bc

Köylü Kızı

book_age16+
76
FOLLOW
2.1K
READ
others
sensitive
powerful
tragedy
witty
realistic earth
abuse
rebirth/reborn
naive
Neglected
like
intro-logo
Blurb

Her çocuk gibi hayat dolu olan bir çocuğun kötü niyetli akrabaları tarafından istismar edilmesiyle başlayan bir hikaye. Küçük bir bedenin maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik zorluklar ve bu zorlukların çocuğun yaşamına ve kişilik oluşumuna olan etkileri ele alınmıştır.

chap-preview
Free preview
-Bölüm 1-
Ablasının "Ne dedi sana?", "Seni neden oraya çağırdı?" diye ardı ardına sorduğu sorular Zehra'yı terletmeye başlamıştı. Bir yandan tedirginliğini gizlemeye çalışıyor bir yandan da ablasını ikna edecek bir yalan düşünüyordu. Soğukkanlı bir şekilde "Hiiç. Bir şey demedi. Bana seslendi sadece." diyerek ablasının buna inanmasını her şeyden çok istedi. Pek de ikna olmayan ablası bir şey söylemeden oradan uzaklaştı. Aklındaki bin bir  düşünceyle baş başa kalan Zehra derin bir nefes aldı. Peki artık endişe edecek bir şey yok muydu? Ya ablası konuyu anne ve babasına anlatırsa? Zehra bu defa gerçeği anlatmaktan öyle kolay kurtulabilecek miydi? Ya herkes her şeyi öğrenirse? Bunları yaşamaktansa ölmeyi tercih ederdi.  Yaşadıklarını birileriyle paylaşmaktansa ölmeyi tercih ediyordu 6 yaşındaki küçük kız. Oysa bu yaştaki çocuklar arkadaşlarıyla oyun oynayıp, şen kahkahalar saçmaz mıydı? Değil biraz olsun gülmeye, ayakta duracak gücü kalmamıştı zavallının. Tüm bu yaşadıkları minik bir beden için çok fazlaydı.  Yaşının küçük olmasına karşın yaşadıklarını gizlemesi ve hiç bir şey olmamış gibi davranması gerektiğini çok iyi biliyordu. Zaten aksini düşündükçe utancından yok olmak istiyordu. Kendi kendine düşünmeye bile dayanamadığı bu durumu herkesten gizlemesi gerektiğine inanıyordu. Tüm bu düşünceler aklından geçerken elini yüzünü yıkayıp kahvaltı masasına geçti. Ablasıyla göz göze gelmemeye çalışıyordu. Ablası tekrar sorular sormaya başlayacak mı yoksa konu kapandı mi diye düşünmekten iştahı kaçtı. Nihayet kuzeniyle bahçede oyun oynama bahanesiyle kendini dışarı atabildi. Taş duvarın arkasına gizlenip kimsenin onu görmediğinden emin olunca hıçkırıklara boğuldu. Hem sessizce ağlamak hem de bağırıp çağırmak istiyordu. Küçücük yaşta tecrübe ettiği bu duygular ona bir ömür eşlik edecekti, bilmiyordu Zehra.  Sanki saatlerce orada ağlayarak her şeyi unutabileceğini düşündü. Uzunca bir vakit yalnız kaldıktan sonra diğer çocukların oyun seslerini duyunca göz yaşlarını silip onlara katılmaya karar verdi. Ne de olsa hala çocuktu Zehra. Köydeki çocuklar bir araya gelince türlü türlü oyular oynarlardı. Saklambaç, körebe, yerden yüksek, sek sek, ip atlama ve daha niceleri. Zehra'nın en sevdiği oyun saklambaçtı. Herkesten hızlı koştuğunu düşünürdü. Var gücüyle koşup ebeyi sobelemekten büyük keyif alırdı. Saklambaç oynamanın verdiği mutluluk ona bu sabah ablasıyla olan konuşmalarını ve ondan önceki olayı unutturmuştu bile. Köydeki çocuklar birlikte oyun oynamayı o kadar çok seviyorlardı ki yemek yemek akıllarına bile gelmiyordu. Bütün gün aç ve susuz bir şekilde köyü baştan aşağı dolaşıp oyun oynamak onları fazlasıyla doyuruyordu.   