Bölüm 4: Düşman Kucağında ve Demir Çeneler

743 Words
Kiara, soğuk ve nemli orman tabanında çıplak, yaralı ve kanlar içinde yatıyordu. Dönüşümün geri çekilmesiyle, güçlü siyah kürkü yerini yeniden kırılgan, savunmasız insan tenine bırakmıştı. Omzundaki ısırık, Ethan'ın kirli pençesinin açtığı yaralar ve bacakları arasındaki sıcak kanın kurumasıyla oluşan gerilim, ona Ethan'ın vahşetini her an hatırlatıyordu. Boynunda, annesinden kalan o küçük gümüş pençe kolye duruyordu; şimdiye kadar hayatta kalan tek sağlam şey. Ay tamamen batmıştı. Karanlık her şeyi yutmuştu ki, burnuna o yabancı koku çarptı: Black Ridge. Güçlü, çam, duman ve yas kokusu. Dört kurt. Yaklaşıyorlardı. Hızlı, sessiz, kusursuz bir uyumla. Kiara'nın kalbi, korkuyla değil, kaçınılmaz sonun soğuk bilgisiyle hızlandı. Başını kaldıracak gücü bile kalmamıştı. Ayak sesleri yaklaştı, dallar ve kuru yapraklar çıtırdadı. Önce uzun boylu, geniş omuzlu bir gölge belirdi. Caleb. Black Ridge'in Betası. Gri tişörtü kana bulanmıştı; kollarındaki kaslar gergindi. Gözleri, önce Kiara’nın çıplak, yaralı bedenini, sonra boynundaki gümüş kolyeyi, en sonunda ise sol omzunun hemen altındaki belirgin damgayı kilitledi: Üç hilal ve ortasında kurt başı. Silver Hollow’un işareti. Caleb’in yüzü, bir anlık şaşkınlığın ardından taş gibi sertleşti. Arkasından gelen genç kurt anında dişlerini gösterdi, boğazından boğuk bir hırıltı yükseldi. "Silver Hollow. Buraya kadar gelip ölmek mi istemiş?" Caleb, tek bir el hareketiyle genç kurdu susturdu. Yavaşça çömeldi, dizleri çamura battı. Burnu havayı kokladı: kan, korku, tecavüz. Gözleri bir an için yumuşadı, ama hemen ardından çelik gibi sertleşti. O yumuşaklık, annesinin ölüm anını hatırlatmıştı. "Damgan hâlâ duruyor," dedi alçak sesle. "Ama bu halde… bu kadar yalnız… Sürü seni atmış, değil mi?" Kiara konuşamadı. Sadece gözlerini yere indirdi; utanç boğazını yaktı. Caleb’in sesi daha da alçaldı. "Annem de böyle yatmıştı. Yirmi yıl önce. Silver Hollow’un pençeleri altında. Rowan’ın babasının emriyle." Gözlerinde nefrete karışık eski bir acı vardı. "Adın ne?" "Ki... Kiara," dedi güçlükle. Caleb başını salladı. "Black Ridge toprağındasın, Kiara. Normalde bir Silver Hollow görsek boğazını keserdik. Ama sen… sen zaten cezanı çekmişsin. Sen onların kurbanısın." Genç kurdun homurtusuna aldırmadan, Caleb eğildi. Kolunu Kiara’nın sırtının altına soktu, diğerini dizlerinin altına. Onu kucağına aldı. Kiara inledi; acı tüm vücudunu yaktı, ama direnmedi. Direnecek gücü kalmamıştı. Caleb doğruldu, Kiara’yı göğsüne bastırdı. "Eve götürüyoruz. Yaşarsa yaşar, ölürse ölür. Ama Silver Hollow’un eline bırakmayacağız." Kiara, Caleb’in göğsüne yaslandı. Kokusu yabancıydı; çam, duman, yas. Ama sıcaktı ve güçlüydü. Black Ridge'in ana evine geldiler. Kiara, şöminenin yanında kalın postların üzerine yatırıldı. Maeve, sürünün şifacısı ve eski liderin eşi, hemen Kiara'nın yanına geldi. Yüzünde nefret yerine, korkunç bir acıma vardı. "Tanrım," dedi kısık sesle. "Silver Hollow. Sen… sen onların kurbanısın, değil mi?" Kiara, sadece başını salladı. Maeve, Kiara'nın yaralarını temizlemeye başladı. Kapı açıldı. Declan Kade, Black Ridge'in genç, kudretli Alfa'sı içeri girdi. Koyu kahverengi saçları, gece kadar siyah gözleri. Kiara'yı gördü; çıplak, yaralı ve Silver Hollow damgalı. Bir an durdu. Damgayı gördü. "Silver Hollow," dedi kısık, soğuk bir sesle. Maeve, oğlunun önüne geçti. "Declan. Bu kız onların kurbanı. Sürüden atılmış. Ama bizim topraklarımızda bulundu. Bizim misafirimiz." Declan, Maeve'in sözlerine rağmen bir adım attı ve Kiara’nın yanına çömeldi. Gözleri, boynundaki ısırık izlerine ve yaralara kaydı. Sonra Kiara’nın gözlerine baktı. O gözlerde, nefrete ve şüpheye karışık, annesinin ölümünden kalan tarifsiz bir korku vardı. "Adın ne?" "Kiara," dedi Maeve onun yerine. Declan, Kiara’nın elini buldu ve sıktı. Parmakları sıcaktı ve güçlüydü. "Black Ridge’te kimse sana bir daha dokunamayacak," dedi. "Söz veriyorum." Bu söz, Kiara'nın yıllardır aradığı güveni anlık da olsa hissetmesini sağladı. Ancak bu güven, kırılgandı. Ertesi gün, Rowan ile sınırda yaptığı gergin bir karşılaşmadan sonra Declan geri döndü. Rowan, Kiara'yı casuslukla ve mülkiyet ihlaliyle suçlamış, geri iadesini talep etmişti. Declan'ın yüzündeki yumuşaklık tamamen kaybolmuştu. O, annesinin acımasızca ihanete uğradığı gerçeğiyle yüzleşiyordu. Kiara, yaraları sarılı halde uyandığında, ayak bileğinde soğuk, pas kokulu, kalın bir demir zincir hissetti. Zincir, onu şömine ayağına sabitleyen kısa bir halkaya bağlıydı. Kapı açıldı. Declan girdi. Yüzü taştı. Siyah gözleri şimdi buz gibi bakıyordu. "Bu ne?" diye fısıldadı Kiara. Declan, zincire baktı, sonra gözlerini Kiara’nın damgasına dikti. "Silver Hollow’un işareti hâlâ duruyor. Sen hâlâ onlarınsın. Ya kaçtığını söylüyorsun... ya da gönderildin. Belki de bu yaralar tiyatro." Bir adım yaklaştı, Kiara’nın çenesini tuttu, başını kaldırdı. Parmakları sertti. "Burada kalacaksın. Zincirde. İyileşeceksin. Ama bir adım bile özgür olmayacaksın. Çünkü eğer yanılırsam… eğer bir an bile sana güvenir de hata yaparsam… bu sürü biter. Annem de böyle öldü. Anladın mı?" Kiara yutkundu, gözyaşları yanaklarından süzüldü. "Anladım," dedi boğuk bir sesle. Kapı kapandı. Kilit sesi odada yankılandı. Kiara, dizlerini göğsüne çekti. Şömine hâlâ yanıyordu ama sıcaklık ona ulaşmıyordu. Düşmanın kucağında değil, Demir Zincirin içinde, esir olmuştu. Declan Kade'in gözlerinde gördüğü tek şey şuydu: korku.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD