Gece çökmüştü; kampın taş duvarları soğuktu, rüzgâr ince bir uğultuyla dolanıyordu. Ela, yere serilmiş ince bir battaniyeye oturdu; bakışları hâlâ biraz dalgın, hâlâ biraz yorgundu. Baran sessizce yanına geldi; onunla arasına bir nefeslik mesafe bıraktı. Konuşmadı; sadece oturdu. Çünkü bazen kelimeler, insanın yükünü hafifletmezdi; sessiz bir varlık, bin kelimeden daha çok şey anlatabilirdi. --- Ela başını kaldırıp ona baktı; “Burada mısın?” dedi, sesi fısıltı kadar hafifti. Baran’ın sesi alçak ama kesindi: “Sabaha kadar…” --- Ela, Baran’ın bakışında, kendisinin bile hatırlamadığı bir huzuru buldu. Yavaşça battaniyenin içinde uzandı; başını taş duvara yasladı. Gözleri kapanmadan önce son gördüğü şey, Baran’ın ellerini dizlerinde kavuşturmuş oturduğu ve hiç kıpırdamadan kendisini izle

