Zeynep
Sanırım Ali'nin aklındaki soru da buydu.
''Zeynep ama ya iyileştirirse? O zaman bu bir mucize olmaz mı?''
Sedef'in sorusunun ardından Ali ile göz göze geldik. Benzer kırgınlıklarımız, benzer yaralarımız, benzer korkularımız vardı. Sedef bu korkuları yaşamamış olsa bile anlayabilmek için her şeyi yapıyordu.
O sırada yan bahçeden gelen ses ile o tarafa döndük.
''Güzelim, Zeynep ile hep beraber değil misiniz? Beni özlemedin mi?''
Burak abinin arkadaşı Selim gelmişti ve Sedef'e sesleniyordu. Ali daha önce Selim'i görmediği için dikkatle ona bakmaya başladı. Sedef cevap veremeden Burak abi de geldi.
''Gençler selam, ne yapıyorsunuz?'' diye seslendi.
''İyiyiz abiciğim, oturuyorduk.''
''Oturun bakalım, konuşmanız bitince gelirsin.''
''Tamam abiciğim, geliyorum birazdan.''
Selim'in, Sedef'e olan ilgisini biliyorduk. Daha önce hislerini Sedef'e açmıştı. Sedef ise onu kırmadan reddetmiş ve abisine söylememesini rica etmişti. O günden sonra Selim, Sedef'e tekrar bir şey söylememişti eskiden davrandığı gibi davranmaya devam etmişti.
''Sen söylediklerimi düşün bebeğim, ben gideyim eve. Annem de bekliyor zaten.'' dedi ve benim yanıma gelip yanağımı öptü. Ali ise öfkeli gözlerle Sedef'e bakıyordu.
''Oh be! Şu sevimsizden kurtuluyoruz. Rahat rahat konuşuruz kankamla.'' dedi Ali ve bana sarıldı.
Sedef ona korkutucu olduğunu düşündüğü bakışlarını atıyordu ama korkutucu olmaktan çok sevimli oluyordu. Saçlarını savurdu ve arkasını dönüp gitti.
''Ali'm?''
''Zeyna'm?''
''Ben seni tanıdığımı sanıyordum ama...''
''Aması yok Zeynep, tanıyorsun zaten.''
''Bugün daha farklı şeyler hissettim.''
''Bu adam kimdi Zeynep? Sadece Burak'ın arkadaşı olmadığı belli.'' Dedi ve merakla bana döndü.
''Selim işte... Burak abinin arkadaşı.'' dedim konuyu Sedef'e olan hislerine geri getirmeyi umarak.
''Sedef ile ne alakası var?''
''Bir zamanlar hoşlandığını söylemişti.''
''Şu anki konuşmalardan ne anlamalıyım o zaman? Sevgililer mi? Sedef'in sevgilisi olduğunu bilmiyordum.''
''Yok zaten, olsa bilirdin Ali.''
Ufak bir gülümseme mi gördüm acaba? Ah Ali'm ah! Çok fena yandık biz...
''Ali, itiraf et artık. Ben de seni boş yere vazgeçirmeye çalışmayayım.''
''Ne itirafı kızım? Ne saçmalıyorsun?''
''Aynı ateşe mi düştük?''
''Sen Ateş'e düşmüş olabilirsin.'' dedi imalı bir şekilde. ''Ama benim yanmaya niyetim yok.'' diye de ekledi.
Uzun uzun konuştuk Ali ile. Geçmişten konuştuk. Yaralarımızdan. Ben babamdan yaralıydım o ise annesinden. Ben erkeklere güvenmiyordum, o ise kadınlara. Ben kimseyi cehennemime mahkum etmek istemiyordum o ise cehenneminin farkında bile değildi. Ali şu an kabul edemiyordu. Kabul etmediği için, Sedef ona aşık olsa bile çok üzülürdü. Ben de buna izin veremezdim. Konuşmamızın ardından Ali gitti. Dikkatli olmam konusunda beni uyarmayı da ihmal etmedi elbette.
Eve girdiğimde annemle yemeğimizi yedik, babam yoktu. Ardından artık uykusuzluğa daha fazla dayanamadım ve uykunun kollarına bıraktım kendimi.
Sabah uyandığımda biraz heyecanlıydım. Hemen hazırlanmaya başladım. Şirkete gitmeyeceğim için bu kez daha rahat kıyafetler giydim. Altıma bir kot pantolon üzerime de düz bir kazak. Fazla mı sade olmuştu acaba? Bunları düşünme Zeynep. Henüz değil. Önce bu belalardan kurtulmalısın. Aşk şimdi değil.
Ateş Bey evinin konumunu göndermişti. Evine vardığım zaman kalbim hızla atmaya başladı. Kapıyı çaldım ve beklemeye başladım. Kapı hemen açılmayınca saatime baktım. Erken de gelmemiştim ki uyuyor mu acaba hala diye düşündüm. Saat onu geçmişti. Tekrar zile bastım ve bu kez kapı açıldı. Ateş Bey altında siyah bir eşofman, üzerinde beyaz bir tişört ile açmıştı kapıyı. Uykulu gözlerinden yeni uyandığını anladım.
''Günaydın küçük ajan, cumartesi bugün biliyorsun değil mi?''
''Günaydın Ateş Bey, evet biliyorum ama dün konuşmuştuk ya geleceğimi?''
''Geleceğini biliyorum da çok erken değil mi?''
''Saat onu geçti Ateş bey.''
Gözlerini devirdi ve bir adım geri çekildi.
''Gel bakalım.''
İçeriye girdim. Girdiğim an ise kocaman bir salonla karşılaştım. Ön tarafı tamamen cam ile kaplıydı ve bahçe o camın arkasındaydı. Tam köşede ise dün gözümü ayıramadığım o sallanan koltuğu fark ettim. Hiç de Ateş Bey'in tarzı gibi durmuyordu ama mimar yolladı herhalde diye düşündüm.
''Kahvaltı yaptın mı?'' diye sorunca ona doğru döndüm.
''Evet yaptım ama size bir şeyler hazırlayabilirim.'' dedim
''Tamam o zaman sen bir şeyler hazırla, mutfak solda. Ben de bir duş alıp geleyim.''
''Tamamdır Ateş bey. İstediğiniz bir şey var mı?''
''Yok, klasik kahvaltı ediyorum zaten. Takıl istediğin gibi.''
Ateş bey üst kata sağ tarafta bulunan merdivenlerden üst kata çıktı. Ben de mutfağa geçtim. Dolabı açıp kahvaltılık bir şeyler çıkardım. Bir tabak hazırladım ve Ateş beyi beklemeye başladım.
''Gerçekten sadece bana mı hazırladın?''
Sesi duyunca arkamı döndüm. Ateş bey yine az önceki gibi bir eşofman ve tişört giymişti.
''Evet, ben yapmıştım kahvaltı. Söyledim ya.''
''Çay iç bari benimle, eşlik etmiş olursun.''
''Tamam, çay içerim.''
Ateş bey tabağını aldı ve masaya geçti. Ben de çayları alıp peşinden gittim.
''Ee, ajan? Ne yapacaksın bugün? Benim evrak işlerim var sadece. Pek yardım edeceğin bir şey yok aslında.''
Bu ne ya? Kovuyor mu bu adam beni? Bugün buradayım canım, hiç boşuna uğraşma.
''Yardımcı olabileceğim bir şeyler vardır elbette Ateş Bey.''
Gülümsedi. Oh be sonunda! Sabah uyanınca huysuz mu oluyor acaba? Daha yeni kendine geliyor sanırım.
Kahvaltının ardından Ateş bey çalışma odasına geçti. Ben de masayı toparlayıp, geldiğimden beri gözümü alamadığım sallanan koltuğa gittim. Bana bir iş vermediğine göre, boş boş takılabilirdim burada. O koltukta ne kadar oturdum, pek emin değilim. Bahçeyi seyrettim, ağaçları, havuzu... Kendimi çok huzurlu hissediyordum ta ki telefonuma gelen mesajı görene kadar. Mesaj Caner'den gelmişti.
''Beni daha ne kadar bekleteceksin?''
''Yarın, 13.00. Yeri seçebilirsiniz.''
''Son zamanlarda aldığım en güzel haber bu.''
Hemen konuşmanın ekran görüntüsünü alıp Tuğçe ablaya gönderdim.
''Kiminle mesajlaşıyorsun?''
''Ah! Ateş Bey, ne zaman geldiniz?''
Adam gelmiş, hatta dibime kadar girmişti. Nasıl fark etmedim acaba? Gerçi şu an farkında olduğum için o şahane kokusunu da almaya başlamıştım. Derin bir nefes aldım, kokuyu daha fazla alabilmek için...
''Sorumun cevabı bu değil sanırım ajan.''
''Tuğçe hanıma mesaj atmıştım.''
''Gerçekten işin bu değil mi? Unutuyorum bazen.''
Sanki kırılmış gibi konuşuyordu. Bu ses tonunu duymak beni de kırmıştı.
''Gel bakalım, sana haftalık planlarımı da anlatayım. Her şeyi iletirsin böylece. Zaten babama karşı gelmeyeceğimi söylemiştim. Sen de peşimden gezmek zorunda kalmazsın.'' dedi ve arkasını döndü.
''Ateş bey! Zorunda olduğum için değil.''
Bana döndü tekrar.
''Anlamadım?''
''Zorunda olduğum için burada değilim. Kendi isteğimle geldim. Gerçekten size yardımcı olmak istiyorum.''
Minik bir gülümseme yerleşti yüzüne.
''Gerçekten mi?''
''Evet, gerçekten. Tek amacım babanıza sizin yaptıklarınızı anlatmak değil. Size de yardımcı olmak istiyorum. Bana gerçekten asistanınız gibi davranamaz mısınız?''
Bu sorum ile yüzü değişik bir hal aldı. Ne düşündüğünü pek anlayamadım ama bana bugün neden ters davrandığını da anlayamıyordum. Bir orta yol bulmak istiyordum.
''O zaman bir kahve içelim, asistan. Konuşacaklarımız var gibi.'' dedi ve gülümsedi.