“ Çağıl Umman.”Dedi net bir sesle.
Bahri’nin tek bir oğlu vardı. Oda, şu an karşımdaki adam değildi.
Bilmediğim, bir oğlu daha mı vardı?
" Buraya gelme sebebim Bahri'nin seninle
görüşmek istemesi. Benimle gelmen için tam bir saatin var." Dedi kol saatine bakıp yüzüme baktı " süren başladı. " kaşımı çattım.
" Sen benimle dalga mı geçiyorsun?!”Öfke ile yüzüne bakıp " Ya sen burdan tıpış tıpış gidersin! Ya da ben polisi ararım. "Dedim sertçe. " iki dakikan var." Diye ekledim onun bana yaptığı gibi.
" arayabilirsin." Dedi emin bir sesle. İç çekip yüzüne baktım" Ne istiyorsunuz bilmiyorum ama gerçekten beni çok zorluyorsunuz.”Sesimi yükselterek konuştuğumda " sürem dolmuştur. Ara istersen" Allahım sabır ver bana!
" Biliyorsun dimi? Beni burdan alsalarda bir ifadeden sonra serbest kalacağımı." Dedi ciddiyetle.
Evet biliyordum! Bahir umman'ın oğluymuş ya! Hemen kurtarırdı paçasını!
" Amacım sana zarar vermek değil. Bahri ile konuşup geri buraya döneceksin. " dedi net bir şekilde. Kaşımı çatıp " bana zarar veremezsin zaten. " dedim sertçe yüzüne bakarak. " Ayrıca senin adını daha önceden hiç duymadım. Bahri'nin tek bir oğlu var." Oda Hakan Ummandı.
Yüzüme bakıp " Maalesef oğluyum." Sanki oğlu olmaktan nefret ediyor gibi maalesef dedi.
Ciddiyetle yüzüme bakarken " Bahri ile Baban bugün karşı karşıyaydı. Sende ne konuştuklarını öğrenmek için babanın yanına gittin. " Kaşlarımı çatmış dişlerimi sıkmıştım.
" Ne konuştuklarını biliyor musun?" Soru sormuyordu bilmediğimi biliyordu.
" Bilmiyorsun. Öğrenmek istediğine eminim. Benimle gelirsen öğrenmiş olucaksın." Dedi.
Konuştukları her ne ise can sıkıcı olduğu belli.
Oturup ne konuştular diye düşünüceğime gidip Bahri ile görüşmek daha mantıklıydı. Ama ona da Bahri’ye de güvenmiyordum. Ya bir oyunsa? Ya kandırılıyorsam?
.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-..-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Arabadan inip karşımdaki holdinge baktım. Gerçekleri öğrenmek için, buradaydım.İçerde beni bekleyen baş düşmanım vardı. En son o mahkeme salonunda görmüştüm. Onun suratını görmek istemiyordum ama, hesap sormak istiyordum.
Bakışlarımı karşımda yüzüme bakan Çakıl mıdır, Çağıl mıdır, ciddiyetle bana bakarken ilerledim. Beraber içeri girdiğimizde karşımızdaki adam sıcak bir gülümseme ile " Hoşgeldiniz Çağıl bey" dedi ve bana bakıp aynı sıcaklıkla gülümsediğinde önüme döndüm. Bahri'nin çevresindeki insanlara da sıcak gözle bakamıyordum. Burada olduğuma hala inanamıyordum.
Yanımdaki şahısa asla güvenmiyor, neler olup bittiğini merak ettiğimden buradaydım.
" Hoşbuldum cemil." Dedi Adını söylemek istemediğim kişi.
" Babanız sizi bekliyor." Dedi ve yanımızdan ayrıldı. Asansöre doğru ilerlediğinde bende ona ayak uydurarak yürüyordum. Asansöre bindiğimizde, onuncu kata bastı.
Asansörden indikten sonra,karşımdaki kapıda, Bahri Umman yazısı ile ellerimi sıktım. Buraya kadar her şey çok saçmaydı. Şimdi gerçekler ile burun burunaydım.
Yüzüne baktığımda oda bana bakıyordu. Sanki nefes al öyle içeri girelim, gibi bakıyordu. Ama nefes almak istemiyorum. Ben onun boğazına yapışmak istiyordum. Gözlerimi kapının kulpuna atıp direkt kapıyı açtım. İçeri girdiğim gibi koltuğunda oturan Bahri umman ile göz göze gelmiştik.
Yıllardır geçmeyen bir öfke ve kinimle yüzüne baktım.
" Hoşgeldin." Dedi sırıtarak. O sırıtışı mide bulandırıcıydı.
" Hiç değişmemişsin. Bakışların bile aynı İzem. Mahkeme salonunda bana nasıl bakıyorsan şu anda öyle bakıyorsun. " dedi ciddiyetle.
" Kes!" Dedim sesimi yükselterek. Bunları duymak istemiyordum. Bir adım atıp yüzüne baktım. " şimdi ben sana soru sorucam sende doğru bir şekilde cevap vericeksin. " dedim net bir şekilde.
Ellerini birleştirip " tamam" dedi rahat bir tavırla.
" Babamı görmeye gitmişsin. Bunca yıl sonra neden? " ciddiyetle yüzüme baktı
Masasına yaklaşıp,
" hangi amaçla gittin? " sakin çıkması için zorluyordum kendimi.
" Nasıl olduğunu merak etmiş olamaz mıyım?" Dedi alayla. Elimi masaya hızla vurup
" Benimle alay etmeyi bırak ve sorduğum soruya cevap ver?!" Sesimi yükselttiğimde
" Tamam Avukat hanım." Dedi ve ciddi bir yüz ifadesi ile yüzüme baktı.
" Benimle çalışmanı istiyorum İzem."
Ne saçmalıyordu?
" Kenan ile konuştum ve tahmin edersin ki kabul etmedi. Ben büyüklük edip ondan rızasını istedim o kabul etmeyince, bir de seninle konuşmak istedim." Alnımı kaşıyıp yüzüne sertçe bakmaya devam ettim. Benimle görüşme sebebi buydu demek.
" Aptal olduğunu bilmiyordum." Dedim alayla.
" Sen ne diyorsun Babama?!" Duyduğum sesle bakışlarımı çaprazımda bana öfkeyle bakan Hakana çevirdi. Çağıl sertçe hakana bakıyordu. Hakan Bahri'nin oğluydu onu ilk o mahkeme salonunda gördüm. Şimdi ise karşımda. Ama Çağıl onu hiç görmemiştim.
" Anlamadıysan tekrar edebilirim?" Dedim net bir şekilde. Yüzüme sertçe bakıp Babasına döndü. " Baba izin ver İzem hanımla ben konuşayım. Sen yorma kendini." Dedi.
Öfkeli gözlerim, bu sefer onun yüzündeydi. Mahkemede bile, benimle abuk subuk konuşmuş, sırıtarak gitmişti.
Bir insan, bir insanın yüzüne bakınca midesinin bulanması normal miydi?
" Çık odadan Hakan." Duyduğum ses ona aitti. Hakan yüzüne baktı. Çağıl sert bir ifadeyle yüzüne bakmaya devam ederken " Abini dinle Hakan." Dedi Bahri net bir sesle.
Hakan öfke ile hepimize bakıp odadan çıkıp gitmişti.
Bahri'nin yüzüne Sertçe bakıp konuşmaya devam ettim." Babam benim yerime sana cevabını vermiş. Sen zahmet edip de bir daha uğrama yanına. Malum yaşlısın kendini yormamalısın.”Gülümsediğinde dişlerimi sıktım. Midemi bulandırıyordu.
" Kabul etmezsen babana neler yapacağımı düşünmek ister misin?" ciddiyetle yüzüme bakarken,gülümsedim " Biliyor musun? O mahkeme salonundaki kız değilim ben. Zaman beni büyüttü. Babama zarar vermeyi değil yapmak, aklından bile geçirme! Denemeye bile kalkışma sakın! Yoksa bu sakinliğimi bir daha göremezsin." Sert bakan gözlerim, gözlerine adeta ateş ediyordu. Daha fazla burada durmak istemiyordum. Arkamı dönüp, Çağıl Umman ile göz göze geldiğimde, bakışlarımı çekip kapıya ilerledim.
" Yirmi dört saatin var İzem! Eğer kabul etmezsen baban ile vedalaş!" Kapıyı hızla çarparak odadan çıktım. Hızlı adımlar ile ilerledim. Aklımda deli sorular ile cebelleşiyordum.
" Avukat İzem Kınay!" Bu hakanın sesiydi. Öfkeli gözlerimle, arkamı dönüp yüzüne baktım.
Karşıma geçmiş, çatık kaşları ile yüzüme baktı.
" Kabul etmek zorundasın! Babam dediğini yapar istesende istemesende."iç çektim " Hakan" dedim sertçe " Tehditle bir yere varılamaz bunu öğretmediler mi sana?”
" Babana elveda de o zaman." sinirlerim kat ve kat artmıştı. Bahri yetmezmiş gibi bir de Hakan ile uğraşıyordum. Sabrımı sınıyordu.
" Bakarsın pat diye ölüm haberini alırsın. Belli olmaz bu işler." Gözlerim alev alev yanıyordu sanki. Ölüm kelimesi bile, benim canımı fena yakıyordu.
" Ne diyorsun lan sen! " aramızdaki mesafeyi kapatırken, sertçe yüzüne baktım. Pişkin pişkin sırıtırken, göğsünden ittim hızla. Bir adım geriye gittiğinde. Yüzüne sertçe baktım. " Senin gırtlağını keserim. Duydun mu?!" Sırıtmaya devam etti.
“ Hakan!” Diye bir ses duydum.