"Daha iyi misiniz?"
"İyiyim," dedim başımı sallayarak. Kotumdaki kahve izleri belli olsa da ıslak mendille silikleştirebilmiştim. Yine de kötü görünmüyordu. Elbet değiştirsem fena olmayacaktı. Kafamı kaldırdığımda Onur da benim düşündüğümün aynısını düşünmüş olacak ki, "İsterseniz size pantolon alabilirim? Yanlış anlamayın. Sadece böyle dolaşmak istemeyeceğinizi bildiğimden soruyorum."
Dudaklarım kıvrıldı. "İyi fikir." dediğimde teklifini kabul ettiğimin anlamına gelmişti bu ve mağazalardan birine girerek yine bir yazlık kot almıştım kendime. Parasını istersem ödeyebilirdim ama Onur hatasını telafi etmek istiyordu.
İtiraz etmedim.
Mağazadan çıkıp beraber Roma sokaklarında yürümeye başladığımızda bir kahvecinin önünden geçiyorduk yine ve onu durdurdum. "Ben de sana kahve ısmarlayayım mı?"
"Hım," dedi bir bana bir de işaret ettiğim dükkana bakarak. "Neden olmasın."
Beraber kahveciye girip kahvelerimizi söyledikten sonra boş masalardan birine oturduk. Ellerini masaya koyarak bana baktı. "Çok tuhaf bir durum biliyorum ama burada bir Türk ile karşılaşacağımı tahmin edemezdim."
Çantamı masaya koyarken ben de ona baktım. "Ben de."
"Dikkatsiz olan bendim bu yüzden kahvemi döktüm ama yine de sen ısmarlamak istedin." Ensesini kaşıdı. "Sanırım kendimi kötü hissediyorum."
"Hayır hayır hissettirmeni gerektirecek bir durum yok. Olabilir. Hem," dedim soluklanarak. "Bu tanışmamıza vesile oldu."
"Öyle oldu evet." Yerinde dikleşerek gözlerini bana sabitledi. "Neden İtalya'dasın Biricik? Yani geliş sebebin..."
Dudaklarımı büzdüm. "Hayat şartları." dedim. "Aslında ben burada doğdum." Gözleri irileşti. "Gerçekten mi?" Başımı sallayarak onayladım. " Floransa'da." O sırada İtalyan olduğunu tahmin ettiğim garson Türkçe konuşmamıza aldırış etmeden kahveleri önümüzde servis etti ve İtalyanca afiyet olsun deyip giderken, "Merci." demiştim.
Onur kahvesini ellerinin arasına alırken, "İtalyanca da biliyorsun?"
"Evet. Burada doğduğuma göre bir zahmet bileyim." dediğimde otuz iki dişini göstererek gülümsedi. Güzel gülümsüyordu.
Peki, ben neden kalbime ağrı saplanmış gibi hissediyordum? Ya da midemde bir ekşime var gibi?
Sonrasında beraber kahveciden çıktığımızda Onur bana döndü. "Seninle tanıştığıma memnun oldum Biricik," Çantamı omzuma taktım, kibar niyetine gülümsedim. "Ben de."
"Kahve için de teşekkür ederim ayrıca."
"Ne demek." Yollarımız ayrılacaktı burada ama Onur her an bir şey söyleyecekmiş gibi bana baktığı için tek kaşımı kaldırdım. "bir şey mi diyeceksin?"
"Mahsuru yoksa numaranı alabilir miyim diyecektim, tabii görüşmek istersen." Duraksadım. Hiç arkadaşım olmamıştı. arkadaşlarım mahzende beraber yatıp kalktığımız, iş yaptığımız kişilerdi. Çoğuyla da anlaşamazdım zaten. Bunların dışında ne okul arkadaşım olacaktı ne dershane. Çünkü ben ne okula gitmiş ne de sosyal ortamlara girmiştim. Yıllarca kapalı bir kutuda büyümüştüm, büyütülmüştüm.
Şu an düşündüm de... Ben aslında yıllarca yalnızmışım.
Kimsem yokmuş.
Ve Onur girmişti birdenbire hayatıma. Belki de ilk arkadaşım olacaktı.
