Kamptaki askerler yorgun ama ayaktaydı; ufak bir masanın etrafında, metal kupalar ve sade kahvaltı tabakları vardı. Ela, sabahın serinliğini hâlâ üzerinde hissediyordu. Uykusuzdu; ama yanında oturan Baran’ın sessiz varlığı, ona yorgunluktan çok güç veriyordu. --- Baran, kupasını yavaşça Ela’ya uzattı. Ela önce anlamadı; Baran’ın gözleriyle işaret etmesini bekledi. “Kahve…” dedi Baran, kısa ve net. Ela kupayı aldı; kupanın metali ellerine sıcaklık verdi. Bir yudum aldı; acıydı, ama gözlerini kısmadan içti. --- O sırada Baran’ın bakışları Ela’ya değdi; gözlerinde yumuşak bir buğu, ama dudaklarında o kendine has sert ifade vardı. “Gülümse…” dedi; sesi alçak, ama kararlıydı. Ela, şaşkınlıkla baktı: “Neden?” Baran’ın bakışları kısacık Ela’nın gözlerinde dolaştı; sonra yüzüne döndü: “Kor

