Özel Bir İş

1012 Words
Zeynep Hala yaptığımız telefon konuşmasını tartışıyorduk annemle. Gerçekten eve gitmeli miydik? İnanmalı mıydık sahiden babama? ''Gidip bakalım Zeynep, eğer baban evdeyse gözükmeden biza geçeriz.'' Diye bir teklif geldi Sedef'ten. Şu an en mantıklı görünen buydu. ''En mantıklısı bu gibi duruyor.'' Hazırlandık ve Tuğçe ablanın evinden ayrıldık. Tuğçe abla, babam ile ilgili bilgi alabilirse haber vereceğini söyledi. Mahalleye vardığımızda gerçekten de babamın evde olmadığını gördük. Eşyalarının hepsi duruyordu. Sanki gelecek ve her şey eskisi gibi olacak gibiydi ama anlamıştım dönmeyecekti. Neler olduğunu düşünmekten, kafayı yemek üzereydim. Bu düşüncelerle uykuya daldığım için olsa gerek çok erken uyanmıştım. Yapacak bir şey bulamayınca Ateş Bey'in evine gitmeye karar verdim. Onunla birlikte şirkete geçebilirdik. Çok mantık aramadım bu yaptığımda, içimden öyle gelmişti işte. Şu an tam Ateş Bey'in kapısının önünde duruyordum. Kapıyı çalmak ile çalmamak arasında bir yerdeydim. Sabahın sekizinde neden adamın kapısına dayanıyorsun Zeynep acaba? Bunu sorgulamak için de gerçekten çok doğru zamanı seçtin, aferin kızım sana. Yapacak bir şey yok, geldik işte diyerek kapıyı çaldım. Kısa bir bekleyişin ardından kapı açıldı. ''Küçük ajan?'' dedi Ateş bey, şaşırdığı ise çok belliydi. ''Günaydın Ateş Bey. Hazırlanmışsınız bile, daha uyuyorsunuzdur diye düşünmüştüm.'' dedim, sevimli bir gülücük de eklemiştim. Ateş Bey de gülümsedi, bir iki adım geri çekildi. Ben dee içeriye geçtim. ''Kahvaltı yaptınız mı? Yapmadıysanız bir şeyler hazırlayabilirim.'' ''Sen yaptın mı?'' ''Hayır.'' Yapacak bir şeyim yok diyordum ama bir şeyler yemek bile aklıma gelmemişti. Koşarak buraya gelmişim gibi duruyordu şu an. Gerçekten öyle mi yapmıştım acaba? ''O zaman önce bir şeyler yiyelim, sonra çıkarız ama bu saatte neden geldin buraya?'' ''Ama bunu konuşmuştuk ya sizinle Ateş Bey.'' dedim. Konuşurken bir yandan da mutfağa doğru yürüyordum. ''Hani, artık asistanınızdım ben. Her şeyinizi takip edecektim. Gölgeniz olacaktım. O yüzden erkenden uyandım ve patronumun evine geldim.'' Evet, iyi bir bahanem olmuştu artık. Aferin Zeynep, bazen çalıştırıyorsun saksıyı. Ateş Bey bir kahkaha attı. O da mutfak tezgahında yanımda durmuştu. ''Bundan sonra her gün böyle mi olacak yani?'' dedi bir anda yüzünü bana yaklaştırarak. Bu yakınlık kalbime zararlı yalnız, farkında değilsiniz tabii siz. Allah'ım bu adam hang parfümü kullanıyor böyle? Boğazımı temizleyerek, biraz geri çekildim. Gözlerimi kaçırarak cevap vermeye çalıştım. ''Yani, siz beni evinizden kovana kadar.'' ''Kovacak gibi duruyor muyum?'' dedi ve gülümsedi. ''Yani, belli olmaz.'' dedim ben de güldüm. Birlikte kahvaltı hazırlamaya başladık. Bir saniye ne yaptık? O da mı kahvaltı hazırlıyordu şu an? Yani biz beraber mi hazırlıyorduk kahvaltıyı? ''Ateş Bey, siz ne yapıyorsunuz?'' ''Kahvaltı hazırlıyorum işte. Oturup bekleyeyim mi?'' ''Yani, ben hazırlayacağım zaten. Siz yormasaydınız kendinizi.'' ''Bununla yorulacaksam ohooo...'' dedi ve işine devam etti. Gülümseyerek izliyordum bu hallerini. Ben bu adamı sevmeden nasıl duracağım ki? Kaçamıyoruum işte... Kaçmayı bırak koşarak geliyorum yanına. Kahvaltı hazır olunca beraber masaya geçtik. ''Zeynep, konuyu açmak istemiyorum ama bana dün ile ilgili bir şeyler söylemeyecek misin?'' ''Ben dün için size tekrar teşekkür ederim. Şu an neyi, nasıl anlatırım bilmiyorum. Daha sonra yapsak bu konuşmayı? Ben hazır olduğumda...'' ''Bana yine beklemek düşüyor sanırım. Beklerim.'' dedi ve gülümsedi. ''İyi misin? En azından bana bunu söylemelisin. Nasıl hissettiğini bilmek istiyorum.'' diye de ekledi. ''Daha iyi olacağım.'' Kahvaltımızı bitirdik, Ateş Bey son hazırlıklarını yaparken ben de mutfağı topladım. Çıkıp arabaya doğru yürümeye başladık. ''Arabayı da ben kullanabilirim isterseniz.'' Büyük bir kahkaha attı. ''Arabamı kendim kullanırım küçük ajan, başkası kullansın istesem zaten bir şoförüm olurdu. Sen ajanlık yapmaya devam et.'' ''Emin misiniz? Bakın sordum ben, ondan sonra asistanım çalışmıyor demeyin.'' dedim ve güldüm. ''Söz veremiyorum.'' dedi ve arabaya bindi. Ateş Bey'in evinden şirket yakındı. On dakika içinde şirkete varmıştık. İçeri girdiğimizde, Oya hemen ayağa kalktı. Bir de bu vardı değil mi? Bana, Ateş Bey ile sevgili olduğunu söylemişti. Hatta daha fazlasını da ima etmişti. Neydi acaba derdi? Ateş Bey ile beraber geldiğimizi fark edince, bir kaşını havaya kaldırdı ve hesap sorar gibi bakmaya başladı bana. Omuzlarımı dikleştirdim ve ben de onun gözlerinin içine baktım. ''Günaydın Ateş Bey, sabah bir toplantınız mı vardı? Notlarınızda yazmıyor.'' dedi Ateş Bey'e bakarak. Ah be kızım! Böyle bu adamdan laf alabilir misin sence? Ben bile bir haftada senden iyi tanıdım adamı. ''Programımı artık senin takip etmene gerek yok zaten bir asistanım var.'' dedi ve yürümeye devam etti Ateş Bey. Aslanım benim be! Ben de Oya'ya yan bir gülüş atıp Ateş Bey'in peşinden yürüdüm. Üst kata çıktığımızda Ateş Bey odasına girdi. Ben de hemen kahvesini istedim. Kahveyi yine Oya getirmişti. ''Zeynep, neden Ateş ile beraber geldiniz?'' ''Ateş Bey'in özel asistanıyım sonuçta. Tuhaf bir durum yok Oya Hanım.'' dedim. Üstü kapalı bir cevap vermeye çalışmıştım. İçeri girmesini engellemek için de hızlıca ayağa kalktım ve elindeki tepsiyi kaptım. ''Teşekkürler, size zahmet oldu.'' dedim ve cevap bile duymadan Ateş Bey'in kapısını çaldım. Üç saniye bekledim ve içeri girdim. Oya'nın arkamdan, sinirden kudurduğunu hissedebiliyordum. ''Kahvenizi getirdim.'' ''Gel bakalım küçük ajan. Kendine getirmedin mi kahve?'' Kendime niye getiriyorum ki kahve? Allah'ım bu adam ilk başta ne kadar sevimsizdi! Şimdi bu tatlılık nereden geliyor? ''Afiyet olsun size, ben çıkayım.'' dedim ve odadan çıktım. İşlerimi halletmeye başladım. Önce Cansu hanımı aradım ve Ateş Bey'in evi ile ilgili hazırladıkları takvimi istedim. Her şeyin teslim süresinin iki haftayı bulacağını söyledi. Diğer görüşmeleri de ayarladıktan sonra bugün yapılacak toplantı ile ilgili çıktıları aldım, dosyaladım ve toplantı odasını hazırladım. Uzun süren toplantının ardından, masama geri döndüm. Saat üçe yaklaşıyordu. Neyse ki sabah güzel bir kahvaltı yapmıştım, yoksa açlıktan bayılırdım herhalde. ''Ajan?'' ''Buyrun Ateş Bey?'' Ajan, ajan, ajan... Bitmedi ya hu bu ajan muhabbeti de! ''Yarınki programa bakalım beraber, sonra çıkarım.'' Nasıl ya? Daha mesainin bitmesine iki saat var. Neden erkenden gidiyorsun ki? ''Tabii, geliyorum hemen.'' Aklımdan geçenlerle, söylediğim şeyler çok uyumlu gerçekten! Tabletimi ve ajandamı alıp, odaya girdim. ''Yarın sabah onda dışarıda bir toplantınız var Ateş Bey, biraz uzak bir yer. Evinizden erken çıkmanız gerekecek. Öğlen birde de burada bir sunum yapılacak. Ayrıca Ömer Bey'in asistanı yapılacaklar ile ilgili mail atmış. Onlara bakmanız gerek. Akşam da bir yemek planı var ama kiminle olduğu yok notlarımda. Mekanda yazmıyor.'' ''Tamamdır, akşamki plan özel bir durum zaten. Babamın haberi var, dert etme.'' Özel? Özel derken? E ben de özel asistanım sonuçta... Tamam kişisel asistan da olabilir ama bana söyleyemeyecek misin yani? Kiminle buluşacak bu adam? ''Ben not almayayım mı yani?'' Güldü ve önüne döndü. Cevap bile vermiyor. Gerçek mi bu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD