8.Bölüm

2424 Words
Bara gelmiştik. Kimse yoktu henüz açılmamış zaten. Bulut ve Gamze bizi görünce yanımıza geldiler hemen. "Siz birlikte mi geldiniz?" dedi Bulut Kafa salladım. Sonra Ateş'e dönüp mimikleri ile. "Ne iş?" der gibi sordu. "Mezarlıkta karşılaştık kahvaltıya gittik oradan da." Gamze gülümseyerek "Ne iyi yapmışsınız." Dedi Bulut ona da ters bir bakış attı ve bana döndü. Onun arkadaşı ile arkadaşlık yapmama mı kızmıştı ya da onunla kahvaltı yapmış olmama mı? Belki de kızmamıştır. Cebinden para çıkardı uzattı. "Bunlar senin Masal." "Ne parası bu?" "Şarkı söylüyorsun. Ee seni beğenmeye de başladılar. Hakkın olan." Para istemedim amacım baştan beri para değildi zaten. Başka anlamı vardı şarkı söylememin. Paradan çok başka. "Para için söylemiyorum." "Ama bunu hak ediyorsun. Para alman kim için söylediğini değiştirmez." "İstemiyorum." "Al lütfen. Hem Aras gibi kendi paranı müzikten kazanmış olmak hoşuna gitmez miydi?" Öyle deyince aldım. Aras gibi olmak istiyordum. Onun yaptıklarını yapmak mutlu ediyordu beni. O kendi parasını kendi biriktirmişti yıllarca emeklerinin karşılığını almıştı. Gülümsedi. "Bugün repertuarında hangi şarkı var bakalım." "Kerim Tekin Kar Beyaz." Elini omzuma attı. "Sağlam şarkı derbeder yapıyorsun insanları. Patron dedi ki o kızın ağlayarak şarkı söylemesi ona ayrı bir hava katıyor." "Canım acıdığı için ağlıyorum. Dikkat çekmek için değil." "Güzelim biliyorum sinirlenme hemen. Sadece sesin gerçekten güzel yıllarca bunu bizden gizledin." Gözlerim doldu. "Ölmeden önce benden şarkı söylememi istedi. Ona şarkı söyledim sonra benim için söylemeye devam et dedi." Bulut'ta hüzünlendi. "Eminim sesini duyuyor ve geçekten seninle gurur duyuyordur." "Umarım." Bir şeyler içmek için diğer tarafa geçtim. "Tekila mı?" dedi Kafa salladım. Sonra birden önüme sekiz tane tekila koydu. "Bu ne?" "Abla her gün bu saatte içmeye başlıyorsun ve hep sekiz tekila içiyorsun. Saydım özellikle ne bir eksik ne bir fazla. Sekizinci tekiladan sonra sahneye çıkıp şarkını söylüyorsun sonrasında iki bardak viski içip gidiyorsun." Gerçekten bunun istatistiğini mi tutmuş bu çocuk. Cevap vermedim. Birinci tekilamı içmiştim ki Ateş yanıma geldi. "İçmeyince söyleyemiyor musun?" İkinciyi içtim sonra kafamı kaldırıp ona baktım. "Bilmem denemedim." "Her gün içmek sana iyi gelmiyor bence." Omuz silktim ve içmeye devam ettim. İyi gelen şeyler kimin umurundaydı ki. Ben içmeye devam ederken tekrardan konuşmaya devam etti. "Akşam işin bitince bir şeyler yapalım istersen? Biraz sahilde yürürüz ne dersin?" Gözlerimi ona sabitledim. Ne bu arkadaş mı olduk biz bir iki saat vakit geçirdik diye. "Hayır." "Yine o huysuz ve suratsız haline döndün." "Hep bu haldeydim." Kahkaha attı. "Doğru genel olarak huysuz ve sıkıcısın." Gözlerimi devirdim. Duymazlıktan gelip içmeye devam ettim. Önüme koyduğu sekiz shot bittikten sonra kendimi toplayıp sahneye çıktım. Herkes alkışlamaya başladı. Bense yine sevgilim için bir şarkı söylemeye. Mikrofonu elimle iyice kavradım gözlerimi kapattım ve başladım. Hasret vuruyor gecenin koynunda. Anılar vuruyor gözyaşlarıma. Çılgın bulutlar dönüyor başımda. Uykusuz geceler kapımda. Yine de vazgeçmem ölürüm derdimden. Gözümden yaş akmaya başlamıştı bile. Her şarkı bana nasıl seni hissettirebilirdi. Avucumu yumruk yaptım ve devam ettim. Kar beyazdır ölüm ellerinden gülüm. Yine yoksun diye düşmanım her güne. Dursun dünya dönmesin sensiz. Yaşatmasın Allah'ım sensiz." Nakaratı tekrarlarken boğazıma bir şey takılmıştı adeta o kadar zor söylüyordum ki. Acıyı hissediyordum tüm vücudumda. Olmadığı her güne düşmandım ben nefret doluydum. Onsuz yaşamak istemiyordum ama yaşıyordum işte. Mecburen. Gözlerimi açmaya cesaret bile edememiştim. Devam ediyordum sadece. Şarkı bitince alkışlamaya başladılar. Gözlerimi açtım. Herkes tekrar istiyordu. Sahneden indim. Hemen köşeye geçtim viskimi alıp. Bulut geldi yanıma. Elimi tuttu. "İyi misin?" Kafa salladım. Ne kadar olunabilirse o kadar işte. "Ben sahneye çıkıyorum işim bitince bugün bize gidelim mi?" "İstemiyorum evime gitsem daha iyi." "Peki tamam." Bulut gitti Ateş geldi. Elinde Viski uzattı. "Bitmek üzere." Elimdekini dikip bitirdikten sonra onun elindekini aldım. "Büyük ihtimal miden berbat bir halde. Karaciğerin ve akciğerlerinde yakında çok daha berbat olur. Böbreklerin iflas eder dudaklarına bakılırsa uzun zamandır doğru dürüst su içmiyorsun bile. Kurumuş çatlamış haldeler. Cildin de çok solgun. Böbreklerden sonra karaciğer başlar uğraştırır biraz karaciğer çekersin sıkıntısını. Alkolü acilen azaltman gerek." Viskiyi yudumlarken ona baktım. Çok konuşuyordu ve fazla detaycıydı. Kural, kaide bunların hiçbiri umurumda değildi. "Niye sen doktor musun?" "Ne fark eder." Cevap vermedim. Bilmiş bilmiş konuşmasına gerek yoktu kendime ne yaptığımı görecek kadar aklı başımdaydım. Yaptıklarımın bedelini ödeyebilecek kadar cesur. "Gözlerini neden açmıyorsun?" "Efendim?" "Şarkı söylerken hep kapalı. Kimseye bakmıyorsun. Ağlıyorsun ve gözlerini kapatıyorsun." Aras'ta kapardı şarkı söylediği zamanlarda yani hep kapatırdı gözlerini. Bense gözlerimi kapadığında onun güzel yüzünü görüyorum o yüzdendi. "Sanane meraklı." Bana yanaştı. "İnsanları intihara meyillendiriyorsun." Dedi sırıttı. Kaşlarımı çattım. Hayır amacım bu değildi insanlara bunu yapmak istemiyordum ki. "Ben mi? Bir şey yapmadım. Onları intihara mı meyilliyorum?" "Her gün dağılmış vaziyette sahneye çıkıyorsun. Ağlayarak şarkı söylüyorsun. Hepsi ölümü hatırlatan, yok olmaktan bahseden şarkılar. Gençler olumsuz etkileniyor. Pesimist birisin. Bu halinin toparlanması lazım.” "Banane onlardan etkilenmesinler o zaman." Cevap vermedi. O sıra Bulut ara vermek için sahneden indi. Masada onu bekleyen Gamze'nin yanına gitti. Yüzüne dokundu ve dudaklarına öpücük kondurdu. Gamze'de onun yüzünü sevdi. Ne güzellerdi. Çok yakışıyorlardı bir zamanlar bizde öyleydik. El ele göz göze! Bende sevgilimi öpüyordum, kokusunu içime çekiyordum. Sevdiğim adam bir zamanlar benimde yanı başımdaydı. Gözümden yaş akmaya başladı. Kıskandım onları. Kötü maksatlı değildi asla. Eğer o yani Aras ölmeseydi bizde burada böyle... Gözümden yaşlar akmaya devam ediyordu. "Kıskandın onları değil mi?" Kafamı Ateş'e çevirdim. Çokbilmişlik tavırları asabımı iyiden iyiye bozmaya başlamıştı. Kaşlarımı çattım. "Hayır!" "Senin sevgilin yanında değil onunki yanında sende onun gibi mutlu olmayı hak ediyordun ama sevgilin öldü. Öfkelisin değil mi? Onların mutluluğuna bile. Şuan dünya üzerinde senin dışında mutlu olan herkese kızgınsın içten içe.” Aniden ayağa kalktım. Çantamı aldım. "Bu kadar yeter. Saçmalıklarını dinlemek istemiyorum." Bardan çıktım. Taksi bekliyordum. Ben öfkeli değildim öfkem onlara değildi en azından ne hissettiğimi bilmiyordum gerçi. Ne yapıyordum ben ne düşünüyordum? Peşimden geldi. "Bana kızma bunlar senin içinden geçenler. Kabul etmek ve devam etmek daha kolay olur." "Hayır." Elime dokundu. "Masal böyle hissetmen kötü bir şey değil zaten sen sevdiğin adamı kaybettin çok normal. Belki herkesten nefret edebilirsin, mutlu insan görmeye tahammülün olmaya bilir bunlar normal kendini kötü hissetme. Sonuçta sende mutlu olmayı hak ediyordun ama değilsin başkası mutlu olduğunda benim mutluluğum neden elimden alımdı diyorsun ister istemez. Onlara olan sevgin değişmiyor kendine ve kaderine kızıyorsun hatta belki içten içe Aras’a seni bırakıp gitmeseydi diye. Cevap vermedim. Elimi geri çektim. Bu çocuk çoğu konuda haklıydı ve canımı sıkıyordu. "Hadi seni eve ben bırakayım taksi ile uğraşma." Kafa salladım. Onun arabasına geçtim. Hiç konuşmuyordu normalde gevezelik yapardı ama bu kez sessizde ve o sessizliği ben bozdum. "Kıskandım." Kafasını bana çevirdi. "Efendim." "Onları mutlu görmek beni kıskandırdı." Gülümsedi. "Bir şeyleri kendine itiraf edebildiğinde daha kolay bir hayatın olacak. Bak bir adım attın bile" "Onlara kötü anlamda kıskançlık beslemedim ama sadece bende mutlu olabilirdim ama değilim Ateş anlıyorsun değil mi?" "Anlıyorum tabiki." "Keşke bende mutlu olsaydım diyorum sadece küçücük bir mutluluk onun yanımda olması. Varlığı yeterliydi. "Sen sadece kaybettiğin şeyi bulmak istiyorsun ama o kadar zor bir yere kaybolmuş ki bulmak zaman alacak gibi." Kafa salladım. Gelmiştik. Arabayı durdurdu. "Teşekkür ederim." "Rica ederim iyi geceler." "İyi geceler." Arabadan inip eve gittim. Üzerimdekileri çıkarıp duşa girdim. Ne yoğun bir gündü. İlk kez bugün biraz daha farklıydı. Derdimi anlayabilecek birin olması güzeldi belki de. Duştan çıktım üzerimde bornoz yatağa yattım. Korkuyordum ama yaralarımı başkasına açmaya başkalarının o yaraya merhem sürmesine. O iyi bir çocuktu ama beni bu kadar anlaması ve sürekli haklı olması bunu istemiyordum. Ben birileri ile konuşmaktan onlara acılarımı anlatmaktan korkuyordum. Aras sevgilim sana olan aşkım, sevgim, özlememim bir damla bile azalmadı herkes devam edebiliyor peki ya ben. Yapamıyorum sensiz yemin ederim sensiz yaşamak beni boğuyor. Bunun bir sonu yok gibi... Hiç geçmeyen acımla, her gün daha fazla büyüyen hüznümle bir ayı daha atlattım. Yılın yarısı. O gideli altı ay olmuştu ve artık herkes daha az hatırlıyordu onu. Bense insanlardan her geçen gün daha çok nefret ediyordum. Beni anlayabilen tek insan Ateş'ti belki de onunla konuşuyordum ara sıra gerçi ona da bir şey anlatmıyordum o konuşuyor ve her zamanki gibi teorilerde bulunuyordu. Yataktan çıkmak bile istemiyordum. O sıra telefon alarmı çaldı. Bu saatte ne alarmı diye elime aldım. Hatırlatmaydı bu yarın Aras'ın doğum günü. Yarın onun 26. Yaş günüydü. Birden ağlamam şiddetlendi ama o yok ki. Doğum gününü kutlayamaz ki o. Allah'ım o öldü. Öldü! Telefonum çaldı. Ateş arıyordu. Açtım. "Masal nasılsın?" "İyi." "Mezarlığa gidiyorum geçerken seni almamı ister misin?" "Olur." "Tamam on dakikaya oradayım hazırlan." Telefonu kapadım. Dolabı açtım onun gömleklerinden birini geçirdim. Parfümünü sıktım. Saçlarımı topladım. Çantamı alıp aşağı indim oda gelmişti. Arabaya geçtim. "Selam nasılsın?" Ona çevirdim kafamı. "Selam. " Arabayı sürerken bir yandan da "Masal bir sorun mu var. Ağladın mı yine?" "Bir sorun yok." "İyi gözükmüyorsun." "İyiyim." Değilim benim sevgilim öldü ve onun yarın 26.yaş günü. O bir daha 26 olmayacak o hep 25 olarak kalacak sonsuza dek. Pastasındaki mumları üfleyemeyecek. Dilek tutmayacak bir daha sonra dans etmeyecek benimle onun için zaman durdu. O hep 25 kaldı bense 22 yaşımda bir ölü. Israr etmedi. Mezarlığın önüne geldik. Ayaklarım öylesine zor geliyordu ki. Kalbim bugün her zamankinden daha çok acıyordu. Mezarının başına yattım. Ateş'te kendi kardeşinin mezarına gitti. "Merhaba sevgilim. Bugün nasılsın. Ben yine seni çok özlediğim için iyi sayılmam. Yarın doğum günün. Yanımda olman gerekmez miydi? Zaten bana söz vermiştin yeni yaşına Atlanta'da girecektik. Neden gittin Aras? Gitmek en kolayıydı ve sen gittin beni öylece bıraktın. Yarın sensiz nasıl geçer ki şimdi doğum günü çocuğu olmadan. Hediyeni kime vereceğim, pastanı kim üfleyecek senin neden yarım bıraktın ki her şeyi tamamlayacak birisi yok. Burada olman gerekti. Kahkahalarla şarkı söyletip sarhoş olana kadar içip sonra dans etmemiz gerekirdi. Yaşlanıyorsun diye uğraşmam gerekirdi seninle.” Toprağını kokladım yine öptüm. Gözyaşlarım toprağa karıştı yine. Ben Aras olmadan yaşamak istemiyordum. Yapamazdım. Buna devam etmeyecektim daha fazla. Bulut'u aradım. "Efendim canım?" "Bugün gelemeyeceğim." "Neden ne oldu?" "İyi hissetmiyorum." "Neyin var gelelim mi yanına?" "Yok hayır uyursam geçer." "Tamam canım yarın görüşürüz." Mezarlıktan çıktık Ateş Bulutların yanına gitti ben ondan ayrıldım markete gittim. Bir sürü şey aldım. Gözüme çarpan her şeyi alıp eve gittim. Üzerimi değiştirip mutfağa geçtim. Yarın onun doğum günüydü ve pasta yapacaktım ona çikolatalı ve muzlu onun sevdiği gibi. Pasta malzemelerini hazırladım. Kremasını kekin üstüne sürdüm meyveleri yerleştirdim. En son krem şantiyi de sürdükten sonra dolaba koydum. Sonra meyve sıkacağında portakal suyu sıktım onu da dolaba koydum. Yarın büyük gün bitanem. Yarın kavuşuyoruz. Artık bende senin yanında olacağım. Bu kadar ayrılık yeter değil mi? Odamıza geçtim yatağa yattım telefonum çaldı o an. Ateş arıyordu. Açtım. "Efendim." "Naber. Bugün konser yokmuş." "Evet boğazım şiş biraz iyi değilim." "Sürekli içki içmekten tahriş olmuştur. Gelmemi ister misin? Ada çayı içmeyi dene" "İçerim." "Gelmemi ister misin?" Cevap vermedim. "Bakıma ihtiyacın varsa gelebilirim." "Yok. Kapatıyorum. Uyusam iyi olacak." "Peki." Gelmesin neden gelecekti. Kalktım kendime kahve yaptım ama olmuyordu içmek istiyordum dolaptan konyak aldım bu kez ve kahvemin üstüne ilave ettim. Televizyonun karşısına geçtim boş boş ekrana bakıyordum. Kapı çaldı başta umursamadım ama ısrarla çalıyordu kalktım kapıyı açtım karşımda Ateş. Boş boş baktım neden gelmişti anlayamadım. Gülümsedi bana. "Selam makaron aldım fıstıklıyı severmişsin öyle duydum." Ben bir şey söylemeden içeri geçti. Ben bakakaldım yüzsüzlüğün bu kadarı onu eve davet eden kimdi. Koltuğa geçip oturdu kaşlarımı çattım "Neden çattın kaşlarını. Sana ada çayı yapmaya geldim eminim sen yapmazsın kendine bende gelip kendim yapmak istedim." "Evde ada çayı yok. Teşekkür ederim ama gidebilirsin." Göz kırptı. "Ben tahmin ettim ada çayını alıp geldim." Kahve fincanıma eğildi. "Kafein ve alkol tüketimini azaltman gerek." Dedi ve kahveyi kokladı. "Alkol mü koydun kahvenin içine sahi içmeden duramaz mısın?" Yanına gittim kupayı çekip aldım elinde. "Sanane gitsene sen gelme demedim mi?" Ayağa kalktı koluma dokundu geri çektim kendimi. "Hadi ama baksana fıstıklı makaron bile aldım kovmayacaksın değil mi? Sohbet ederiz." Neden edecektik niye onunla sohbet edeyim ki ben. Bana sormadan kalkıp mutfağa geçti ördek gibi arkasından gittim ketıla su koyup bana döndü. "Limon var mı?" "Yok evde yemek yapmıyorum. Dolap bom boş." Bugün aldıklarımla pasta yaptım fazlasına gerek yoktu. Kafasını salladı. Koluma dokundu. "Yarın alışverişe gidelim mi? Sebze alırız, meyve ımm biraz et olabilir protein alman gerek. Yumurta sevmem demiştin çok büyük protein deposu ama madem sevmiyorsun mercimek tüket fazla besleyici." "Şimdi de diyetisyen mi kesildin sen başıma. Ben yemek yiyorum merak etme." Baştan aşağı bana baktı kafamı salladım ne bakıyorsun gibi. "Yemek yer gibi halin yok. Aşırı zayıfsın." Gözlerimi devirdim tam bir şey söyleyecekken ketılın düğmesi attı aynı anda oraya baktık. Dolaptan koca bir kupa alıp suyu içine doldurdu içine bir iki dal ada çayını koydu. "İki dakika falan olsun aslında demleyerek içmek daha sağlıklı ama pratik olduğu için böyle yaptım." Yarın zaten öleceğim sağlıklı olsa ne olmasa ne. Cevap vermedim. "Boğazların çok mu kötü? İstersen nöbetçi bir eczane bakalım boğaz pastili falan alırız." "İstemem ne zaman gideceksin sen?" Güldü. "Çok ayıp insan misafir kovar mı?" Onu ben davet etmedim misafir değildi o yüzden. Kahve fincanımı lavaboya döktü. "Alkolü azalt bak bırak demiyorum onu zaten yapamazsın bence." Kaşlarım çatıldı. "Neden o? Niye yapamayım?" Çay fincanını uzattı bana aldım sonra mutfaktan çıkıp salona giderken yine peşi sıra gittim. Arkası bana dönüktü ama cevap verdi. "Bağımlı olmuşsun alkol seni uyuşturuyor ve sanıyorsun ki onu alınca acılarım hafifliyor. Aslında her şeyi erteliyorsun. Vücudun uyuşunca acılarının hafiflediğini sanıyorsun çözümü veya tedavisi bu değil.” Cevap vermedim. Çaydan bir yudum aldım yüzüm ekşidi güzel değildi tadı güldü bana. "Limon olsaydı daha iyi olurdu tadı ama iç lütfen." Bir yudum daha aldım sonra makaron uzattı bana. Çok severdim fıstıklıyı nereden biliyordu ki. Koca bir ısırık aldım. "Kim söyledi sana fıstıklı makaron sevdiğimi." "Gamze ondan öğrendim." Cevap vermedim. Ayağa kalktı salonda bir iki adım attı ve tv ünitesinin üzerinde duran çerçeveyi aldı. Aras ve benim resmim. O günü dün gibi hatırlıyorum. Sonbahardı Bolu'ya gitmiş. Masal evleri vardı. Her biri birbirinden güzel evler. Gezdik tüm gün romantik bir yemek yedik. Öpüştük... Çok güzeldi her şey sabahında birlikte kahvaltı yaptık onun sonrasında çekilmiş bir resimdi. "Yakışıyorsunuz." Neye yarardı yakışmamız. Artık o yoktu bense yalnızdım. Sustum. "Biraz daha kilolusun burada sanki. Yüzün toplu ve rengin soluk değil." Ayağa kalktım resmi elinden aldım. "Acaba o zamanlar sevgilim yaşıyor olduğundan olabilir mi?" Cevap vermeyip koltuğa kuruldu tekrar ağzına bir makaron atıp konuşmaya devam etti. Gitsin artık diye gözünün içine bakıyorum ama anlayan kim. Neyse ki yarım saat geçti geçmedi kalktı. "Tamam gidiyorum hadi kurtuluyorsun benden." Cevap vermedim. "Dikkat et yarın görüşürüz." Kafa salladım. İnşallah bir daha görüşebileceğimizi sanmam ama tam kapıdan çıkacaktı kolundan tuttum. Kötü biri değildi ki beni de merak etmiş beni anlamaya, dinlemeye çalıştı. İyi biriydi Ateş ama ben şuan kimseyle dostluk yapacak durumda değildim, beni kötü bilmesini istemem. hatta yarın ölüyordum en azından kötü izlenim bırakmayayım değil mi? Şaşırdı hala bana bakıyordu. Sarıldım ona. "Teşekkürler her şey için." Oda sardı kollarını. "Rica ederim. Ne demek. İyi geceler." "İyi geceler." Gitti kapının arkasında kaldım bir süre. Büyük bir karardı gitmek her şeyi geride bırakmak ama kararım kesindi. Yarın bende yaşayan biri olmayacaktım artık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD