18.Bölüm

2872 Words
Gözlerimi Lorenzo'dan ayırmazken, o da benden ayırmadı. Yutkundum. Ne yapmaya çalışıyordu, ne istiyordu artık onu anlayamıyordum. Kaşlarım düzeldiğinde dudaklarımı burukla büzdüm. "Bir gün..." dedim yavaşça konuşmaya başladığımda. Gözlerimi gözlerinden ayıramıyordum. Dudaklarımı yalayarak, devam ettim. "Bir gün ayaklarıma kapanacaksın. Yalvaracaksın bana. Ama ben sana bakmadan yoluma devam edeceğim." Kaşları çatılır gibi oldu ama çatmadı. Tepkisizce beni izliyordu. "Gözlerine bir daha bakmam için yalvaracaksın," Yüzüne yaklaştım. "...Lorenzo." Lorenzo hiç bir şey demeden suratıma bakmaya devam ederken bir adamın sesini işittim. "Ne oluyor burada?!" İtalyanca konuşmuştu ve gözlerim ona kayınca bir Onur'a bir Lorenzo'ya baktığını fark ettim. Kollarımı bağlayarak bu adamın kim olduğunu düşünürken adam seri adımlarla Lorenzo'nun yanına geldi. "Sen ne yaptın Lorenzo?!" Lorenzo halen gözlerini benden ayırmadan konuştu. "Yapmam gerekeni," Kafasını çevirdi. "Salva!" "Dannazione! Sen delirdin mi?!" Eliyle yerden onu kaldırmaya çalışan kıza ve Onur'a baktım, Onur eliyle iyiyim dercesine hareket yaparken kız onun kolunu serbest bıraktı. "Adam bizim yeni ortağımız!" Onur'un otele ortak olmasına mı yoksa Lorenzo'nun yanındaki bu adamın Salva olmasına mı şaşırmalıydım? Lorenzo demişti. Senin kardeşin Salva yüzünden öldü! Benim kardeşimin katili Salva denilen, şu anda karşımda dikilen adamdı. Belki Lorenzo'ya ilk defa bu kadar içten inanıyordum ve onun doğru söylediğini hissediyordum. Salva ona baktığımı fark etmiş gibi, gözlerini bana çevirirken gözlerindeki his beni rahatsız etti. Kaşlarını çattı, boydan boya beni süzdü. Ardından dudakları yana kıvrılarak sinsice baktığında Lorenzo'ya hitaben, "Kadınım dediğin," Ellerini pantolonun cebine soktu ve beni küçümsercesine süzmeye devam etti. "Dediğin bu bayan olmalı?" Bir adım öne çıkarak öfkeyle konuştum. "Sana ne." Lorenzo araya girerek koluma dokunduğunda elini bileğime sardı, sıkıca avucuna hapsetti. Salva'ya dönerek, "Ona bakmayı kes." Bakışları bizi izleyen Onur'a kaydı. "Bu yavşağın ne sikime ortağımız olduğunu açıkla bana!" "Hemen sinirlenme Batman!" "Salva!" "Derdin ne bilmiyorum, Biricik'in nesisin tam olarak bilmiyorum ama," dedi Onur Lorenzo'ya doğru bir adım atarak. "Ona bu ettiğin lafı duydum, bu şekilde davranamazsın!" Lorenzo avına yaklaşmak ister gibi ürkütücü bakışlarını Onur'a diktiğinde bir adım öne çıkararak beni arkasına aldı ama halen bileğimi bırakmadı. "Bak sen, karıma nasıl davranacağımı sana mı soracağım?!" Onur yutkunarak öfkeyle Lorenzo'ya bakarken, yeni bir kavganın başlamasına engel olmak için araya girdim. "Henüz evli değiliz. Yani, kocam değil." Lorenzo bir hışım bana bakarken gözlerinden alev fışkıracak sandım. Onur bana bakış atarak Lorenzo'ya döndü. "Böyle bir adam kocan... olmasın da zaten." Lorenzo dayanamayarak beni saldığında Onur'a kafa atarak yeniden yere serdiğinde üzerine çıkıp yumruklarını vurmaya başladı. Koluna dokunarak onu zapt etmeye çalıştığımda, "Yeter artık Lorenzo!" Geri çekildiğinde nefes nefese bana dönerken, "Kendine gel! Ne yaptığını zannediyorsun?!" Lorenzo yüzüme yaklaşarak, "Bu herif bir daha sana yaklaşırsa," Gözlerindeki tehditvari bakışları gördüm. "Onu çölün en ıssız kumlarına gömerim! Cesedini de değil, diri diri gömerim!" Tehdit kokan sesi ve bakışlarından kendimi çekmek istemesem de hipnoz olmuş gibi yüzüne bakakaldım. O ise bakışlarının benden kopararak yeniden bileğimi sahiplendi ve Salva'ya dönerek, "Bu meseleyi sonra konuşacağız." Salva karşısında pişkin pişkin gülümsüyordu. Onur'la kavga etmelerinden zevk almış gibiydi. "Hay hay Batman." Kimseyi umursamadan arkasını döndüğünde otelin çıkışına doğru yürümeye başladı, beraberinde beni de sürüklüyordu. "Lorenzo..." dedim daha fazla beni tutmasına dayanamayarak. "Lorenzo!" Seslenmeme aldırış etmeden beni dışarıya kadar sürüklediğinde onu iterek kolumu geri çektim nitekim ki şanslıydım bileğimi kurtarabilmiştim. Kızaran,, moraran bileğime bakarak ovaladığımda ona tiksinç nefret ve kızgın dolu bakışlar attım. "Sen gerçekten kendinde değilsin!" Bakışları bileğime takıldı, yumuşar gibi olsa da duruşundan taviz vermedi. "Yürü Biricik!" Ağzımı açıp bir ton laf sayabilirdim ama yapmadım. Başımı iki yana salladım. "Ben gelmiyorum," demekle yetindim sadece. otelde işim bitmemişti. Nurgül ablayı görmem gerekiyordu. Onunla konuşmam gerekiyordu. "Gelmiyorsun?" dedi Lorenzo soru değil de dediğimi tekrarlar gibi. Tehditvari bakışlarını üzerimden çekmezken yüzüme doğru yaklaştı. Kolunu kaldırıp içeriye işaret ettiğinde, "Burada kalıp seni arkandan bıçaklayan insanlarla muhabbet mi edeceksin?" Gözlerimi yumup açtım. "Bağırma." Nefeslenerek geri durdu. "Elbette oturup keyif kahvesi içecek değilim! Sadece..." Bakışlarımı ondan çektim. uzağa bakarak yutkundum. "Nurgül ablamla konuşmam gerekiyor." "En çok sırtından bıçaklayan o!" "Beni kışkırtma!" Aniden ona döndüğümde üzerine yürüdüm. Otelin girişinde durmuş karşılıklı Türkçe konuşuyorduk, elbet çevredekilerin dikkatini çekiyordu bu. "Salva konusunda sana inanıyorum," Bakışları hızla gözlerimi buldu. "Ama Nurgül abla... Nurgül abla bana böyle bir şey yapmaz." Lorenzo başını iki yana sallayarak sinirle güldü. "Safsın!" "Kes sesini! Bilmiyorsun, hiç bir şey bilmiyorsun sen!" "Bilmeyen sensin!" deyip üzerime yürüdüğünde yüzlerimiz arasındaki mesafe yok denecek kadar azdı. Ani bir hareketle yükselse dudaklarıma yapışabilirdi. "Enrico Faik abiyi vurdu çünkü seni bulmamı istemiyordu. Nurgül abla sessiz kaldı çünkü sana ulaşmamı istemiyordu. Salva ve diğerleri... Düşmanım kimse bu işin arkasında kim varsa sana ulaşmamı istemediler. Neden biliyor musun? Çünkü seni bulursam bu oteli başlarına yıkacağımı biliyorlardı." Duruldum. "Ama öyle bir şey yapmadın?" "Yapmadım çünkü zamanı gelmedi." Elleri birden yüzümü buldum, yanaklarımı avuçlayarak gözlerimin içine baktı. "Seninle evlenmek istememin nedeni buydu. Seninle birlik olup onlara bu bedeli ödetmek. yanlarına kar mı kalsın istiyorsun?" Bakışlarımı kaçıracak gibi olsam da yapmadım. "Biricik..." dedi ben konuşmadan evvel. "Senle ilk karşılaştığımız andan itibaren konuşamıyoruz farkında mısın? Sürekli bağırışıyoruz sürekli birbirimize bir şeyler ispatlamaya çalışıyoruz... Ben bunları yapmak değil senin gözlerinin içine bakarak seni nefessiz kalana dek delicesine öpmek istiyorum. Saçlarını okşamak bileğime dolayıp içimde kaybolmak. Tenini sevmek yaralarını sarmak," Bir eli kızaran bileğimi buldu. "Ama sen benden kaçıyorsun kaçmadığın zamanlarda ise beni dinlemeyip kafanda yarattığın Lorenzo yüzünden bana yükleniyorsun." Bakışlarımı kaçırdım. Çenemi kavradı. Artık bakışları sert tehditvari değil de yumuşak bakıyordu. Baş parmağı çenemi sevdi. "Beni dinle anla istiyorum Biricik, çok mu şey istiyorum?" Durdum. "Evet." Gözlerime baktı. "Çok şey istiyorsun Lorenzo. Seni sevmemi istiyorsun ve bu benim için çok." "İstemiyorum bunu dile getirmedim bile-" "Getirmene gerek yok, gözlerin yetiyor." Ademelması hareketlendi. Bir kaç saniye gözlerime dalıp gittiğini anladığımda kafamı onun tutuşundan kurtararak geri adım attım. "Bir konuda haklısın, birlik olup bedel ödetmek konusunda. Ortak paydada buluşabiliriz." Ellerimi kollarıma sardım. "Ama bu iş bitince de boşanırız." Dik durdum. "Kabul ediyor musun?" "Hayatından çıkmamı mı istiyorsun?" "Evet." dedim kararlılığımdan ödün vermeden. Lorenzo bir kaç dakika konuşmadan öylece baktı bana. "Kabul." İşte bu beni şaşırtmıştı. "Ama seninle bir anlaşma imzalayacağız ve benim belirlediğim bir süre boyunca evli kalacağız." "Umarım bu süreyi ömür boyu yapmazsın?" Dudakları kıvrıldı. "Merak etme ikimizi de her açıdan tatmin eden bir sözleşme olacak." "Umarım Lorenzo, nedense sana inanmak istiyorum." "İnan Biricik bana artık inan." Durup onun yanından geçtiğimde çok geçmeden o da peşimden geldi. Arabası ilerideydi. Önden ilerlerken birden kolumdan çekildim ve dudaklarımda hissettiğim baskı ile neye uğradığımı şaşırdım. Kaşlarım çatılırken saniyeler sonra Lorenzo geri çekilerek yüzüme baktı, çok mesafe koymamıştı aramıza. Kollarımı kavrarken gözlerime baktı. "Özür dilemeyeceğim ama sabahtan beri seni öpmek istiyordum." Sinirle kollarımı ondan çekip kaşlarımı çattım. "Bir de utanmadan özür dilemeyeceğim diyorsun?" Sırıttı. "İnkar edebilir misin Biricik?" Sıcak nefesini dudaklarıma vurdu, bir eli belimi bulurken dudakları kıpırdandı. "Sana dokunmamı sevdiğini, delicesine beni arzuladığına inkar edebilir misin?" Yutkundum. Edemezdim. Çünkü onu delicesine arzuluyordum ve şu an nemlenen bacak aram bunun kanıtıydı. Bir şey demeden bakışlarım Lorenzo'nun omzunun üstünden otelin girişine kaydığında Onur'u gördüm. O beni henüz görmemişti ve yanında olan kadınla beraber konuşuyorlardı. Duraksadım. Bakışlarımı ondan çekecektim ki beni yakaladı ve saliseler süren bakışmamızdan nedense rahatsız olarak Lorenzo'ya dönerek, "Gidelim." dedim. & Eve geldiğimizde Angela bizim için akşam yemeği hazırlamıştı ama ben yemeyeceğimi söyleyerek odama kaçmıştım. Hemen kendimi duşun altına sokmuş, ardından bornozla odaya dönerek yatağın içine uzanmıştım. Kendimi ruhen ve bedenen o kadar yorgun hissediyordum ki bıraksalar yıllarca uyuyabilirdim. Elimi yastığımın altına koyarak uzandım. Yastığın ve çarşafın soğukluğu çıplak tenime nüfuz ederken bornozu üzerimden çıkarıp yatağın karşısındaki koltuğun üzerine atmıştım. Perdeyi bile kapatmamıştım. Işık da yakmamıştım. Açık camdan içeriye giren ay ışığı odanın yeterince loş da olsa aydınlanmasını sağlıyordu. İç çekerek saçlarımı geriye attığımda örtüyü biraz daha üstüme doğru çekerek göğüslerimi kapattım. Sadece dışarıdaki manzarayı hiç düşünmeden izlemek istiyordum. Tek yapmak istediğim sadece buydu. Kapı yavaşça aralandığında İtalyanca, "Yemek yemeyeceğim Angela o kafası basmayan patronuna da aynısını iletirsen sevinirim," dediğinde cevap gelmedi aksine odaya adım sesleri doluştu ve kapı kapandı. Bıkkınlıkla kafamı geriye atarak kapıya döndüğümde Lorenzo'nun beni izlediğini gördüm. Tek kaşını kaldırarak yatağa doğru yaklaştı. "Demek kafası basmayan patronum ben?" Ona cevap vermeden sırtımı dikleştirdiğimde, "Ne var?" dedim. Yanıma gelip örtünün yatağın üzerine oturduğunda üzerimdeki çarşaf kaymasın diye göğüslerimde tuttum. Bakışları eline kayınca ben de oraya baktım ve avucunda krem tuttuğunun yeni farkına varmıştım. "Bugün..." dedi. "Seni hırpaladım. İsteyerek değildi..." Alayla gülümsedim. "Özür bile dileyemeyen adamdan beklenmeyecek sözler," Derin bir nefes verdiğini işittiğimde, "Özür dilerim." dedi ve kulaklarıma inanamadım. Bileğimi kavrayarak avuç içimi ona doğru gösterecek şekilde açtı. Kremi açarak tüpü sıktı ve eline dolan beyazımsı merhemi bileğime yedirmeye başladı. "Seni ruhsal olarak da hırpaladım." Otelde dediği o sözler... Yutkundum. Bir an bileğimi çekip ben yaparım deyip onu odadan kovmak istedim ama bedenim mayışmış gibiydi. Bu kez yapmayacaktım. Bu kez sakin olacaktım. Kremi iyice yedirerek dağıttıktan sonra kafasını kaldırdı, bileğimi bırakmadan gözlerime baktı. Bakışlarımı ondan çekmedim. Sarhoşmuş gibi bakıyordu gözlerime. "Çok güzelsin." Konuşmadım. Tepkisiz gibiydim. "Biricik..." Elimi ondan çektim. "Uyuyacağım Lorenzo." deyip örtünün altına girerek ona sırtımı döndüğümde bir şey demeden sadece iç çekişini duydum. Yanımdan kalktığını, hissettiğim boşlukla anlarken çok geçmeden saçlarımda dudaklarını hissettim. "Seni seviyorum." Cevap vermedim. Ardından üzerimden doğrularak kapıya doğru yöneldiğinde kapı kolunu tutmuştu ki sırtına bakarak konuştum. "Sana inanmamı, güvenmemi istiyorsun ya Lorenzo, ben bugün gördüklerim sonra sana nasıl inanayım?" Kafası yana düştü, yan profilini görüyordum şimdi de. "Bugün gördüklerin?" "Martina ve sen." Eli kolda çekerek tamamen bana döndü. "Sana ne zaman inansam, güvensem ya da beni sırtımdan bıçaklayanlardan olacakmışım gibi geliyor." "Biricik ben sana bunu yapmam, seni hayal kırıklığına uğratmam hatta sen ne dersen tamam derim ben." Gülümsedim, buna kayıtsız kalmayarak yanıma geldi yine. Dizini yatağa bastırarak üzerime eğildi. Avucu yanağımı bulduğumda gözleri gözlerime sabitlendi. "Sen bundan mı korkuyorsun? Seni bir gün bırakıp gitmemden mi korkuyorsun?" Yutkundum. "Seni bu kadar severken nasıl sırtımı dönerim sana, nasıl ardımda bırakırım?" "Beni bu kadar sevme." dedim fısıltıyla. "Kalbim acır, inanır." "Bırak inansın, özgür bırak kalbini. Rahat nefes al. Tüm yükü omzunda sırtlanma. Ver bana yükünü. Seni de yükünü de ben taşırım." "Ya bir gün sana hiç gelmezsem? O zaman vaz geçecek misin benden?" "Sen bana gelmesen dahi ben sana koşuyorum Biricik. Aramızdaki farkın açılmasına izin vermiyorum." O an tüm içimdekileri, biriktirdiklerimi dışarıya bırakasım geldi. Ağlayasım geldi. Nefretim, öfkem inzivaya çekildi. Asıl beni dökmek istedim. Gözlerim doldu. "Ben o cehennemden kurtuldum ama Lorenzo asıl cehennemim yeni başlıyormuş gibi hissediyorum. neden böyle oluyor?" Lorenzo kaşlarını acıyla çatarak yana yattığında beni göğsüne çekti, bağrına bastı. O an tek çarem oymuş gibi sarıldım. Göğsünde gözyaşlarım akıttım sessizce. Elleri saçlarımdan omuzlarımdan ayrılmadı hiç. Sevdi, parmakları sadece sevdi tenimi. Özür dilerim... Özür dilerim kendim... Ne kadar süre onun göğsünde kaldım bilmiyordum ama giderek mayıştığımı, uykunun üzerime çöktüğünü hissedebiliyordum. Elleri yine de kopmadı bedenimden. "Bir daha seni o hüzün dolu gözlerinle ağlarken görmemek için ölürüm. Ne olur bir daha ağlama." Cevap veremedim. Ağlayacağımı biliyorduk. & Sabah gözlerimi araladığımda yatakta yalnızdım ve her tarafım ağrıyormuş gibi hissediyordum. Gerinerek yatağın içinde doğrulduğumda örtüyü üzerimden attım ama o an giyinik olduğumun farkına vardım. Kaşlarım çatıldı. Dün duştan sonra bornozumu çıkarıp çıplak yattığımı biliyordum. Ama üzerimden sütyen ve külot hatta gecelik vardı. Lorenzo. Üzerimi o giydirmişti. "Bu kadarı da fazla!" diyerek yataktan fırlayarak odadan bir hışım çıktığında ilk onun odasına kapısını çalmadan bodoslama daldım. Başkası olsa onu sikip atabilirdi ama benim düz dal odaya girmemden memnun bile olurdu hıyar! Odanın kasvetli havası içimi boğarken jaluziden sızan gün ışıklarına rağmen karanlık kalıyordu. Siyah saten dağınık duran yatağına baktım. Yatak düzeltilmemişti ama kendisi de yoktu. Odanın diğer kanadına geçtiğimde içki dolabına, bilardo masasına hatta bar tezgahına bile baktım burada da yoktu. "Neredesin hıyar!" Öfkeyle odasından çıkacaktım ki açık camdan onu gördüm. Havuzda yüzüyor, kulaç atıyordu. Gözlerimi kısarak onu dikizlemeye başladığımda havuzun diğer ucuna kadar gidip duraksamadan yeniden derine dalarak geriye doğru kulaç atmaya başladı bu sefer. Gidip ona baskın yapacaktım. Kapıya doğru ilerlediğimde odadan çıkarak kapıyı kapattım. Ve sarmal merdivenlerden aşağıya inerek geniş antreye geldim, o an Honor elinde kutu ile merdivenlere doğru ilerliyordu. "Havuza nasıl çıkılıyor?" "Mutfağın arka kapısını kullanabilirsiniz, Bayan Biricik," dedi sakince. "Bir sorun yok değil mi?" "Hayır." diyerek mutfağa girdiğimde Angela beni gördü. Gülümseyerek günaydın dediğinde ben de ona aynı karşılığı verdim. "Sizin için Türk kahvaltısı hazırladım Bayan Biricik." Durdum. "Benim için?" "Evet, Bay Cassalini'nin emri, bundan sonra sık sık Türk mutfağından yemekler olacak. Eh pek alışık olmadığım bir mutfak ama çalışmalara başladım ben merak etmeyin. Hızlı öğreniyorum." Gülümsedim. "Teşekkür ederim Angela, yardımcı olabileceğim bir şey olursa sormaktan çekinme lütfen." "Tabii ki Bayan Biricik!" Zilin çalmasıyla o kapıya bakmaya giderken ben de bunu fırsat bilip bahçeye çıktım, bir kaç basamağı inip havuza doğru yürümeye başladığımda Lorenzo da ellerini mermere dayararak suyun içinden çıktı ve bedeninden sicim sicim dökülen su damlalarına aldırış etmeden şemsiyenin altına konumlanmış iki şezlonga doğru yürümeye başladı. Havluyu alıp saçlarına atarken geniş omuzlarına ve karın kaslarına ve üzerine yapışan ıslak siyah mayosundan belli olan heybetli erkekliğine aldırış etmeden yutkundum ve seri adımlarla yanına vardım. "Ya sen hiç akıllanmayacaksın değil mi?" Sırıtarak havluyu saçlarına sürtmeye devam ederken, "Sana da günaydın sevgili müstakbel karım." "Kes Lorenzo!" Kollarımı bağladım. "Beni daha fazla sinir etme!" Üzerimi süzdüğünde, sırıtışı büyüdü. "Kızgınlığını anlayabiliyorum aslında," Düşünür gibi yaptı. "Bu gecelik sana yakışmadı pek." Kollarımı kaldırıp indirdim. "Katil edecek bu adam beni!" Ona döndüm. "Hoşuna gidiyor değil mi?" Yüzüme yaklaştı. "Çok!" Hınçla ona yumruk attığımda ilkini kabul etti ama ikincisinde bileğimi yakalayıp içini öptüğünde bir hışım bileğimi ondan çektim. "Bizim aramızda bir şey olmayacak, seninle yatıyorum vücudumu daha önce gördün diye bu sana beni giydirme hakkını vermiyor!" "Peki soyundurma hakkını veriyor mu?!" O an ne desem havada kalacağı için sinirlenerek onu havuza ittim. Havlu yere düşerek kendisi havuzun dibini boyladığında saliseler sonra saçlarını savurarak suyun yüzeyine çıktığında kollarımı bağlayarak ona sinsice gülümsedim. "Bir da kurulan bakalım." diyerek dilimi çıkardığımda sırıtışı büyüdü. "Dilini yerim." Gözlerimi devirerek arkamı dönmüşken birden ne olduğunu anlamadan bileğimde hissettiğim kuvvetle sırt üstü havuzun dibini boyladım. Yüzümü yıkayarak suyun yüzeyine çıktığında ağzım aralandı, Lorenzo'yu buldu gözlerim. Gözlerimi kısarak ona su fırlattığımda kendini yana çekti. "Ruh hastası!" Üzerime doğru gelerek beni mermere sıkıştırdığında kollarıyla çevremi sardı ve kendimi kapana kısılmış hissederken, gözlerimin içine baktı. "Su seni ayrı bir güzel yapıyor biliyor musun?" Dişlerimi sıktım. "Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum." Bakışlarımı ondan kopararak üstüme diktim, geceliğim ıslanmış olmanın verdiği hisle üzerime yapışmıştı. Kendimi çıplakmışım gibi hissediyordum. Lorenzo yine ve yine çenemden tutup dudaklarıma yumulacağını anladığımda kafamı çevirip havuz başında bastonuyla ve fötr şapkasıyla bizi izleyen adama kaydı gözlerim. Kaşlarım çatıldı. "Bu da kim?" Lorenzo neden bahsettiğimi anlamak için benim baktığım yere kafasını çevirdi. ve adamla göz göze geldiler. "Amca?" "Kene gibi yapışmışsın kıza, bıraksan mı diyorum?" Yutkunarak bakışlarımı Lorenzo'ya çevirdiğimde benden ayrılarak basamağa yöneldi ve havuzun içinden çıktığında bu halde çıkmaktan utandığım için suyun içinde durdum. Her şeyim meydandaydı şimdi bu yaşlı moruğun önünde o halde duramazdım. Lorenzo gelmediğimi anladığımda bana omzunun üstünden baktı. "Gelsene..." Ona kaş göz yaptığımda yeni bir cevap verecekti ki adam bastonuyla sesler çıkararak, "Salona geçiyorum, sen de oyalanmadan gel," Bakışlarımız keşişti. "İkiniz de." Arkasını dönüp havuz başından uzaklaşırken Lorenzo tamamen bana dönerek çömeldi, havuzun mermerinden ona baktım. "Amcan çat kapı gelir mi böyle?" "Gelir maalesef ona katlanmak zorundasın." dedi sırıtarak. Elini uzattığında eline vurdum. "Hala dalga geçiyorsun ya!" "Hadi tut da çıkarayım seni." "Niye? Ben kendim çıkamıyor muyum?" Kafasını eğerek birden beni belimden kavrayıp hızla suyun içinden çıkardığında, kucakladı. Omzuna vurdum. "Bıraksana, tamam çıkardın işte." "Cık, odaya kadar çıkaracağım." Gözlerimi, gözlerimin beyazı görünene kadar devirmek istedim. Şezlongda duran havluyu da üzerime atarak içeriye girdiğimizde salonun girişi antreye açık olduğunda yeniden amcası olacak o adamla göz göze geldik, sert bakışlarıyla bizi süzdükten sonra arkasını dönerek gözden kayboldu. Lorenzo keyifli gülümsemesiyle merdivenlerden çıkmaya başlarken havluyu üzerime sermiş kapatmıştım. "Amcan kim bilir neler geçiriyor aklından?" "Havuzdan seviştiğimizi düşünüyordur," Durdu. "Sevişmedik ama sevişiriz. Değil mi?" "Aynen canım sevişmediğimiz bir orası kalmıştı onu da yaparız." "Ne güzel canım diyorsun, bir daha desene?!" "Sen sevimlilik mi yapmaya başladın? Hani şu sert bakışlarıyla herkesi döven Lorenzo Cassalini?" "Bunlar sana özel." Nihayetinde beni odaya getirip bıraktığında dudaklarımdan öpücük çaldı, geri çekilip, "Hazırlan ve aşağı gel, güzelce kahvaltı ederiz," dedi ve odadan çıktı, kapanan kapıya baktım. "Emrin olur!" Üzerimdeki havluyu çekip yatağın üzerine attım. & Hazırlanıp aşağıya indiğimde direkt salona yürüyordum ki duyduğum sert İtalyanca konuşmalarla duraksadım. "Sana plana uymanı söylemiştim, Salva'ya düşman olmanı değil!" "Onun bir genelev işlettiğini öğrendiğimden beri düşmanım ben ona amca." Çaktırmadan pervazdan onları izlemeye başladım. Lorenzo yerinden kalkarak amcasına doğru yürüdü ve karşısında dikildi. Sırtı bana dönüktü. "Frakındaysan sen ne dersen yaptım, sıra bende." "Lorenzo senin ve benim amaçlarımın apayrı olduğunu biliyorsun!" "Farkı yok amca! Sen oğlunu adam etmek istedin ama edemedin!" Kolunu kaldırıp boşluğa işaret ettiğinde sesi yükselmişti. "Sen başaramadın diye ben sevdiğim kadından uzak falan durmayacağım!" Bir dakika, bunu neden yapsındı ki? "Oğlum," Amcasının sesi Lorenzo'ya göre daha sakin ve düşüktü. "Bunu isteyen ben değildim. Ama durum değişmedi, sukunetimizi korumak zorundayız!" "Hayır değiliz!" Bir adım daha attı. "Otele yeni bir ortak getirdiğini biliyor muydun? Hem de bu ortak bir Türk! Yetmezmiş gibi Beril'in öz abisi!" Gözlerim irileştiğinde ellerimin titremesine mani olamadım. "Adamın buraya bu otele gelmesi tesadüf olamazdı zaten!" diyerek bir hışım ellerini saçlarından geçirdiğinde kenarda duran purosuna ilerleyip onu eline alıp ciğerlerine çekmesini izlemiştim. Amcasına dönüktü sırtı. "Bunu... O biliyor mu?" O ben mi oluyordum? Evet, ben oluyordum. "Hayır, bilmiyor. Beril'in öz kardeşi olmadığını da bilmiyor. O kadının... öz annesi olduğunu da." Ne... Ne... "Ona her şeyi anlat Lorenzo," dedi amca. "Bilsin, belki bu yolda seni bırakmaz." Lorenzo adama cevap vermeden purosundan nefes çektiğinde düşünceli çatık kaşlarıyla duvara baktığını ardından bakışlarının bana kaydığını biliyordum. Yine geçen geceki hüzün oturmuştu gözlerime. Bakışları beni bulunca yumuşadı, yerini tereddüt endişe aldı. "Bu geceki davette de olmanızı istiyorum." dedi amcası son sözlerini söylerken. Dengeler değişiyordu, tek bildiğim buydu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD