BÖLÜM 1: GECEYE ATILAN ADIM
Şehir, geceyi karanlık bir örtü gibi üstüne çekmişti. İstanbul’un dar sokaklarında, neon ışıkların loş parıltısı yansırken, polis telsizlerinden yankılanan sesler sessizliği bozuyordu. Gece, bu şehirde iki farklı yüzünü gösterirdi: Bir tarafı uykuda, diğer tarafı ise karanlık işlerin içinde. Dedektif Vera Black, arabanın direksiyonunu sıkıca kavradı. Gözleri, cadde boyunca sıralanmış gölgelerin arasında belirginleşen binaya odaklanmıştı. Burası Tarık Soyer’in kulübüydü—şehirde gece kurallarını belirleyen adamın yeriydi.
Serkan, arka koltuktan eğilip ön tarafa doğru geldi. “Bence bunu tekrar düşünmeliyiz. Tarık Soyer şaka kaldırmaz.”
Vera gözlerini camdan ayırmadan konuştu. “Bunu biliyorum. Ama bu şehirde bir düzen kuracaksak, önce en tehlikeli adamla yüzleşmeliyiz.”
Defne, koltuğuna yaslanarak iç çekti. “Yüzleşmek mi? Yoksa ona yaklaşmak mı istiyorsun?” dedi alaycı bir ses tonuyla. Vera ona kaşlarını çatarak baktı, ancak Defne’nin gözlerinde eğlenceli bir kıvılcım vardı. Serkan da hafifçe gülümsedi.
Vera, içindeki garip huzursuzluğu bastırarak kapıyı açtı ve arabadan indi. Yüksek topuklu çizmeleri kaldırımla buluştuğunda, etrafındaki adamların dikkatini çektiğini fark etti. Tarık Soyer’in kulübüne adım atmak cesaret işiydi ve bunu yapan her yabancı, önceden tartılırdı. Ama Vera, ne olduğunu çok iyi biliyordu. O, bu dünyaya yabancı değildi.
Kapıya yaklaştığında, iri yarı bir adam yolunu kesti. “Kapalı bir toplantı var. Geri dön.”
Vera, sakin ama otoriter bir sesle konuştu. “Tarık Soyer’le konuşmam lazım.”
Adam hafifçe başını eğerek kulağındaki telsizden bir şeyler fısıldadı. Birkaç saniye sonra, kulüpten çıkan başka biri kapıya yöneldi. Uzun boylu, koyu renk takım elbisesi ve keskin bakışlarıyla Tarık Soyer’in en sadık adamlarından biri olduğu belliydi.
“Dedektif Black, sizi bekliyor,” dedi adam, kapıyı açarak.
Vera derin bir nefes aldı ve içeri adım attı. Kulüp, altın ve siyah renklerle süslenmiş, zarif ama tehlikeli bir hava taşıyordu. Havai seslerin, kahkahaların ve viski kokusunun arasında ilerlerken, en dipteki özel locada oturan adamı gördü. Tarık Soyer.
Adam, bir elinde kristal bir viski bardağı tutarken diğer eliyle önündeki dosyalara göz gezdiriyordu. Ancak Vera yaklaşınca başını kaldırdı. Gözleri koyu ve derindi, bakışlarıysa delip geçen bir zekâyla doluydu. Bir anlık sessizlik oldu.
Tarık, Vera’yı baştan aşağı süzdü. Kadının burada olması cesaretti, ama aynı zamanda bir meydan okumaydı. Tarık, kadınları iyi tanırdı, ama Vera’nın gözlerinde gördüğü şey, sıradan bir oyun değildi.
Vera masaya yaklaşınca, Tarık başını hafifçe yana eğdi. “Bu gece bana ne borçlusun, dedektif?” diye sordu, sesi beklenmedik şekilde yumuşaktı.
Vera gözlerini ondan ayırmadan sandalyeye oturdu. “Bu gece bir anlaşma için buradayım.”
Tarık gözlerini kıstı, gülümsemesi derinleşti. “Pekâlâ, beni şaşırt bakalım.”
Vera, içindeki karışık duygulara rağmen kendini topladı. Tarık Soyer hakkında çok şey duymuştu. Suç dünyasının en güçlü adamlarından biriydi, ama bir şekilde her zaman yasaların kıyısında durmuş, düşmanlarını zekâsıyla alt etmişti. Şimdi, masanın diğer tarafında oturuyordu ve Vera’nın ne yapacağını merakla bekliyordu.
Vera, gözlerini Tarık’ın koyu bakışlarına kilitleyerek konuştu. “Bana yardım et. Karşılığında ben de sana yardım edeceğim.”
Tarık kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Polisle anlaşma yapmam.”
Vera hafifçe gülümsedi. “Bunu bir anlaşma olarak değil, ortak bir çıkar olarak düşün. Senin için de kazançlı olabilir.”
Tarık başını geriye yaslayarak bir süre düşündü. Sonra gülümsedi, ancak bu gülümseme içinde farklı anlamlar barındırıyordu. “Demek oyun böyle başlıyor?”
Vera içten içe bunun bir oyun olduğunu biliyordu. Ama kimin kazanacağını kestirmek için henüz çok erkendi.
Ve böylece, Vera ile Tarık arasındaki tehlikeli oyun resmen başlamış oldu.