Ateş
Sabah çalan kapının sesiyle uyandım. Daha uykumu bile alamamıştım. Bu kim bu saatte ya? Gece yarısına kadar, evi hazırlamak için insanlar vardı zaten evde. Söylenerek yataktan çıktım ve gidip kapıyı açtım. Zeynep? Tabii ya buraya gelecekti. Uyku sersemi nasıl unuttum ya. Bu halde açtım bir de kapıyı. Nasıl gözüküyorum acaba şu an? Bir şeyler söylemem gerek sanırım.
''Günaydın küçük ajan, cumartesi bugün biliyorsun değil mi?''
''Günaydın Ateş Bey, evet biliyorum ama dün konuşmuştuk ya geleceğimi?''
Haklısın ama şu an durumu kurtarmam gerek.
''Geleceğini biliyorum da çok erken değil mi?''
''Saat onu geçti Ateş bey.''
O kadar olmuş mu ya?
''Gel bakalım.''
İçeri girip etrafı incelemeye başladı. Sallanan koltuğa uzun süre baktığını fark ettiğimde gülümsedim ve konuşmaya başladım.
''Kahvaltı yaptın mı?''
''Evet yaptım ama size bir şeyler hazırlayabilirim.''
Nasıl ya? İlk kez evime geliyorsun ve birlikte kahvaltı bile yapmayacak mıyız?
''Tamam o zaman sen bir şeyler hazırla, mutfak solda. Ben de bir duş alıp geleyim.''
''Tamamdır Ateş bey. İstediğiniz bir şey var mı?''
''Yok, klasik kahvaltı ediyorum zaten. Takıl istediğin gibi.''
Odama çıktım. Hemen aynanın karşısına geçtim ve tipime baktım. Neyse çok kötü değilmiş. Hızlıca duş aldım ve hazırlandım. Aşağı indiğimde gerçekten bir tabak gördüm ve moralim bozuldu.
''Gerçekten sadece bana mı hazırladın?''
''Evet, ben yapmıştım kahvaltı. Söyledim ya.''
''Çay iç bari benimle, eşlik etmiş olursun.''
''Tamam, çay içerim.''
Tabağımı aldım ve masaya geçtim. Zeynep de arkamdan geldi. Uykum tam açılmadığı için biraz huysuzdum.
''Ee, ajan? Ne yapacaksın bugün? Benim evrak işlerim var sadece. Pek yardım edeceğin bir şey yok aslında.''
Kıza neden geldin der gibi oldum resmen ya. Konuşmasam daha mı iyi olacak acaba?
''Yardımcı olabileceğim bir şeyler vardır elbette Ateş Bey.''
Biraz suratı düşmüştü. Durumu toparlamak için gülümsedim ve tamamen kahvaltıma odaklandım.
Kahvaltının ardından çalışma odama geçtim ve işlerimi hallettim. Beklediğimden uzun sürmüştü. Zeynep'in ne yaptığını merak ederek yanına gittim. Elinde telefon vardı ve biriyle mesajlaşıyor gibiydi. Kimle mesajlaşıyor ki? Seslendim ama duymadı. Yanına kadar gittim hala geldiğimi fark etmeyince tekrar seslendim. Sesim biraz sert çıkmıştı.
''Kiminle mesajlaşıyorsun?''
''Ah! Ateş Bey, ne zaman geldiniz?''
''Sorumun cevabı bu değil sanırım ajan.''
''Tuğçe hanıma mesaj atmıştım.''
Tabii ya... O sadece babama benden haber iletmesi gereken bir ajandı. Ben neler düşünüyor, neler hissediyor ve hatta nelerle mücadele ediyordum? Yüzüme vurulan bu gerçekler adeta beni bir rüyadan uyandırdı.
''Gerçekten işin bu değil mi? Unutuyorum bazen.''
''Gel bakalım, sana haftalık planlarımı da anlatayım. Her şeyi iletirsin böylece. Zaten babama karşı gelmeyeceğimi söylemiştim. Sen de peşimden gezmek zorunda kalmazsın.'' diye ekledim ve arkamı dönüp masaya doğru ilerlemeye başladım.
''Ateş Bey! Zorunda olduğum için değil.''
Ne? Bu ne demek şimdi? Arkamı döndüm.
''Anlamadım?''
''Zorunda olduğum için burada değilim. Kendi isteğimle geldim. Gerçekten size yardımcı olmak istiyorum.''
Yüzümde bir tepki olmaması için elimden geleni yapmıştım ama yine de gülümsememi engelleyemedim. Bir anda keyfim yerine gelmişti.
''Gerçekten mi?''
''Evet, gerçekten. Tek amacım babanıza sizin yaptıklarınızı anlatmak değil. Size de yardımcı olmak istiyorum. Bana gerçekten asistanınız gibi davranamaz mısınız?''
Kızı sabahtan beri tersleyip duruyorum. Elbette anlam veremedi o da. Ama güzelim, sana sadece asistanım gibi davranmam imkansız...
''O zaman bir kahve içelim, asistan. Konuşacaklarımız var gibi.'' dedim ve gülümsedim.
''Tamam, ben hemen kahve yapayım o zaman.'' dedi ve gülerek ayrıldı yanımdan. Şu gülümsemeyi görmek bile kendimden geçmeme yetiyordu.
Bir süre sonra elinde kahvelerle geldi Zeynep.
''Gel, terasa çıkalım. Hava çok güzel bugün. Kahveleri ben alayım, sen tabletini ve programlarını alıp gel.''
''Tamam Ateş Bey.'' dedi ve kahveleri bana uzattı.
Kahve kupalarını almak için elimi uzattığımda ise yine o elektrik akımı... Minicik ellerini kulptan ayırmaya çalışıyor ben ise tutmaya çalışıyordum. Başını kaldırdı ve yüzüme baktı. Yanakları yine en sevdiğim rengine bürünmüştü.
''Böyle olmayacak galiba.'' deyip gülümsedi. Ah be! Gamzesini de gördüm işte.
''Ben masaya koyayım bunları, siz oradan alın. Böyle beceremeyeceğiz galiba.''
''Tamam, öyle yapalım.'' dedim ama ne ellerini bırakıyordum ne de gözlerinden ayırabiliyordum gözlerimi.
Bir anda kendimi topladım ve boğazımı temizleyerek geri çekildim. Masaya kahveleri bıraktı. Ben de oradan aldım ve eşyalarını toplamasını bekledim. Her şeyi aldıktan sonra terasa çıktık. Terasa bana özel bir alandı. Deniz ve Erdem dışında gelenleri buraya pek çıkarmazdım.
''Haydi gel bakalım, oturalım şöyle.'' dedim ve terastaki masaya doğru yürüdüm.
''Manzara çok güzelmiş.'' dedi ve gökyüzünü izlemeye başladı. Evimde çok güzel bir dağ manzarası vardı. Terastan ise daha güzel gözüküyordu.
''Manzara güzel...'' dedim gözlerimi Zeynep'ten ayırmadan.
O etrafa bakarken ben yalnızca ona baktım.
''Başlayalım mı Ateş Bey? Ne konuşacağız?''
Zeynep'e her şeyi anlattım. Günlük rutinlerimi, hangi saat aralıklarında neler yaptığımı, tüm hayatımı neredeyse... Hepsini ilgiyle dinledi, notlar aldı. İşi olduğu için değil de, beni merak ettiği için anlatmak isterdim bunları. O zaman her şey tam istediğim gibi olurdu.
Konuşmamız bitince Zeynep, bilgisayardan haftalık programımı açtı ve özel işlerim ile iş programımı birleştiren bir program hazırladı.
''Bu dönem biraz yoğun geçecek Ateş Bey, hem yeni iş anlaşması var, eski projeleriniz, katılmanız gereken davetler...''
''Evet, bu yüzden gerçekten bir asistana ihtiyacım var zaten Zeynep.'' dedim ve arkama yaslandım.
''Elimden geleni yapacağım, merak etmeyin.'' dedi ve gülümsedi.
''Bana artık ajan demeyeceksiniz değil mi?'' Kaşlarını çatar gibi yapıp sinirli bakmaya çalıştı. Asla başaramadı. Başardıysa da ben onu bu haliyle bile tatlı buluyordum.
''Asistanım olman, ajan olduğun gerçeğini değiştirmiyor. Elbette diyeceğim.'' dedim ve güldüm.
Bana trip atar gibi yaptı ve saçlarını savurarak etrafa bakmaya başladı. Sesli bir kahkaha attım. Ah kızım ah! İşim var seninle.
Biraz daha programla ilgili konuştuk. Sanırım kendimle ilgili anlatmadığım hiçbir şey kalmamıştı. Bunları anlatırken, aklımdan ise şu soru geçiyordu. Ben buyum Zeynep, ben bu kadarım. Beni sevebilir misin?
''Programlar hazır Ateş Bey. Telefon numaralarını da aldım ben telefonuma. Siz de olmayan numaraları da Tuğçe Hanım'dan alacağım. Sizin eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?''
''Sence ben nasıl biriyim, küçük ajan?''
''Bana mı soruyorsunuz?''
Şaşırmış gibiydi. Elbette sana soruyorum. Şu an senden başka kimsenin fikri beni ilgilendirmiyor ki!
''Evet, sana soruyorum.''
''Yani, böyle anlatarak olmaz ki. Burada programınız var. En fazla neleri sevdiğinizi anlayabilirim. Nasıl biri olduğunuzu söyleyemem.''
''Bunu nasıl anlayacaksın peki? Yani nasıl biri olduğumu?''
''Bundan sonra sizin gölgeniz olacağım zaten. Vakit geçirdikçe tanırım sizi. O zaman çok daha iyi bir asistan olacağıma emin olabilirsiniz.''
Gölgem olacaksın. Ben gölgem olmayı kafasına koymuş bir kadından mı kaçmaya çalışmışım yani?
Güldüm.
Umarım beni tanıdığında seversin Zeynep, ben seni severken tanıyacağım.