Güneş yükseldikçe hava ağırlaştı; toprak yolu adım adım geçerken, her taş ve her gölge, Baran’ın yüzünde derin bir gölge daha bırakıyordu. Ela, sessizce Baran’ı izliyordu. Onun adımlarındaki tereddütsüzlüğü, bakışındaki soğuk dikkati… ama aynı zamanda içini kemiren bir suçluluğu fark edebiliyordu. --- Bir an Baran durdu; omzundaki teri silerken Ela’ya dönmedi, gözlerini ufka dikti. Sesi kısık, taş gibi ama titrek bir tonda çıktı: “Ben… bazen kendime bile affedemediğim şeyler yaptım.” Ela’nın kalbi sıkıştı; boğazındaki kelimeler düğümlendi. “Neden?” diye fısıldadı; sesi bir nefes kadar inceydi. --- Baran başını eğdi; çenesi kasıldı. “Çünkü başka yol yoktu,” dedi. “Bazen birilerini kurtarmak için… başka birilerini gözden çıkarmak zorunda kaldım.” Ela’nın gözleri doldu; elleri terledi

