Mezarlığın çıkış kapısına yaklaştıklarında Yusuf hiçbir şey demeden olduğu yerde mıhlanmış gibi kaldı. Bir müddet kımıldamadan olduğu yerde çakılıp kalan Yusuf ‘duyuyor musun’ diye sordu sevdiğine, ‘kardeşim beni çağırıyor, gitme kal biraz daha diyor duyuyor musun gülüm’ dedi. Banuçiçek Yusuf’un ne demek istediğini anlamaya çalışıyor ve gecenin karanlığında mezarlığın ortasında elinden tutan sevdiğinin titremeye başlayan ellerinden ve ses tonundan tedirgin olmuş yine de bir şey diyememişti. Yusuf geri dönerek Hamza’nın mezarına doğru geri dönerek yürümeye başladı. Mezarının dibine çökerek hiçbir şey demeden başını öne eğerek Banuçiçek’e sarıldı ve ‘üşüyorum dedi, ‘çok üşüyorum.’ Yarım saat kadar ayaklarının dibindeki çorak ve kuru toprağı gözyaşları ile ıslattıktan sonra Allah’ın dediği

