Herkes delirdiğimi düşünüyordu. Bir ay tam bir ay evden hiç çıkmadım onların yüzünü görmedim geldiklerinde kapıdan kovdum. Delirmiş olmak düşüncelerin acı vermemesi değil midir ama benim her gün her saat içim daha çok acıyor. Acım bırakın azalmayı boyutunu artırarak devam ediyordu. Sanki kalbimde şiddeti yükselen bir ateş beni yakıyor gibiydi. Delirmemiştim acı çekiyordum sadece acı çekiyordum. Yatak odasındaydım yatakta onun olduğu tarafa bakıp olduğu zamanlardaki mutluluğumu hissetmeye çalışıyordum. Bir aydır yoktu. Sesi, nefesi, dokunuşu. Bu evde onla dolu anıların dolduğu evde sonsuza kadar yaşayabilirdim. Onsuz da olsa.
Herkes sadece ölüp ölmediğimi kontrol etmeye geliyordu artık. Kapıyı açmıyordum içeriden iyiyim diyerek gönderiyordum onları. Kendime bir şey yapacağımı düşünenler. Annem babam Bulut, Gamze... Abim hiç gelmedi en çok onu gelir diye beklemiştim oysa gelmedi. Gelmezdi hak ettiğimi düşünürdü bunu onları dinlemediğim için kendi akılsızlığımın cezasıydı bu. Aras serseriydi ona göre işe yaramaz aile bilmez serseri beni de peşinden sürükleyen bencil bir adamdı abime göre. Kimse umurumda değildi ama ben evdeydim sadece bu evde Aras ile onun hatıraları ile. Bu şekilde üç ayı daha geçirdim evde sadece onunla yaşadığım evde her gün ağlaya ağlaya... Bir gün koltukta oturmuş birlikteyken ki resimlerimize videolarımıza bakıyordum. Kapıdan tıkırtılar duyuldu. Önemsemedim başta. Bazen yemek getirip koyuyorlardı kapının önüne annemler. Evin kapısı açıldı. Ayağa kalktım. Bulut ve Gamze çilingir ile kapıyı açtırmışlar. İçeriye girdiler. Öfkeyle onlara bakıyordum.
"Siz ne yapıyorsunuz?"
"Artık yeter dört aydır sana dokunmadık istediğin gibi davran dedik ama acı çekeceksen de birlikte çekeceğiz." Dedi Bulut
Ne demek birlikte çekeceğiz. Onun acı çeker gibi hali yoktu. Onun sevgilisi yanındaydı o mutluydu son derece mutlu... Acı çeken bendim günden güne yok olan ve kahrolan tek kişi bendim.
"Çabuk gidin evimden. Kimsenin yüzünü görmek istemiyorum. Ben burada bu şekilde yaşamaktan memnunum."
"Çökmüşsün. Gözlerin ne kadar şiş. Zayıflamışında. Aras böyle mi olsun isterdi?" Dedi Gamze.
Boğazıma yumru takıldı yutkunamadım bile sonra Bulut devam etti.
"Ben onu senden önce tanıyordum. Çocukluğumdu ergenliğim. Her şeyimi paylaştığım dostum. Sahneye ilk çıktığım adam. İlk bestemizi birlikte yaptık. Masal sanıyor musun biz atlattık mutluyuz. Benim içim param parça her gün özlüyorum dostumu. Dört aydır gittin mi mezarına. Hayır! Bu şekilde mi olmanı istedi. Kendini toplaman gerek."
Ağlamaya başladım. Ben ne yapacağım bilmiyordum ki. Nasıl davranılırdı sevdiği ölen bir kadı nasıl yaşardı ben bilmiyordum.
"Yapamıyorum. İçim sökülüyor. Kan kusuyorum. Sanki dışarı çıkarsam bu evde onun kokusunu hissedemeyeceğim gibi. Çıkamam. Yapamam Bulut ölürüm."
"Çıkacaksın onun için yapacaksın. Biz yanında olacağız."
Derin bir nefes aldım.
"Mezarı kurumadı değil mi? Gittiniz mi yanına hiç."
"Her gün."
"Gidecektim çok kez denedim ama cesaret edemedim. Çıkamadım bu evden belki dedim inkar edersem bir gün kapı çalar ve o gelir. Tekrar gelir sandım ben."
Ağva'da okuduğu kitabı aldım raftan.
"Ömrü yetmedi sevgilimin. Bitiremedi bunu."
