığı dudakları genişledi. "Sandığımdan da zekiymişsin, bak sen şu bücüre." Birden saçlarına asıldığımda yüzü acıyla buruştu. Dişlerimi sıkarak öfkeyle konuştum. "Sakın beni hafife alma Martina. Yoksa sana bu dünyayı dar ederim!" diyerek onu iteklediğimde sendeledi ancak toparladı, saçlarını düzelterek dik durdu. Bana yine o imâlı gülümsemesiyle baktı. "Sana bunun bedelini ağır ödeteceğim Sandra."  (Alt yazıyı görmezden gelin ve... Martina. Ona bu satırda sövebilirsiniz ahahahshshdvshzgsvfsgafs) Ve odadan çıktığında kapanan kapıya öfkeyle bakarak ellerime döndüm. Kızarmıştı. Bir iki saç teli kalınca tiksinerek silkeledim. Orospu. Nefret ediyordum. "Ödet bakalım," dedim son sözlerini hatırlayarak. "Ben buna izin verirsem ödetebilirsin. Kaşar." & Lorenzo. Giovanni, yeğeni için endişeleniyordu. Önünde durmadan volta atan adamı seyretti. En son dayanamayıp bağırdı. "Lorenzo!" Artık durması gerekiyordu. Genç adam durarak amcasına döndüğünde Giovanni ellerini bastonuna bastırarak ayağa kalktı, yeğeninin karşısında durdu. "Gel seninle biraz terasta oturalım." Lorenzo karşı çıkmadan amcasını takip ederek beraber terasa geçtiler. Terasın ortasında duran masanın başına oturdu Giovanni. Lorenzo ise oturmadığında Giovanni sert bakışlarıyla ona oturmasını işaret etti. Lorenzo el mahkum oturmak zorunda kaldı. Geniş araziye hâkim üzüm bağlarının, ağaçların manzarası buradan net bir şekilde gözüküyordu. Bir süre sessizce oturdular. Ancak durum Lorenzo için geçerli değildi. Onun kafasının içinde aynı film oynuyordu. Biricik'in adını duyuyor, kafasını çeviriyor, sonra onu görüyor, sonra kendisinden kaçıyordu. Film bitiyor ve başa sarıyordu. Yıllar sonra adını ilk defa sesli dile getirmişti. O an kalbi de aklı da yerinde değildi. Gözlerini yumdu. "İlaçlarını alıyorsun değil mi oğlum?" dediğinde gözlerini açarak amcasına baktı. Yutkundum. Sert ifadesiyle konuştu. "Ne demek istiyorsun amca?" "Gördüklerin belki halüsinasyon-" "HAYIR! DEĞİLDİ!" Bağırarak ayağa fırladığında, "Değildi diyorum sana! Bana inanmayacak kadar delirmiş olamam değil mi?" Giovanni sessizce iç çekti, ellerini bastonunun üstünde birleştirdi. "Lorenzo-" "Amca oydu! Biricik'ti o!" Biricik derken sesi titredi. "Yemin ederim oydu! Gördüm. Duydum. Oydu!" Giovanni, aylar önceki Lorenzo'yu yeniden karşısında görünce endişelendi. "Oğlum, yapma bunu kendine. Başka biri de olabilir. Ona benzeyen biri de olabilir." Lorenzo o an kimsenin kendisini anlamadığını fark etti. Amcası delirdiğini düşünüyordu. Öfkeyle ellerini üç numaraya vurdurduğu saçlarına götürdü. Sinirle güldü. "İnanmıyorsun bana... İlk kez bana inanmıyorsun?" Giovanni çaresizce yeğenine bakakalırken o sırada Salva terasa girdi. "Selam." diyerek masanın karşısına oturdu, elmalardan birini eline alarak koca bir ısırık aldı. Bacağını diğer bacağına koyarken geriye yaslandı. "Nasıl gidiyor?" Lorenzo öfkeyle kuzenine döndü. Dişlerini sıkarak elmayı yemesini izledi. Salva kaşlarını çatarak Lorenzo'ya baktı. "Batman'ımız neden öfkeyle beni izliyor?!" "Roma'daki otelin başında sen vardın değil mi?" Salva garip ve şüpheli bakışlarıyla Lorenzo'yu izlerken, "Evet?" Lorenzo birden Salva'nın yakalarına asılıp onu sertçe sandalyeden kaldırdı, ve masaya yatırdı. Giovanni öfkeyle yerinden kalktı, bağırdı. "Lorenzo!" Lorenzo öfkeli bakışkarını Salva'nın üzerine salarken, "O zaman ne boklar dönüyor bilmiyor musun sen?" "Ne diyorsun sen kudurmuşsun gene?! Kuyruğuna mı bastılar senin!" "SALVA!" Salva, Giovanni'ye döndü. "Baba ne diyor bu senin kuduruk yeğenin?!" Lorenzo, dayanamayıp öfkenin içinden dışına taştığı an, Salva'nın çenesine yumruk attı. Bu kez sağlam ve sert bir yumruk atmış olmalıydı ki, Salva inleyerek çenesini tuttu. Giovanni zar zor aralarına girerek yeğenini oğlundan uzaklaştırdı. "Kendini gel Lorenzo! Ne halt ettiğini zannediyorsun?!" "ASIL O KENDİNE GELSİN AMCA?! NE BOKLAR DÖNDÜĞÜNÜ ANLAMAYACAK KADAR APTAL MI SENİN OĞLUN?!" Salva çatık kaşlarıyla çenesini tutarken konuştu. "Sen ne sikim saçmalıyorsun?!" "SENİN OTELİNDE ÇALIŞAN ADAMIN BENİM KADINIMIN YANINDA