"Olur tabii," dedim ve çantama attığım telefonumu çıkarırken ekranı aydınlattım. Telefon, bilgisayar bunlarla çok aram yoktu ve hatta yeni yeni bu teknolojileri çözüyordum. Rehberi bulup girdiğimde kayıtlı tek kişi vardı. Kocam yazıyordu. Kaşlarım çatıldı. "Kocam mı?"
"Efendim, duyamadım?"
"Ha yok sana demedim," Parmaklarımı ekranda kaydırdım ama numarayı da bilmiyordum ki. Boğazımı temizleyip tuş takımını açarak Onur'a çevirdim. "Numaram ezberde değil de, sen yazarsan daha iyi olur." Gülümseyerek başını salladı, numarayı girdi. "Çaldır."
Onu aradığımda meşgule attığında, "Tamam," diyerek telefonu kapattı bana döndü. "O zaman sen buralardasın? Nerede yaşıyorsun?"
Yutkundum. "Como'dayım."
"Uzakmış. Türkiye'ye gelmeyi düşünüyor musun peki?" dediğinde elimi istemsizce sıktım, telefonu avucumda sakladım. Zoraki gülümsedim. "Bir gün, belki." Bir gün, kesinlikle. "O halde görüşürüz." dedi ve vedalaşarak yollarımız ayrıldığında rakamı dönerek sokakta yürümeye devam ettim. Az önce neden kendimi sıradan bir insan mı hissetmiştim ki?
Buraya okumaya gelen bir kız gibi, ya da turist gibi... Arkadaşım olmuştu, kahve içmiştim. Bunlar normal insanların yaptığı şeylerdi değil mi? O an telefonum çalmaya başladığında durarak telefonun ekranını çevirdim. Kocam arıyor...
Dişlerimi sıkarak meşgule attım. "Kocam ha, kendini fazla kaptırıyorsun Lorenzo Cassalini, ama merak etme ben seni kendine getirmesini bilirim."
&
Lorenzo arabadan iner inmez güne gözlüğünü takarak otelin girişine doğru yürümeye başladı. Güvenlik, onun geldiğini görünce başını eğerek selam verdi. Lorenzo hiç bir tepki vermeden döner kapıdan içeri girdiğinde köşedeki müdür yardımcısı Lorenzo'nun geldiğini görünce yanındaki garson çocuğu yollayarak hızlı adımlarla Lorenzo'nun yanına vardı, ceketin düğmesini ilikledi. "Bay Cassalini, hoş geldiniz."
Lorenzo gözlüğünü çıkardı. Sert bakışlarla oteli tararken müdüre doğru konuştu. "Enrico nerede?"
"Kuzeniniz Bay Cassalini'nin odasındalar efendim." Demek Salva gelmişti? Aylar sonra bir oteli olduğunu aklına getirebilmişti. Lorenzo başını sallayarak adamın yanından geçip giderken hızlı adımlarla asansörlere doğru yürüdü, düğmeye basarak etrafına sert bakışlar attı. Asansör geldiğinde kapılar açıldı. İçeriye girerek katın düğmesine bastı. Kapı kapandı. Gözlerini kat ibaresinden çekti, kapıya dikti. O an eli cebine gitti. Telefonu eline alıp ekranı aydınlattığında sıradan bir kilit ekranı vardı ama ana ekranı...
Gözleri sevdiği kadını incelerken anlık yumuşar gibi olmuştu. Kaçıncı kez aynı olan hiç değişmeyen Biricik'in fotoğrafına baktı. O kadar çok bakmış ve incelemişti ki gözü kapalı fotoğrafın her yerini tarif edebilirdi. Baş parmağının ucuyla yüzünü sevdi, ona bakarken gözleri dalgalanmıştı. Asansör durduğunda kapı kayarak yana açıldı, adamın biri kabinin içine girerken bakışlarını sertleştirerek telefonu kapattı ve ceketinin iç cebine attı.
Nihayetinde kata geldiğinde asansörden indi, koridorda yürümeye başladı. Sert attığı adımları koridoru sarsarken Salva'nın odasının önüne gelmişti. Eli bir hışım kapı kolunu indirirken kapıyı duvara çarparak eşiğinde durdu. Odadaki bakışlar ona dönerken Enrico masanın başında ona bakıyor, Salva da masasına oturmuş sırtını gevşekçe sandalyeye yaslamıştı. Lorenzo'nun geleceğini biliyordu ki şu an tam karşısındaydı kuzeni. Her zamanki gibi. Sert oklar fırlatan bakışlarıyla. "Ooo Batman sonunda teşvik edebilmiş mi odama?"
Lorenzo konuşmadan içeriye girerken Enrico yerinde dikilerek ağzındaki sigara dalını eline alarak masaya tutundu. Lorenzo'nun bakışları ona kaydı. Dudaklarını kıvırarak Enrico'ya baktı. "Enrico..."
"Bay Cassalini?" O her zamanki sırıtması yoktu Enrico'nun yüzünde. "Hoş geldiniz." Lorenzo ona aldırış etmeden masanın önündeki deri koltuklara otururken bir bacağını diğer bacağının üstüne atarak kollarını koltuğun kolçağına koyduğunda sırtını yasladı. Bakışları bir süre Enrico'yu süzerken en sonunda kafasını çevirerek kendisini pür dikkat izleyen Salva'ya baktı. "Salva?"
"Kuzen?"
"Sonunda bir otelin olduğunu hatırlayabilmişsin."
Salva sırıtarak geri çekildiğinde, "Hiç unutmadım ki," dedi kollarını havalandırarak. "Hem böylesine donanımlı bir oteli unutmak mümkün mü? Kılar, içkiler, poker..." Lorenzo avına saldıracakmış gibi olan tehlikeli bakışlarını Salva'ya dikti. "O var evet..." Bakışları kısıldı. "Bu otelde... ne zamandan beri genelev var?"
Salva'nın yüzündeki o gevşek sırıtması anında silinirken yerinde dikleşti. "Sen bunu..."
"Sen beni salak sandın değil mi Salva? Nasıl olsa burası benim otelim, istediğim boku yaparım dedim." Salva yerinde gergince beklerken bakışları Enrico'ya kaydı. Sert bir baş emriyle Enrico'ya çıkmasını sözsüz şekilde söylerken Lorenzo yüzük taktığı parmağını kaldırarak durdurdu onu. "Enrico yabancı sayılmaz. Hem... Bu konu onu da ilgilendiriyor."
Salva bu sözler üzerine bir şey diyemezken Enrico merak içinde Cassalini'lerin aralarında ne gibi bir derdi olduğunu anlamaya çalışıyordu. Salva gözlerini yumup açarken Lorenzo'ya baktı. "Senin de dediğin gibi bu otel benim. istediğimi yaparım."
Lorenzo atik bir hareketle yerinde dikleşerek masaya doğru eğildi. "Bu yasal olmayan bir genelev işleteceğin anlamına gelmiyor?!"
"Lorenzo-" Lorenzo bir anda yerinden kalkarak masanın üstünden Salva'nın yakalarına yapıştığında, "Sen amcanın bıraktığı emanete böyle mi sahip çıkıyorsun ya?" Salva sinir bozucu bir şekilde gülümserken, Lorenzo'ya tepki vermedi. "Amcam öleli yıllar oldu Lorenzo ve vasiyetine göre bu oteli bana devretti. Bunu bir kabullensen iyi olur. Hani sürekli benim otelimdesin ya? Hani benim otelimden ayrılmıyorsun ya?" Salva yüzüne doğru bağırdığında Lorenzo'nun bakışları öfkeden karardı. "Senin otelini sikerim!" diyerek Salva'ya kafa attığında Salva burnunu tutarak sandalyeye düştü.
"Senin ızdırabını da sikerim Salva! Senin genelevini, pokerini, kumarını sikerim! Duydun mu lan beni!" Salva burnundan gelen kanı umursamadan delici bakışlarını Lorenzo'ya dikerken, "Ben senin neden bu kadar delirdiğini biliyorum aslında..." Parmağı ile burun deliğine tampon yaptı. "O değil mi? onun yüzünden bu haldesin sen!"
Enrico olayların ilginçleştiğini anlayınca kaşlarının merakla havalandırarak Lorenzo'ya dikti. O derken kimden bahsettiğini bilmiyordu ama tahmin ediyordu.
Hani şu aylarca aradığı ama ölü olduğunu öğrendiği kadınını...
Lorenzo'nun bakışları daha çok koyulaşırken kapı açıldı o an gelen Enrico'nun köpeklerinde biriydi. Ancak Salva ve Lorenzo'yu görmesiyle anında ellerini önünde toplayarak başını eğdi. "Bay Cassalini bahsettiğiniz adam geldi, gelince haberim olsun demiştiniz." Salva bir şey demeden yerinden kalkarken son kez bakışlarını Lorenzo'ya dikti. "İşin olmadığın şeylere burnunu sokma Lorenzo. Yoksa seni babama söylemek zorunda kalırım." Lorenzo sinirle güldü. Salva'nın yapabildiği tek meziyet buydu çünkü. Babasına söylerse amcası onu zapt etmek zorunda kalacak hatta belki de Türkiye'ye yollayacaktı.
Ama bu artık mümkün değildi.
"Göreceğiz Salva. Yakında buradaki tüm dengeler değiştirecek." Başka bir şey söylemeden odada rüzgar estirerek ortamı terk ederken seri ve hızlı adımlarla koridorda yürüyerek asansörlere doğru yürüdü. Asansörün önünde durduğunda eli cebine gitti. Bu iş daha fazla uzamamalıydı. Rehberden Biricik'in adını bulup tıkladığında telefonu kulağına yaklaşırdı. Ancak telefon çalıyor çalıyor açılmıyordu. Çenesi kasılırken gözlerini yumdum, telefonu sıkarak kulağından bir hışım çektiğinde öfkeyle soluk verdi.
Açmıyordu.
"Aç şunu Biricik, aç!"
Ancak açılmadığında daha fazla aramayıp kulağından çekti ve koridorun en ücra köşesine fırlatmamak için kendini zor tuttu. Asansör kata geldiğinde ceketin cebine atarak bindi. Zemin katın düğmesine basarken saniyeler sonra otelin girişindeydi. Kapılar açıldığında karşılaştığı yüz ile kaşları derinden çatıldı. Neydi bu kadının adı?
Martina.
Kendisine sülük gibi yapışan, ucuz kadınlardan başkası değildi Martina.
"Bay Cassalini sizi burada görmek ne hoş?" dedi yine o bilindik gülümsemesiyle. Yüzü, gözü... Her yeri boya kutusuna daldırılmış gibiydi. "Sana harcayarak tek bir saniyem bile yok." deyip kadının yanından geçecekti ki Martina bir elini Lorenzo'nun önüne bariyer yaparak asansörün kenarına yasladı. Vücudunu ona doğru yaslarken Lorenzo çatık kaşlarıyla kadına baktı. "Hemen nereye kaçıyorsunuz? Hem," Bir eli Lorenzo'nun yakasına giderken yüzüne bakarak konuştu. "Bugün yeni bir oratk gelecekken."
Lorenzo geri çekilecek hatta yakada duran eli kavrayıp itekleyecekti ki yeni ortak lafını duyunca dikkati dağılmıştı. "Ne ortağı? Neden bahsediyorsun sen?!"
"Bu otelin yöneticilerinden biri olmanıza rağmen, bundan haberiniz olmamasına şaşırdım açıkçası." Martina elini yakada gezdirmeye devam ederken Lorenzo sabrını taştığını anlayarak birden Martina'nın bileğini sertçe kavradı ve itekleyip kadını kendinden uzaklaştırdığında öfke dolu konuştu. "Sabrım taşmaya başlıyor! Ne sikim saçmalıyorsan saçmalama-"
"Yeni Türk bir ortakla anlaşıyor, Salva," dedi Martina geri durup kollarını elbisesinden taşacak gibi göğüslerin üzerinde bağladı. "Bugün gelecekti hatta, tanışmadınız mı?" Lorenzo gözlerini kısarak Martina'nın dediklerini düşünürken gözleri bir an ileriye takıldı.
Biricik.
O buradaydı ve bakışları kendisi ile... Martina'nın üzerindeydi.
Lorenzo'nun kaşları daha da çatıldı. "Siktir..." Bakışları kızın üzerine kaydığında siyah büstiyer olduğunu anladı ve deliye dönecek gibi oldu. Martina, Lorenzo'nun nereye baktığını anlamak için bakışlarını o yöne çevirirken alaylı gülümsemesi yüzünde dondu.
Günler önce yangında terk ettiği kadın karşısında duruyordu.
Biricik, ellerini iki yumruk yaparak sıkarken daha fazla kalırsa midesinin bulanacağını hissetti ve arkasını dönüp orayı terk ederken Lorenzo arkasından bağırdı. "Biricik! BİRİCİK!"
&
Lorenzo'nun sayısız aramalarını görmezden gelirken taksiden inmiş, şimdi de otelin önünde duruyordu. O an gözlerim kararacak, kalbim kasılır gibi oldu. Bundan haftalar önce arka kapısından kaçabilmek için ne savaşlar verirken şu an elimi kolumu sallayarak otelin önünde duruyordum.
İkinci kez geliyordum. Ve daha çok gelecektim.
Gözlerimi yumarak derin derin nefesler alıp verdim. Sakin ol Biricik. Bir şey yok ve olmayacak da. Sakin ol.
Deli gibi intikamımı almak istiyordum onlardan ama bir yanım da arkama bakmadan buradan topuklamak istiyordu. Son anda vazgeçmemek için kendimi otele atarken içeriye girebilmiştim.
Güvenlikçinin tuhaf bakışlarına aldırış etmeden lobide yürürken İtalyanca konuşmalar kulağıma doluyordu. Bir an danışmadaki kızın sesini bile duydum. "Yeni ortak otele giriş yapmış, Bay Cassalini'ye haber ver istersen."
"Adamlardan biri verecekti," Kafamı danışmaya çevirdim. Kız başını sallayarak geri yerine otururken ahizeli telefonu kulağına götürdü ve konuşmaya devam etti. Demek bundan otele gelmişti. Bence oteldeki her şeyden haberi vardı.
Her ne kadar Faik abi yok dese de olmaması imkansızdı, insanın aptal olması lazımdı. Ellerim yumruk haline gelirken lobideki büyük aynanın önünde durdum, İtalyan bayrağı köşede sabitlenmiş vaziyette duruyordu.
Faik abi...
Bir gün onun mezarına ziyarete gidecektim. Şayet bir mezarı varsa...
Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, babamla Lorenzo'nun babasının beraber çalışmasını bile yeni hazmediyordum. Pardon, edemiyordum...
Dakikalar geçti ve ben daha fazla lobide duramayacağımı anladığımda asansörlere yöneldim. En iyisi Lorenzo'nun odasına çıkmaktı. Çantamı elime alarak saçlarımı geriye iterken koridordan sağa döndüm ve gördüğüm manzara bende şok etkisi yaratırken bakışlarım kısıldı, kaşlarımı çattım.
Martina karısı, pis elleriyle Lorenzo'ya dokunuyordu ve Lorenzo buna itiraz etmiyordu!
Saniyeler geçti, Martina ona ne söylediyse kaşlarını çattı,, yüz ifadesinden hoşnut olmadığı belliydi ama yine de neden o yılışık karıyı üzerinden itmediğini düşünüyordum. Sonunda beklediğim oldu ve kaşarın bileğini büküp geriye iteklediğinde bir müddet yüzüne baktı ardından bakışları beni buldu. Üzerimi süzdü ve çatık olan kaşları daha çok çatıldı.
Midem daha fazla bu manzarayı kaldıramayacağını anladığımda hızla arkamı dönerek geldiğim yolu geri yürüdüm, Lorenzo arkamdan adımı bağırıyordu. Ama zerre umrumda değildi. İstediği boku yiyebilirdi.
Birden kolumdan çekilip durdurulduğumda göğsüm onun göğsüne çarptı ve gözlerim buluştu. Dişlerimi sıkarak gözlerine nefretle bakarken kolumu kurtarmaya çalıştım ama nafileydi. "Ne yapıyorsun be?! Hayvan?!"
"Asıl senin ne işin var burada?!" diyerek aynı tonla yüzüme bağırdığında onu iteklemeye çalıştım ama bu sefer de iki kolumdan tutup beni kendine çekti. "Bırak beni! Gerizekalı!"
"Biricik!" Ona hakaret etmem sinirlendirmiş olacak ki bakışlarındaki alevler bıçak gibi saplanıyordu gözlerime. "Gördüklerin yüzünden yine benden uzaklaşmana izin veremem!
"Ne gördüklerim ya? Sen ne saçmalıyorsun? İstediğin kişiyle olabilirsin! Zerre umrumda değilisn Lorenzo Cassalini!" Lorenzo söylediklerime sinirle gülümserken, "Bu sikimsonik yalanına inanacak değilim! Seni gözlerinden tanıyorum kızım-"
"Biricik?"
O an araya giren tanıdık ama bir o kadar da yabancı olan sesle beraber kafamı çevirdim. Öfkeli bakışlarım durulurken, "Onur..." dediğimde Lorenzo çatık kaşlarıyla bir bana bir de Onur'a döndü. Onur önceki karşılaşmamızdan farklı olarak Lorenzo'ya sert bakışlar atıyordu. "Bir sorun mu var?" Onur bana baktı. "Rahatsız mı ediyor seni?"
Lorenzo'nun da ah kasıldığını anladığımda, beni bıraktı ve dikkatini Onur'a döndürdü. "Sen kimsin lan?! Benim karımı nereden tanıyorsun sen?!" O an, Onur'un gözlerindeki yıkımı gördüm. Bakışları bana çevrildi. "Sen... Evli miydin?" Ağzımı açmış aksini söyleyecekken, Lorenzo Onur'un üzerine yürüyerek, onu itekledi. "Evet evli!"
Onur sert bakışlarını Lorenzo'ya çevirirken şimdi de burun buruna gelmişlerdi. "Şimdi... Söyle benim karımı nereden tanıyorsun?!"
Onur bana bakıp gülümserken bakışlarını Lorenzo'y döndü. "Sabah karşılaştık, ona yanlışıkla çarptım ve üzerine kahve döküldü. Ve ona pantolon aldım o da bana kahve ısmarladı. kısacası tanışma hikayemiz böyle."
Lorenzo hırlayarak alevli ve tehlikeli bakışlarını bana çevirirken tek kaşını kaldırdı. "Kahve öyle mi..." Yutkunarak bakışlarımı Lorenzo'dan ayıramazken, Onur'a döndü. "Ve sen yetmezmiş gibi ona gülümsedin öyle mi?!" Onur ne olduğunu anlayamazken Lorenzo ona sağlam bir kafa attığında Onur geriye sarsılarak yere düştüğünde çığlık attım. "Onur!"
Dahası da vardı...
Lorenzo üzerine çıkmış Onur'a yumruk atıyordu. "Sen ona gülümsedin ha? Siktiğim dudakların ona kıvrıldı ha?!"
"Lorenzo! Kes şunu!" Lorenzo'yu engellemeye çalışırken Onur daha fazla yumruk atmasına izin vermeden onun yumruğundan kurtuldu ve bu sefer Lorenzo'ya yumruk atan o oldu.
"Yapma! Onur yapma!"
Lorenzo ise buna izin vermeyerek, Onur'un yumruğundan kurtulurken bana baktı. "Sakın ona yalvarma... Sakın!"
Çatık kaşlarımla ona baktım, nefes nefese kalmış vaziyette üzerime gelirken kolumdan kavradı. Gözlerime baktı. "Sen... Sen beni başkalarıyla-" Bir an da yüzümün rengi değişirken burnumdan soludum ve Lorenzo'nun sağ yanağına tokat indirdim. Yüzü yana indiğinde dişlerimi sıkıyordum. Bakışlarımı ondan ayırmadım. Kafasını kaldırdı bana baktı. "Sen... Senden nefret ediyorum. Öyle nefret ediyorum ki... Gözlerindeki beni öldürecek kadar."
Delici bakışlarını üzerimden çekmedi. "Bu tokadı... Senden başka kimse atamazdı, atsaydı... Bu dünyada cesedi bile olamazdı."