Gözyaşlarım akmaya devam ediyordu.
"Ona bu kitabı okumaya gidecektim ama belki bir mucize olur dedim ben o mezara gitmezsem o gelir yarım bıraktığı her şeyi tamamlamak için gelir dedim. Kitabını, izlediğimiz filmleri, beni ama o gelmedi bende gidemedim.."
"Gidebilirsin Masal. Biliyorsun o artık gelemez"
Kafa salladım. Biliyordum o artık yoktu. Olmayacaktı. Kendimi olmayacak bir şeyin gerçekliğine inandırmak aptallık olurdu zaten. Yatak odasına gittim. Kabullenmem mi gerekti tamam kabullenirdim ama eksiklerimi onunla tamamlardım. Yarımlarımı onunla tamamlamak güzeldi çünkü. Üzerime onun gömleklerinden birini geçirdim. O kokuyordu. Onun kokusu. Bu güzeldi böylesi iyiydi işte. Çantamı aldım elimde kitap.
"Gidelim."
"Neden onun kıyafetini giydin?" Diye sordu Gamze.
"Artık hep onun kıyafetlerini giyeceğim. Sorun mu? Yarım kalan şeyleri böyle tamamlıyorum anladınız mı? Yokluğunu yaşatacağım içimde."
"Hayır canım sorun değil tabiki. Hadi gidelim."
Evden çıktık. Dört ay sonra ilk kez dışarıdaydım... Apartmanın kapısını açtım. Allah'ım yaz gelmiş adeta. Güneş yüzünü göstermiş. Arabaya geçtim. Hani bir şeyin doğruluğunu bilirsiniz ama belki dersiniz belki öyle değildir hala belki demek istiyorum. Ya beni bırakmadıysa. Allah'ım dört ayda insanın acısı hiç mi azalmaz. Azalmıyor, geçmiyor. Zaman her şeyin ilacı mıydı? Asla! Bulut ve Gamze bir şeyler söylüyordu ama umurumda bile değildi. Araba durdu. Mezarlığın önüne geldik. Yutkundum. Tırnaklarımı bacağıma geçirdiğimi canımın acıması ile fark ettim. Arabadan indim. Derin bir nefes aldım ve yürümeye başladık. Mezarlığın önüne gelince biranda ağlamam arttı. Hayır ya hayır bu beni mahvediyor onun yokluğu burada yatıyor oluşu içimi söküyor. O burada yatıyor olamaz bir yerlerden çıkıp bana hadi dağ tırmanışı varmış oraya gidelim mi? Şarkı söyler misin? Kahve yapar mısın? Acıktın mı sevgilim? Kendine dikkat et hasta olacaksın! Diyerek çıkması gerekti, çıkmıyordu. Mezarının başına gittim.
"Özür dilerim. Özür dilerim sevgilim affet. Gelemedim çünkü sen gelirsin diye umut ettim. Beni affet bitanem."
Çiçek açmış mezarında. Mezarın taşını okşadım. İsminin üstünü. Sonra toprağını aldım avucuma. Kokladım sanki o kokuyordu. Bulutlara döndüm.
"Gidin siz. Yalnız kalmak istiyorum onunla."
"Ama."
"Lütfen kitabını okuyacağım ona. Konuşacağım."
Kabul edip gittiler. Sohbet etmeye başladım.
"Bak mavi kareli gömleğini ben giydim. Sana çok yakışıyordu bu artık ben giyeyim diyorum. Bu arada tişörtlerini de giyeceğim. Hoşuna gider mi? Gideceğine eminim. Sen benim diğer yarımsın bitanem. Tamamlanacağız birlikte."
Konuşuyordum bir yandan gözyaşlarım toprağına karışıyordu. Onu sever gibi sevdim toprağı. Ona dokunur gibi dokundum. O artık evde yanımda yatamıyordu ben onun yanında yatıyordum. Mezarının yanı başında. Kabus gibi. Hiç tahmin etmezdim, kim eder sevgilisinin öldüğünü? Mezarı başında acı çekeceğini. O sıra birkaç mezar ötede duran yere başka bir ziyaretçi geldi. Yüzü tam seçilmiyordu. Mezar taşına dokundu oda. Bir kızın mezarıydı. Kafamı kaldırıp baktım. 21 yaşında ölmüş. Acaba onun da mı sevgilisiydi ölen yazık. Çok üzgün görünüyordu. Gerçi kim üzülmez ölüm karşısında üzülmeyen insan olamaz ki. Dikkatimi yeniden Aras'a verdim.
"Kitabını okuyayım mı sana çok merak ediyordun? Hem biraz geç oldu ama olsun. Ben tamamlayacağım."
Kitabını okumaya başladım. Yarım saat boyunca okudum. Hemen bitirmek istemiyordum her gün okuyacaktım ona. Kitabı çantama attım. Mezarının yanına yattım.
"Yokluğunun ne kadar zor olduğunu biliyor musun sen? Beni böylece bırakıp giderken düşündün mü bunu? Dört aydır o evde sensiz uyumak. Sensiz uyanmak nasıl bir acı bilmiyorsun değil mi? Ölüyorum sevgilim. Mahvoldum. Toprağa giren sensin ama ölen benim. "
Gözümden akan yaşı sildim. Gözlerimi kapadım. Toprağına dokunarak uyudum... Biri koluma dokunduğu anda sıçradım, gözlerimi açtım.
"Pardon korkuttum mu?"
Kim bu hava kararmış ve şuan burada yalnızdım. Korkuttum mu nedir? Tabiki korktum. Mezarlıktayız değil mi neticede.
"Evet."
"Özür dilerim. Hava kararıyor. Issızlaştı iyice siz burada uyuyordunuz. Ben kendi ziyaretim bitti tek kalmayın diye..."
Aras'ın mezarına baktım. Hiç gitmek istemiyorum ki. Eğildim toprağını öptüm.
"Yarın yine geleceğim bitanem."
Ayağa kalktım. Yüzüne çok bakmadım alel acele teşekkür ettim.
"Teşekkürler." Dedim
Cevabını beklemeden yürümeye başladım. Aras olmadan yaşamak ne kadar berbattı. Nefret ediyordum onsuz olan her andan. Taksiye bindim. Allah'ım ben hiç ağlak bir kız değildim şu zor ağlayanlardanımdır hatta ama dört aydır her gün kahroluyorum. Ben bittim gözyaşlarım bitmedi. Taksi durdu evin önüne geldim o sıra telefonum çaldı.
"Efendim Bulut."
"Neredesin?"
"Eve geldim."
"İyi misin bizim mekana gel istersen."
"Dalga mı geçiyorsun sen. Bara gelip eğleneyim birde olur mu?"
"O anlamda demedim. Yanımıza gel kafan dağılsın değişiklik olsun diye."
"Kafam filan dağılmaz ne yani iki dışarı çıkınca kafam mı dağılacak acım mı hafifleyecek. Size iyi eğlenceler."
Eve çıktım. Kafam dağılırmış benim sevgilim öldü ya öldü beni bırakıp gitti öyle iki dışarı çıkmayla kafam dağılacak gibi bir mesele değil ki bu. Anlamıyorlardı ama beni. Kimse beni anlayamazdı zaten onların sevdiği adam ölmedi ki. Mutfağa geçtim sandviç hazırladım sandalyeye oturdum. Normalde yani Aras ölmeden önce hep sabah kahvaltılarını o hazırlardı ben kolay uyanamazdım uyanınca mutsuz ve keyifsiz bir halde olurdum oda tüm tatlılığı ile kahvaltı hazırlar beni uyandırırdı. Akşam yemeklerini ben hazırlardım. Bazen birlikte dizi izlerdik. Game Of Thrones vazgeçilmezimizdi. Ben tiyatroyu çok severdim o sinema bu yüzden sık sık anlaşmazlık yaşardık. Hep mükemmel değildik kavga ederdik, küserdik kimi zaman ama insan o günleri bile özlüyor. Yemeğim bitti. Dolaptan tekila şişesini aldım ve içmeye başladım. İçerken de onun müzik videolarını izliyordum. Biricik sevgilim benim. Yatağa geçtim. Yastığını kokladım. Sarıldım sanki ona sarılıyordum. Gözlerimi kapadım sonra. Bir gün yeniden yanımda olacaktı inanıyordum. Ertesi gün yine mezarına gidecektim çünkü. Bundan sonra her günüm onun yanı olacaktı. Ölene kadar gidecektim o mezara.
Bir ayı daha bu şekilde atlattım. Her gün mezarına gittim kitap okudum. Mezarlıklar kimsesizdi. Terk edilmiş yerler gibi kimse sevdiklerinin yanına öyle gidip gelmiyordu. Benimle birlikte sadece o sevgilisi ölen çocuk geliyordu birkaç kez görmüştüm. Kos koca mezarlıkta sevdiklerini ziyarete gelen insan sayısı ikiydi. Toparlanamıyordum yine de bir gün mezarlıktan çıktım eve geliyordum kapının önünde annem.
"Anne."
Bana sarıldı ve dakikalarca ağladı. Kendimi geri çektim.
"Ne oldu?"
"Kendine gel yalvarırım sana artık hayata dön kızım bizi görmeye gel. Gül. O öldü sende öldün yavrum bizde senden mahrum kaldık."
"Bana dokunmayın anne. Benden hayata devam etmememi bekliyorsunuz bir şey olmamış gibi yapamam."
Annem yalvardı resmen kendime gelebilmem için onların yanında kalmam için ama kabul etmedim. Abim de gelmemi istiyormuş çok manidar ben onu istiyor muyum bakalım. Kesin bir dille gelmeyeceğimi söyledim ona gitti. Sonra eve çıktım. İçeri girdim Bulut ve Gamze bizde. İçeri girmişler. Anahtarı ne zaman almış bunlar. Fazla oluyordu artık bunlar.
"Ne oldu?"
"Sana neden ulaşamıyoruz." Dedi Gamze
"Anlamadım?"
"Bir ay önce bu eve geldik dışarı çık bir şeyler yap diye ama sen hiçbir şey yapmıyorsun."
Ne yapmamı bekliyorlardı partiler mi vereyim ya da kendime yeni eğlenceler mi bulayım.
"Gamze sen ne saçmalıyorsun. Sevgilim öldü kızım benim."
"Evet farkındayım ve o senin bu halini gördükçe orada mutsuz."
Bulut'a döndüm.
"Al sevgilini git."
Yanıma geldi. Dokunmak istedi geri çekildim. Onlar hiç mi üzülmüyordu ya benim sevgilimse onlarında arkadaşıydı Aras ne bekliyordu şimdi bunlar.
"Aras bu şekilde yaşamanı istemezdi. Bir şeyler yapmanı isterdi Masal."
Gözümden yaş aktı. Bana hayatını yaşa, yeniden aşık ol, şarkı söylemeye devam et demişti. Evet bana şarkı söyle demişti. Diğer söylediklerini yapamazdım yani yeniden aşık olamazdım, hayatımı yaşayamazdım ya da çok mutlu olamazdım ama şarkı söylerdim. Onun için bunu yapardım. Yapmalıydım.
"Bana dedi ki şarkı söyle onun için bunu yapabilirim belki."
"Şarkı mı söylemek istiyorsun?"
Kafa salladım. O benim şarkı söylememi çok severdi ben ona yaşarken söylemedim doğru dürüst ama belki şimdi onun için söylerdim mutlu olurdu. Duyar mıydı ben? Gülümsedi Bulut.
"Tamam süper tamam hemen bugün başla."
"Nasıl?"
"Benim çaldığım mekanın sahibi ile konuşurum benden önce sen çıkarsın olmaz mı?"
Bu kadar kolay ve çabuk olacağını düşünmedim. Hem herkes içinde söyleyebilir miydim emin değildim açıkçası.
"Yalnız tek bir şarkı."
"Anlamadım?"
"Her gün bir tane şarkı söylerim. Sadece Aras için tek şarkı."
Kafa salladı. O sıra Gamze geldi sarıldı.
"Bir şeyler yapman beni çok sevindirdi."
Odaya geçtim üzerime Aras'ın tişörtlerinden birini geçirdim. Sonra Bulut'la birlikte onların mekana gittik. Adamla konuşacaktı. Akşamda ondan önce sahneye çıkacaktım. Her gün Aras için söyleyecektim. Beni duyacağını söylemişti. Bulut adamla konuştu kabul etmiş o provasını yapıyordu bense sadece çıkıp söyleyecektim işte. Önemi yoktu ne kadar iyi olduğunun önemli olan Aras'tı. Sahnem gelene kadar bir şeyler içiyordum mekan yavaş yavaş kalabalıklaşmıştı. Beşinci tekilamı içiyordum ki Bulut geldi.
"Masal çok içme istersen."
"İçmezsem hafiflemez ki. Hem emin ol daha iyi söylerim."
Tamam anlamında kafa salladı. Yaklaşık bir saat sonra sahne zamanım geldi. Hayatımda ilk kez böylesine kalabalık karşısında şarkı söyleyecektim bir yanım yapma derken diğer yanım Aras için diyordu. Sahneye çıktım alkışladılar. Mikrofona yaklaştım. İçim öyle buruk ki. Derin bir nefes aldım
"Bu şarkıyı gökyüzünde beni dinleyen adam için söylüyorum."
Müzik girdi. Titriyordum hala ama gözlerimi kapatıp şarkıya giriş yaptım
Yine de sen son sevdiğim.
Uğruna sevgiler aşklar tükettiğim.
Yine de sen tek bildiğim.
Yollarına aşk tohumları serdiğim.
Bu can buna hayran. Sevişine kurban.
Alıştırmasaydın insafsız.
Bu can sana hayran. Gülüşüne kurban. Şimdi vazgeçemem ben inan.
Nakarata geçtiğim an gözyaşlarım ardı ardına akmaya başladı. İçimdeki boşluk çukura döndü sonra koca bir kara deliğe. Bilmediğim bir boşlukta savruluyor gibiydim. Sesim biraz tizleşti boğazıma yumru takıldı ama devam ettim.
Kurşun adres sormaz ki.
Yaktın beni en derinden.
Depremlerde yine yüreğim
Yangınlar çaresiz.
Dön gel yine sev beni.
Sar sevgine sevgimi.
Nefes gibi muhtacım sana.
Canım yanıyordu nefes kadar, yemek kadar muhtaçtım ben ona. Yüreğim, kalbim kimsesiz enkaz altında gibiydi. Eksikti, yarımdı. Aras sevgilim ne olur beni sensiz bırakma. Tekrar müzik girdi. Alkışlıyorlar ben ise ağlıyorum. Nefes gibi muhtaç olduğum adama ağlıyordum ben. Umarım sesimi duyuyorsundur sevgilim. Umarım bir yerlerde sana söylediğim bu şarkıyı duyuyorsundur. Ben sadece senin için söylüyorum hep senin için söyleyeceğim…
………………
"Günahın özü ise seni sevmek. Cezam cehennem olsun..."
Şarkı bitti. Gözyaşlarım benden ayrı akıyordu. Herkes alkışlıyordu. Benim içimde çığlık koparken onlar alkış çığlığı atıyordu. Sahneden indim. Gamze'nin yanına geçtim hemen. Sarıldı bana. Sakinleştirmeye çalıştı ama çok işe yaramadı. Nefes alışverişim düzensizleşti. Gözümden akan yaşları siliyordu Gamze. O sıra yanımıza biri geldi.
"Bak seni kiminle tanıştıracağım Masal."
Kafamı kaldırdım. Gördüğüm yüz öylesine tanıdık geliyordu ki. Daha önce görmüşüm gibi ama nerede olduğu hakkında fikrim yok. Hafızam pek iyi değildi bu aralar. Unutkan ve dalgındım. Normaldi aslında öyle olması.
"Bulut'un arkadaşı bir ay önce geldi yurt dışından."
"Merhaba ben Ateş."
Elini uzattı öylece anlamsızca bakıyordum. Nereden tanıyordum ki ya da tanıdığımı zannediyordum. İnsan insana benzerdi nereden tanıyacaktım zaten adam yurt dışından bir ay önce gelmiş ben dışarı çıkmaya yeni başladım insanlarla muhatap bile olmuyorum. Elimi uzattım.
"Masal." Dedim ve çektim.
Barmene döndüm. Viski istedim.
"Sesin çok güzelmiş."
Ateş mi her ne ise duymazlıktan geldim. Gereksiz nezaket, kibarlık fazla muhabbet demekti. Kimse ile muhabbet etmeye niyetim yoktu benimde. İçkimi yudumlamaya devam ettim. Bulut sahneye çıkmıştı o sırada. Gamze.
"O konuşmayı pek sevmez. Üzerine gitme istersen."
Sırıttı.
"Yabani insanları severim."
Kafamı ona çevirdim. Öfke dolu baktım. Terbiyesiz herif. Yabani değildim acı çekiyordum normalde severdim aslında ben insanlar ile konuşmayı.
"Yabani değilim."
"Konuşmaktan neden kaçıyorsun o halde?"
Aptal sen ne bilirsin ki sanki. Hayatı tozpembe yaşayan birisi. Konuşmak istemiyordum işte öyle bir zorundalığım yoktu. Bardakta ki son viskiyi içtim.
"Ben gidiyorum Gamze."
"Nereye Bulut bırakırdı bu halde gitme."
"Taksiyle dönerim."
"Dikkat et."
Mekandan çıktım. Taksi bekliyordum biran gözümün önüne buraya en son Aras'la geldiğimiz zaman geldi. Hastalığının yavaş yavaş başladığı zamanlardı. Nefes almak için çıkmıştı kapının önüne. Kötüydü o gün ben fark edemedim ama o kötüydü. Ben bunları düşünürken bir el omzuma dokundu. Döndüm. Gözlerimi devirdim.
"Ne var?"
Gamze ve Bulut'un arkadaşıydı.
"Benim yüzümden gitmek zorunda değilsin ben giderim istersen."
"Sen kimsin de ben senin yüzünden bir şey yapayım?"
"Anlamadım."
"Seni tanımıyorum tanımadıklarım benim için önemli olmazlar. Gidiyorum çünkü şarkımı söylemiştim ve içkim bitmişti."
"Mezarlıkta daha sakin ve tehlikesiz oluyorsun bu halin bir hayli ürkütücü."
"Sen nereden biliyorsun benim mezarlıkta olduğumu?"
Hafif gülümsedi.
"Hafıza kaybı mı yaşıyorsun neredeyse sürekli karşılaşıyoruz seninle."
"Öyle mi çokbilmiş?"
"Karşılaştık birkaç kez bende geliyordum. Tanıdın değil mi?"
Evet şimdi bu aptalı nereden hatırladığımı buldum sevgilisi ölen çocuktu bu. Sürekli ziyarete geliyordu çok dikkat etmemiştim yüzüne o yüzden hatırlayamadım demek ki.
"Anladım."
"Gidiyor musun kalsaydın."
Cevap vermedim taksim gelmişti zaten o anda bindim ve oradan uzaklaştım. Kafamı cama yasladım. Bugün Aras için seçtiğim şarkı tam beni anlatıyordu. Nefes gibi muhtaçtım ona. Her zerresine. Her gün her şarkımı onun için özenle seçecektim. Seni seviyorum sevgilim umarım beni duyuyorsundur. Evin önüne geldim. Zar zor apartmana girdim eve çıktım. Başım dönüyordu midem berbat derecede bulanmaya başlamıştı. Beynim adeta zonklarken yalpalayarak yürüyordum. İçeri atar atmaz yatağa geçtim sonra sızmışım. Ertesi sabah öğlene doğru uyandım başım çatlıyor. Duşa girdim. Duş rahatlatmıştı biraz. Üzerime yine Aras'ın tişörtlerinden birini geçirdim. O kokan. Saçlarımı kurutup topladım ve mezarlığa gitmek için evden çıktım. Kendi arabamla gittim bu kez. Bu araba Aras'ındı aslında öldükten sonra bana kaldı ailesi de istememiş zaten. Mezarlığa geldim. Yanına yattım yine.
"Sevgilim nasılsın. Dün senin için şarkı söyledim biliyor musun? Bugün tekrar söyleyeceğim. Minik sincap biraz korktu ama senin için başardı. Keşke hayatta olsaydın da şarkıyı söyleyen sen olsaydın. Saçlarımla oynarken bana şarkı mırıldanırdın ben hemen uyurdum. Çok özlüyorum seni özlemek özlenenin gelmeyeceğini bildiğin zaman ateş saçıyormuş insanın yüreğine. Sanki kalbimde cam kırıkları kalmışta birileri o kırıkların üstünde yürüyor gibi. Çok zor Aras ben nasıl devam edeceğim sonsuza dek gelmeyeceğini bildiğim bir hayatta nereye kadar giderim bilmiyorum. Gelmeyeceğini bile bile beklemek en zoru bu. Nefessiz kalıyorum, ölüyorum günden güne.”
Derin bir nefes aldım durdum gözlerimi kapadım bir an. Onunla olduğum anlardan biri belirdi gözüme.
Evde oturmuş dergi sayfasında göz gezdirirken mutlulukla yanıma geldi. Yüzündeki mutluluktan güzel bir şey olduğu belli oluyordu.
"Gençlik Ateşi diye bir kamp var."
Gülümsedim. Evet kamp varda bunda bize ne diye düşünüyordum
"Birlikte gidelim mi bak inan bayılırsın vahşi doğada bir sürü genç her şeyden uzak."
"Telefon çekmiyor, duş yok... Başka? Vahşi doğa insanı değilim ben."
Yüzüme öpücükler kondurup beni ikna çabasına girmesi çok tatlıydı bir yandan öpüp bir yandan da
"Benim Zeynamsın sen tam vahşi doğa kadınısın seni iki çalı çırpı korkutamaz."
Kıkırdadım yüzünü geri ittirdim.
"Serseri ya beni ikna etmenin yolunu da buluyorsun yalnız."
"Bu gidiyoruz demek mi? Bavulu hazırlayalım yarın yolcuyuz. Farklı farklı rotalarda konaklayacağız."
"Henüz kabul etmemiştim ama."
İstediğini kafaya koydum mu yapan adamdı ikna olmuştum gittik ilk gün fena değildi güzel bile denebilirdi ama sonra sebebini bilmediğim bir alerjik reaksiyon yüzünden yüzüm, gözüm şişti ve kamp yarıda kaldı. Bir daha da böyle bir maceraya atılmadık. Olsaydı da gitseydik ben ona da razıydım. Gözümden akan damlayı sildim. O sıra karşı mezara dünkü salak geldi. Göz göze geldik kafamı çevirdim hemen.
"Umarım hemen ölürüm ve kavuşuruz. Kızma bana biliyorum bana veda ederken bir gün sende yanıma geleceksin ama bu çabuk olmasın demiştin ama öyle değil işte sende bensiz bir dünyayı sevemezdin benim gibi. Sana kavuşmayı her şeyden çok istiyorum."
Toprağını öptüm yine.
"Beni dinle ve seni sevdiğimi unutma sakın."
O sıra.
"Selam. Daha sakinsindir umarım."
Kafamı çevirdim. Bana doğru geldi.
"Selam."
Aras'ın mezarına baktı sonra bana döndü.
"Her gün geliyorsun. Ne olursa olsun. Öldüğünden beri onu yalnız bırakmadın galiba."
Aklıma ilk dört ay hiç gelmediğim geldi. Gözlerim doldu. Derin bir nefes aldım.
"Varlığımı hissetmeli."
Gülümsedi.
"Bende sık sık gelmeye çalışıyorum ölmüş bile olsalar yalnız olmadıklarını bilmeliler değil mi?"
Kafa salladım. Ortak acılarımız vardı. Sevgilisini kaybetmişti oda. Zordu biliyordum nasıl zor olmasın ki. Belki bir şeyler daha söyleyecekti ama onunla burada durup sohbet edemeyecektim o yüzden.
"Gitmem gerek." Dedim
Arkamı döndüm ve uzaklaştım. Yol üstünde bir yerde durdum ve poğaça aldım. Aras'la sürekli yürüdüğümüz sahile gittim. Hava ne zaman böyle güzel olsa sahile kahvaltıya gelirdik. Poğaçadan birkaç parça attım ağzıma sonra boğazıma takıldı o parça gitmedi oradan. Taş yuttum sanki. Zehir vardı gitmiyordu. Vücuduma iğneler batıyor gibiydi acı çekiyordum. Nasıl geçecekti, geçmesini istiyor muydum? Bu sahilde bir daha onla yürüyemeyecek olmayı kabul edebilir miyim? Bir daha birlikte kahvaltı yapamayacağımız gerçeğini kabul etmek kolay mıydı? Duygusal bir acı nasıl fiziksel bir acıya dönüşürdü? Her zerrem sızlıyor benim. Ölüyorum ben…Aras geldi onunla burada birlikte yaptığımız kahvaltılar. Beynime tüm anılar birden hücum etti. Kahkahalar, öpüşmeler, sarılmalar ve fazlası yere çöktüm ve ağlamaya başladım. Çaresizce ağlıyordum. Başıma toplandı herkes.
"Neyin var?"
"Kızım ne oldu?"
"İyi misin?"
"Hasta mısın ambulans çağıralım mı?"
Gibi sorular geliyordu etraftan. Hepsine baktım gözyaşlarım akmaya devam ederken ağlamaklı sesimin arkasından.
"Sevgilim öldü." Diyebildim.
Sonra hıçkırıklara boğuldum. İçimde hiç dolmayacak o koca boşlukla yapabildiğim tek şey gözyaşı dökmekti. Acı çekip ağlamaktan başka bir çarem yoktu.