21.Bölüm

4972 Words
Sırtımda dokunuşlar hissederken gözlerimi aralamak istedim ama aralayamadım. O kadar yorgundum ki, sıcacık ve yumuşacık olan yastığıma sarılıp uyumaya devam etmek istiyordum. Ancak çok geçmeden üzerimdeki örtü biraz aralanıp, omzundan sonra boynumdan ardından yanağımdan öpülünce nihayet gözlerim açıldı. İç çekerek kafamı arkaya, omzumun üstünden baktım. Lorenzo. Elinin içi yanağında, dirseğini yastığa bastırmış, diğer eli çıplak tenimde dokunuşunu sürdürüyordu. Benim gibi yeni uyanmış değildi, aksine cin gibi olan bakışları tenime ateşli oklar atmayı ihmal etmiyordu. Sızlanarak gözlerimi yumdum ve yastığıma sarıldım. "Uyumak istiyorum... Per favore." "Sen uyu bebeğim," deyip parmaklarının hareketi kesilmediğinde yeniden gözlerimi açarak ofladım, yatağın içinde doğrularak örtüyü üstümde tuttum, ona kızgın bakışlar attım. "Uyurken de mi rahat yok artık Lorenzo?!" "Rahatlar senin olsun mia bella, sadece seni seviyorum ne var bunda?" Gözlerimi devirdim. "Ne yok ki? Beni zaten yeterince sevdin. Hatırlatırım, dün gece." Sırıtarak boynuma sokulduğunda tenime bıraktığı yakıcı öpücüğü hissettim. Geri çekilirken sıcak nefesi çeneme dökülüyordu. "Ben de hatırlatmak isterim ki, hayatımın en güzel gecesiydi." Tek kaşımı kaldırdım. "Bak sen?" Örtüyü üzerimden çekiştirirken ona sahte kızgınlıkla baktım. Sırıtarak geri çekildi. Üstü çıplaktı. Keza altının da öyle olduğunu biliyordum. Yanaklarımın içini ısırırken kolunu kırarak elini kafasının altına attı. Pazısı kasılarak genişlerken tüm iri kaslarıyla şov yapıyordu bana. Gözlerimi kıstım. "Beni azdıramazsın!" Yine sırıttı. "Dün gece öyle demiyordun ama ah Lorenzo oh Lorenzo!" Koluna vurduğumda tepki vermeyip üzerime eğildi. "Pislikleşme!" Kolyesinin ucu tenime değdi. "Biliyor musun... Çok güzelsin." Gülmemek için kendimi sıktım. "Hım? Başka?" Tek kaşı attı, imâlıca bakışlar attığımda iç çekerek doğruldu, kolyesi tenimi süpürüp bedenimden ayrılırken yatağın içinde doğruldu. "Ve bu gece yolcuyuz. Gemi ile gideceğiz." Kaşlarım çatıldı. Örtüyü tenime kapatarak tutarken doğruldum. "Uçak ile gitmek varken gemiyle mi?" Aniden örtünün içinden kalkıp yataktan kalktığında bakışlarımı kaçıracak gibi olsam da gözlerimi kalçalarına diktim. Baksırını üzerine geçirirken bana döndü. Pantolonuna uzandı. "Değişiklik güzeldir." "Bu aptallık! Değişiklik falan değil!" Dizlerimin üzerinde durdum. "Neden onca yolu çekelim?" Lorenzo dudaklarını büzerken yatağa doğru geldi ve ellerini yatağa bastırırken üzerime eğildi. Kolyesi aramızda sallanırken, "Çünkü seninle hiç gemi seyahatine çıkmadık. Bu benim için geçerli neden." Dudaklarıma derin ama kısa bir öpücük kondururken bakışlarım anlık hep var olan dikiş izine takıldı. Acaba o iz nasıl oluşmuştu? Onu ilk gördüğümden beri izin varlığından haberdardım ama nedenini hiç sorgulamamıştım. Şu an neden sorguluyorsun peki? Duraksadım. Sen de farkındasın ki değişiyorsun. Duyguların kalbin ve zaman... Değişiyor. Gözlerimi yumdum, iç sesimi susturmak istedim ama nafileydi. Susmuyordu. Ve aklımdakini eyleme dökene kadar da susmayacaktı. "İyi tamam," dedim bana zıt olacak tavırla. Örtüyü üzerimden itekleyerek yataktan indim. Hali hazırda olan kıyafetlerimi giymek için dolap kapağını aralarken Lorenzo bana doğru yaklaştı. "Gidelim madem." dedim elime ilk gecen bluzu alırken. "Bir anda uysallaştın." Ona göz devirip dil çıkarırken birden belimden yakalayıp beni kendine çekti, bedenlerimiz birbirine yapışırken Lorenzo üzerime eğilerek burnunu boyun girintime soktu. Yine kokumu ciğerlerine hapsettiğini biliyordum. "Sutyen giy." dediğinde iç çamaşırımı giymediğimi hatırladım. Geri çekildi. Bluzu üzerimden çıkartırken çatık kaşlarımla, "Napıyorsun?" dememe aldırmadı ve çıplak göğüslerime bakıp yutkunurken iradesine yenilecek zannettiysem bunu yapmadı. Aksine dolaptan siyah sutyeni eline alırken bana giydirdi ve arkamı dönerken kopçasını seri bağladı. Kollarıma dokunurken parmak uçları tenimde kaydı. Kafasını omzuma koydu. "Göğüs uçlarının fark edilmesini istemeyiz değil mi?" Omzuma doğru vakarken ona yandan bakış attım. "Üzerime kırk kaban giysem beni çıplak gören adamsın Lorenzo." Sırıttı. Sırıtışı büyürken, "Ve tek adamım." Ardından Lorenzo ilginç bir tavırla beni odada yalnız bırakırken içeriye gitmişti. Banyoya mı yoksa başka bir yere mi bilmiyordum. Bildiğim tek şey hazırlanıp kahvaltı ettikten sonra eve gideceğimizdi. Evlendiğimizden beri bambaşka bir Biricik vardı sanki karşımda. Ayni şekilde Lorenzo da öyle. Bir şeyler değişiyordu ve ben ayak uydurmakta zorlanıyordum. Unutma, hiçbir şeyi unutmadın sen. Elimi yumruk hale getirdim. İçim anlık öfke ile dolarken kapalı kapıya vaktim. "Bitmedi. Henüz." Üzerimi giyinip güzelce hazırlandıktan sonra Lorenzo'ya bir şey söylemeden odadan çıktım. VIP odaların bulunduğu kattan asansörle aşağı inerken lobide durdum. Kimseler yoktu. Danışmadaki dünya saatlerin yer aldığı duvar saatlerine bakarsak Roma'da saat on ikiye yaklaşıyordu. İstanbul'da ise... "Günaydın." İtalyanca parazit seslerin arasında duyduğum Türkçe ses ile kafamı yana çevirdi. Onur. Üzerindeki lacivert takım ve beyaz gömleği aynı zamanda düzgün taranmış parlayan saçları, yeni tıraş olunmuş sakalları ile göz alıcıydı. Yutkundum. "Günaydın." "Nasılsın?" Hiçbir şey olmamış gibi mi devam ediyorduk hayatımıza? Benim neden haberim yoktu? "İyi." Değildi. "Sen?" Ellerini cebine sokarken omuz silkti. "İyi." Duraksadı. Bana bir şeyler söylemek istiyor gibiydi. "Bir şey mi söyleyeceksin... Onur?" dedim kollarımı bağlarken, bedenimi tamamen ona çevirdim. "Aslında..." dedi gözlerimin içine bakarken. Ona bakarken etraftaki her şey soyutlanmıştı. "Bir şeyi merak ediyorum ve sorarsam haddimi aşmaktan korkuyorum." Alayca gülümsedim. "Sen bir şeylerden korkan bir adam mısın?" Anlık gözleri alevle parladı. "Neden Lorenzo ile evlendin?" Kaşlarım çatıldı. "Bu seni neden ilgilendiriyor?" "Ben buraya seni bulmak için geldim ve Beril'i bulmak için. Ama sonra onun öldüğünü, senin de burada zorla tutulduğunu öğreniyorum." "Ben burada zorla tutulmuyorum Onur." "Emin misin Biricik?" Durdu etrafına bir bakış atarak bana baktı biraz daha yaklaşarak. "Gerçekten burada, bu otelde, bu şehirde hatta bu ülkede olmaktan memnun musun? Mutlu musun yani?" "Lorenzo ile mutluyum." Bana inanamıyormuşçasına baktı. "Sana inanmıyorum." "Bu benim sorunum değil." Bakışlarım kısılmaya devam ederken, "Ayrıca benimle neden bu kadar ilgileniyorsun bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum." Gözlerinin rengi değiştiğinde doğru yolda olduğuma emin oldum. "Sadece Beril için değildi. Bu otele ortak oldun çünkü beni buradan kurtarmak hatta diğer kadınları da kurtarmak istiyordun!" Geri çekildiğinde ellerini cebine koydu. "Doğru." Dedi. "Ama sadece bu değil. Amacım," Bakışları öfkeyle dolarken kime bu kadar öfkeli ve hınç dolu olduğunu bilmiyordum. "Cassalini'leri bitirmek." Alayla güldüm. "Ben de bir Cassalini'yim ama?" "İşte bunu anlamıyorum ya! Tamam seninle tesadüfen karşılaşmamız planlıydı, kasıtlıydı bana bu yüzden güvenmediğini biliyorum ama sana eziyet çektirmiş, seni hor gören birine nasıl güvenebiliyorsun anlamıyorum!" Durdum yutkundum. Sessiz kalmamı bir cevap olarak kabul ederken dudaklarını yalayıp bakışlarını kısıp bana yöneltti. "Yoksa Lorenzo Cassalini'ye aşık mı oldun?" Bu soru defalarca artarda yutkunmama neden olurken gözlerimi yummak sen kim oluyorsun bana karışabiliyorsun diye patlamak istedim ama yapmadım. Onur'un niyeti belliydi ve asla kötü bir şey aramıyordum altında. Üstelik bana âşık olduğunu biliyordum. Söylemese de hissettiriyordu. Ve bunu anlamamak için ileri derecede aptal olmak lazımdı. "BİRİCİK!" İkimiz de kafamıza sağa çevirirken Lorenzo'nun her zamanki gibi öfkeli bakışlarla bizi seyrettiğini gördüm. İçimden oflarken yine karşı karşıya kalacaklardı ve bundan hiç hazmetmiyordum. Lorenzo elindeki dosyayı adama âdeta itekler gibi uzatırken lobide çıkardığı tok sesleri net duyuluyordu. Yeri dövecekti utanmasa. Gerçi utanacağını zannetmiyorum. Lorenzo Cassalini, acımasız, açık ve sert bir adamdı. "Yine mi sen?" Onur lakayt bir biçimde sırıtırken ellerini cebine koydu. Yönünü Lorenzo'ya çevirdi. "Evet yine ben ve hep ben olacağım." Onur'un sinir bozucu gülümsemesini göz ardı ederken yavaş adımlarıyla bakışları tehlikeli bir boyuta ulaştı. Onur'a vuracak sandığımda koluna yapıştım. "Lorenzo! Yapma! Sakin ol lütfen!" Lorenzo duraksayıp bakışlarını gözlerime indirirken sadece ona boş boş bakınmakla yetindim. Dişlerini sıktı. "Her seferinde koluma yapışarak bu adamı savunma bana Biricik!" "Evet Biricik!" dedi onur aramıza girerken. Ağzımı açıp cevap vermemi müsaade etmemişti. "Evet Biricik bırak ne yapacaksa yapsın!" Onur'a baktım. "Sen de ne meraklı dayak yemeye?" "Bu kez dayak yiyen ben olmayacağım." Lorenzo alayla güldüğünde fazla beklemeden Onur'a kafa attığında gözlerimi yumup elimi yüzüme götürdüm. Güvenlik anından yanımıza gelirken Lorenzo İtalyanca bağırdı. "Non porterai più quest'uomo nel mio hotel! Se sento che l'hai preso, ti brucio vivo!" Bir daha bu adamı almayacaksınız otelime! Aldığınızı duyarsam sizi diri diri yakarım! (Yazar notu: İtalyanca ileri seviye bilmiyorum, A1 dedikleri kadar seviyem var. Eğer cümlelerde ya da kelimelerde yanlışlık olduğunu düşünüyorsanız, bunu dile getirmekten çekinmeyin. Yazın beraber düzeltelim :) Not bitti, okumaya devamke. Hıyarlarınızı, çekirdeklerinizi hazır edin ehe.) Güvenlikçi tir tir titreyerek korkuyla başını sallarken Onur onun dokunmasına aldırış etmeden kolunu çekti, az önce kafa atılan o değilmiş gibi Lorenzo'ya yaklaştı. Yüzüne doğru eğilerek tıslayarak konuştu. "Bir gün seni bu tahtından indireceğim, gücün, namın, paran umurumda değil, seni ve krallığını yerle bir ettiğimde de böyle konuşabilecek misin bakalım?" Lorenzo dudaklarını kıvırırken bu gülümsemenin ne anlama geldiğini biliyordum. Yutkundum. "Elinden geleni ardına koyma Onur Saylan." Onur daha fazla bir şey demedi ve bana döndü. Kollarımı göğsümde toplarken bakışlarımı ondan kaçırdım. Lorenzo ardından bana döndüğünde ona da bakmadım. Kolumdan tutup beni kendi çevirdi, göz göze geldik. "Kaç defa demem gerekiyor bilmiyorum ama ne kadar söylersem söyleyeyim bu pezevenkle görüşmeye devam edeceksin değil mi?" "İstese de görüşmem zaten. Ayrıca senden izin alacak değilim!" "Ben senin kocanım!" Hah. Yine de izin alacak değildim. Durdum. "Ben de senin karınım. Ama ben sana karışıyor muyum?" "Karış! Karış ulan! Gel hayatımın içine et hatta!" Yüzümü buruşturdum. "Türkçe konuşma sen ya! Konuştuğun zaman içinden maço adam tavırları çıkıyor!" Bana yaklaşıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Comunque," Her neyse. Dedi İtalyanca'ya dönüş yaparak. "Konu o herifin her fırsatta sana koşması. Buna izin vermeyeceksin Biricik!" "Neden?" "Çünkü ben öyle istiyorum." "Karın oldum diye her istediğini yapacağım anlamına gelmiyor bu." dedim kolumu onun elinden çekiştirip kurtarırken. "Evlendik ama bu sana güvendiğim inandığım anlamına gelmiyor," Yüzüne yaklaşan bu sefer ben oldum. "Senden hala nefret ediyorum." Yanından çekip gittiğimde artık ne onu ne de Onur'u dinleyecektim. Gerçekler doğrular her neyse kendim öğrenecektim, birilerine inanarak değil. & Sabahki andan sonra Lorenzo'yu görmemiştim, bense kahvaltı yapmak için odaya çıkmış vaktimi odada geçirmiştim ancak öyle çok sıkılıyordum ki. Bir saat içinde eve döneceğiz demesine rağmen işlerinin uzadığını söylemişti. Hâlâ ses seda yoktu. Balkona doğru yaklaştım. Bir zamanlar hapis olduğun otelin VIP süitinden Roma manzarasını izlemek nasıl bir duygu? Daha fazla odada kalmaya dayanamayarak oda kartını aldım ve çıktım. Asansörlere doğru yürürken süit katta olduğumuz için fazlasıyla sakindi. Kollarımı bağlayarak asansör önünde beklerken bir bacağımı öne doğru uzatarak kırmış ritim tutuyordum. Asansör geldiğini belli eden sesle durup kapılarını iki yana açtığında içeriden Lorenzo çıktı. Duraksadım. "Neredesin sen?" Dudakları alayla kıvrıldı. "Karım artık benden hesap soruyor ha?!" diyerek bana doğru yaklaştığında asansörün içinden çıktı ancak asansörün kapıları hâlâ açıktı. "Evet soruyorum. Karın değil miyim?" "Benden nefret eden karım." Yutkundum. "Neredeydin?" diyerek sorumu yinelediğimde bakışlarındaki o muziplik ve sadece bana bakarken oluşan şefkatli bakışları anında kayboldu, yerine sert ve hırçın bakışlar gelince birilerine öfkelenmiş olduğunu hissettim. "İşlerim vardı." "Bu işlerini hep merak ediyorum biliyor musun?" dediğimde kafamı sağa doğru omzuma yatırarak konuştum. Bakışları gözlerimden ayrılmadı. "Sen bu işlere sürüklenmek zorunda değilsin Biricik." "Bana ne zaman Biricik desen ciddi olduğunu anlıyorum ve belli ki bu da canını sıkan bir durum. Benimle paylaşmayacak mısın?" Derin ve keskin bir soluk aldı. Gözlerini yumup açtığında, "Beni manipüle etme!" dedi İtalyanca. "Sana olan zayıf noktamı kullanmanı istemiyorum.: Kollarımı çözüp dikleştim yerimde. "O zaman sen de anlat. Ne işiydi bu?" "Ne yapacaksın ulan? Ha? Söylesene bana ne yapacaksın?" Durdum. Sinirle ayağımı vurup kapıları kapanmış asansörün düğmesine basarak kapıları açtım ve içeriye girdim. "Ne halin varsa gör! Sonra karınım ya ben senim gelip de bana karışma, karışma haddinde bulunma!" diyerek yüzüne bağırdıktan sonra zemin katın düğmesine bastım ve kapılar kapanmak üzereyken Lorenzo ifadesizce yüzümü izledi ve bir anda ellerini kapıların üzerine koyarak ittirdi. Asansör ufak uyarı sesiyle kapıları otomatikman açtı. Sert adımları dev ses çıkarırken kabinin içine girdi ve üzerime yürüyerek beni asansörün duvarına kıstırdı. Neredeyse bedenlerimiz yapışacaktı. "Beni deli ediyorsun... Ama ben halimden memnunum. Beni deli etmen hoşuma gidiyor." "Ruh hastası!" "Senin için ruh hastasıyım." Başımı hafifçe kaldırıp ona baktığımda o da kafasını hafif eğmiş bana bakıyordu. Büyük avucu ince belimin neredeyse çoğunu kaplarken beni sertçe kavrayarak kendine çekti. Şimdi bedenlerimiz yapışıktı işte. "Lorenzo..." Adını söylediğimde bakışları dudaklarıma kaydı sonra yine gözlerimle buluşturunca gözlerindeki hisler yutkunmama sebep oldu. "Bana öyle bakma, asansörde sevişiriz." Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. "Ne?!" "Asansörde sevişmek mi istiyorsun?!" Gözlerimi devirdim. "Bir burada yapmadığımız eksikti." Beni daha da kendine çekince istemsizce avuçlarım giydiği siyah gömleğine ve açtığı düğmeler sayesinde teninden gelen yoğun erkeksi kokusunun ciğerlerime dolmasına neden oldu. "İstiyor musun? İstemiyor musun?" "Sen kafayı yedin!" "Biricik..." Lorenzo daha fazla dayanamamış olacak ki, ona Lorenzo demem ile fitillenen bombayı patlatmış oldum. Dudaklarımız birbirine yapışırken gözlerim ağırca kapandı, dudaklarımı aralayarak onu öpmeye başladım. Gömleğin üstündeki elim yavaşça yukarı çıkarak omuzlarını sahiplendiğinde kafasını sağa yatırarak beni derinden emmeye, öpmeye devam etti. Nefessiz kalacakken anlık geri çekilerek bana nefesinden pay etti ve yeniden dudaklarıma yumularak tüketmeye devam etti. Dudaklarımdaki baskı giderek artarken karnıma dolan o hissi biliyordum. Onu istiyordum. Yine nefessiz kaldığımda bu kez inlememe engel olamadım. İniltim onun daha da harlanmasına neden oldu. Dudakları ateşe tutuşmuş gibi dudaklarımın üzerinde hükümetini sürdürürken gözlerim kendiliğinden kapandı, ellerimi omzuna oradan sürterek ensesine çıktığımda kafasını eğerek beni derinden öpmeye devam etti. Nefessiz kaldığımı fark ettiğimde geri çekildi, hırçın yangın yeri olan gözleriyle bana bakarken dudaklarını yaladı, bakışları dudaklarıma kaydı. "Dudaklarımı kanattın," dedim dilimle dudaklarımı yaladığımda. Metalik kan tadı kusmama neden olacakken göz bebekleri büyüdü. "Delirtme kızım beni." Sıcak nefesi yüzüme dökülürken aramızı çok açmamıştı ki mesafeyi sıfıra indirerek avucunu belime hapsetti. "Daha çok öperim yoksa seni!" dediğinde sessiz kaldım. Yutkunarak gözlerine baktım. Birbirimize bakarken gözlerindeki ihtiras ve tutkunun yanında saf sevgiyi de görebiliyordum. Bazen diyordum... Seninle başka zamanda başka diyarda tanışsaydık sana âşık olur muydum Lorenzo? "Niye öyle derin derin bakıyorsun?" sorusu beni afallatırken irkildim, kendimi geri plana atmak istesem de belimdeki elinin güçlü tutuşu buna izin vermedi. "Na-nasıl bakıyorum?" "Derin. Çok derin." Nefesi yüzümü yalıyordu. Bakışları harelerimde dolaştı. "Aydınlığı sevmene rağmen karanlığa koşacakmış gibi, güneşe sarılacakken ayı öpecekmişsin gibi. Gündüzlerden nefret eder gibi. Gecelerle sevişir gibi." Bugüne kadar bu tür sözlerin, cümlelerin bende bir anlamı olmazdı ama... Neden Lorenzo söyleyince etkileniyordum ben? Alaylı bir tavırla şakaya vurdum. "Doğru söyle, benden gizli bir dergide şiir mi yazıyorsun?" "Ben sana yazıyorum," dediğinde başıma doğru eğildiğinde kafamı sağa çevirdim. Şimdi de gözleri yan profilime yanağıma düşüyordu. "Bakışlarını kaçırma benden." "Aman Lorenzo," diyerek devam ettiğimde elini belime bastırdı. "Biricik..." dediğinde durdum. "Gözlerime bak." Yutkundum artarda. Gözlerimiz kavuştuğunda, "Ne görüyorum?" Allah kahretsin ki beni ne kadar çok sevdiğini. Keşke beni çok sevmesen Lorenzo. Beni hiç sevmesen. "Hiç." Tek kaşı kalktı. "Hiç?" Başımı salladım silikçe. "Hiç." Burnundan alayla güler gibi oldu ama yapmadı. "Bavulunu hazırla. İki saate kalmaz bu ülkeyi terk etmiş olacağız." Bu kez tek kaşımı kaldıran ben oldum. "Terk etmek derken?" "Bir süreliğine buralarda olmayacağız demek" "Sen yokken kim ilgilenecek?" "Aa o ne demek sevgili karım? Ortağımız Onur piçi var ya," Dişlerimi sıktım. "Ona böyle seslenme." Kaşları derinden çatıldı. Öfkelenmişti. "O benim abim." "Sikmişim abini." Beni bırakmadan öfkesini sundu bana. "O senin abin değil ve hiçbir zaman da olmayacak. Bunu sen de ben de o piç de çok iyi biliyor." Yutkundum. Onur benden hoşlanıyordu biliyordum. Farkındaydım. Ama bunun bir değeri yoktu gözümde. Söylesene ona mı aşıksın, Lorenzo Cassalini'ye mi aşıksın? İrkilir gibi başımı sallayarak hızla kendimi geriye attığımda asansörün kapıları açıldı, oda servisi için arabayı süren garson bize baktı ancak alık alık bakması yalnızca birkaç saniye sürmüştü. "Sorry, Mr.Cassalini," İngilizce konuştuğuna göre yeni biri olmalıydı, otelde genelde İtalyanlar dışında birini görmek zordu. Ya da aksanlı İngilizce ile konuşan birini. Lorenzo çocuğun ona saygıyla durmasına bir şey demeden yanından geçip giderken bileğimden sıkıca tutarak beni asansörden çıkardı. Lobi katındaydık. Koridorda yürüyerek ortak alana geldiğimizde kolumu çekerken onu durdurdum. "Ne yapıyorsun? Çocuğunmuşum gibi bir oradan bir buradan. Çekiştirip duruyorsun Lorenzo." O da fark etmiş gibi bileğimi bırakırken durdu. Burun kemerini sıktı. "Tamam." Gözlerimi devirip lobi katında gezdirdi. Sakin gözüküyordu. Dudaklarımı yalayıp ona yaklaştığımda ağzını aralayıp konuşmaya başladı. "Eşyaların hazır olsun Biricik iki saat sonra otelin önünde bizi almaya gelecekler." Başımı tamam dercesine sallarken kolundan tutup durdurdum. "Ben..." dediğimde gözlerini bir milim kaydırmadan doğruca gözlerime baktı. Uzun saniyeler konuşmadığımda, "Evet sen?" Bu dikkatli bakmasa olmaz mıydı? "Özür dilerim. Sana bazen haksızlık ediyorum ve bunun-" Burundan soludu. "Bazen mi?" Gözlerimi yumup açtım. "Sana böyle davranmam benim elimde olan bir şey değil Lorenzo beni bu hale getiren senden." Sessiz kaldığında yine o defterleri açıp konuşmak istemediğimi fark ettim. Yutkundum. "Eşyalarım vardı... burada. Aşağıda." dediğimde direkt, "Hayır," diyerek kestirip attığında bana sırtını dönüp sert adımlarıyla yeri dövmeye başladı. Peşinden hızlı hızlı yürümeye başladım. "Lorenzo bir dinle!" "Neyi dinleyeceğim?!" Ani hareketiyle bana döndüğünde durdum. "O kadının yanına gideceksin, uzun zamandır onunla konuşmak istediğini biliyorum! Benim anlamadığım, Biricik, sen nasıl sana böyle yalanlar söyleyen bir kadınla görüşebiliyorsun?" Nurgül annem... Onu düğün gecesinde beni kolonların arasında izlerken bana hayal kırıklığı ile bakarken görmüştüm ve o dakikadan sonra içimde hep bir huzursuzluk vardı. "Çünkü o beni hayatta tutan tek kadın. Sen beni böyle karşında görebiliyorsan o kadına borçlusun. Çünkü beni o pis işlere yapmaya zorlayanların önünde bir bariyerdi. O beni korudu, sevdi, baktı, büyüttü. Yalanlar söylese bile altında mantıklı bir neden vardır!" "Ona bile güveniyorsun bana gelince güvenin g'si bile yok! O sana dilediği gibi yalan söyleyebilir kandırabilir! Çünkü senin iyiliğin için yapmıştır değil mi? Bense senin kötülüğünü düşünen kötü bir adamım değil mi?!" Sert sesiyle lobiyi inletiyordu ama bu umurumda değildi. Yüzümü buruşturdum. Bu kadar tartışmamıza yorulmuştum ben artık. Sürekli kavga sürekli tartışma... "Lorenzo ben yoruldum," dedim. "İnan yoruldum. Biz seninle sürekli tartışacak mıyız?" Sessiz kalarak yüzüme doğru yaklaştığında konuştu. Yine de sert sesinden ödün vermemişti. "Bunun senin söylemen ne kadar komik Biricik?" Kaşlarım çatıldı. "Her seferinde benden nefret eden bana güvenmediğini dile getiren sensin. Bu evliliğin formalite olduğunu da biliyorum ama yanıma giriyorsun, benimle uyuyorsun. Bazen bana öyle bir bakıyorsun ki," Nefesim kesilecek gibi oldu. "Çelişen sensin. Tezat olan sensin. Yoran sensin." Durdu. "Karar ver. Beni istiyor musun istemiyor musun?" "Seni istemeye mecburum." Alayla güldü. "Hadi ya?" "Lorenzo bak sen de farkındasın ama o geçmişte bana yaptıklarını unutamam," işaret parmağımı şakağıma dayadım. "Hepsi burada. Her bir anı, her bir saniyesi. Söylesene unutabilir miydin sen? Benim yerimde olsaydın sana eziyetle çekmiştir kötü davranmış birine iyi davranabilir miydin? Her şeyi sineye çeker miydin?" "Sus!" Yutkundum. "Benden de bekleme bunu o zaman Lorenzo." Soluklandım. "Bana zaman ver. Tüm bunları sindirebilmem için zaman ver." Başını salladı. Bakışlarını gözlerime çıkarınca, "O kadını yanına gitmeyeceksin"," dedi konuyu değiştirerek. "Beni senden alan, hayat damarımı koparan bir kadının gitmeyeceksin sen!" Kaşlarını kaldırıp indirdi. "Tamam mı Biricik?" Hiçbir şey demeden gözlerine bakakaldığında bana son kez bakarak bu sefer kesin arkasına döndü ve hızlı adımlarla gözden kayboldu. Şimdi nereye gidiyordu? Ne yapacaktı? Hiçbir şey söylemeden beni lobide yalnız bırakırken gözlerimin dolacağını sandım. Zor bir adamdı Lorenzo Cassalini. Keza sevgisi de öyle. Kördüğümdü ve ne olursa olsun ben o düğümü çözemiyordum. Yine de Lorenzo ile inatlaşmak istemediğimden değil, gerçekten Nurgül abla ile konuşmak istediğimden aşağıya inecektim. Günler sonra ilk defa oraya inecektim belki germişten anılarımı hatırlatacaktı bana ama yine umurumda değildi. Hatta Martina ve Enrico ile karşılaşmak umurumda bile değildi. Gizli kapıdan geçip asıl kapıyı araladığımda yine kızların orta yerde gülerek dans ederek eğlendiklerin gördüm. Gözlerim hızla etrafı taradı, kalabalıkta onu ararken henüz kimse beni fark etmemişti. Ta ki basamakları inip düzlüğe geldiğimde Sarah beni fark edip elindeki telliyi bırakıp yanıma geldi. "Sandra!" Gözleri sevinçle parladı. "Hoş geldin. Sen nerelerdeydin? Enrico'nun seni öldürdüğünü düşümdüm! Aklım çıktı!" diyerek bana hızla sarıldığında diğer kızlar da oynamayı bırakarak yanımıza geldiklerinde etrafımızda bir çember oluşturmuşlardı. "İyiyim ben Sarah." "Emin misin? Sandra kaçtı dediklerinde inanmamıştım o Martına karısına ama senden uzun süre ses çıkmayınca doğru olduğunu düşündüm." Evet kaçmıştım doğruydu. Hatta yakalanmıştım ve az kalsın da ölüyordum. O an gerçek yüzüme bir kez daha çarptı. Lorenzo beni kurtarmıştı. "Martina yakaladı zaten beni. Sonra bir depoya götürüp yangının içinde beni ölüme terk etti." Sarah ve diğer kızların gözleri iri iri olurken bir ses işitildi. "Ne dedin sen?" Nurgül abla. Bakışlarım direkt onu bulduğunda yutkundum. Bana inanamaz bakışlarla geldiğinde, "Nurgül abla," dedim. İçimdeki özlem sesime yansırken. "Ne dedin sen Biricik? O kadın seni öldürmek mi istedi?" Başımı salladım yavaşça. "Ama iyiyim, buradayım hayatayım." Hüzünle gülümsedim. "Görüyorum. Kocanla çok mutlusun herhalde?" Kaşlarım çatıldı. Sarah, "Sen evlendin mi ne ara nasıl? Anlat hemen." Derken diğer kızlar da ona benzer şeyler söylediklerinde Nurgül abla seslerini kesti. "Ben size söyleyeyim," dedi İtalyanca. "Kocası, buranın genelevin sahibi, Lorenzo Cassalini." Ellerim yumruk olduğunda Nurgül ablanın bana bu kötülüğü neden yaptığını anlamak istiyordum. Bakışlarını kalabalıktan çekerek direkt bana sabitlediğinde gözlerindeki ifade şok olmama yetti. "Bizi buraya mahkûm eden adamın karısı." Lorenzo... Lorenzo değildi ki ama o. "Lorenzo değil. Salva'ydı!" Nurgül abla gülümsedi ama sahici değildi ve sen aptalsın der gibiydi. "Ah benim saf kızım ah benim biriciğim... Suçu elbet başkasına atacaktı?" İçimdeki öfke tohumu giderek büyürken Nurgül ablaydı onu sulayan. "Salva ne bilsin. Buradaki tüm pisliklerin sorumlusu senin kocan olacak o adam. Cassalini'lerin lideri, her türlü pisliği yapan o adam." "Onun hakkında böyle konuşamazsın." Şaşkınlıkla bana bakakaldı. Kızlar zaten sus pus olmuş vaziyette bizim aramızdaki gerginliği izliyorlardı. "Sen yoksa aşık mı oldun? Korktuğum başıma mı geldi benim?" Cevap vermeyip sessiz kaldığımda, gözlerindeki yıkımı gördüm. Yavaş adımlarla yürüyerek aramızdaki mesafeleri kapatırken birden sağ yanağıma tokat atmasıyla kafam yana düştü. Tokatın bana verdiği şokla kızaran acıdan sızlayan yanağımı tutarak önüme düşen saçları itekleyerek başımı kaldırdım saniyeler geçmeden. Nurgül abla dik durmuş vaziyette attığı tokadın bilincinde karşımda dikilirken kaşlarım çatıldı. "Benim senin gibi bir kızım yok." "Babamın metresisin. Beril senin kızın. Sen çok mu sütten çıkmış ak kaşıksın Nurgül Hanım!" diye bağırdığımda yanağımdaki tokatın bıraktığı izin varlığını unutmaya çalışarak karşısında diklendim. "Sen çok mu temizsin? Çok mu peygambersin ha söylesene bana? Senin yediğin naneleri bir ben biliyorum ben bir ben!" derken avucumun içiyle göğsüme vuruyordu. "Ama sen ne yaptın benden sakladın. Söylemedin. Bunu yapma lüzum bile görmedin. Beni kandırdın yıllarca. Annemle en yakın arkadaş olman... Sen-" ona tiksinerek baktığımda söyledikleri yalanlamadı. Demek ki doğruydu. Buraya her şeye rağmen içimdeki o küçük umuda tutunarak gelmiştim ama görüyorum boşaymış meğer. "Ben seni savundum her şeye rağmen kocam da olsa o adam dediğin Lorenzo'ya seni savundum. İçimdeki bir ses Lorenzo doğru söylüyor Lorenzo haklı dese bile ona tamamen inanamadım ben yine san ageldim ya. Sana geldim ve sen bana... bana yaptığına bir bak!" yüzündeki ifade giderek renk değiştirirken kireç gibi olduğunun farkındaydı. İfadesi donmuştu. "Madem benim gibi bir kızın yok, zaten hiç olmamışım belli, benim de senin gibi manevi annem manevi bir ablam yok. Her şeye rağmen seni be kızları buradan kurtarabilmek ve o Salva denilen Enrico Martina artık kim varsa onlardan intikam almak için onunla evlenmişken senin bana şu söylediklerin... Diyorum ki şimdi, hayatımda yaptığım en iyi şey Lorenzo ile evlenmek oldu. Onun sayesinde gözlerim açıldı." Beni soluksuz sonuna kadar dinlerken bakışlarımı Sarah'a oradan diğer kızlara çevirdim. "Hepinizden özür dilerim." Diyerek arkamı döndüğümde kapıdan çıktığımda Martina ve adamları ile karşılaştım. Şimdi onunla uğraşacak havamda değildim. Yanından sessizce gidecekken buna izin vermeyip önümü kestiğinde gözlerimi devirdim. Arkamdaki korumalara bakıp bana baktı. Alayla güldü. "Sen baya buraların kraliçesi olmuşsun. Biricik Cassalini. "Diyerek adımı küçümsediğinde kollarımı bağlayarak dudağımın kenarını kıvrıldı. "Bir daha söylesene Martina? Biricik Cassalini mi?" dediğimde durdu. "Ne havalı ama değil mi? Eee Cassalini olmak kolay değil." Yüzündeki ifade yüz seksen derece dönerek değişirken koluma yapıştı birden. Hamle yapmadım. "Ama bu kraliçeliğin kısa sürecek ve yerine başka biri geçecek tatlım." "Senin o tatlı diyen dilini emir versem iki saniyede keserler." Kolumdaki elini tiksinircesine iterken kurtardım. "Sen hala kendi kendine gelin güvey olmaya devam et." Diyerek yanımdan geçtiğimde koridorda ilerleyerek üst kata çıktım. O an peşimden gelen korumaya dikkat kesildim. Duraksadım. Bana kapıyı açan, aşağıya girmemi sağlayan adamdı bu. "Sen niye peşimdesin?" "Bay Cassalini peşinizden ayrılmamanızı söyledi efendim," dedi ellerini önünde bağlayarak. Ağır bir aksanı vardı. Büyük ihtimal İspanyol'du ve Katalanca bildiğini tahmin ediyordum. Üzerindeki siyah takımı, kulağındaki tek kulaklık ve sert duruşu ile irikıyım bodyguardlar benziyordu. "Anladım." Dedim kısa keserek. "Bay Cassalini eşyalarınızı çoktan arabaya yerleştirdi," hah bir de bana diyordu oysa kendisi bana gebermeyerek işini garantiye almayı çok seviyordu belli ki. "Sizin sadece yapmanız gereken," Anlık kolundaki saate bakarak konuştu. "Birazdan otelin önüne gelecek arabaya binmeniz efendim." "Tamam," dedim ve durdum. İsmini bilmiyordum bu adamın. "İsmin neydi?" "Frank efendim." "Pekâlâ Frank." Dedim ve önden yürümeye devam ederken biri ismimi bağırdı. "Biricik!" Adımlarım duraksadığında arakam döndüm. Lorenzo'ydu. Ne ara gelmişti? Yanıma hızlı adımlarla geldiğinde konuşmaya devam edecekti ki, bakışları yanağıma kaydı. Kaşları hızla derince çatıldı. Saçlarımla kapatmak ondan uzağa kaçmak istesem de buna izin vermeyip birden çenemden sertçe kavradı, bunu yaparken canımı yakmamıştı. Kafamı yana çevirdiğinde artık yanağım tamamen meydandaydı. "Bunu." Dişlerini sıkıyordu. Tısladı. "Sana. Kim yaptı?" "Lorenzo-" "Cevap ver bana!" "Kimse-" "KİM YAPTI SÖYLE! SÖYLE BELASINI SİKEYİM SÖYLE!" Sert sesi kulaklarımı acıtırken, gözlerine baktım başımı eğerek. Parmaklarımı hızla çenemden çekerek, "Sakın bana o gözlere bakma!" diyerek birden arkasına döndüğünde o an nereye gideceğini anladım. Ben de peşinden koştururken," Lorenzo dur yapma lütfen! Lorenzo!" dememe rağmen beni duymuyordu. Alt kata inip kapı önünde nöbet tutan o adamlara yaklaştığında tahminimde haklı çıkmıştım. "Aç kapıyı." Kapıdaki adam emre hemen itaate ederek kapıyı açarken adama bir baktı. "Karımı sen aldın içeriye değil mi?" dediğinde adamın bakışları anlık bana dokundu ardından Lorenzo'ya baktı. "Evet efendim. Onun istekleri sizin istekleriniz demiştiniz. Ne isterse eyerine getirmemizi emrettiniz." Lorenzo, "Güzel," demesine rağmen yüz ifadesi hiç öylesi söylemiyordu. Bakışları tehlikeliydi. Birden belindeki silahı çıkarıp adamın topuğuna sıktığında, adam acıyla inleyerek iki büklüm odu. "Her şeyden önce onun saçını bir teline bile zarar gelmeyecek dedim!" diyerek sesi koridoru inletirken içeriğe gittiğinin d farkındayım. Şokla yaptığına bakakalırken, adamı umursamadan demir kapıyı sertçe iterek duvara çarptı ve kızlar çığlıkla yanlara kaçtıklarında Nurgül abla ortada duruyordu. Lorenzo'nun tam karşısındaydı. Karşı karşıya duruyorlardı. "Sensin ona vuran değil mi?" "Hoş geldin Lorenzo Cassalini!" dediğinde Lorenzo birden Nurgül ablanın boynuna yapıştı. Yerimde bağırarak ona doğru koşacakken Lorenzo'nun kafasının çevirmesi ve yandan bakması ile adamların kolumdan tutmaları bir oldu. "Ne yapıyorsunuz? Bıraksanıza!" Debelendim. "Lorenzo yapma!" "Bir daha ona el kaldırdığını göreyim," Ses tonu... "Duymam da yeterli. O zaman ona vurmak için bir elin olmaz." Diyerek kadını geri itekleyerek bıraktığında Nurgül abla öksürerek derin hırıltılı nefesler aldı. Yutkundum. Eski Biricik olsa hemen yanına koşar ve Lorenzo'ya karşı diklenirdi ama şu an... Olduğum yerden kımıldayamıyordum. Lorenzo umursamaz ifadesiyle bana dönüp bileğimi sıkıca kavrayıp basamaklara yöneldiğinde bağırdı. "Çok pişman olacaksın!" Durdum, omzumun üzerinden arkaya doğru ona baktım. Boğazını tutuyor acı içinde yüzüyle bana bakıyordu. Dudaklarım burukça kıvrıldı. "Lorenzo," dedim ona bakıp Lorenzo'ya hitaben konuşarak. "Benim burada bir işim, bağım kalmadı. Gidebiliriz." Diyerek elinden sıkıca tuttuğumda Lorenzo anlık şaşkın bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Ona rağmen sert duruşundan ödün vermeden yukarı çıktık. Lobiye gelerek otelin çıkışına doğru ilerlediğimizde Lorenzo adamlara onlara bakmadan İtalyanca emirler yağdırmış ve kapı önüne gelen Rand Land Defender'e beni bindirerek ardından kendisi binmişti. Arabada yalnız değildik. Şoför de vardı. Normalde arabalarını kendisi kullanan bir insandı Lorenzo. Yolculuk boyunca hiç konuşmadık. Deli gibi onunla konuşmak istesem de sinirli olduğunun bilincindeydim ve en azından gideceğimiz yere kadar sessiz kalmak iyiydi. Geçen dakikaların ardından araç bir marinanın önünde durduğunda Lorenzo benden önce inerek ben de kapımı açtım ve iniyordum ki yanımda bitti. Elini uzattığında gözlerine baktım. Gözbebekleri harmanlanış karışık duygular barındırırken bile beni seviyordu. Öfkeliyken bile öfkesini benden sakınacak insandı Lorenzo. Elini tutarak araçtan indiğimde sıkıca parmaklarını parmaklarımdan geçirdi. "Nereye geldik?" dedim gözlerim güneşten dolayı kısılırken. Az öncekine nazaran düşük ve yumuşak sesiyle, "Gel benimle." Dedi ve ona uyarak o önde ben biraz arkasında el ele kıyıya yürümeye başladık. Marinanın ucunda bağlı tek bir yat vardı. Diğerleri ondan uzakta duruyordu. Yat oldukça büyüktü ve en az üç katlı olduğunu tahmin ediyordum. Köprüye çıktığımızda ve o yata doğru yürümeye başladığımızda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Gerçekten o yata gidiyorduk.  "O üç katlı yüksek yat bizim mi?" diye şaşkınlıkla ve merak dolu sesimle sorduğumda yandan bana baktığını hissettim ve ona döndüm. "Beş katlı ve bizim." Dediğinde yatın önündeki iki harf şaşkınlığımı katlamaya yetmişti. B&L. Küçük bir de mavi kelebek vardı. Lorenzo önden binerek eliyle beni de bindirdiğinde kaptanla kısa bir konuşma yaptılar ve kaptan demiri çekmek için güverteye gitti. O sırada geriye kalan yatın diğer çalışanlarıyla tanıştım. Bir haftalık sürecek gemi seyahatimizde bize eşlik edeceklerdi. Çalışanların Türk olması ise gözümden kaçmamıştı. Lorenzo beni hepsiyle tanıştırdıktan sonra yatı da dolaştırdı ve en son odamıza geldiğimizde bana kıyafetlerimi de gösterdim. Kaşlarım çatıldı. Eşyalarımı hazırlattığı dediği yeni kıyafetler alması mıydı? Kırmızı bir bikiniyi elimde tutarken havaya kaldırdım ve köşedeki berjere oturmuş gömleğin kenarlarını kıvırmış, bir bacağını diğer bacağının üzerine koymuş vaziyette beni izleyen Lorenzo'ya tek kaşımı kaldırıp baktım. "Bu muydu eşyalarını aldım dediğin?" "Değişiklik her zaman iyidir," dedi yüzük taktığı işaret ve orta parmağı dudaklarında dururken. Yutkundum. Neden bu hali gözüme feci şekilde seksi gelmişti? "Havuza girmek istersin ve hava oldukça sıcak," Yerinden çevikle kalkarak yanıma gelirken üzerine ikinci deri gibi yapışmış gömleğinden belli olan kaslarından bakışlarımı kaçırdım. Ona bakmak, fena şekilde bacaklarımı birbirine bastırmama neden oluyordu. "Hm." Demekle yetindim sadece. "Giyerim bir şeyler." Diyerek bakışlarımı yatağın üstündeki birçok çeşit bikini, plaj elbisesi, falan giysilere kaydığında Lorenzo yanımda bitti. Belimi kavrayıp beni kendisine çektiğinde başımı ona çevirdim. "Her an seni delicesine arzuluyorum, normal mi bu?" Güldüm. Kollarımı omuzlarına koyarak ensesinde birleştirdiğimde parmak uçlarım onun saçlarına değiyordu. "Sana göre normal." "Bence yalnız değilim," dudakları boynuma yöneldi. Kulağımın dibinde onun sıcak nefesini hissedebiliyordum. "Sen de beni delicesine arzuluyorsun." "Hıhım aynen Lorenzo," dedim başımı çevirirken. En nihayetinde ondan kaçtığımı anlamış gibi beni serbest bırakarak odamızın içinde bulunan banyoya girdi. Ben ise üzerimi değiştirip saçlarımı topladım ve güneş gözlüğümü takarak onu beklemeden odadan çıkmıştım. Havuzun güvertede yani en üst katta olduğunu öğrendikten sonra hemen çıkmamıştım. Biraz yatı gezerek neyin nerede olduğunu öğrendikten sonra en üst kata geldiğimde Lorenzo daha ortalıkta yoktu ancak uzaklardan hoş bir müzik sesi geliyordu. Gemi çoktan yoluna çıkmış, Akdeniz'in sularında yüzüyordu. Gölgeler içinde uzaklarda kalan İtalya'ya baktım. Bir dakika... Ben sonunda İtalya'dan çıkabilmiştim. Belki de Yunanistan'a gittikten sonra Türkiye'ye de gidebilirdim. İçimdeki ses bazı şeyler için geç olduğunu söylese de hayır benim için hiçbir şey geç değildi. "Biricik..." Lorenzo'nun sesini duymam ile arkama döndüm. Bana efsunlanmış gibi bakarken bakışları birden üzerime kaydı ve kaşları çatıldı. Harelerinde yine o hissi yakalarken gözlerimi devirmek istedim. "Siktir! Bu ne?!" Üzerimde gayet normal bir bikini vardı ve plaj elbisesi giymişti. Hava dediği gibi felaket sıcaktı ve plaj elbisemi çıkarı şezlonglardan birinin üzerine attım. "Neye benziyor? Bikini?"  "Üzerinde wet mi yazıyor onun?" Baktığı yere bende bakarken nereye baktığını fark ettim bu dudaklarımı ısırmama neden oldu. "Evet yazıyor ne olmuş?" derken yürek yemiş gibiydim. Hırladı. "Ne mi olmuş?" Beni sertçe kendine çekerek bedenlerimizi yapıştırırken, bir eli avucunun içiyle orama dokunduğunda inleyecek gibi oldum. "Bu oluyormuş." "Lorenzo..." dediğimde kendimi geri çektim. "Yapma." "Gece göreceğim seni," dedi tehlikeli gülümsemesiyle. Tek kaşımı kaldırdım. "Hm, gör o zaman. Görebilirsen. Çünkü ben bu gece film izleyeceğim." Dedim aklıma ilk gelen bahane ile. Tek kaşı attı. "Ne filmiymiş o?" Durdum. Ne filmi sahiden? "Grinin Elli Tonu mu?" "Hah." Diyerek onu alaya aldığımda kollarımı göğsümde bağladım. "Shrek izleyeceğim! Sen sıkılırsın." "Shrek? Güzel." "Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Ne ne?" "Sen sevmezsin. Sıkılırsın dedim. Animasyon filmi o bir kere." Yüzüme yaklaştı. "Aksine hikayesini senden daha iyi bildiğimi kanıtlarım. İzleyelim, güzel olur," Geri çekildi. "Bu sayede aşkın değerini anlarsın." Bakışlarım kısıldı. "Ama benim de bir şartım var." Kaşlarım çatıldı. "Neymiş o?" Dudakları sinsice kıvrıldı. "Akşam filmden sonra öğrenirsin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD