Mecburiyet

1005 Words
Zeynep ''Emin misin Tuğçe?'' ''Eminim Ahmet Bey, bir taşla iki kuş vuracağız.'' Bu da ne demek böyle? Masama döndüm ve Tuğçe ablanın yanıma gelmesini bekledim. Üzerimdeki şoku atlatmam ne kadar sürdü bilmiyorum ama hala benden neden böyle bir şey istediklerini anlayamıyorum. Ben bunları düşünürken Tuğçe abla, Ahmet Bey'in odasından çıktı. ''Tuğçe abla neler oluyor? Konuyu biliyormuşsun zaten. O gün beni aradığında neden bilmiyormuş gibi konuştun?'' ''Zeynep, lütfen sakin ol. Sana bu durumu daha sonra açıklayacağım ama bunu kabul etmek zorundasın. Seni riske atmıyoruz merak etme. Her şey kontrolümüz altında olacak.'' ''Bana bir açıklama yapmayacaksınız yani, bunu mu anlamalıyım?'' ''Sana açıklama yapacağım ama şu an değil. Aslında senin yapman gereken şey aynı. Sadece Ateş Bey'in asistanlığını yapacaksın. Yaptığı işleri, gittiği yerleri, konuşuğu insanları bize haber vereceksin. Eğitimler seni korkutmasın. Herhangi bir aksilik olursa kendini koruyabilmen için istiyoruz bunu. Sana zarar gelmesini engellemek için.'' ''Anlamıyorum ama bana kabul etmekten başka bir çare bırakmıyorsunuz zaten.'' Tuğçe ablanın bakışlarından ve konuşmasından kötü bir şey olmadığını hissettim ancak yine de neyin peşinde olduklarını bilmemek beni rahatsız ediyordu. Tuğçe abla bunu anlamış olacak ki tekrar konuşmaya başladı. ''Zeynep, uzun zamandır birlikte çalışıyoruz. Sen bu teklifi kabul ettiğinde zaten tekrar konuşacağız ama seni sevdiğimi ve sana zarar gelmeyeceğini bilmeni istiyorum. Sen de beni tanıyorsun artık. Şimdi, buradan çık ve ev işini hallet. Akşam gelip seni alacağım ve her şeyi konuşacağız.'' Cevap bile vermeden eşyalarımı toparlayıp şirketten çıktım. Uğur abiyi arayıp işlerinden para aldığımı söyledim. Evin satış işlemlerini durdurmasını rica ettim. Eve vardığımda babam da evdeydi. Annemi odama çağırıp şirketten yardımcı olduklarını söyledim. Annem Tuğçe ablayı tanıyor ve seviyordu. Anneme, artık patronun oğlunun asistanlığını yapacağımı ve bana güvendikleri için yardımcı olmak istediklerini söyledim. Geriye babamla konuşup adamlara ulaşmak kalmıştı. ''Baba, para işini hallettik. Adamları ara ve parayı taslim edeceğimizi söyle.'' ''Ev satılmadı, para nereden geldi?'' ''İş yerinden yardımcı oldular, taksit taksit onlara geri ödeyeceğim.'' ''Patronun mu verdi yani?'' diye sordu bağırarak. ''Evet baba, Tuğçe abla aracı oldu ve kabul ettiler.'' Bir anda babam üzerime yürümeye başladı. Ne olduğunu bile anlamadan yediğim tokatla kalakaldım. ''Ne yapıyorsun sen Barış, uzak dur kızımdan. Senin pisliğini temizlemeye çalışıyoruz burada. Sen ne yaptığını sanıyorsun?'' ''Senin bu kızına elin adamı neden bu kadar para veriyor önce bunu düşün.'' dedi babam. Bunu duymamla sinir krizi geçirmem arasındaki süreyi hesaplamak bile imkansız. Yanımdaki masanın üzerinde duran vazoyu babama doğru fırlattım. Bir yandan ona beddualar ediyor bir yandan da evde elime geçen her şeyi fırlatıyordum. Bunlara ek bir de ağlamaya başlamıştım. İki günde hayatımda hiç ağlamadığım kadar ağladım. Annem beni sakinleştirmeye, tutmaya çalışıyordu. ''Sen nasıl bir adamsın be? Bana teşekkür edeceğine şu söylediklerine bak. Sen baba mısın sahiden? Ya babayı geçtim sen insan mısın?'' Yediğim ikinci tokat beni kendime getirdi. Öfkeyle evden çıkıp sahile doğru yürümeye başladım. Dudağımın kenarından akan kan, gözyaşlarım, darmadağın bir ben. Kendime kızdım. En çok kendime kızdım. Bu hayatta en çok kendime küstüm. Beni, benden daha çok üzebilecek hiç kimse yok bu hayatta. Banka oturup denizi izlemeye başladım. Bir anda garip bir ürperti hissettim. Sanki biri beni izliyor gibiydi. Etrafıma baktım, her şey sıradandı. İnsanlar yürüyor, gülüşüyordu başka başka yerlerde. Sonra ileride dolu dolu bir bal göz gördüm. Yanıma koşarken, bal gözlerinden boncuk boncuk döküldü gözyaşları. Bana sarıldı. Öyle sıkı sarıldı ki, kemiklerim kırıldı sandım. Önce gözyaşlarını sildim sonra konuşmaya başladım. ''Kemiklerimi mi kırmaya çalışıyorsun bal göz? Ölmek için çok gencim. Daha çekilecek çilelerim var.'' dedim gülerek. Konuşmadı, gözünden bir damla daha yaş aktı. Çantasından çıkardığı peçete ile dudağımın kenarındaki kanları sildi. ''Ağlama Zeynep'im'' ''Sen ağlıyorsun, ben değil.'' ''Zeynep!'' ''Merak etme güzelim, ben alıştım artık. Babam bu. Böyle biri yani. Dışarıdaki herkes mükemmel bir adam görür ama evden içeri girdiğinde bambaşkadır. Dışarıdaki herkese gülümsemesini, sevgisini verir. Evden girdiği zaman verdiği tek şey zarar ziyan.'' ''Zeynep, çok üzgünüm. Senin için her şeyi bambaşka yapmak isterdim.'' ''Haydi kapat bu konuyu. Daha önemli şeyler var, bana yardım etmelisin.'' ''Ne oldu?'' Sedef'in bu sorusundan sonra iş yerinde olanları ona anlattım. Bana yardım etmesini istediğim bal arkadaşım ise bir anda gülmeye başladı. Ben ona anlamsız gözlerle bakıyordum. ''Kızım, ne güzel bir fırsat gelmiş işte sana. Buna neden dertleniyorsun ki? Kötü bir şey yok. Yine asistanlık yapacaksın alt tarafı. Bunun neden abartıyorsun bu kadar?'' Sedef'e ters bir bakış attım daha da sinirlenerek konuşmaya başladım. ''Benden Ateş'in gölgesi olmam istendi. Ah! Bu adamlarla nasıl başa çıkacağım? Her şeyi geçtim ben bu adamı koruyamam bile, benden istenen şeyin farkındalar mı sahiden? Ben normal bir asistanım sadece, bunu anlayamıyorlar mı?' Sedef ise oldukça sakindi. ''Senden ajanlık yapmanı ya da bir koruma olmanı istemediler balım, sadece adamın asistanı olacaksın. Nerede olduğunu, ne yaptığını bileceksin ve babasına haber vereceksin. Kimse senden kahramanlık beklemiyor gibi duruyor, lütfen sakin ol.'' Sedef'in bu kadar sakin olmasına, Tuğçe ablanın güven veren bakışlarına rağmen beni rahatsız eden bir şey vardı. ''Sedef aslında bir şey daha var.'' dedim ve şirkette Ateş Beyle olan olayı anlattım. ''Anlam veremedim pek, neden böyle bir şey yaptı ki?'' ''Ben nereden bileyim kızım. Anlasam zaten sana böyle mi anlatırım?'' ''Bu olanlardan sonra adama tokayı yapıştırmama sebebin ne peki?'' ''Adamın patronumun oğlu olması ve işe ihtiyacım olması olabilir mi balım?'' ''Evet senin mantıklı bir sebebin varmış.'' dedi ve güldü. ''Bana neden öyle davrandığını anlamıyorum bu yüzden beraber çalışmaktan da korkuyorum biraz. Ki birazcık ajanlıkta yapacağım gibi.'' ''Kızım ajanlık falan yok, sen asistanlık yapacaksın. Tuğçe'ye Ahmet Bey'in her şeyini haber veriyordun işte Ateş'inkini de vereceksin. Bir fark yok.'' ''Bu açıdan bakınca doğru ya, adamın düşmanına proje çalmıyorum sonuçta.'' Çalan telefon konuşmamıza ara vermemize neden oldu. Telefonu elime aldım ve Tuğçe ablanın aradığını gördüm. Açtım ve ona nerede olduğumu tarif ettim. Tuğçe ablanın geldiğini görünce bal gözle vedalaştık. O eve giderken, ben Tuğçe ablayla beraber yola çıktım. ''Nereye gidiyoruz Tuğçe abla?'' ''Benim evime gidiyoruz canım, Ahmet Bey ve Nevra oradalar. Bizi bekliyorlar.'' ''Nevra Hanım neden orada?'' ''O da seni görmek istiyor. Senden kötü bir şey istemiyoruz Zeynep. Bana güven lütfen.'' Umarım bu konuşmadan sonra aklımdaki soru işaretlerini geride bırakabilirim. Tuğçe ablaya güvenerek yola devam ettik. ... 1 Saat Sonra ... ''Bunun işe yarayacağından emin misiniz Ahmet Bey?'' ''Merak etme Zeynep kızım, çok kısa sürecek. Sonrasında istersen yine benimle çalışırsın.'' ''Tamam. Ne zaman başlıyorum?''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD