Ateş
Artık sabahları daha erken ve daha mutlu uyanmaya başlamıştım. Önemli bir görüşmem yoksa evden çalışırdım genellikle ama artık erkenden uyanıp şirkete gitmek istiyordum. Acaba Zeynep'in çalışma saatlerini daha öne mi çeksem? Kötü bir patron olma yolunda ilerliyorum gerçekten. Kahvaltı için bir şeyler hazırlamak için mutfağa gitmiştim ki çalan kapı ile geri döndüm. Kapıyı açtığımda ise bugünün şahane geçeceğine emin oldum. Yine de oldukça şaşkındım.
''Küçük ajan?''
''Günaydın Ateş Bey. Hazırlanmışsınız bile, daha uyuyorsunuzdur diye düşünmüştüm.'' dedi ve o güzel gamzesini görmemi sağladı.
Ben de gülümsedim, Geri çekildim ve Zeynep içeri girdi.
''Kahvaltı yaptınız mı? Yapmadıysanız bir şeyler hazırlayabilirim.''
''Sen yaptın mı?''
''Hayır.''
Bu kez kahvaltıyı beraber yapacağız güzelim.
''O zaman önce bir şeyler yiyelim, sonra çıkarız ama bu saatte neden geldin buraya?''
''Ama bunu konuşmuştuk ya sizinle Ateş Bey, hani artık asistanınızdım ben. Her şeyinizi takip edecektim. Gölgeniz olacaktım. O yüzden erkenden uyandım ve patronumun evine geldim.''
Bu gerçek sebebin mi Zeynep? Sen de beni görmek istemiş olsan...
''Bundan sonra her gün böyle mi olacak yani?'' dedim ve ona doğru yaklaştım. Bu yakınlık kalbime zarar! Yine de yaklaşmadan da duramıyorum. Gözlerini kaçırarak cevap verdi bana. Yapma! Ben o gözleri böyle ışıldarken görmek için neler yaptım ama!
''Yani, siz beni evinizden kovana kadar.''
Seni kovmak mı? Ben neler düşünüyorum bir bilsen...
''Kovacak gibi duruyor muyum?'' deyip gülümsedim.
''Yani, belli olmaz.''
Kahvaltı hazırlamaya başladığını görünce ben de dolabı açtım ve kahvaltılıkları çıkarmaya başladım.
''Ateş Bey, siz ne yapıyorsunuz?''
''Kahvaltı hazırlıyorum işte. Oturup bekleyeyim mi?''
''Yani, ben hazırlayacağım zaten. Siz yormasaydınız kendinizi.''
''Bununla yorulacaksam ohooo...''
Bu anı yaşamam lazım Zeynep... Kahvaltı masasına geçtik. Onun iyi olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı. Bana güvenip, kendini anlatmasına ihtiyacım vardı.
''Zeynep, konuyu açmak istemiyorum ama bana dün ile ilgili bir şeyler söylemeyecek misin?''
''Ben dün için size tekrar teşekkür ederim. Şu an neyi, nasıl anlatırım bilmiyorum. Daha sonra yapsak bu konuşmayı? Ben hazır olduğumda...''
''Bana yine beklemek düşüyor sanırım. Beklerim.''
Beklediğim kişi sensin Zeynep. Sonsuza kadar bekleyebilirim.
''İyi misin? En azından bana bunu söylemelisin. Nasıl hissettiğini bilmek istiyorum.''
''Daha iyi olacağım.''
İyi olman için her şeyi yapacağım.
Kahvaltının ardından evden ayrıldık. Zeynep dünün aksine bugün gülümsüyordu. Onu böyle görmek beni de gülümsetiyordu.
''Arabayı da ben kullanabilirim isterseniz.''
Büyük bir kahkaha attım.
''Arabamı kendim kullanırım küçük ajan, başkası kullansın istesem zaten bir şoförüm olurdu. Sen ajanlık yapmaya devam et.''
''Emin misiniz? Bakın sordum ben, ondan sonra asistanım çalışmıyor demeyin.'' dedim ve güldüm.
''Söz veremiyorum.''
Şirkete vardığımızda hemen odama geçmek istedim ama Oya bir şeyler sormaya başladı. Zeynep'in Oya'ya ve bana bakışlarını gördüğümde ise beynimde dönen tek bir soru vardı. Bu bakışlar, kıskandığı için miydi? Oya'ya böyle bakmasının başka bir sebebi olamaz değil mi? Beni kıskanıyor mu yani? Bunu anlamak zorundayım.
Odama geçtikten kısa bir süre sonra Zeynep elinde kahveyle içeri geldi. Bugün yapılacak toplantı için çalışıyordum.
''Kahvenizi getirdim.'' dedi ve içeri girdi.
''Gel bakalım küçük ajan. Kendine getirmedin mi kahve?''
''Afiyet olsun size, ben çıkayım.'' dedi ve kaçar gibi çıktı odadan. Arkasından gülmeden edemedim.
Bir süre sonra Deniz geldi ve toplantı için ön görüşme yaptık. Tam odadan çıkıp, toplantıya gidecektik ki Deniz konuşmaya başladı.
''Bana anlatman gereken şeyler var sanırım Ateş.''
''Anlatacağım kardeşim merak etme.''
Toplantı düşündüğümden daha uzun sürmüştü. Deniz ve Erdem ile konuşmam gerekenler olduğu için içerideki takvimimden bu akşamı dolu olarak işaretlemiştim. Diğer işleri de öğrenmek için Zeynep'in yanına geçtim.
''Ajan?''
''Buyrun Ateş Bey?''
Ajan lafını hiç sevmediği o kadar belliydi ki... Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
''Yarınki programa bakalım beraber, sonra çıkarım.''
''Tabii, geliyorum hemen.'' Dedi ve arkamdan odaya geldi.
''Yarın sabah onda dışarıda bir toplantınız var Ateş Bey, biraz uzak bir yer. Evinizden erken çıkmanız gerekecek. Öğlen birde de burada bir sunum yapılacak. Ayrıca Ömer Bey'in asistanı yapılacaklar ile ilgili mail atmış. Onlara bakmanız gerek. Akşam da bir yemek planı var ama kiminle olduğu yok notlarımda. Mekanda yazmıyor.''
''Tamamdır, akşamki plan özel bir durum zaten. Babamın haberi var, dert etme.''
''Ben not almayayım mı yani?''
İstediğim şans bana altın tepsi de sunulmuştu resmen. Bu merak neden Zeynep? Gerçekten beni kıskanıyor olabilir misin?
''Hayır, not almana gerek yok. Sen de erken çık bugün. Yemek yiyecek vakit bile olmadı zaten.''
''Yani, ben çıkarım da isterseniz, sizinle de gelebilirim. Akşam iş ile ilgili bir yemek olacaksa?''
İşte bunlar tam görmek istediğim sahneler küçük ajan... Sinsice bir gülüş attım.
''Ajan, her şeyi de sana söyleyemem değil mi?''
''Ben sizin kişisel asistanınızım ama sonuçta. Her şeyi bilmem gerek bence, özel de olsa.''
Kahkaha atmamak için kendimi oldukça zorluyordum. Ama bu kadar sevimli olamazsın!
''Haydi, al eşyalarını çıkalım. Seninle bir yemek yiyelim, canım ajanım.'' dedim. Hafif gülümseyip yerimden kalktım ve yürümeye başladım. Zeynep ise koşturarak arkamdan geliyordu. Şu an bu keyfimi kaçıracak hiçbir şey omasına izin veremezdim.
Araca bindiğimizde, Zeynep nefes nefes konuşmaya başladı.
''Yemek yemek için biraz acele etmiyor musunuz? Hayır geç kalacağınızdan korkuyorsanız, yemeğe gitmek zorunda değildik.''
Bir saniye şu anda bana trip mi atıyordu? Bu gün kesinlikle mükemmeldi. Trip yediği için mutlu olan tek insan ise benim sanırım.
Zeynep yemek sırasında sürekli ağzımdan laf almaya çalışıyor, kiminle buluşacağımı öğrenmeye çalışıyordu. Ustalıkla tüm sorularından kurtulmuştum. Bu anları görmek şahaneydi. Hala sadece işi için öğrenmeye çalıştığına dair şüphelerim vardı ama beni kıskanması daha çok işime geliyor ve ben bu ihtimali düşünüyordum. Bundan da emin olmak, iyi bir plana ihtiyacım vardı.
Yemek bittikten sonra, Zeynep'i evine bıraktım. Bu kez evinin önüne kadar götürmeme izin vermişti. Araba durduktan sonra, ona doğru döndüm.
''Bugün spora gitmiyorsun.''
''Evet, ufak bir sakatlık yaşadım da bir süre ara vermem gerekti.''
Biraz öfkeli bir şekilde tam olarak bana doğru döndü.
''Buraya kadar da zahmet ettiniz, geç kalmayın siz.''
Hahaha!
''Yok, geç kalsam da bekleyecek biri, merak etme.''
Gözlerinin içine baktım. Gözlerinden geçen o anlık sinir, eni keyiflendirmeye devam ediyordu. Sert bir nefes bıraktı ve içbir şey söylemeden arabadan indi. Bu hallerine gülerek, arabayı çalıştırdım ve eve geçtim. Erdem ve Deniz'in buraya gelmesini istedim. Şimdi onlara vermem gereken bir hesap vardı.
Çalan kapıyı açtım, Deniz ve Erdem'i bahçeye çıkardım.
''Evet, anlat bakalım Ateş. Bu zamana kadar, hiç istemediğin şeyleri istiyorsun. Öğrendiğim kadarıyla da hiç yapmayacağın şeyleri yapıyorsun. Bu zamana kadar kaçtığın bu işlerin içine tam şu anda girme sebebin ne?''
Erdem'e baktım ve istediği cevabı verdim.
''Aşk.''