NE İŞİ VARDI?!" "Senin kadının mı?!" diyerek tükürürcesine konuştu Salva. Alayla gülerek babasına döndü. "Duydun mu baba?! Yeğenin delirmiş yine. Gün geçmiyor ki Cassalini'lerde adamakıllı birisi çıksın!" Giovanni öfkeyle bağırdı. "Salva! Kapa çeneni!" Ardından yeğenine döndü. "Yorucu bir gündü Lorenzo," omzuna dokundu. "Evine git dinlen biraz." Gözlerine baktı. "İlaçlarını da ihmal etme." Lorenzo öfkesinden ödün vermeyerek kendini amcasının dokunuşundan kurtardı, Salva'ya öldürücü bakışlar attı, hızla arkasını dönerek Cassalini Malikanesi'ni terk etti. Kapıda bekleyen adamıyla beraber arabaya binerlerken onlar için açılan arazinin kapısından çıkararak yola koyuldular. "Bay Cassalini, nereye gidiyoruz efendim?" "Benim eve." dedi Lorenzo şoföre bakmadan. Yanı başında duran adamı, Franco, ona döndü. "Neler olduğunu anlatmayacak mısın Lorenzo?" Adam öylesine sinirli ve öfkeliydi ki aynı zamanda kırgındı ve kendisine kızgındı. Biricik'i elinden kaçırdığına inanamıyordu. Ve oydu. Gözleri yalan söylese de kalbi yalan söylemiyordu. Oydu. Aklında şimşek çakmışçasına yanında duran adamına döndü. "Şu adam, Faik midir nedir, ne yaptınız onu?" "Bizim depoya aldık. Como'ya yakın." Lorenzo gözlerini kısarak düşünceli hale büründü. Adamı puro takımını çıkarıp ona uzatırken hiç düşünmeden purodan bir tane aldı ve yaktı. Yanakları içe göçene kadar ciğerlerine zehri çekti. Ardından dumanı salarken, Franco'ya döndü. "Depoya gidiyoruz." "Aklında ne var? Söylemeyecek misin?" "Şimdi değil." Çok geçmeden depoya geldiklerinde adamları ona kapıyı açtı ve merdivenlerden inerek karanlık koridorda tek sıra halinde yürüdüler. En sonundaki yere geldiklerinde kapı açıldı ve Lorenzo kimseye aldırış etmeden yatakta yatan adama baktı. Doktor baş ucunda onu muayene ediyordu. Lorenzo ezici bakışlarıyla adamı izlerken ellerini cebine koydu. Doktor ona döndüğünde gözlüklerini çıkararak söze girdi. "Hayati tehlikesi yok. Üç el sıkılmış. İkisi herhangi bir organına saplanmamış, sadece üçüncüsü boynuna, şahdamarına yakın bir yere saplandı. Tüm risklere rağmen kurtardık. Ancak uzun bir süre istirahat etmesi gerekecek. Alması gereken ilaçları yazdım. Günlük olması gereken iğneler de var. Her gün hemşire gelip kontrol edecek." "Ne zaman kendine gelir?" "Açıkçası bilemiyoruz Bay Cassalini. Bir kaç gün de sürebilir. Bir kaç haftada." Lorenzo konuşmadan başıyla emir verdiğinde doktor, "Geçmiş olsun." deyip korumayla beraber odadan çıktılar. Yavaş ama sert adımlarla yatağa yaklaştı. Adama tehlikeli bakışlar atarak konuştu. "Uyanacak ve bana Biricik'in nerede olduğunu söyleyeceksin. Ben bunca zaman onu öldü bilirken kimin yanında nefes aldı bana söyleyeceksin!" Adam hareketsizce, kıpırdamadan yatarken Lorenzo birden arkasını döndü ve onu izleyen Franco'ya baktı. "Kimse onun burada olduğunu bilmeyecek! Ne Salva ne diğerleri. Buradan da çıkışına müsaade etmeyeceksiniz!" Franco, Lorenzo'nun sert emirlerine başını sallayarak onaylarken beraber odadan çıktılar. Depodan da çıktıklarında hızla arabaya bindiler. Lorenzo, şoföre, "Mezarlığa." dediği anda Franco ona döndü. "Lorenzo?" "Sonra." "Sonrası falan yok. O mezarlığa gitmeyeceksin!" Lorenzo alev saçan bakışlarını Franco'ya dikti. "Buna sen mi karar veriyorsun?!" "Evet! Seni yeni toparlamışken yeniden dağılmana izin veremem!" Franco aynı amcası gibi konuştuğundan Lorenzo başını cama çevirerek öfkeyle bağırdı. "Kes sesini!" "Lorenzo!" Franco anladı ki, bu saatten sonra Lorenzo'yu yolundan döndüremezdi. Mezarlığa geldiklerinde güvenliği önemsemeden hızlı adımlarla her ay bir kez geldiği mezarın yanı başına gitti. Gözleri hızla harflerin üzerinde gezinirken elleri titredi. Biricik Bilgin. Adamlarına döndü. "Kazın!" Franco ellerini cebinden çıkararak şaşkınlıkla baktı. "Ne?" "MEZARI KAZIN FRANCO! ADAMLARA SÖYLE!" Lorenzo adamların söylediklerine aldırış etmezken, gözlerini mezardan ayırmadı. "Ortada dolanan büyük bir dolap varsa, bana inandırdıkları bir yalan varsa hepsinin cesedini cayır cayır yakacağım!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD