Zeynep
''Bugün yani, güzel. Sevdim seni Zeynep.''
Bana el sallayıp içeri girdi. Sadece arkasından baktım.
Bir süre sonra Karan Bey geldi.
''Aaa, Zeynep merhaba nasılsın?''
''İyiyim, siz nasılsınız?''
Bu adam deli mi geçen gün bana laf sokuyordu. Abi kardeş değişik bunlar gerçekten.
''İyiyim, abimle bir şey görüşecektik de.''
''Anladım.''
''Tamam o zaman, kolay gelsin sana.''
''Sağ olun, Karan Bey.''
Karan Bey içeri girdikten sonra, odadan bir anda daha fazla ses gelmeye başladı. Bir an içeri girmeyi düşündüm ama sonra vazgeçtim. Ateş Bey ile daha da ters düşmeye gerek yoktu. Bu adam neden bana öyle davrandı ya? Şimdi bir de tersliyor. Gelirken Oya'dan aldığım ajandaları ve takvimleri incelemeye başladı. Ateş Bey'in önceki sekreterini aray gerekli bilgileri aldım ama bunlar benim için yetersizdi. Burada sadece toplantıları yazıyordu. Akşam ne yapıyor, sabah ne yapıyor, nerelere gidiyor? Bunları öğrenmem gerekiyordu. Toplantılar için mekanlar bile yazmıyor programda. Ateş Bey'le bir program yapmaktan başka çarem yoktu. En fazla biraz terslerdi ama yapacak bir şey yok. Girdik bu işe bir kere.
Bir süre sonra odadaki herkes dışarı çıktı.
''Karan, şu adamı sinirlendirme artık.'' dedi Deniz Bey.
''Abi yanlış anlaşılma diyorum. Neden anlamıyorsunuz?''
''Erdem ben bununla uğraşamayacağım daha fazla. Gidiyorum. Akşam görüşürüz.''
''Görüşürüz kardeşim.''
Herkes bana baş selamı verdi ve uzaklaştılar. O esnada masadaki telefon çaldı. Ateş Bey beni çağırdı. Tamamdır Zeynep, sakin ol. Sana sinirli değil sonuçta, kardeşine kızmış. Senlik bir durum yok diyerek kendimi sakinleştirdim. Ama zaten keyfim olmadığı için yüzüme asla bir gülümseme yerleştiremedim. İçeriye girdim.
''Buyrun Ateş Bey.''
E kızım döv bir de adamı, çok sert söyledim. Kesin sinirlenecek yine.
''Bir sorun mu var?'' diye sordu. Yok canım ne sorunu, alt tarafı patronum işten kovdu, gözüme gözükme dedi ama ben onun her zaman yanında olmak zorundayım. Bu bir sorun mu?
''Hayır, sizi dinliyorum.'' dedim. Zeynep, hadi kızım yapabilirsin gül biraz. Adam kesin kovacak beni.
İşle ilgili sorular soruyordu ama ben bir an önce kendi konuma dönmek istiyordum. Haydi be adam. Soru soracağın mı tuttu? Özür diledi benden, neden öyle davrandığını anlamadığım için özrünü de pek anlamadım açıkçası. O yüzden geçiştirdim.
''Önemli değil, başka bir şey var mı?''
''Benim söyleyeceğim başka bir şey yok ama senin var gibi duruyor. Haydi söyle.''
Zeki adamın hali de başka oluyor vallahi. Hemen anladı.
''Evet, aslında iş ile ilgili konuşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi bilgi vermem gereken insanlar var.'' dedim ve güldüm.
Ah! O da güldü. Bu adam gülebiliyor.
''Tuğçe, babam, annem gibi mi?''
''Evet, asistanınızdaki bilgiler muhtemelen yeterli olmayacak. O yüzden müsaitseniz beraber programınıza bakalım diyecektim. Bugün zaten önemli bir işiniz gözükmüyor.''
Yerinden kalktı, toplantı masasından bir sandalye aldı ve kendi çalışma masasına götürdü.
''Haydi gel bakalım. Hazırlayalım programımızı.''
E, toplantı masasında otursaydık ya keşke. Böyle dip dibe olur mu yahu? İç sesimi duymuş gibi cevap verdi.
''Burada bilgisayarda takvimim var, daha kolay olur. Gel.''
Yok pek mantıklı gelmedi ama yine de benim o takvime ihtiyacım var.
''Yok pardon, hemen geliyorum. Dalmışım.''
Yanına oturdum. Ah o koku, evet bir de bu vardı değil mi? Bu adam mükemmel kokuyor. Ona dönmemle göz göze geldik. Neden bu kadar yakınız şu an biz? Kaç geri Zeynep, kaç kaç.
''Başlayalım mı Ateş Bey?''
''Evet, ne öğrenmek istiyorsun?''
''Her şeyi desem çok mu olur?'' dedim ve gülümsedim.
''Çok oldu. Evet yani şey çok olur, iş ile ilgili takvimim burada, bak sen.'' dedi ve yerinden kalkıp pencereye doğru gitti, dışarıyı izlemeye başladı.
Bütün takvimi mail ile kendime ilettim.
''Ateş Bey?''
''Efendim?''
''Şey, bu programda sadece on ikiden beşe kadar olan programınız var. Yani beş saatlik.''
''Sana ne kadar lazım?'' dedi ve güldü.
''Yirmi dört saat olsa işim çok kolaylaşırdı.'' dedim ve bende güldüm.
Tekrar arkasını döndü ve pencereden dışarıya bakmaya başladı.
''İşte olduğum saatler ve görüşmeler orada. Fazlasını direkt söyleyecek olsam babama söylerdim. Seni de ajan olarak yanıma yollamazdı değil mi?''
Biraz sinirli söylemişti.
''Tabii, muhtemelen.''
Neden bu kadar mantıklı konuştun ama şu an?
''Zeynep, biz ortak değiliz. Benden laf alıp babama anlatmana izin vermem. Öğrenebiliyorsan öğren ve söyle. Benim tek beklentim işini yapman.''
''Peki Ateş Bey.''
''Bugün bu kadar yeter, çıkabilirsin. Hatta dur beraber çıkalım.''
Tamam dedim ve eşyalarımı almak için masama gittim. Ateş Bey'i beklemeye başladım. Aşağıya indiğimizde Oya ayağa kalktı ve Ateş Bey'e doğru yürüdü.
''Ateş Bey, bugün epey durdunuz şirkette ama yine yüzünüzü göstermediniz.'' dedi cilveli cilveli.
Cilve mi? Bunlar sevgili mi? Düşüncelerimi doğrulayan soru da geldi.
''Akşam tam dokuzda Glamo'da olacağım.''
Ateş Bey cevap bile vermeden yürümeye başladı. Ee sevgilisi var. Ben bir de adamın kokusu güzel falan dedim. Vicdan azabı çekmeli miyim? Yok ya? Yakışıklı dedik, güzel kokuyor dedik alt tarafı. O kadarı da ayıp olmaz herhalde.
''Zeynep... Zeynep...''
''Hı? Efendim? Bana mı seslendiniz? Buyrun?''
''Nereye daldın? Bir şey mi oldu?''
''Yoo, bir şey mi olmuş? Olduysa siz söyleyin ben de olmadı çünkü.''
''Zeynep, ne saçmalıyorsun?'' dedi ve güldü.
Olmaz, olmaz gülme. Bakmayacağım. Başıma sağa çevirdim ve arabaya yaslanıp beni izleyen Ali'yi gördüm. Hemen kaçmam lazımdı.
''Ben gideyim artık Ateş Bey, yoruldum herhalde. İyi akşamlar.'' dedim ve arkamı dönüp Ali'ye doğru yürümek istedim ama gidemedim. Kolumdan tutuluyorum şu anda.
''Bir şey mi oldu?''
''Zeyna...''
''Ali...''
Ali yanımıza doğru yürümeye başladı, onu görünce Ateş Bey'de kolumu bıraktı.
''Ali neden geldin?''
''Gelmeseydim de senin o sevimsiz arkadaşının çenesini mi çekseydim? Kırk kere aradı bugün beni, işten sen al diye.''
''Sedef mi aradı?''
''Evet, Kırk kere hem de.'' dedi imayla. Gelen boğaz temizleme sesiyle Ateş Bey'in burada olduğu gerçeğiyle tekrar yüzleştim.
''Ali, Ateş Bey. Kendisi benim yeni patronum. Ateş Bey, Ali de arkadaşım.''
''Memnun oldum Ali.''
''Ben de öyle Ateş, Zeyna arkadaşım dedin kalbim kırıldı haberin olsun. Abisi sayılırım ben. Abisi diyelim.''
''Aynı yaştayız Ali, insanlara abim diyemem.'' dedim ve gülümsedim. Ateş Bey araya girdi.
''Olur olur, abi olur.'' dedi ve Ali'ye güldü.
''Neyse biz gidelim Ateş Bey, iyi akşamlar tekrar.''
''İyi akşamlar, Zeynep. Memnun oldum Ali, hoşça kal.''
Ali yalnızca bir baş selamı verdi.
Arabaya bindiğimizde Ali konuşmaya başladı.
''Soğuk bir adama benziyor. Bu adam hayatta sana ne yaptığını, nereye gittiğini söylemez. Ketum gibi.''
''Evet, söylemedi zaten. Ama bu gece Glamo diye bir yerde olacakmış.''
''Güzel mekandır, herkesi almazlar içeriye.''
''Ben nereye gideceğini öğrendim, gerisini babası düşünsün. Haydi eğitime geç kalacağım, çıkalım artık.''
''Uçuyoruz o zaman.'' dedi Ali ve yola çıktık.