12.Bölüm

2211 Words
Faik abi... Ölmüştü. Hayır, öldürülmüştü. Ellerim iki yana da düşerken birbirinden bağımsız yumruk oldular. İçimdeki öfke daha da harlandı. Gözlerimin dolacağını anladığımda hızla yumdum. Derin nefesler aldım. "Sakin ol Biricik... Sakin." Gözlerimi açıp yeniden kapıya diktiğimde konuştum. "Hepsine bedelini ödeteceksin, hiç birinin yanına kâr kalmayacak!" "Bayan Biricik!" Angela'nın sesini duyduğumda kafamı ona çevirdim. Nefes nefese kalmıştı. "Efendim beni duymuyor musunuz?" Duyuyorum ama duymamazlıktan geliyorum. Kollarımı bağladım. "Sorun ne?" Korku dolu gözleriyle bir bana bir de arkamdaki kapalı kapıya bakarken yutkundu, "Efendim Bay Cassalini hiç hoşlanmaz bundan." Tek kaşımı kaldırdım. "Neyden hoşlanmaz?" "Sizin burada olmanızdan! Tembih etmişti. Bu kata inmeniz yasak!" Dudaklarım kıvrıldı, sinsice gülümsedim. "Biliyor musun Angela? Yasakları çiğnemeyi çok severim," Ona sırtımı dönerek kapıya baktım. "Ama Lorenzo'yu sinir etmeyi daha çok." Kapının kolunu birden indirmemle Angela'nın hiç bir atak yapmasına izin vermeden kendimi içeriye ittim. Elim kapı kolunda, gözlerimde ortada bulunan en az yirmi kişilik geniş, dikdörtgen masadaydı. Masanın en başında da Lorenzo oturuyordu. Beni görünce sandalyede dikleşti, kaşları çatıldı. Yüzümdeki imâlı gülümseme ile kollarımı bağlayıp odanın içinde yürüdüm. Duvarlarda dolaplar vardı ve kimisinde içki şişeleri diziliyken kimisinde silahlar vardı. Bildiğin karanlık, mafyaların mahzeni gibi odaydı. "Senin ne işin var burada?" dedi bana hitaben Türkçe konuşurken. Adamlar sessizce bakışlarını ikimiz arasında mekik dokuyor, anlamasalar da dikkatleri üzerimizdeydi. "Seni merak ettim Lorenzo." Gözleri kısıldı. "Ah tabii bir de burayı. Angela, söylemese evin altında bir kumarhanen olduğunu bilmeyecektim." Kumarhane daha çok şahsi bir kumarhaneye benziyordu ve genel masa dışında üç beş poker masası da bulunuyordu. Lorenzo'nun bakışları arkama kaydı, öfke dolu bakışlarını Angela olduğunu tahmin ettiğim kadına dikerken bana çevirdi bakışlarını. "Tamam o halde," diyerek tehlikeli bir gülümseme attı. "Sen neden aramıza katılmıyorsun?" diye sorduğunda bu kez İtalyanca konuşmuştu ve masadakilerin şaşırdığını hissedebiliyordum. Ben de buna dahildim. Beni derhal buradan çıkaracağını düşünüyordum. Gülümseyerek bu daha çok zafer benim gülümsemesi olsa da, ifademden ödün vermeden Lorenzo'nun yanına gittim. Omzuna elimi koyarak masadakilere tek tek baktığımda, "Ciao!" Merhaba! dedim. Kimse bana cevap vermezken Lorenzo'ya döndüm. Bir omzuna dokunduğum eline bir de bana baktı. Gözlerindeki ifadeyi anlayamıyordum. Öksürük sesi bakışlarımızı birbirinden koparırken Franco, yerinden kalktı. "Hey beyler, bu gecelik bu kadar. Çıkıyoruz." "Nereye gidiyorsunuz Franco?" dediğimde elimin altındaki bedeni kasıldı. Lorenzo'nun bakışlarını omzumda hissediyordum. "Daha tanışmadık bile. Atlı kovalıyor gibi kaçacak mısınız?" Franco garip ama tereddütlü bakışlarını benden çekerek yanımdaki adama dikti. Lorenzo yerinde hızla kalkarak sandalyeyi sertçe geriye iterek elini belime koyup, belimi sıkıca kavradı. "Evet dostlar," dedi adamlara hitaben konuşarak. Ardından gözlerimi gözlerime çevirdi. "Neden müstakbel karımla tanışmıyorsunuz?" Ne? Yüzümdeki alaycı ifade silinirken kaşlarımı çatarak ciddi suratımla onu izliyordum. Belimdeki eli hareketlendi, parmakları belimi okşuyordu. Dişlerimi sıktım. "Yakında düğünümüz olacak, hepinizi beklerim." Bir adam, adını bilmediğim, Lorenzo'ya elini uzattı. "Tebrik ederim Cassalini. Bilmiyorduk." Diğerleri de az çok aynı şeyleri söyleyip tebrik ederken dakikalar sonra oda boşaltılmıştı. En son Franco bize bakış atarak odadan çıkarken baş başa kalmıştık. Hızla bedenimi onun boyunduruğundan kurtarıp nefretle baktım. "Az önce ne saçmaladığını anlatacak mısın?!" Lorenzo dudaklarını kıvırarak arkasını döndü ve içkilerin bulunduğu mini bara giderken ben de peşinden gittim. "Sana diyorum! Az önce ne sikim saçmaladın sen?!" Sırıtışı büyüdü. Tek kaşıni kaldırdı. Doldurduğu viskiden yudum alarak bedenini bana döndürdüğünde gülümseyerek baktı. Daha çok sinirlendim. Ellerimi saçlarımdan geçirerek adını bağırdım. "Lorenzo!" Bardağı dudaklarına götürüyordu ki duraksadı, gülümsemesi devam ederek, "Bir daha söylesene. Adım ne güzel çıkıyor dudaklarından!" Sinirle gülerek, "Beni delirtmeye, çıldırtmaya çalışıyorsun ama yemezler." İşaret parmağımı ona doğru salladım. "Seninle asla evlenmeyeceğim! Duydun mu beni?!" Yüzünü eğerek parmağımı yakaladığında parmağıma öpücük kondurdu. "Duydum ama ne derler bilir misin? Asla dememek lazım." Parmağımı ondan kurtardım. "Şu an parmağımı kesmek istiyorum!" diyerek öfkeyle konuştuğumda gözlerime bakmaya devam etti. Konuşmayıp içkisini içmeye devam ettiğinde en son dayanamayıp bardağı elinden alıp tezgaha koydum ve geri çekilecektim ki kolları belime sarıldı. Çatık kaşlarımla kendimi ondan itmeye çalıştım ama nafileydi. "Bırak beni!" "Cık," Gözleri yüzümün her santiminde dolaştı. "Bırakmam." "Bırak Lorenzo!" Başını iki yana salladı yine. "Bırakmam!" Pes edercesine nefesimi verdiğimde, gözlerine nefretle bakmaya devam ediyordum. "Faik abi'yi neden otele getirmedin? Getirmedin de burada ölmesine izin vermedin?" Gülerek başını eğdi, yeniden gözlerime baktığında hareleri daha parlaktı. "Duyduğunu biliyordum. Sandığımdan daha zeki bir kadınsın sen." Yapmacık vaziyette gülümsedim. "Yaa... Öyle mi?" "Öyle." Yüzümdeki şirin ifadeyi bozup, bacaklarının arasına dizimi vurmamla inleyerek beni serbest bıraktı. Bu hareketimi beklemediği açıktı. "Siktir!" Aletinin fena sızladığını, acıdığını biliyordum ama umrumda değildi. Geri adım atarak kollarımı göğsümde topladım ve ona dik dik bakarak izlemeye başladım. Saniyeler sonra kendine gelerek bakışlarını bana