Hava kararıp eve dönme vakti gelince Zehra güzel bir rüyadan kötü bir kabusa geçmiş gibi hissetti. Bütün gün koşturup eğlenmek ona her şeyi unutturmuştu fakat "ev" kelimesi Zehra'yı ürkütmeye yetti de arttı. Kızın nefes almasını güçleştiren düşünceler yine musallat oldular ona. Ablası yine sorular soracak mıydı? Anne ve babası acaba bir şeyler duymuşlar mıydı? Evde nasıl bir ortam vardı? Zehra tüm bunları düşünürken evin önüne varmıştı bile. Ama kapıdan içeri girmeye cesareti yoktu. Derken babasını gördü Zehra. Babası ahırda ineklere su ve saman vermiş, ahırı temizlemişti. Ahırda giydiği kirli kıyafetleri çıkarıp duvardaki çiviye astı. İnek dışkısına bulaşmış çizmelerini çıkarıp kenara koydu. Bunları yaparken de Zehra'yla konuşmayı ihmal etmiyordu. Babası gülümseyerek Zehra'ya "Yorulmadın mı bütün gün oyun oynamaktan? Gel hadi akşam oldu." dedi. Bu konuşma Zehra'nın minik yüreğine su serpti. Babasının her zamanki tavrı hiçbir şey duymadığı anlamına geliyordu Zehra için.  Hemen ayakkabılarını çıkarıp eve girdi. Ablası kirli kıyafetlerle evde dolaşmasına izin vermediğinden direkt banyoya koştu. Güzel bir duş aldıktan sonra pijamalarını giyip yemek yiyen babasının yanına oturdu. Her ne kadar içi rahatlamış olsa da ablasından hala uzak duruyor onunla göz göze gelmemeye çalışıyordu. Yemeğini yedikten sonra yatağına koştu. Kimsenin yanına gelip kendisiyle konuşmasını, bir şeyler sormasını istemiyordu. Bu yüzden bir an önce uyumak istedi. Yorganı üzerine çekti ve öylece yatağın içinde bekledi. Yaşadığı endişe ve korkuların, bütün gün oyun oynamanın verdiği yorgunlukla uyuyakaldı. Minik bedeni adeta bu yükü kaldırabilmek için yardım çığlığı atıyordu. Köyde güneş doğmuş, çiftçiler erkenden uyanıp işlerine koyulmuştu. Zehra'nın babası hayvanları otlatmaya götürmüş, annesi de inekleri sağıyordu. Dışardan gelen seslere uyanan kız kalkıp üzerini giyindi, dışarı çıktı. İşler bitene kadar ahırda annesinin yanında oyalandı. Civcivler ve danalarla bir süre oynadıktan sonra kahvaltı için annesiyle eve gitti. Şimdiye kadar her şey iyi gittiği için mutluydu. Dünkü stresten eser yoktu. Güzelce kahvaltısını yaptı ve yine arkadaşlarıyla oyun oynamak için dışarı çıktı.  Kuzenini her zamanki yerde, harmanda, bekliyordu küçük kız. Arkadaşı henüz gelmemişti fakat elbet gelecekti. Bu yüzden beklemeye devam etti. Aniden kalbi yerinden çıkacakmış gibi oldu çünkü yine o adamı gördü. Komşularının büyük oğlu Zehra'ya doğru geliyordu. Attığı her adım kızı öldürürcesine korkutuyordu. Oysa bu çocuk sürekli Zehraların evine girip çıkan ve Zehra'nın da çok sevdiği biriydi. Ama artık küçük kız için büyük bir korkudan ibaretti. Çocuk kıza yaklaşıp onu ilerdeki samanlığa doğru çekiştirdi. Zehra bağırıp sesini duyurmak istedi fakat sonrasında yaşayacağı utanç aklına gelince vazgeçti.  Direnmeye çalıştı ama nafile. Çocuk çok güçlüydü. Kızı kollarından tutup sıkıştırdı, elini kızın eteğinden içeri sokmaya çalıştı. Zehra direnmekten ter içinde kalmıştı. Sanki dört bir yanını saran sarmaşıklardan kurtulmaya çalışıyor gibiydi. Aniden çok yakınlardan kuzeninin sesi duyuldu. Çocuk da bundan tedirgin olacak ki Zehra'yı salıverdi. Zehra saniyeler içinde bin bir çeşit duygu yaşadı: korku, endişe, utanç, mutluluk...  Kuzeninin gelmesiyle kurtulduğu için bir an için sevindi ama aynı nedenden ötürü paniğe kapıldı. Çünkü onun bu sahneyi görmüş olmasını istemezdi. Eğer gördüyse gidip bunu herkese anlatırdı. Zehra hızla samanlıktan çıktı ve tam kapıda kuzeniyle karşılaştı. Kuzeninin surat ifadesi normaldi. Gayet normal bir şekilde oyun oynamak istediğini söyleyerek Zehra'yı dışarı çağırdı. Zehra seve seve oradan dışarı çıktı. Bu defa geçen seferkinden çabuk kurtulmuştu o çocuğun elinden. Hafif ağlamaklı ve hıçkırıklı sesiyle oyun oynamaya çalıştı ama bu defa öyle kolay unutamadı yaşadığı o anları. Çocuk sürekli kızları izliyor, bakışlarıyla Zehra'yı ürpertiyordu. Zehra oyun sırasında yer değiştirip çocuktan saklanmaya çalışsa da çocuk pes etmiyor, sürekli kıza bakıyordu. Henüz zaman kavramının neyi ifade ettiğini bile bilmeyen küçük kız, o an o çocuğun sonsuza kadar kendisine bela olacağını hissetmişti. Zehra bu duruma daha fazla dayanamayıp eve döndü. Evde ablası dışında kimse yoktu. Odaya girdi, üzerine bir battaniye örttü. Olanlar aklından bir türlü çıkmıyor, küçük kız o anları tekrar tekrar yaşıyordu. Günlerdir yaşadığı bu kötü olayları ve duyguları kafasından silip atmak istiyordu. Bundan sonraki hayatının hep böyle mi geçeceğini düşünüp ağlama başladı. Artık dayanacak gücü kalmadığı için yaşadıklarının son bulmasını istiyordu.  Peki ama her şey nasıl bitecekti? Bu durumdan kimseye bahsedemezdi çünkü filmlerde gördüğü kadarıyla insanların cinsel bölgelerine dokunmak, onları öpmek ayıp bir şeydi. Köy yerinde de bu durum ayıp karşılanacak, belki de olanlardan ötürü Zehra'yı suçlayacaklardı. Birlikte oyun oynadığı arkadaşları bunu duyarsa Zehra ile dalga geçecek, onu aralarına bir daha almayacaklardı. Daha kötüsü de ailesi küçük kızı artık istemeyip sokağa atacaklardı. Sokakta bir başına yaşamak zorunda kalacak olan Zehra ne yiyip içecekti? Kar yağdığı zaman nereye sığınacaktı? Geceleri kurtlar ve ayılar köye indiğinde nasıl onlara yem olmaktan kurtulacaktı? Tüm bunları düşününce kendini daha da çaresiz hissetti. Bu sonuçların hiçbirini yaşamak istemediğinden konuyu kimseye anlatmamaya karar verdi. En iyisi başka bir yol bulmaktı.  Yine televizyonda ablasının izlediği bir film aklına geldi Zehra'nın. Bir kadın daha fazla yaşamak istemediği için intihar etmişti. Zehra'nın hissettiği şey de tam olarak buydu. Daha fazla yaşamak istememek... "Ölürsem her şey biter, kurtulurum" diye düşündü. Ama nasıl öldürecekti ki kendini? Önce filmdeki kadın gibi jiletle bileklerini kesmeyi düşündü ama canının çok yanacağından korktu. Hem daha önce elini kestiği için kesici şeylerden de çok korkardı. O yüzden bu fikirden vazgeçti. Bir sürü ilaç içip ölmek geldi aklına. Dolapta ne olduğu bilmediği bir sürü ilaç vardı. Onların hepsini içip yatağa girip uyumayı düşündü. Böylece uyku esnasında hiçbir şey hissetmeden ölebilecekti. Bu fikir aklına yatmıştı Zehra'nın. Ama aniden durakladı. "Ben ölünce annemle babam çok ağlar ama" dedi. Tekrar yatağına geçip kendisi öldükten sonra ailesinin yaşayacağı üzüntüyü hayal etti. Sanki her şeyi birebir yaşıyor gibiydi. İstemsizce gözlerinden yaşlar döküldü. Kendi yaşadığı acılara mı ağlıyor yoksa ailesinin çekeceği acılara mı ağlıyordu bunu kendisi de bilmiyordu. Tek bildiği sadece ağlamak istediğiydi. Bunca düşünceden sonra yapabilecek bir şeyi olmadığını ve yapayalnız olduğunu anladı. Artık omuzlarında 6 yaşındaki bir çocuğun taşıması gereken yüklere benzemeyen bambaşka bir yük vardı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Sokaklar Çocuk Doğurmaz

read
7.3K
bc

SAVCI

read
5.0K
bc

Ağa’nın Gelini: Zehra’nın Hikayesi

read
12.2K
bc

Kanlı Duvak

read
68.2K
bc

Hizmetçi

read
130.6K
bc

Deniz Kızı

read
1.4K
bc

SOMUT- UYANIŞ

read
9.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook