Ağlamaktan yorgun düşen küçük kız uyuyakaldı. Birkaç saat uyuduktan sonra uyandı, etrafına bakındı. İçinde bulunduğu ortama ait değil gibiydi. Çünkü hala aklının bir yerlerinde ölme arzusu vardı. Yatağından kalktı evin içinde dolanmaya başladı. Ablası hiç bir yerde olmadığına göre komşuya gitmişti. Evde yalnız olmak onu hem daha rahat hem de daha savunmasız hissettirdi. Hemen gidip kapıyı kilitledi, açık olan pencereleri kapattı. Sanki onun evde yalnız olduğu görenler ona zarar vermek isteyecekmiş gibi düşündü. Evdeki sessizlikten rahatsız olup televizyonu çalıştırdı, her zaman izlediği çizgi film kanalını açtı. Eskiden çok severek izlediği çizgi film artık ilgisini çekmiyordu. Gözleri televizyona bakıyordu ama aklı bir karanlığın içinde kaybolmuştu. Küçük bir bedene 90 yıllık bir ruh girmiş gibiydi. İçi kapkaraydı.
Akşama kadar evden dışarıya adım atmadı Zehra. Ailesi işlerini bitirip eve döndü, akşam yemeği masasının etrafında toplandı. Herkes iştahla yemeğini yerken Zehra birkaç kaşık yemekle doyup masadan kalktı. Kimse ondaki farklılığı sezmemişti. Kimse neyin var diye sormamıştı. Kızdaki bu değişiklik ya gerçekten kimsenin umurunda değildi ya da Zehra içinde yanan ateşi gizlemeyi çok iyi başarıyordu. Zaten kimsenin bir şeyler sormasını da istemezdi. Olanları kimseye anlatmamakta kararlıydı. Şimdiye dek bir şekilde yaşananları gizlemeyi başarmıştı. Bundan sonra da yapabileceğini, yapması gerektiğini düşündü.
Abisinin televizyon izlediğini görünce içeri girdi, koltuğun kenarına kıvrıldı. Abisi yine futbol maçı seyrediyordu. Zehra normalde maçları hiç sevmez, abisine kanalı değiştirmesini söylerdi. Bu defa öyle yapmadı. Aksine maçtan rahatsız bile olmadı. Çünkü zihnini meşgul eden düşünceler kızın ne başka şeyler duymasına ne de başka şeyler görmesine izin veriyordu. Boşluğa bakarak düşünmeye devam etti. Bu düşünceler kızı aydınlığa kavuşturacak düşünceler değil, karanlığa çekecek düşüncelerdi. Bilmiyordu Zehra. Ne bilsindi. Bunlar bir çocuğun üstesinden nasıl gelebileceğini bildiği türden şeyler miydi?
Uyku vakti gelince yatağına geçip hemen uykuya dalmaya çalıştı. Uyurken her şeyden uzaklaştığı için uyumayı sevmişti. Hiç uyanmayacağı bir uykuya dalmayı dileyerek gözlerini kapadı. Ölmek için ilk defa dua ettiğini fark etmeden...
Ertesi gün Zehra ailesiyle birlikte her zamanki gibi kahvaltı yaptı. Ancak oyun oynamak için dışarı çıkmadı. Kuzeninin bugün onlara gelmesini, evde oyun oynamayı çok istedi. Öyle de oldu. Kuzeniyle birlikte evde güzelce oyunlarını oynadılar. Zehra güvende hissediyordu ve halinden memnundu.
Öğleden sonra Zehra'nın keyfini kaçıran şeyler oldu. Komşunun çocuğu evlerine geldi ve Zehra'nın abisiyle sohbet etmeye başladı. Zaten onlar iyi arkadaş oldukları için bunda bir gariplik yoktu. Ama küçük kız için işler farklıydı. Çocuğun yüzünü görmesi bile tüylerini ürpertmeye yetiyordu. Çocuğu nerde görürse görsün kendisine saldıracakmış gibi hissediyordu. Sanki bunu etrafta insanlar olsa bile yapabilirmiş gibiydi.
Zehra'nın abisi ve komşu çocuğu bir süre daha konuşmaya, gülmeye devam ettiler. Zehra onun bir an önce evine gitmesini diliyordu. Fakat çocuğun buna niyeti yok gibiydi. Daha sonra herkes televizyon izlemek için oturma odasına geçti. Zehra, abisi ve o çocuk... Abisi mutfağa gitmek için odadan çıkınca Zehra ve çocuk odada yalnız kaldı. Zehra nefes almakta güçlük çekiyordu. Aklından geçen korkunç ihtimaller onu oracıkta öldürecek gibiydi.. Çocuğun ona yine saldırma ihtimali bile geldi aklına. Onunla daha fazla yalnız kalmamak için yerinden kalktı, kapıya yöneldi. Ama çocuk ondan hızlı davranıp önüne geçti. Kızın elini tuttuğu gibi kendi cinsel organına dokundurdu. Zehra diğer eliyle destek almış, kolunu çocuğun elinden kurtarmaya çalışıyordu ama nafile. Çocuk tüm gücüyle kızın elini kendine sürüyordu. Bunu yaparken de alaycı bir şekilde gülüyordu.
Nasıl olduysa kız elini çekmeyi başardı. Kapıya doğru koşup kendini dışarı attı. Abisi hiçbir şey duymamış, hiçbir şeyden şüphelenmemişti. Elinde bir tabakla mutfaktan çıkıp odaya girdi. Zehra ise bir kez daha çaresizliğiyle baş başa kalmıştı. Elinin altında hissettiği sert şeyin ne olduğu hakkında tek bir fikri bile yoktu. Ama o çocuğun kızı sürekli bir şeylere zorlayıp vücuduna dokunmasının kötü bir şey olduğunun farkındaydı.
Artık güvenli bir yeri yoktu Zehra'nın. Kendi evinde bile o çocuktan kaçmak zorunda kalmıştı. Gidecek hiçbir yeri yokmuş, konuşacak hiç kimsesi kalmamış gibi hissediyordu. İşte o an bir kez daha kendini yapayalnız ve çaresiz hissetti.
Yaşadığı bunca zorluğa daha fazla dayanamıyordu minik kız. Hemen oracıkta derdine bir çözüm bulmalıydı. Ölümden başka çare aklına gelmiyordu ne yazık ki. Ancak ölünce kurtulabilirdi o korkunç çocuktan. Ama yapamazdı. Hem tek çaresinin bu olduğunu hem de bunu yapamayacağını çok iyi biliyordu. Kendini köşeye sıkışmış gibi hissedince daha çok ağlamaya başladı. Orada onu kimseler duyamazdı. Bir yandan hıçkırıklara boğuluyor bir yandan da çözüm arıyordu. Bu şekilde saatlerce ahırın çatısında bekledi. O çatı kızın tek başına oyun oynama yeriydi. Şimdiyse sığınağı olmuştu.
Saatlerce çatıda tek başına kaldıktan sonra eve döndü Zehra. Duş aldı, yemek yedi. Hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya devam etti. Erkenden yatağına girip uyudu. Uyumak onu herkesten ve her şeyden uzaklaştırıyor, kızı alıp onu olmak istediği yere götürüyor gibiydi.
Aradan aylar geçti, yaz bitti. Zehra son olaydan sonra bir daha komşu çocuğunun tacizlerine maruz kalmadı. Çünkü kız onunla aynı ortamlarda bulunmamak ve yalnız kalmamak için elinden geleni yapmıştı. Elinden geleni yaparken de çok yıpranmıştı. Sürekli tetikte olmak, kendini her şeye karşı olmak küçük kızı çok yormuştu. En azından başına yeni bir şey gelmediği için mutluydu.
Zehra'nın aklını meşgul eden düşünceler ilk günden beri aynıydı. Bir süredir yeni bir olay yaşamaması ona olanları unutturmamıştı. Her gece her gün düşünmekten ve utanç duymaktan kendini alamıyordu. Ölüm ile yaşadıklarına katlanmak arasında gidip geliyordu.
Tüm bunlar olup biterken küçük kızın okula başlama zamanı geldi. Zehra ve kuzeni aynı sınıfta ders görmeye başladı. Birlikte okula gidiyor, okumayı öğreniyor ve teneffüslerde oyun oynuyorlardı. Okuldayken mutluydu Zehra. Öğretmeni ve bir sürü arkadaşları vardı. Sınıfa öğrencilerden başka kimsenin giremeyeceğini böylece komşu çocuğunun okula gelip onu rahatsız edemeyeceğini düşünüyordu.
Günler ve aylar birbirini kovalarken Zehra büyüyor ve değişiyordu. İçine attığı sıkıntılar onu çoktan başka birine dönüştürmüştü ama bu değişim farklıydı. Uzun zaman sonra arkadaşlarıyla konuşmaya, eğlenmeye başlamıştı. Okula başladıktan sonra espri yapmayı seven ve arkadaşlarını güldüren bir çocuk oluverdi. Yaşadıklarını unuttuğundan değildi bu şakacı ruh hali. Hatta kelimeler ve kahkahalar ağzından istemsizce çıkıyor gibiydi. İçi yanarken gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Göz yaşları içine içine akarken yüzünden gülücükler eksik olmuyordu. Yaşadığı acıları kendi içinde birilerine anlatırken ağzından şakalar dökülüyordu. Adeta hayatta kalmanın, yaşama tutunmanın bir yolunu bulmuştu.
Bir gün okuldan çıkıp eve gitti, üzerini değiştirdi ve ödevlerini yapmaya başladı. Arkadaşları okuldan sonra oyun oynamak için buluşacaklardı fakat Zehra onlara katılmak istemedi. Ailesiyle akşam yemeği yedikten sonra televizyon izlemek için oturma odasına gitti. Biraz sonra abisi kapıdan içeri "Zehra!" diye bağırarak girdi. Kızın yüreği ağzından çıkacak gibiydi. Abisinin neden bu kadar kızdığını anlamıyordu çünkü onu öfkelendirecek hiç bir şey yapmamıştı. Aniden üzerine kaynar sular dökülüyormuş gibi hissetti. Yoksa abisi kızın başına gelenler hakkında bir şey mi duymuştu. Geçen saniyeler ona hiç bu kadar uzun gelmemişti. Abisinin neye kızdığını öğrenmeyi hem istiyor hem de istemiyordu. Her şeyin sonunun geldiğini anladı. Abisi "Zehra! Sana telefonumu şarja tak demiştim takmamışsın!" dedi. Zehra'nın yüreğine su serpildi. Derin bir nefes aldı. Abisinin kendisine öfkeli olması artık sorun değildi Zehra için. Korktuğu şey başına gelmediği için mutluydu.
Uzun zamandır komşu çocuğunun tacizlerine maruz kalmıyordu ama daha önce yaşadıkları Zehra'ya sürekli endişe veriyordu. İkisinden başka kimsenin bilmediği bu çirkin şeyi ailesinin veya başkalarının duymasından çok korkuyordu. Evde birilerini kızgın görünce aklına gelen ilk şey bir şeyler duyup duymadıkları oluyordu. Kim neye öfkelense Zehra kendinden şüphe ediyor, ne yapacağını şaşırıyordu.
Bu duygular küçük kızın peşini yıllarca bırakmadı. Zehra büyüyüp ilkokulu bitirdi. Yeni ortamlarda yeni arkadaşlar edindi. Dışardan çok güler yüzlü ve çok samimi biri gibi görünüyordu. Arkadaşlarıyla sohbet ederken her konudan rahatça konuşabiliyor gibiydi. Ama kimselere açmadığı gizli bir kutuya sahipti. Herkesten gizlemek zorunda olduğu bir sırrı vardı. Çoğu zaman kendinden bile saklardı. Çünkü geçmişe bakıp yaşadıklarını hatırlamak ona acı veriyordu. Her anı ona dün gibi yakındı. Üzerinden yıllar geçmiş olsa bile yaşadıklarının tek bir saniyesini dahi unutmamıştı. Çoğu zaman küçük Zehra'ya üzülerek ağlardı. 12-13 yaşlarında bir kız olarak 6 yaşında çektiği acıları düşünüp kendine acırdı. Düşündükçe kendini hem çok güçlü hem de çok zayıf bulurdu. Çünkü bunca acıyı yaşayıp güçlü biri olacağına diğer çocuklar gibi normal bir çocukluk geçirip zayıf biri olmayı tercih ediyordu.
En çok da "Acaba o çocuğun bana yaptıklarını aileme anlatsa mıydım?" diye tartışıyordu kendiyle. Bazen anlatması gerektiğini düşünürken bazen de iyi ki anlatmadığı için kendini kutluyordu.
Çocukluğundan beri her gece yatmadan önce başına gelenleri düşünmek alışkanlık olmuştu Zehra için. Bazı geceler tacizci çocuğu öldürmediği için pişmanlık duyuyordu. Bazı geceler bunca şeyle baş edip bu günlere kadar sağ salim gelebildiği için kendine ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyordu. Bazı geceler ise geçmişte taşıdığı yüklerin ağırlığını yeniden taşıyormuş gibi hissedip bütün gücünü yitirirdi.
Her sabah güne yeni bir Zehra olarak uyanmayı öğrenmişti artık. Geceleri gelen ağlama krizleri ve pişmanlıklar güneş doğunca yok oluyordu adeta. Zehra henüz çok küçükken düştüğü yerden kalkmayı ve hayatına devam etmeyi öğrenmişti. Bununla gurur duymuyordu elbette. Ama böyle yaşamak zorunda olduğunu kabullenmişti.
Ortaokula başladığında Zehra'nın arkadaş çevresinde birtakım değişiklikler olmuştu. En yakın arkadaşıyla aynı sınıfta değillerdi. Bu yüzden yeni arkadaşlıklar kurması gerekiyordu. Kuzeni ile her zaman bir arada olamayacaklarının farkındaydı. Sıcakkanlı ve şakacı bir kız olmasından dolayı sınıf arkadaşlarıyla yakınlaşması zor olmadı. Kız ve erkek arkadaşlarıyla gayet iyi ilişkiler kurmayı başarmıştı.
Ne var ki eskisi olmayan bazı şeyler vardı. Bu arkadaşlıklar Zehra'nın bildiği oyun arkadaşlığından çok farklı olabiliyordu. Kızlar ve erkekler birbirini beğeniyor, flört ediyorlardı. Okuldaki köşelerde buluşup baş başa vakit geçiriyorlardı. Hatta birbirlerine üzerinde kalplerin bulunduğu mektuplar gönderiyorlardı. Bunlar Zehra'nın yapabileceği şeyler değildi. Birine karşı ilgi duymanın nasıl bir şey olduğunu bile bilmiyordu. Erkek arkadaşlarının kız arkadaşlarından farkı yoktu için. Açıkçası tacizci çocuğun saldırılarına maruz kaldıktan sonra hiçbir erkeğin ona ilgi duymasını ve yaklaşmasını istemezdi. Aynı şeyleri bir daha yaşamaya hiç niyeti yoktu. Daha önce başına gelenler Zehra'nın suçuymuş gibi kendine sınırlar çiziyordu. Kendine çok zalimce davrandığının farkında değildi. Aldığı tüm önlemler sadece kendini güvende tutmak içindi.
Diğer kızların erkeklerle rahatça flört edebilmelerine şaşıp kalıyordu Zehra. Kızlar tenha köşelerde buluşmaya kendi isteğiyle gidiyorlardı. Flörtleriyle yaptıkları konuşmaları gelir gelmez diğer kızlara anlatıp gülüşüyorlardı. Birlikte aşk mektupları yazıp kağıtları süslüyorlardı. Bütün bunları sesini bile çıkarmadan izleyen Zehra'nın aklından neler neler geçiyordu. Bu kızların aileleri nasıl oluyor da böyle davranmalarına izin veriyordu? Zira Zehra'nın ailesi böyle şeylere asla izin vermezlerdi. Çünkü okul flört etme yeri değil, okuyup adam olma yeriydi. Zaten genç kıza izin verseler bile böyle şeyler yapmazdı. Erkeklerle tenhalarda buluşmayı asla kabul etmezdi. Tacizci çocuk yüzünden günlerce evden dışarı çıkamayan kız bile bile kendini onların eline atmazdı.
Peki ama diğer kızlar bunu nasıl başarıyordu? Erkeklerin kendilerine dokunması kızları neden mutlu ediyordu? Onlarla yalnız kalmak neden hiçbirini rahatsız etmiyordu? En önemlisi de neden hiçbirinin ailesinden korkusu yoktu? Zehra henüz 6 yaşındayken bir erkeğin zorla vücuduna dokunmasından çok ama çok rahatsız olmuştu. Bir daha o çocukla yalnız kalmamak için çocukluğu boyunca çabalamışı. Herkesten gizlemek için uğraştığı bu şeyi en çok da ailesinin öğrenmesinden korkuyordu. Garip olan Zehra mıydı yoksa? Hayır! Genç kızın küçükken yaşadığı şeyler korkunçtu. Kim olsa onun kadar korkardı. Kadın ve erkeklerin birbirine dokunması ayıp bir şeydi. Ayıp olmasaydı televizyonda öpüşme sahneleri gelince büyükler kanalı değiştirmezdi. Zehra böyle düşündüğü için garip olanın kendisi olmadığını anlamıştı. Sonuçta yaşadıklarını bir tek kendisi biliyordu. Başkalarına anlatılamayacak kadar kötü şeyler geçti başından. Arkadaşları bunları bilmiyordu. Belli ki onlar Zehra'nın yaşadıklarını yaşamamıştı. Bir an onların ne kadar şanslı olduğunu düşündü Zehra. Onların yerinde olmayı diledi.