çevirdiğinde gözleri koyulaşmıştı. Birden üzerime atılıp beni kıskıvrak yakaladığında kaçma girişimine engel olup beni masaya yatırmıştı. Sırtım masadayken bacaklarım boşluktaydı. Bacaklarımın arasına girerek bedenini bedenime hapsettiğinde çenemi kavradı, baş parmağı dudaklarımı okşadı. "Okşa." "Ne?!" Sinsice baktı. "Darbenin karşılıksız kalacağını düşünmüyordun umarım? Okşa!" Bakışlarım anlık orasına kayarken yutkundum. Kaşlarım daha derine çatıldı. Hayır, kesinlikle dokunmayacaktım. "Hayır!" diyerek alttan çıkmaya çalıştığımda buna izin vermeyerek daha çok bastırdı kendini bana, ve bileklerimden tutarak ellerimi başımın üstünde masada birleştirdi. "Senin bir sözünle dünyam yıkılabilir, bir sözünle dünyayı da yıkabilirim. Ama sen bunu görmeyecek kadar körsün!" "Körsem körüm! Bundan sana ne?!" Kaşları sorgulayıcı biçimde çatılırken gözlerime baktı derinden. "Seninle neden konuşamıyoruz? Bana hep nefret ettiğini söylüyorsun, nedenini hiç söylemedin?!" Duraksadım. Söyler miydim hiç! Asla! "Sana ne. Nedenler ve yaralar seni ilgilendirmemeli!" Gözlerini kıstı. "Yaralar?" "Evet," Yüzüne yaklaştım. "Ruhumda bıraktığın yaralar." Bakışlarının boyutu değişirken bir an kollarının gevşediğini düşünüp onu itecektim ki buna izin vermeyip dudaklarını dudaklarıma yapıştırdı. Alt dudağımı ısırıp emerken istemsizce altımda sıcaklık hissettim. Hayır, bir daha bana dokunmasına izin veremezdim! Onu itmek istiyordum ama ne ellerim ne de içimdeki dürtülerim buna müsaade ediyordu. Lorenzo bende yeni bir yara açtığını fark etmeden dudaklarımı talan ederken gözlerim doldu, ona karşılık vermediğimi fark ettiğimde geriye çekilerek nefes nefese yüzüme baktı. Gözlerimden akan bir damla gözyaşını görünce afalladığını görmüştüm. Ateşe dokunmuş gibi beni hızla bırakırken üzerimden kalktı. Masada doğrulup ayağa yavaşça kalkarken ona baktım. Tiksintiyle. Kolumu dudaklarıma hızlıca sürterek öptüğü yerdeki izlerini silmek istedim. Gözlerinin içine baka baka yaptım bunu. "Sen takıntılı herifin tekisin. Seni sevebileceğimi sana aşık olacağımı evlenince kabulleneceğimi düşünüyorsan fena halde yanılıyorsun! Senden daha çok nefret etmeme neden olmaktan başka bir şeye yaramaz!" Onu ardımda bırakarak hızla kumarhaneden çıktım. & Dün gece uyuyamamıştım. Faik abi'nin ölümünü öğrenmem, onun Enrico'nun öldürmesi, Lorenzo'nun evleneceğimizi söylemesi... Yetmezmiş gibi bir de beni öpmesi... Oflayarak üzerimdeki örtüyü üstümden atarak ayaklarımı yere bastım, ellerimi saçlarımdan geçirerek geriye attım. Hava çok sıcaktı. Bunalmıştım da. Ama bunalmamın tek sebebi bu değildi. Lorenzo'nun himayesinde olmamdı. Ayağa kalkarak cama yaklaştığımda bakışlarım havuzun ilerisinde kurulmuş masada oturan Lorenzo'ya ve onun hemen yanındaki adama kaydı. Franco. Hararetli hararetli bir şeyler anlatırken Lorenzo sadece purosunu içmekle ilgili görünüyor gibiydi. Onu buraya geldiğimden beri ya puro ya da içki içerken görmüştüm. Yemek falan yemiyor mu bu adam? Sanki çok umrunda. Öyle. Umrumda değil. Sadece... Merak etmiştim işte. Bir müddet onları izleyedalmışken Lorenzo'nun bakışları anlık odanın camına kaydı. Haliyle beni fark etti. Hızla geri çekilip perdeyi çekebilirdim ama yapmadım. Dik dik bakmaya devam ederken kollarımı bağladım. Gözümün içine bakarak purosunu içmeye devam etti. Franco en sonunda kendisinin dinlenilmediğini anladığında bakışları da buraya kaydı. Göz göze geldiğimizde bir tepkide bulunmadı, bakışlarını kaçırıp Lorenzo'ya döndü. Lorenzo şimdi de purosunu tablada söndürürken Franco'ya bakıyordu. Bir şeyler daha konuştular sonrasında Franco yerinden kalkıo gözden kayboldu ama Lorenzo olduğu yerde oturmaya devam etti. Bakışları yine buraya kaydığında gözlerimi devirerek perdeyi çektim. Bu ne böyle? Yeşilçam filmlerindeki gibi bakışacak mıyız sürekli? Koltuga geri oturduğumda aslında onunla konuşacak çok şeyim olduğunu fark ettim, ama öfkem, nefretim öyle büyüktü ki ölsem bile dinmez diyebilirdim. Öylesine nefret besliyordum ona. Öfke doluydum. Kızgındım. Dudaklarımı dişledim. En azından şu Faik abi meselesini konuşmalıydım. Umarım bir mezarı vardır. Umarım. Koltuğu topladıktan sonra banyo yapmam gerektiğini ve yeni kıyafetlere ihtiyacım olduğunu biliyordum. Ama ölürdüm de gidip bunu Lorenzo'ya söylemezdim. Saçlarımı toplayayım diyordum ama bir tokam bile yoktu. Yanaklarımı şişirdim. Kalem olsa bile kafiydi. Adımlarımı odada gezdirerek diğer cepheye geçtim ve çalışma masasına ilerleyerek kutuda duran sıradan kalemlerden birini alarak belime kadar gelen saçlarımı topladım. O sırada kapı açıldığında gelen Lorenzo'ydu. "Günaydın." Cevap vermeden yanından geçtiğimde kolumdan tutup beni durdurdu. "Bu evde bir odan olduğunu bilmiyorsun sanırım?" "Hayır biliyorum." Tek kaşını kaldırdı. "Kulak misafiri olmuştum," diyerek sözlerime devam ettiğimde elini kolumdan çekip ceplerine soktu. "Öyleyse neden hâlâ burada kalıyorsun?" Duraksadım. "Bundan hoşnutsun sanıyordum?" dedim iki saniyelik boşluktan sonra. Dudakları kıvrıldı. "Memnunum evet. Ama senin de huzursuz olmanı istemiyorum." Yutkundum. "Odanda tüm ihtiyaçlarını karşılayacak her şey var. Banyo da var. İstediğin gibi kullanabilirsin." Bir şey demedim. "Odam nerede?" "Bakıyorum da hemen sahiplendin?" "Odam nerede?" diyerek bir kez da yinelediğimde Lorenzo arkasını dönerek, "Gel benimle." dedi ve beraber onun odasından çıktık. Odanın hemen karşısında durduğumuzda ona baktım. "Çatma kaşlarını hemen öyle. Gönlüm beraber odada kalmamızdan yana ama... En fazla bu kadar uzağıma gidebilirsin." "Hım? Peki ben bu ülkede yaşamak istemiyorum dersem ne yapacaksın?" Yüzümü yaklaştı. "Sen nereye gidersen ben de peşinden geleceğim." Nefesi dudaklarıma vururken bakışları da kayınca kumarhanedeki öpüşünü hatırladım. Yutkunarak bakışlarımı kaçırdım hızla odaya girdim. Hayretle kapının girişinde kalakalırken gözlerimi açamadan edemedim. En sevdiğim renk ile boyanmış duvarlar, ve onun tonları olan mobilyalar... Antepfıstığı yeşilindeydi duvarın rengi. Mobilyalar ise beyazdı. Sadece puf koltuğum yine yeşil türevinde, yatağımın hemen karşısında camın önüne dizilmiş çekmeceli uzun koltuğumun rengi de yeşildi. Yerdeki halı gri kürk olsa da yeşil rengi daha baskındı. Arkama döndüm. "Tamam bu rengi seviyorum ama abartmamış mısın?" Gülümseyerek yanımdan geçtiğinde beni iki parmağıyla gel diyerek dolabın önüne çağırdı. Yanına gittiğimde açılan kapaktan dolaba baktım. Rengarenk giysiler vardı. Her renkten olsa da yeşilin açığın koyusuna kadar hem rengi hâkimdi. "Yuh." Lorenzo, kolundaki saatine bakıp bana döndü. "Hemen bir duş alıp aşağı gel. Kahvaltı birazdan hazır olur. Sonrasında doktor kontrolün var." Ona döndüm. "Ne bekliyorsun?" Kollarımı bağladım. "Senin gitmeni." Dudakları sinsice kıvrıldı. "Önümde de soyunabilirdin, daha önce görmediğim bir şey değil." diyerek kulağıma yaklaşarak konuştuğumda dişlerimi sıkarak kendimi geri çektim ve odanın içindeki banyoya ilerledim. Kapıyı hızla vurup çarptım. & Hazırlanıp aşağı indiğimde antrede durdum. Salondan birtakım sesler geliyordu. Kafamı istemsizce sağa çevirdiğimde aynada kendimle göz göze geldim. Yeni bir bendim bu sanki. Artık o mahzende değildim. Her gece ağır makyajlar yapmak zorunda değildim. Kendimi gizlemek zorunda değildim. Özgürdüm. İstediğim saatte yemek yiyebilecektim. Gezebilecektim. İstersem bahçeye hatta Roma'ya bile gidebilirdim. Lorenzo'ya merhaba desem bile dünyalar onun olmuş gibi sevinecek adamdı. Bu senin için iyi bır fırsat, dedi içimdeki şeytan. Israrla Lorenzo'yu kullanmamı istiyordu. Oysa aklı çok karışıktı. Onu kullanarak yepyeni bir hayata başlamak istiyordum ama onsuz bir hayata. Ki mümkün olmayacak gibiydi. Nurgül abla, onu oradan nasıl kurtaracaktım? Martina, ona çektirmem gereken acılar vardı. Enrico... İğrenç adam. İç çekerek gözlerimi yumdum. Bilmediğim çok şey varmış gibi hissediyordum. Sanki saklanılan çok sır varmış gibi. "Bayan Biricik?!" Mutfaktan elinde tepsiyle çıkan Angela'ya baktım. "Buyurun efendim kahvaltı salonda hazır." "Geliyorum." dedim İtalyancamla. Onun peşinden salona girdigimde Lorenzo masada tek oturuyordu. Angela önden gidip son kahvaltılıkları da masaya koyarken, "Biricik gelmedi mi daha?" demesine kalmadan ondan uzak tâ masanın diğer ucundaki sandalyeyi gürültülü bir şekilde çektim. Bakışları bana döndü, ardından Angela'ya baş işareti yapıp onu nazikçe kovarken elindeki çatal ve bıçağı tabağına koyup bana baktı. "Oraya oturmak zorunda değilsin." Ona bakmadım. "Canım buraya oturmak istiyor." İç çekişini duydum. "Birazdan doktor burada olur, ciğerlerine bakacak." Çatalımla peyniri tabağıma aldım, oynamaya başladım. "Ne diye bakıyorsa... Geberip gideyim işte." Sert bir porselen sesi duyduğumda kafamı hızla kaldırıp Lorenzo'ya baktım. İçinde sıcak çay olan fincanı kırmıştı. Angela sesi duyup koşarak geldiğinde, Lorenzo'nun kanayan elini gördü. "Bay Cassalini, hemen ilkyardım çantasını getiriyorum efendim." Lorenzo bakışlarını benden ayırmazken Angela geldiği gibi gitti, o da masadan kalkıp yanıma gelirken diğer eliyle çenemi kavradı. Tepki vermeden bekledim. "Bir daha ölümü doğrudan ya da dolaylı olarak ağzına alırsan..." Alayla gülümsedim. "Ne yaparsın? Öldürür müsün?" Cıklayarak yüzüme yaklaştı. "Seni daha çok öperim." Alaylı gülümsemem silinirken o daha çok gülümsedi ve dudaklarıma öpücük kondurup geri çekildiğinde gözlerime baktı. "Benden ne kadar nefret etsen de beni arzuladığını biliyorum. Kumarhanede seni zorla öpmedim, çünkü sen de istiyordun, istediğin için, arzuladığın için kendine kızdın, gözyaşı döktün, çünkü benden nefret ediyorsun. Bana karşı büyük nefretin var." Beni bu kadar iyi tanıması... İstifimi bozmadan çenemi ondan kurtardım. "Anlaman güzel... Lorenzo Cassalini." Yerimden kalkıp hızla orayı terk edecektim ki arkamdan seslendi. "Hiç mi merak etmiyorsun?" Durdum. Neyi diye soramadım. Devam etti. "Seni nasıl sevdiğimi... Seni öldün sanarken neler yaşadığımı." Yavaşça arkama dönerek ona baktım. Saniyeler girdi aramıza dakikalara dönüştü. Sonra ağzımı araladım. "Etmiyorum. Çünkü sen bana aşık değilsin. Aşık olduğunu zannediyorsun." Gözleri kısıldı. Bir kaç adımda karşımda bitti. "Sen... Buna sevgi mi diyorsun? Aşk bu mu sence?" O an içim umutla doldu. Belki ona bunun takıntı olduğunu söyleyip vazgeçirebilirdim benden. "Düşünsene Lorenzo... Sevgi bu olabilir mi? Sevdiğine kıymak olabilir mi?" "Ben sana hiç bir zaman kıymadım." Alayla gülerek kollarımı kaldırıp indirdim. "Ya tabii, kesin öyledir. Ya sen benimle o otel odasında sevişiyordun ya? Altına yatıyordum ben senin?" "Ama o sendin." "Ne yani? Beni benimle aldattığın için teşekkür mü etmeliyim sana?" İç çekti. "Biricik..." "Ne yaparsan yap Lorenzo, istersen dünyayı yak yık, istersen servetini ser önüme, istersen iki cihanı bir araya getir..." Bakışları gözlerimde dolaştı. "Seni sevmeyeceğim. Kalbim asla senin için atmayacak." "Ama ben seni ölene kadar seveceğim Biricik." Dudaklarım hüzünle kıvrıldı. "Yani sen buna sevgi diyorsun ve beni hiç bırakmayacaksın öyle mi?" Başıyla onayladı. Elinden kanlar oluk oluk damlıyordu. "Bırakmayacağım." O sırada Franco içeri girdi, "Günaydın,"elini belinden çekerken gözüm kemerine takıldı. Silah. Ani atakla belinden silahı aldığımda hızla kendimi geriye attım. "Yaklaşmayın!" "Biricik ne yapıyorsun sen?!" diyerek Franco silahı elimden almaya çalıştığında namluyu ona doğrulttum. "Sakın!" O an Lorenzo'nun sesini duydum, "Biricik..." Namluyu ona doğrulttum. "Lorenzo..." "Üzgünüm ama beni sevmeni istemiyorum!" Ve tetiği çektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD